Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Risale Açıklamalı
Mektubat
Yirmi İkinci Mektup'tan (Uhuvvete Dair)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="topraktoprak" data-source="post: 271557" data-attributes="member: 11795"><p><strong>Cevap: Açıklamalı Risale 8:Yirmi İkinci Mektup uhuvvete bakisimiz.</strong></p><p></p><p><span style="font-size: 12px">Uhuvvet, Bir müminin dünyasının hayatı içtimaiyyeyi İslamiyesince en ehemmiyetli bir daire-i hakikatidir.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hem en hayattar ve meyvedar bir mahiyet ve o mahiyet içinde çok harika neticeleri olan keyfiyetli bir özelliktir.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bir kendi dersimiz ışığında kendi meslek ve meşrebimizin fıtratına muvafık dersimize başlarken..Üstadımızın en mühim talebelerinden olan Hulusi ağabeyin “Hizmet nasıl olmalı”adlı notlarından bir alıntıyla Bismillah diyelim inşallah…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ağabeyimiz demiş;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"> Ben size bir şey söyleyeyim mi, bir sır söyleyeyim mi? Nur Talebesinde uhuvvet ruhu gelişmezse o Nur Talebesinde marifet sırrı da gelişmiyor, açılmıyor. Çünkü uhuvvet, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin ruh-u manevisi hükmündedir. Uhuvvet, davanın kayyumu manasındadır. Uhuvvet ruhu çökünce Risale-i Nur’un şahs-ı manevisine de, alakadarlık noktasında gelen füyuzât artık gelmiyor. Risale-i Nur Talebesi Risaleyi okuyor, malumatı artıyor. Fakat marifeti, istikameti ve ihlâsı artmıyor. Cenab-ı Hak bu vartalardan ve bu tehlikelerden hepimizi muhafaza etsin. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Uhuvvet ruhu gelişmeyen bir Nur Talebesinde yalnız mâlûmat gelişse, o zaman onunla tahakküm yapar, sanki gardiyan olur. Elinde bir düdük öttürür, yatılacak, kalkılacak, Allah korusun. Cenab-ı Hak bu vartalardan da bizi muhafaza etsin. İşte bu müthiş marazın merhemi ihlâstır. Yani hakperestliği, nefisperestliğe tercih etmek. Hakkın hatırı, nefsin ve enaniyetin hatırına galip gelmekle “İn erciye illâ alallah” sırrına mazhar olur.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet bir nur talebesi hizmet-i imaniyesi cihetiyle kardeşleriyle münasebattar olduğu gibi alemi İslam ile de şuuren münasebattardır… Dualarıyla olduğu gibi hakikatin neşrinde uğradığı menziller ve İslam kardeşleriyle ilişkilerinde mehasini islamiyenin yüksek ahlakının tesisinde de vazifedardır…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">İnsan aleminde fıtratına derc edilmiş binler hissiyat var..Menfileri olduğu gibi güzelleri meşruları da vardır…Bir çok gaye için vaz edilen ve cihazata yerleştirilen bu duygular kendilerine uygun dairelerde hareket ederler..Kimileri terbiyeye kimileri terakkiye kimileri tasfiyeye düzene yönlendirilmeye muhtaçtır…Menfi duyguları harekete geçiren hisler nefsin mahiyetinde mündemiç ve Şeytanın desiseleriyle müteharriktir… Malum şeytanın tahrik ettiği manalar vehimlerdir..Ve vehimler ademi manalardan çıkan süretlerin hayal terzihanesinde biçilmiş elbiseleriyle kalpte fikirde yaptıkları seyahat sürecidir…Ve İlim ile yani özelliğini bilmekle tard edilen..lakayd kalarak tesirini kaybeden..kuvvet kazanan bilmeklerle ve hakka yaklaşan kazanımlarla iyice zayıflayıp bitme derecesi ile kaybolmanın eşiğine gelen hallerdir...</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hem üstadımızın bir dersinde buyurduğu;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler, "Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme." Yani, "Fıtratını değiştir" gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, "Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz"; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Gibi hakikatlerle yapıcı yönlendirmenin neticesinde, mizaç özelliğini kanalize ettiği dairede kullanışlılık ile tanzim ederek nasıl verimli bir hale gireceği de gösterilmiş…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">İşte Risale-i Nurda ki meselelerin muvazenelerinde görünen..mananın hidayete mazhariyetiyle hak ve batılının bir birinden ayrılmışlığı ve iradenin iyiye meyli neticesinde de terbiye ve istihdamının da şekillendiği müşahedesidir…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bu Uhuvvet Risalesi bu manaya terbiyeyi nefs ile birlikte nedametten hidayete himmetten tesanüde..âli cenaplıktan şefkate bir yolculuğu ..insaf ile mukayese ..hak ile hakka tarafgirliği tesis etmektedir…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet, üstadımız demiş;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Mü'minlerde nifak ve şikak, kin ve adâvete sebebiyet veren tarafgirlik ve inat ve haset, hakikatçe ve hikmetçe ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı mâneviyece çirkin ve merduttur, muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bozgunculuk ayrılıkçılık düşmanlığa sebeb veren tarafgirlik..yani keni fikir ve düşüncesine gittiği yoldaki akımın onda sağladığı taraf tutmasına kadar..ve çekememe kıskanmak;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">1- hakikatçe..</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">2-,hikmetçe yani hikmet yönünden yani varlık ve işleyiş nedenlerine gerekçelerine zıt olarak..</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">3-Her şeyi ile büyük bir insanlık anlamına gelen ameli, fikri ve niyetlerine kadar, bir kıymete haiz ve akıbet-i saadetine kadar güzelliği kuşatmış..Ve Allah’ın CC rızası şemasının en hayattar göstergesi ve huzurdan başka bir maksad ve manası bulunmayan..mutilerine yani itaatkarlarına memnuniyetten başka bir şey vermeyen mutlak hayır olan İslamiyetçe..</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">4-Şahsi hayatı olarak</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">5-Yaşadığı içtimai..yani sosyal hayatı olarak</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">6-Ve manevi hayat olarak</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Çirkin,reddedilmiş,zararlı,zulümlü ve insan hayatı için zehir hükmündedir..diyerek ifade etmiş..</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ve ;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Çok cihetlerinden altı vechi dersine başlamış.Yukarıda söylediği..çirkin,reddedilmiş,zararlı zulümlü gibi manalarla kardeşliği bozan yıpratan ortadan kaldıran düşünce ve yaklaşımlara hakikatin talimini uygulayarak demiş;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Şu hakikatin gayet çok vücuhundan altı veçhini beyan ederiz. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">BİRİNCİ VECİH</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hakikat nazarında zulümdür.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ey mü’mine kin ve adâvet besleyen insafsız adam! Nasıl ki, sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz mâsum ile bir câni var. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. Hattâ birtek mâsum, dokuz câni olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hakikat nazarı adil bir nazardır..Mümine düşmanlık besleyen ise insafsız bir adamdır..O insafsız nazar adaletsizlikle hükmeder ki..o hüküm ise batıl bir hüküm, hata bir kabul ,inadi bir yaklaşım ve zulümdür.Bir gemi veya evde seninle beraber dokuz masum bir cani olsa..o masumların hakkı hayatları hükmünce o cani yüzünden ,hatta dokuz cani bir masum olsa o gemi batırılamaz o ev yandırılmaz.Çünkü o masumun orada masumane bir hakkı hayatı var…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Aynen öyle de, sen, bir hane-i Rabbâniye ve bir sefine-i İlâhiye olan bir mü’minin vücudunda, iman ve İslâmiyet ve komşuluk gibi, dokuz değil, belki yirmi sıfat-ı mâsume varken, sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir câni sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla o hane-i mâneviye-i vücudun mânen gark ve ihrakına, tahrip ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şenî ve gaddar bir zulümdür.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet,Allah’ın CC mü’min bir kulunu İlahi bir gemi ve Rabbani bir haneye diye ifade ederek ,İman kadar yüksek bir hakikatin,İslamiyet ile komşulukla o vücuttaki birlikteliğini söyleyip..Masum sıfatların çokluğunu..onun bir kötü sıfatının yüzünden kinle düşmancasına bir yaklaşımın ve ona bakışın nefsani bir hoşnutsuzluk olduğunu..Ve o nazarın, o içinde masumlar bulunan gemiye ve eve benzeterek beyan ettiği mananın batmasını yanmasını arzu etmekle teşebbüste bulunmak alçakça ve merhametsizce bir zulümdür. Demiş…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">İKİNCİ VECİH</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hem hikmet nazarında dahi zulümdür. Zira malûmdur ki, adâvet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi, mânâ-yı hakikîsinde olarak beraber cem’ olamazlar.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet Hikmet bir maksad için kainata hareket verdiği gibi insanda ki hislerede bir gaye ile hareket verir bir özellik belirler..Zıtlar hem ayrıştırmak hemde gösterilmek istenen mananın ortaya çıkmasunda zıddi bir tahrik ile manayı yalınlaştırmaya hizmet eder..evet burada da ifade ettiği hikmet nazarında da zulumdür..çünkü sevgi ile düşmanlık..ışık ile karanlık hikmeten bir arada bulunmazlar..</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">Eğer muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakikî bulunsa, o vakit adâvet mecazî olur, acımak suretine inkılâp eder. Evet, mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır. Onun için, nass-ı hadîsle, “Üç günden fazla mü’min mü’mine küsüp kat-ı mükâleme etmeyecek.” </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Eğer sevgi kendi sebelerinin üstünlüğüne göre bir kalpte gerçekten olsa o zaman düşmanlık gerçek olmaz ve acımak suretine döner…Mümin kardeşini sever ve sevmeli..O kötü olsa ona acır..Üzerinde hükmederek baskı kurarak değil onun iyilikle yaklaşarak düzelmesine çalışır..Ve hadîs-i Şerifi söylendiği gibi; Mü’min Mü’mine üç günden fazla küsüp konuşmamazlık etmemeli…demiş..</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Sonra bu mananın tersini değerlendirerek;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Eğer esbab-ı adâvet galebe çalıp, adâvet, hakikatiyle bir kalbde bulunsa, o vakit muhabbet mecazî olur, tasannu ve temelluk suretine girer.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Diye söylemiş.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet, Düşmanlık sebepleri çok olup üstün gelse galip olsa ve düşmanlık bir kalpte gerçekten bulunsa, o zaman sevgi gerçek olmaz ve yapmacık hareketlerle varmış gibi dalkavukça hareketlerle sahiplenmek suretine girer …</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mü’min kardeşine kin ve adâvet ne kadar zulümdür. Çünkü, nasıl ki sen âdi, küçük taşları Kâbeden daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öylede, Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü’mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet İnsaf nazarına atfettiği ve insafsızlığın gösterdiği çirkinliği ile aklın ve gerekçelerin doğruyu tercihine bir meyil oluşturarak işin hakikatini ifade etmiş..Mü’min kardeşine kin düşmanlık zulumdür..İmanı kâbe hürmetinde ..İslamiyeti uhud dağı azametinde bunlar sevgi ve birlikteliği istediği halde..Ona düşmanlık etmeye sebep olan ve o dağlara nispeten görünmeyecek kadar küçük taşlar hükmünde ki bazı hatalarını o sevilmeye layık sıfatlara tercih etmek bir insafsızlık ve akılsızlıktır ve pek büyük zulumdür aklın varsa anlarsın diyerek akla havale etmiş…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet, tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder. Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostâne bir rabıta anlarsın; ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan, arkadaşâne bir alâka telâkki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla, uhuvvetkârâne bir münasebet hissedersin. Halbuki, imanın verdiği nur ve şuurla ve sana gösterdiği ve bildirdiği esmâ-i İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetleri var.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet, İnanç birliği elbette kalp birlikteliğini ister..Ve Bir olan itikad dahi..içtimai olarakta birlikteliği iktiza eder ister…Askeri bir birlik olan taburdan misal vererek ..senin o taburda olmakla inkar edemezsin ki o adama karşı dostane bir bağlılık hissedersin;ve bir kumandanın emri altında bulunmakla arkadaşane bir ilişki bir alaka ile bir bakış birlikteliği elde edersin.Aynı memlekette bulunmakla kardeşane bir münasebet hissedersin..Buna kıyasen diyor ki..Halbuki;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">İmanın verdiği nur ve şuurla </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ve sana gösterdiği ve bildirdiği Allah’ın CC güzel isimleri adedince birlik alakaları</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ve birliktelik bağları</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ve kardeşlik münasebetleri var…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ve onun hakikatini göstererek demiş;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Meselâ,</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">her ikinizin Hâlıkınız bir,</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Râzıkınız bir bir, bir, bine kadar bir, bir.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir—bir, bir, yüze kadar bir, bir.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir—ona kadar bir, bir.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">demiş…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hem bu irtibat-ı ulviyenin gerekçelerini ifade etmekteki devamla;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları halde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü’mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i’tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet bu kadar çok birliktelikler birlikteliği..sevgi ve kardeşliği gerektirdiği ve kainatı ve gezegenleri bir birine bağlayacak manevi zincirler bulundukları halde..ki;Kainattaki yıldızlar ve gezegenler arasındaki uyumlu çalışmayı netice veren onların hilkat emirlerine bir tesanüdle adeta birlikteliklerindeki nedenlerin kardeşlik gibi neticeleri ile omuz omuza verdirilmeleri dayanışmalarının ahengi iledir..aralarındaki bağlar itaatin manevi bir bağladır..Bütün o denge ve incizap bir gayenin etrafında tecelli etmiş emri işlerken aldıkları vaziyet-i uhuvetkarenenin görüntüsüdür.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet,</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları halde..demiş….</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet,Ayrılıkçılık,bozgunculuk,kin ve düşmanlık sebebi olan örümcek ağı gibi önemsiz ve kalıcı olmayan şeyleri tercih ederek mü’mine karşı gerçekten düşmanlık besleyerek kin bağlamak..Yukarıda zikrettiği birlik bağlarına karşı bir hürmetsizlik..ve sevgi sebebi olan şeylere karşı bir hafife alma..o ulvi yaratılmışlık Allah tarafından verilmiş ve onun emrettiği nedenlerle kıymetlenmiş değerlere karşı ne derece bir zulum ve haksızlık olduğunu kalbin ölmemiş ise ve aklın sönmemiş ise anlarsın deyip..Acip bir anlayış ve insaf acısını göstermiş..Eğer kalbin ölmemiş ve aklın sönmemiş ise demiş..Burada üstadımızın bir münacatı hatıra geldi onu ekleyip diğer veche geçelim İnşaallah;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Ey Hayy ve Kayyûm olan! Hayy ve Kayyûm isimlerin hürmetine, bu perişan kalbe bir hayat ver, bu müşevveş akla doğru yolu göster. âmin.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">ÜÇÜNCÜ VECİH</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Adalet-i mahzâyı ifade eden -1- </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">1- "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." En'âm Sûresi: 6:164.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Adalet-i Mahzâ sözlük anlamıyla;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">*Adalet-i mahzâ:Tam ve eksiksiz gerçek adâlet; ferdin cüz`i hakkını bütün insanlık için dahi olsa feda etmeyen adâlet. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">*Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez. Bir fert dahi umumun selâmeti için feda edilemez. Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak, haktır. Küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük büyük için iptal edilemez. Bir cemaatin selâmeti için bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez. Demektir…</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet yukarıda geçen Ayet-i Kerimenin İfade ettiği hakikat yani;</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px">"Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." sırrına göre, bir mü'minde bulunan câni bir sıfat yüzünden, sair mâsum sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan adâvet ve kin bağlamak, ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu; ve bahusus bir mü'minin fena bir sıfatından darılıp, küsüp, o mü'minin akrabasına adâvetini teşmil etmek, </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">-2-</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"> 2- "Muhakkak ki insan çok zalimdir." İbrahim Sûresi: 14:34.</span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">sîga-i mübalâğa ile gayet azîm bir zulüm ettiğini, hakikat ve şeriat ve hikmet-i İslâmiye sana ihtar ettiği hâlde, nasıl kendini haklı bulursun, "Benim hakkım var" dersin? </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p> <span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Evet,İnadın ve hırsın ve kinin insanın muhakeme gözünü kapaması neticesinde;Mü’min kardeşinin bir kusurundan dolayı ondaki iman ve İslamiyetten gelen ahlak ile hatalarını, Rabbine affettirebilecek bir yaklaşımda bulunabilmesi ihtimali ve yanlışlarından duyduğu veya duyabileceği pişmanlıkları olabilmesi ile de onu izaleye çalışması.. hem inanç hem aidiyet hem emre itaat gibi kerim ve faziletli durum ve konumunu dikkate almayarak..yukarıdaki Adalet-i İlahiyenin, Mutlak adalet olarak gösterdiği ve buyurduğu "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez."ihtar-ı Rabbaniyesine muhalefeti irtikap etmesi gayet dehşetli ve zalimane bir hüküm ve cahilane bir cesarettir ve acip bir körlüktür…Ve ona o kusurlu sıfatından dolayı küsüp akrabalarına yakınlarına dahi o düşmanlığı yayarak genişletmek,yine yukarıda İbrahim suresinden “Muhakkak ki insan çok zalimdir." O nazarı zalimanenin zulmünün çokluğunu ifade eder bir şekilde söylenmesi ve İslamiyetin hikmet lisanı bu ayetler ikazatıyla, meseleyi en doğru ciheti ile de ihtar ettiği halde, nasıl kendini haklı bulursun ”Benim hakkım var”dersin? Deyip sormuş…</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="topraktoprak, post: 271557, member: 11795"] [b]Cevap: Açıklamalı Risale 8:Yirmi İkinci Mektup uhuvvete bakisimiz.[/b] [SIZE=3]Uhuvvet, Bir müminin dünyasının hayatı içtimaiyyeyi İslamiyesince en ehemmiyetli bir daire-i hakikatidir. Hem en hayattar ve meyvedar bir mahiyet ve o mahiyet içinde çok harika neticeleri olan keyfiyetli bir özelliktir. Bir kendi dersimiz ışığında kendi meslek ve meşrebimizin fıtratına muvafık dersimize başlarken..Üstadımızın en mühim talebelerinden olan Hulusi ağabeyin “Hizmet nasıl olmalı”adlı notlarından bir alıntıyla Bismillah diyelim inşallah… Ağabeyimiz demiş; Ben size bir şey söyleyeyim mi, bir sır söyleyeyim mi? Nur Talebesinde uhuvvet ruhu gelişmezse o Nur Talebesinde marifet sırrı da gelişmiyor, açılmıyor. Çünkü uhuvvet, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin ruh-u manevisi hükmündedir. Uhuvvet, davanın kayyumu manasındadır. Uhuvvet ruhu çökünce Risale-i Nur’un şahs-ı manevisine de, alakadarlık noktasında gelen füyuzât artık gelmiyor. Risale-i Nur Talebesi Risaleyi okuyor, malumatı artıyor. Fakat marifeti, istikameti ve ihlâsı artmıyor. Cenab-ı Hak bu vartalardan ve bu tehlikelerden hepimizi muhafaza etsin. Uhuvvet ruhu gelişmeyen bir Nur Talebesinde yalnız mâlûmat gelişse, o zaman onunla tahakküm yapar, sanki gardiyan olur. Elinde bir düdük öttürür, yatılacak, kalkılacak, Allah korusun. Cenab-ı Hak bu vartalardan da bizi muhafaza etsin. İşte bu müthiş marazın merhemi ihlâstır. Yani hakperestliği, nefisperestliğe tercih etmek. Hakkın hatırı, nefsin ve enaniyetin hatırına galip gelmekle “İn erciye illâ alallah” sırrına mazhar olur. Evet bir nur talebesi hizmet-i imaniyesi cihetiyle kardeşleriyle münasebattar olduğu gibi alemi İslam ile de şuuren münasebattardır… Dualarıyla olduğu gibi hakikatin neşrinde uğradığı menziller ve İslam kardeşleriyle ilişkilerinde mehasini islamiyenin yüksek ahlakının tesisinde de vazifedardır… İnsan aleminde fıtratına derc edilmiş binler hissiyat var..Menfileri olduğu gibi güzelleri meşruları da vardır…Bir çok gaye için vaz edilen ve cihazata yerleştirilen bu duygular kendilerine uygun dairelerde hareket ederler..Kimileri terbiyeye kimileri terakkiye kimileri tasfiyeye düzene yönlendirilmeye muhtaçtır…Menfi duyguları harekete geçiren hisler nefsin mahiyetinde mündemiç ve Şeytanın desiseleriyle müteharriktir… Malum şeytanın tahrik ettiği manalar vehimlerdir..Ve vehimler ademi manalardan çıkan süretlerin hayal terzihanesinde biçilmiş elbiseleriyle kalpte fikirde yaptıkları seyahat sürecidir…Ve İlim ile yani özelliğini bilmekle tard edilen..lakayd kalarak tesirini kaybeden..kuvvet kazanan bilmeklerle ve hakka yaklaşan kazanımlarla iyice zayıflayıp bitme derecesi ile kaybolmanın eşiğine gelen hallerdir... Hem üstadımızın bir dersinde buyurduğu; İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler, "Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme." Yani, "Fıtratını değiştir" gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, "Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz"; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur. Gibi hakikatlerle yapıcı yönlendirmenin neticesinde, mizaç özelliğini kanalize ettiği dairede kullanışlılık ile tanzim ederek nasıl verimli bir hale gireceği de gösterilmiş… İşte Risale-i Nurda ki meselelerin muvazenelerinde görünen..mananın hidayete mazhariyetiyle hak ve batılının bir birinden ayrılmışlığı ve iradenin iyiye meyli neticesinde de terbiye ve istihdamının da şekillendiği müşahedesidir… Bu Uhuvvet Risalesi bu manaya terbiyeyi nefs ile birlikte nedametten hidayete himmetten tesanüde..âli cenaplıktan şefkate bir yolculuğu ..insaf ile mukayese ..hak ile hakka tarafgirliği tesis etmektedir… Evet, üstadımız demiş; Mü'minlerde nifak ve şikak, kin ve adâvete sebebiyet veren tarafgirlik ve inat ve haset, hakikatçe ve hikmetçe ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı mâneviyece çirkin ve merduttur, muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir. Bozgunculuk ayrılıkçılık düşmanlığa sebeb veren tarafgirlik..yani keni fikir ve düşüncesine gittiği yoldaki akımın onda sağladığı taraf tutmasına kadar..ve çekememe kıskanmak; 1- hakikatçe.. 2-,hikmetçe yani hikmet yönünden yani varlık ve işleyiş nedenlerine gerekçelerine zıt olarak.. 3-Her şeyi ile büyük bir insanlık anlamına gelen ameli, fikri ve niyetlerine kadar, bir kıymete haiz ve akıbet-i saadetine kadar güzelliği kuşatmış..Ve Allah’ın CC rızası şemasının en hayattar göstergesi ve huzurdan başka bir maksad ve manası bulunmayan..mutilerine yani itaatkarlarına memnuniyetten başka bir şey vermeyen mutlak hayır olan İslamiyetçe.. 4-Şahsi hayatı olarak 5-Yaşadığı içtimai..yani sosyal hayatı olarak 6-Ve manevi hayat olarak Çirkin,reddedilmiş,zararlı,zulümlü ve insan hayatı için zehir hükmündedir..diyerek ifade etmiş.. Ve ; Çok cihetlerinden altı vechi dersine başlamış.Yukarıda söylediği..çirkin,reddedilmiş,zararlı zulümlü gibi manalarla kardeşliği bozan yıpratan ortadan kaldıran düşünce ve yaklaşımlara hakikatin talimini uygulayarak demiş; Şu hakikatin gayet çok vücuhundan altı veçhini beyan ederiz. BİRİNCİ VECİH Hakikat nazarında zulümdür. Ey mü’mine kin ve adâvet besleyen insafsız adam! Nasıl ki, sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz mâsum ile bir câni var. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. Hattâ birtek mâsum, dokuz câni olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz. Hakikat nazarı adil bir nazardır..Mümine düşmanlık besleyen ise insafsız bir adamdır..O insafsız nazar adaletsizlikle hükmeder ki..o hüküm ise batıl bir hüküm, hata bir kabul ,inadi bir yaklaşım ve zulümdür.Bir gemi veya evde seninle beraber dokuz masum bir cani olsa..o masumların hakkı hayatları hükmünce o cani yüzünden ,hatta dokuz cani bir masum olsa o gemi batırılamaz o ev yandırılmaz.Çünkü o masumun orada masumane bir hakkı hayatı var… Aynen öyle de, sen, bir hane-i Rabbâniye ve bir sefine-i İlâhiye olan bir mü’minin vücudunda, iman ve İslâmiyet ve komşuluk gibi, dokuz değil, belki yirmi sıfat-ı mâsume varken, sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir câni sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla o hane-i mâneviye-i vücudun mânen gark ve ihrakına, tahrip ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şenî ve gaddar bir zulümdür. Evet,Allah’ın CC mü’min bir kulunu İlahi bir gemi ve Rabbani bir haneye diye ifade ederek ,İman kadar yüksek bir hakikatin,İslamiyet ile komşulukla o vücuttaki birlikteliğini söyleyip..Masum sıfatların çokluğunu..onun bir kötü sıfatının yüzünden kinle düşmancasına bir yaklaşımın ve ona bakışın nefsani bir hoşnutsuzluk olduğunu..Ve o nazarın, o içinde masumlar bulunan gemiye ve eve benzeterek beyan ettiği mananın batmasını yanmasını arzu etmekle teşebbüste bulunmak alçakça ve merhametsizce bir zulümdür. Demiş… İKİNCİ VECİH Hem hikmet nazarında dahi zulümdür. Zira malûmdur ki, adâvet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi, mânâ-yı hakikîsinde olarak beraber cem’ olamazlar. Evet Hikmet bir maksad için kainata hareket verdiği gibi insanda ki hislerede bir gaye ile hareket verir bir özellik belirler..Zıtlar hem ayrıştırmak hemde gösterilmek istenen mananın ortaya çıkmasunda zıddi bir tahrik ile manayı yalınlaştırmaya hizmet eder..evet burada da ifade ettiği hikmet nazarında da zulumdür..çünkü sevgi ile düşmanlık..ışık ile karanlık hikmeten bir arada bulunmazlar.. Eğer muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakikî bulunsa, o vakit adâvet mecazî olur, acımak suretine inkılâp eder. Evet, mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır. Onun için, nass-ı hadîsle, “Üç günden fazla mü’min mü’mine küsüp kat-ı mükâleme etmeyecek.” Eğer sevgi kendi sebelerinin üstünlüğüne göre bir kalpte gerçekten olsa o zaman düşmanlık gerçek olmaz ve acımak suretine döner…Mümin kardeşini sever ve sevmeli..O kötü olsa ona acır..Üzerinde hükmederek baskı kurarak değil onun iyilikle yaklaşarak düzelmesine çalışır..Ve hadîs-i Şerifi söylendiği gibi; Mü’min Mü’mine üç günden fazla küsüp konuşmamazlık etmemeli…demiş.. Sonra bu mananın tersini değerlendirerek; Eğer esbab-ı adâvet galebe çalıp, adâvet, hakikatiyle bir kalbde bulunsa, o vakit muhabbet mecazî olur, tasannu ve temelluk suretine girer. Diye söylemiş. Evet, Düşmanlık sebepleri çok olup üstün gelse galip olsa ve düşmanlık bir kalpte gerçekten bulunsa, o zaman sevgi gerçek olmaz ve yapmacık hareketlerle varmış gibi dalkavukça hareketlerle sahiplenmek suretine girer … Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mü’min kardeşine kin ve adâvet ne kadar zulümdür. Çünkü, nasıl ki sen âdi, küçük taşları Kâbeden daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öylede, Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü’mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın. Evet İnsaf nazarına atfettiği ve insafsızlığın gösterdiği çirkinliği ile aklın ve gerekçelerin doğruyu tercihine bir meyil oluşturarak işin hakikatini ifade etmiş..Mü’min kardeşine kin düşmanlık zulumdür..İmanı kâbe hürmetinde ..İslamiyeti uhud dağı azametinde bunlar sevgi ve birlikteliği istediği halde..Ona düşmanlık etmeye sebep olan ve o dağlara nispeten görünmeyecek kadar küçük taşlar hükmünde ki bazı hatalarını o sevilmeye layık sıfatlara tercih etmek bir insafsızlık ve akılsızlıktır ve pek büyük zulumdür aklın varsa anlarsın diyerek akla havale etmiş… Evet, tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder. Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostâne bir rabıta anlarsın; ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan, arkadaşâne bir alâka telâkki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla, uhuvvetkârâne bir münasebet hissedersin. Halbuki, imanın verdiği nur ve şuurla ve sana gösterdiği ve bildirdiği esmâ-i İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetleri var. Evet, İnanç birliği elbette kalp birlikteliğini ister..Ve Bir olan itikad dahi..içtimai olarakta birlikteliği iktiza eder ister…Askeri bir birlik olan taburdan misal vererek ..senin o taburda olmakla inkar edemezsin ki o adama karşı dostane bir bağlılık hissedersin;ve bir kumandanın emri altında bulunmakla arkadaşane bir ilişki bir alaka ile bir bakış birlikteliği elde edersin.Aynı memlekette bulunmakla kardeşane bir münasebet hissedersin..Buna kıyasen diyor ki..Halbuki; İmanın verdiği nur ve şuurla Ve sana gösterdiği ve bildirdiği Allah’ın CC güzel isimleri adedince birlik alakaları Ve birliktelik bağları Ve kardeşlik münasebetleri var… Ve onun hakikatini göstererek demiş; Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir—bir, bir, yüze kadar bir, bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir—ona kadar bir, bir. demiş… Hem bu irtibat-ı ulviyenin gerekçelerini ifade etmekteki devamla; Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları halde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü’mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i’tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın. Evet bu kadar çok birliktelikler birlikteliği..sevgi ve kardeşliği gerektirdiği ve kainatı ve gezegenleri bir birine bağlayacak manevi zincirler bulundukları halde..ki;Kainattaki yıldızlar ve gezegenler arasındaki uyumlu çalışmayı netice veren onların hilkat emirlerine bir tesanüdle adeta birlikteliklerindeki nedenlerin kardeşlik gibi neticeleri ile omuz omuza verdirilmeleri dayanışmalarının ahengi iledir..aralarındaki bağlar itaatin manevi bir bağladır..Bütün o denge ve incizap bir gayenin etrafında tecelli etmiş emri işlerken aldıkları vaziyet-i uhuvetkarenenin görüntüsüdür. Evet, Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları halde..demiş…. Evet,Ayrılıkçılık,bozgunculuk,kin ve düşmanlık sebebi olan örümcek ağı gibi önemsiz ve kalıcı olmayan şeyleri tercih ederek mü’mine karşı gerçekten düşmanlık besleyerek kin bağlamak..Yukarıda zikrettiği birlik bağlarına karşı bir hürmetsizlik..ve sevgi sebebi olan şeylere karşı bir hafife alma..o ulvi yaratılmışlık Allah tarafından verilmiş ve onun emrettiği nedenlerle kıymetlenmiş değerlere karşı ne derece bir zulum ve haksızlık olduğunu kalbin ölmemiş ise ve aklın sönmemiş ise anlarsın deyip..Acip bir anlayış ve insaf acısını göstermiş..Eğer kalbin ölmemiş ve aklın sönmemiş ise demiş..Burada üstadımızın bir münacatı hatıra geldi onu ekleyip diğer veche geçelim İnşaallah; Ey Hayy ve Kayyûm olan! Hayy ve Kayyûm isimlerin hürmetine, bu perişan kalbe bir hayat ver, bu müşevveş akla doğru yolu göster. âmin. ÜÇÜNCÜ VECİH Adalet-i mahzâyı ifade eden -1- 1- "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." En'âm Sûresi: 6:164. Adalet-i Mahzâ sözlük anlamıyla; *Adalet-i mahzâ:Tam ve eksiksiz gerçek adâlet; ferdin cüz`i hakkını bütün insanlık için dahi olsa feda etmeyen adâlet. *Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez. Bir fert dahi umumun selâmeti için feda edilemez. Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak, haktır. Küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük büyük için iptal edilemez. Bir cemaatin selâmeti için bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez. Demektir… Evet yukarıda geçen Ayet-i Kerimenin İfade ettiği hakikat yani; "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." sırrına göre, bir mü'minde bulunan câni bir sıfat yüzünden, sair mâsum sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan adâvet ve kin bağlamak, ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu; ve bahusus bir mü'minin fena bir sıfatından darılıp, küsüp, o mü'minin akrabasına adâvetini teşmil etmek, -2- 2- "Muhakkak ki insan çok zalimdir." İbrahim Sûresi: 14:34. sîga-i mübalâğa ile gayet azîm bir zulüm ettiğini, hakikat ve şeriat ve hikmet-i İslâmiye sana ihtar ettiği hâlde, nasıl kendini haklı bulursun, "Benim hakkım var" dersin? Evet,İnadın ve hırsın ve kinin insanın muhakeme gözünü kapaması neticesinde;Mü’min kardeşinin bir kusurundan dolayı ondaki iman ve İslamiyetten gelen ahlak ile hatalarını, Rabbine affettirebilecek bir yaklaşımda bulunabilmesi ihtimali ve yanlışlarından duyduğu veya duyabileceği pişmanlıkları olabilmesi ile de onu izaleye çalışması.. hem inanç hem aidiyet hem emre itaat gibi kerim ve faziletli durum ve konumunu dikkate almayarak..yukarıdaki Adalet-i İlahiyenin, Mutlak adalet olarak gösterdiği ve buyurduğu "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez."ihtar-ı Rabbaniyesine muhalefeti irtikap etmesi gayet dehşetli ve zalimane bir hüküm ve cahilane bir cesarettir ve acip bir körlüktür…Ve ona o kusurlu sıfatından dolayı küsüp akrabalarına yakınlarına dahi o düşmanlığı yayarak genişletmek,yine yukarıda İbrahim suresinden “Muhakkak ki insan çok zalimdir." O nazarı zalimanenin zulmünün çokluğunu ifade eder bir şekilde söylenmesi ve İslamiyetin hikmet lisanı bu ayetler ikazatıyla, meseleyi en doğru ciheti ile de ihtar ettiği halde, nasıl kendini haklı bulursun ”Benim hakkım var”dersin? Deyip sormuş…[/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Risale Açıklamalı
Mektubat
Yirmi İkinci Mektup'tan (Uhuvvete Dair)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst