Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Yokluk Yola Sermayedir
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ruh" data-source="post: 108789" data-attributes="member: 1370"><p><strong><em><span style="color: green">Bir gün bir âşık sevgilisinin kapısına gidip kapıyı çalınca, sevgilisi içerden seslendi:</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“Kapıyı kim çalıyor? Kim O?”</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Âşık cevap verdi:</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“Ey yüce sevgili! Kapına gelen benim; ben, zavallı kölen.” </span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Sevgili öfkeyle bağırdı:</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“Çekil git kapımdan. Sen daha olgunlaşmamışsın. Bu sofrada hamlara yer yok. Bu ev küçük iki kişi sığmaz.”</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Zavallı adam çaresiz ayrıldı. Tam bir yıl O sevgilinin ayrılığına dayanıp dolaştı durdu, kavrulup pişti. Bir sene sonra sevgilisinin kapısına geldi. Heyecanla kapıyı çaldı. Sevgili içerden seslendi: “Kimdir O? Kim çalıyor kapımı?</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Çaresiz âşık perîşan bir halde cevap verdi: “Ey câna cân katan sevgili! Ey bir bakışıyla binlerce âşığı perişan eden gönül avcısı! Kapını çalan “SENSİN! SEN!” </span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Sevgili gönül okşayan bir sesle: “Madem ki “SEN BENSİN”. Ey BEN! Gel içeriye, gönül evi burasıdır. Oraya iki kişi sığmaz” dedi. (Mesnevî)</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Âşık mâşûkunun kulu, kölesidir. Âşığın sahip olduğu her şey sevgilisine aittir. Gerçek âşık Mevlâsı karşısında hiçbir şeye mâlik olmadığını idrâk edendir. Kul kendi varlığının gerçek sahibinin de Mevlâsı olduğu şuuruna varınca yokluk mertebesine ulaşır. Yokluğa eriştiğinde ise geriye sâdece Mevlâsı kalmıştır. Böyle bir yokluğun fânîsi Ahmedî, cümle vârını dosta veren yoksullardandır:</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“Vârımı ol dosta verdim hânumânım kalmadı</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Cümlesinden el yudum pes dü cihânım kalmadı”</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">(Sahip olduğum her ne var ise O dosta, sevgiliye verdim. Evim, barkım kalmadı. Tamamından elimi-eteğimi çektim. Sonra öyle bir hale geldim ki; her iki âlemden de (dünya ve âhiret) uzağım artık.)</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Yine Fuzûlî, içinde bulunduğu hâl ile kendinden geçmiş ve yoklukla elde ettiği incileri mısralarına dökmüştür.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“Öyle sermestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir/Ben kimim sâkî kimdir mey ü sehbâ nedir</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Hikmet-i dünyâ vü mâ fîhâ bilen ârif değil/Ârif oldur bilmeye dünye vü mâ fîhâ nedir”</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Bu dünya pazarında sermâye altın, gümüş ve paradır. Bir kimsenin bunlar olmadan bir şey almaya gücü yetmez. Hakîkat pazarında ise sermâye aşk, muhabbet ve bunun netîcesinde elde edilen yokluktur. Bunlar olmaksızın da hakîkat pazarından bir metâ almak mümkün değildir. Bu meyanda altın, gümüş ve ipek elbîselere kul olanların, hakîkat pazarında yeri yoktur. Çünkü âşıklık menzilinde varlık yolcuya en büyük engeldir.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“Bütün âlem bu sebepten yolu şaşırdılar. Çünkü yok olmaktan, vücutlarını(varlıklarını) yok etmekten korktular. Halbuki o yokluk onlara felah getirdi. Saâdetle dirilmek isteyen kimseye irâdesiyle ölmek lâzım geldi.” (Mevlânâ)</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Gönüllerde aşk dalgaları kabarmalı. Varlık şehirleri yıkılıp yağmalanmalı. Yokluktan aşkla yola çıkan yolcunun gecesi her vakit vuslat lambasıyla aydınlanır. </span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Ahmed Gazâlî (k.s.), şu sözlerle hakîkat yolcusuna yol gösteriyor:</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“Bizim binitimiz yokluktan aşkla yürüdü. Gecemiz her zaman vuslat lambasıyla aydınlıktır.” </span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Bir gül yaprağı hafifliğinde suya konmak ve kovayı taşırmayacak kadar yokluğa ermek gerektir. Bir Budist tapınağında geçen hâdise, yükünden arınmış bir yolcunun tapınağa nasıl kabul edildiğini anlatması bakımından oldukça mânidârdır:</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“Uzakdoğu'da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki Budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.”</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Gecesini vuslat lambasıyla aydınlatanların kalbi o parlayan sonsuz ışık karşısında, tıpkı altının civada erimesi gibi erimiş, benliğini yok etmiştir. “Yoldaki engel sensin Hâfız, kalk ortadan!” diyen şâir Hâfız da içindeki varlık duygusunu kovmak ve yoluna devam edebilmek için kendine seslenmektedir. Aşırı hırs, açgözlülük, kulluk görevlerinde ruhsata yönelmek, yokluğu zarar vermeyen dünyalık şeylere sahip olmak, geniş arzular taşımak, asılsız özlem ve arzuların ardından gitmek, fakirlikten korkmak ve şükürsüzlük hakîkat yolcularının önünde duran engellerin başında gelmektedir. </span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Hakîkat yolcuları kendileri ile uğraşmaktan ve iç âlemlerine yönelmekten dolayı etrafında olup-bitenlerden dahi habersizdirler. </span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Mâşuktan başkasıyla ilgilenmekten haya ederler. Yâre giden yolda yolculuğu aksatacak, vuslatı geciktirecek her ne var ise ondan uzak durmaya çalışırlar. </span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“O kimseler, Allah’ın onun bütün hareket ve davranışlarını izlediğini bildiği için Allah’tan utanır, tevâzu ile boyun eğerler. O’nun huzûrunda kendilerini küçük ve basit görür, gururlarını kırar, saygıyla korkarak başlarını örterler. Allah’tan utandıkları için bir kez olsun başlarını gökyüzüne doğru kaldırıp bakamazlar. Onlar kendi zâhirî nefislerinden, varlıklarından tamamıyla kurtulan seçkin kimselerdir. Varlık duygusu, düşüncesi hatta kokusu bile yolculuğa mânîdir. Yola sermaye ancak yokluktur. Ancak yokluk yola sermâyedir.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Ey özüne yabancı olan!</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Ey gurbet yolcusu!</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Yolun uzun menzilin uzak.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Yükünü hafiflet! Varlığı bırak. Yokluk kanadını tak.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Âşıklık menzilinde “varlık” yolcuya engeldir.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Gönlünde aşk dalgaları kabarsın. Varlık şehirlerini yıkıp yağmalamalısın.</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Çünkü; “O yücelikte “Ben”, “Biz” veya “Sen” yoktur</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">“Ben”, “Biz”, “Sen” ve “O” hep biriz.”</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: green">Mustafa Demirci </span></em></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ruh, post: 108789, member: 1370"] [B][I][COLOR=green]Bir gün bir âşık sevgilisinin kapısına gidip kapıyı çalınca, sevgilisi içerden seslendi: “Kapıyı kim çalıyor? Kim O?” Âşık cevap verdi: “Ey yüce sevgili! Kapına gelen benim; ben, zavallı kölen.” Sevgili öfkeyle bağırdı: “Çekil git kapımdan. Sen daha olgunlaşmamışsın. Bu sofrada hamlara yer yok. Bu ev küçük iki kişi sığmaz.” Zavallı adam çaresiz ayrıldı. Tam bir yıl O sevgilinin ayrılığına dayanıp dolaştı durdu, kavrulup pişti. Bir sene sonra sevgilisinin kapısına geldi. Heyecanla kapıyı çaldı. Sevgili içerden seslendi: “Kimdir O? Kim çalıyor kapımı? Çaresiz âşık perîşan bir halde cevap verdi: “Ey câna cân katan sevgili! Ey bir bakışıyla binlerce âşığı perişan eden gönül avcısı! Kapını çalan “SENSİN! SEN!” Sevgili gönül okşayan bir sesle: “Madem ki “SEN BENSİN”. Ey BEN! Gel içeriye, gönül evi burasıdır. Oraya iki kişi sığmaz” dedi. (Mesnevî) Âşık mâşûkunun kulu, kölesidir. Âşığın sahip olduğu her şey sevgilisine aittir. Gerçek âşık Mevlâsı karşısında hiçbir şeye mâlik olmadığını idrâk edendir. Kul kendi varlığının gerçek sahibinin de Mevlâsı olduğu şuuruna varınca yokluk mertebesine ulaşır. Yokluğa eriştiğinde ise geriye sâdece Mevlâsı kalmıştır. Böyle bir yokluğun fânîsi Ahmedî, cümle vârını dosta veren yoksullardandır: “Vârımı ol dosta verdim hânumânım kalmadı Cümlesinden el yudum pes dü cihânım kalmadı” (Sahip olduğum her ne var ise O dosta, sevgiliye verdim. Evim, barkım kalmadı. Tamamından elimi-eteğimi çektim. Sonra öyle bir hale geldim ki; her iki âlemden de (dünya ve âhiret) uzağım artık.) Yine Fuzûlî, içinde bulunduğu hâl ile kendinden geçmiş ve yoklukla elde ettiği incileri mısralarına dökmüştür. “Öyle sermestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir/Ben kimim sâkî kimdir mey ü sehbâ nedir Hikmet-i dünyâ vü mâ fîhâ bilen ârif değil/Ârif oldur bilmeye dünye vü mâ fîhâ nedir” Bu dünya pazarında sermâye altın, gümüş ve paradır. Bir kimsenin bunlar olmadan bir şey almaya gücü yetmez. Hakîkat pazarında ise sermâye aşk, muhabbet ve bunun netîcesinde elde edilen yokluktur. Bunlar olmaksızın da hakîkat pazarından bir metâ almak mümkün değildir. Bu meyanda altın, gümüş ve ipek elbîselere kul olanların, hakîkat pazarında yeri yoktur. Çünkü âşıklık menzilinde varlık yolcuya en büyük engeldir. “Bütün âlem bu sebepten yolu şaşırdılar. Çünkü yok olmaktan, vücutlarını(varlıklarını) yok etmekten korktular. Halbuki o yokluk onlara felah getirdi. Saâdetle dirilmek isteyen kimseye irâdesiyle ölmek lâzım geldi.” (Mevlânâ) Gönüllerde aşk dalgaları kabarmalı. Varlık şehirleri yıkılıp yağmalanmalı. Yokluktan aşkla yola çıkan yolcunun gecesi her vakit vuslat lambasıyla aydınlanır. Ahmed Gazâlî (k.s.), şu sözlerle hakîkat yolcusuna yol gösteriyor: “Bizim binitimiz yokluktan aşkla yürüdü. Gecemiz her zaman vuslat lambasıyla aydınlıktır.” Bir gül yaprağı hafifliğinde suya konmak ve kovayı taşırmayacak kadar yokluğa ermek gerektir. Bir Budist tapınağında geçen hâdise, yükünden arınmış bir yolcunun tapınağa nasıl kabul edildiğini anlatması bakımından oldukça mânidârdır: “Uzakdoğu'da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki Budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.” Gecesini vuslat lambasıyla aydınlatanların kalbi o parlayan sonsuz ışık karşısında, tıpkı altının civada erimesi gibi erimiş, benliğini yok etmiştir. “Yoldaki engel sensin Hâfız, kalk ortadan!” diyen şâir Hâfız da içindeki varlık duygusunu kovmak ve yoluna devam edebilmek için kendine seslenmektedir. Aşırı hırs, açgözlülük, kulluk görevlerinde ruhsata yönelmek, yokluğu zarar vermeyen dünyalık şeylere sahip olmak, geniş arzular taşımak, asılsız özlem ve arzuların ardından gitmek, fakirlikten korkmak ve şükürsüzlük hakîkat yolcularının önünde duran engellerin başında gelmektedir. Hakîkat yolcuları kendileri ile uğraşmaktan ve iç âlemlerine yönelmekten dolayı etrafında olup-bitenlerden dahi habersizdirler. Mâşuktan başkasıyla ilgilenmekten haya ederler. Yâre giden yolda yolculuğu aksatacak, vuslatı geciktirecek her ne var ise ondan uzak durmaya çalışırlar. “O kimseler, Allah’ın onun bütün hareket ve davranışlarını izlediğini bildiği için Allah’tan utanır, tevâzu ile boyun eğerler. O’nun huzûrunda kendilerini küçük ve basit görür, gururlarını kırar, saygıyla korkarak başlarını örterler. Allah’tan utandıkları için bir kez olsun başlarını gökyüzüne doğru kaldırıp bakamazlar. Onlar kendi zâhirî nefislerinden, varlıklarından tamamıyla kurtulan seçkin kimselerdir. Varlık duygusu, düşüncesi hatta kokusu bile yolculuğa mânîdir. Yola sermaye ancak yokluktur. Ancak yokluk yola sermâyedir. Ey özüne yabancı olan! Ey gurbet yolcusu! Yolun uzun menzilin uzak. Yükünü hafiflet! Varlığı bırak. Yokluk kanadını tak. Âşıklık menzilinde “varlık” yolcuya engeldir. Gönlünde aşk dalgaları kabarsın. Varlık şehirlerini yıkıp yağmalamalısın. Çünkü; “O yücelikte “Ben”, “Biz” veya “Sen” yoktur “Ben”, “Biz”, “Sen” ve “O” hep biriz.” Mustafa Demirci [/COLOR][/I][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Yokluk Yola Sermayedir
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst