Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Yüreğim benim, en azaplı ülke- Mustafa Ulusoy
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="anarkh" data-source="post: 139053" data-attributes="member: 953"><p><span style="font-size: 10px">Bugün de çatışma dolu hikâyeler dinledim diye düşüncelere dalmış, caddede yürüyordum. Başka ne dinleyecektim ki? Aşk hikâyelerinin bile ayrılıkla bitenlerini dinlemek zorundaydım.</span></p><p><span style="font-size: 10px">On beş dakika yürümüştüm ki, iki sürücünün arabalarının camlarından birbirlerine sarf ettikleri ağır sözleri duymamak için bakışlarımı gökyüzüne diktim. </span></p><p><span style="font-size: 10px">Onunla geçirdiğim bir saat, bakışlarımı gökyüzünden çekip alarak yeniden muhayyileme çevirdi. "Hayat yorucu!" diye başlamıştı seansa. Dikkatimi çekemediğinin farkına varmış gibi, "Kiminle konuşsan aynı sözü işitiyorsundur, diğerleri de benim gibi sözlerine hayat yorucudur diye başlıyordur, kim bilir." demişti. Bir konuda yanılıyordu. Sadece terapi seanslarında değil, insanın olduğu her yerde duyulabilirdi bu söz. </span></p><p><span style="font-size: 10px">Sözlerine beklediği düzeyde ilgi göstermemem, hayatın yorucu olmadığını düşünmemden değildi elbet. Hayat kime yorucu gelmez ki? Gözlerinde onu onaylamamı bekler bir ifade yakalayınca, "Evet haklısın." demiştim cılız bir sesle, "Hayat yorucu, hem de çok. Hikâyeni dinlemeye hazırım." </span></p><p><span style="font-size: 10px">Giuseppe Ungaretti'den aktardığı şiirin iki mısraı çarpıcıydı. Ungarretti de kimdi? Ardından da, "Hayatta neden çatışma var, neden hepimiz bu dünyada gül gibi geçinip gidemiyoruz, anlayamıyorum." diyerek, okkalı bir soruyu önüme dikiverince koltuğumdan öne biraz kaykılmıştım üç saat öncesinde. </span></p><p><span style="font-size: 10px">Karısıyla çatışmalarını anlatmıştı. Kavga etmedikleri gün yoktu. Sözcüklerin en irilerini seçiyorlardı birbirlerine fırlatmak için. Yakınlarda ağzından çıkan kelimelere öylesine şaşırmış ki, bunları söyleyen ben miydim diye kendiyle sıkı bir kavgaya tutuşmuştu. </span></p><p><span style="font-size: 10px">Çatışmalara ve çatışmaların yoruculuğuna takılıydı zihni. İki sene önce de işyerinde terfi sürecinde başına gelmeyen kalmamıştı. Hakkında birçok dedikodular üretilmiş. Aynı makama aday başkasınca aleyhine kulisler yürütülmüş. Sonunda terfi eden o olmuş. "Genel müdür olmanın tadına varamadım inan. Bu yapılanlara gerek var mıydı?" </span></p><p><span style="font-size: 10px">"Gerek yoktu yok olmasına ama bu dünya da böyle bir yer işte." </span></p><p><span style="font-size: 10px">"Dünya nasıl bir yer?" </span></p><p><span style="font-size: 10px">Çatışma yüklü hikâyeler dinledikçe, onun ve yüzlerce insanın sorduğu soru bana da bulaşmıştı zamanın birinde: "Neden bu dünya gerilimli bir yer?" </span></p><p><span style="font-size: 10px">İnsanlar birbirlerine değmeden ilerleyemez miydi? Ağzımızdan sadece ve sadece güzel kelimeler çıkamaz mıydı? Biz kimseyi incitmeden, kimse de bizi incitmeden yaşayamaz mıydık? </span></p><p><span style="font-size: 10px">Öğrenmiştim ki, hepten böyle sorunsuz yaşayamazdık. Böyle yaşamak için mücadele edebilirdik ancak. Öğrenmiştim ki, dünya zıtların çarpışma yeriydi. Hayırla şerrin, güzelle çirkinin, inanmak ile inkâr etmenin, sevgi ile korkunun arasında hep bir gerilimin olduğu bir hayattı bizimkisi. Yine öğrenmiştim ki, burası "mübareze-i hayat meydanı" idi. Rububiyet-i âmme unvanıyla, Hakîm ve Müdebbir ismiyle bir meydan-ı imtihan ve mübareze açılmıştı önümüze. Bu artık yalın bir gerçeklikti benim için. </span></p><p><span style="font-size: 10px">Seansta yıllar öncesinde benim de sorduğum soruyu sormuştu: "İyi ama zıtların çarpışmasının nasıl bir hikmeti olabilir ki?" Öğrenmiştim ki, yeryüzünü zıtların çarpışmasına müsait kılan hikmet, kaynağını "kanun-u mübareze"den almaktaydı. 'Âdem (as) zamanından beri, beşeriyette iki cereyan-ı azîm birbiriyle çarpışarak gelmiş'ti. </span></p><p><span style="font-size: 10px">Yıllar önce zihnime iyice kazıdığımı sanıyordum "kanun-u mübareze"yi. Kâinatta cari bir çatışma kanununun olması garip bir rahatlık sunmuştu. Bir hayalden sıyırıp dünyayı tanıtmıştı. Unutmayacağımı sanırdım. Yanılmışım. Tam zamanında yeniden hatırladım bu yalın gerçekliği. </span></p><p><span style="font-size: 10px">Hayat yorucudur. </span></p><p><span style="font-size: 10px">En çok yorulan da kalbimizdir. </span></p><p><span style="font-size: 10px">Yaratıcı'nın celâlî ve cemalî isimlerinin bir gerekliliği olarak 'kalb etrafındaki ilhamat ve vesveselerin mübarezelerinden tut, tâ sema âfâkında melaike ve şeytanların mübarezesine kadar o kanunun şümûlü'" olduğunu da öğrenmiştim. </span></p><p><span style="font-size: 10px">Kalbimiz iyiyle kötünün, aydınlıkla karanlığın, hayırla şerrin, meleklerin ilhamıyla şeytanın vesvesesinin çatışma ve mücadele alanıydı ve yaşamak da buydu. İnsan olmanın da ayrıcalığı. </span><span style="font-size: 10px">Zıtların çarpışmasından ve çatışmalardan yorulduğumuzda, bunların olmadığı "öte bir yere" gitme isteği uyanır içimizde. Öte yer cennettir. Çünkü dünyadaki tüm iyiliklerin cennete, tüm kötülüklerin de cehenneme akıp gideceğini, iyiyle kötünün orada ayrışacağını da öğrenmiştim. Bu ise en rahatlatıcı olanıydı. </span><span style="font-size: 10px">Caddenin sonuna yaklaştığımda insandan sınırsız iyiliğin de, sınırsız kötülüğün de çıkabilmesinin sırrını düşünürken (bu da önümüzdeki haftanın konusu olsun) Giuseppe Ungaretti'nin şiirinin iki mısrasını yeniden hatırladım: Yüreğim benim/En azaplı ülke.</span></p><p><span style="font-size: 10px"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="anarkh, post: 139053, member: 953"] [SIZE=2]Bugün de çatışma dolu hikâyeler dinledim diye düşüncelere dalmış, caddede yürüyordum. Başka ne dinleyecektim ki? Aşk hikâyelerinin bile ayrılıkla bitenlerini dinlemek zorundaydım.[/SIZE] [SIZE=2]On beş dakika yürümüştüm ki, iki sürücünün arabalarının camlarından birbirlerine sarf ettikleri ağır sözleri duymamak için bakışlarımı gökyüzüne diktim. [/SIZE] [SIZE=2]Onunla geçirdiğim bir saat, bakışlarımı gökyüzünden çekip alarak yeniden muhayyileme çevirdi. "Hayat yorucu!" diye başlamıştı seansa. Dikkatimi çekemediğinin farkına varmış gibi, "Kiminle konuşsan aynı sözü işitiyorsundur, diğerleri de benim gibi sözlerine hayat yorucudur diye başlıyordur, kim bilir." demişti. Bir konuda yanılıyordu. Sadece terapi seanslarında değil, insanın olduğu her yerde duyulabilirdi bu söz. [/SIZE] [SIZE=2]Sözlerine beklediği düzeyde ilgi göstermemem, hayatın yorucu olmadığını düşünmemden değildi elbet. Hayat kime yorucu gelmez ki? Gözlerinde onu onaylamamı bekler bir ifade yakalayınca, "Evet haklısın." demiştim cılız bir sesle, "Hayat yorucu, hem de çok. Hikâyeni dinlemeye hazırım." [/SIZE] [SIZE=2]Giuseppe Ungaretti'den aktardığı şiirin iki mısraı çarpıcıydı. Ungarretti de kimdi? Ardından da, "Hayatta neden çatışma var, neden hepimiz bu dünyada gül gibi geçinip gidemiyoruz, anlayamıyorum." diyerek, okkalı bir soruyu önüme dikiverince koltuğumdan öne biraz kaykılmıştım üç saat öncesinde. [/SIZE] [SIZE=2]Karısıyla çatışmalarını anlatmıştı. Kavga etmedikleri gün yoktu. Sözcüklerin en irilerini seçiyorlardı birbirlerine fırlatmak için. Yakınlarda ağzından çıkan kelimelere öylesine şaşırmış ki, bunları söyleyen ben miydim diye kendiyle sıkı bir kavgaya tutuşmuştu. [/SIZE] [SIZE=2]Çatışmalara ve çatışmaların yoruculuğuna takılıydı zihni. İki sene önce de işyerinde terfi sürecinde başına gelmeyen kalmamıştı. Hakkında birçok dedikodular üretilmiş. Aynı makama aday başkasınca aleyhine kulisler yürütülmüş. Sonunda terfi eden o olmuş. "Genel müdür olmanın tadına varamadım inan. Bu yapılanlara gerek var mıydı?" [/SIZE] [SIZE=2]"Gerek yoktu yok olmasına ama bu dünya da böyle bir yer işte." [/SIZE] [SIZE=2]"Dünya nasıl bir yer?" [/SIZE] [SIZE=2]Çatışma yüklü hikâyeler dinledikçe, onun ve yüzlerce insanın sorduğu soru bana da bulaşmıştı zamanın birinde: "Neden bu dünya gerilimli bir yer?" [/SIZE] [SIZE=2]İnsanlar birbirlerine değmeden ilerleyemez miydi? Ağzımızdan sadece ve sadece güzel kelimeler çıkamaz mıydı? Biz kimseyi incitmeden, kimse de bizi incitmeden yaşayamaz mıydık? [/SIZE] [SIZE=2]Öğrenmiştim ki, hepten böyle sorunsuz yaşayamazdık. Böyle yaşamak için mücadele edebilirdik ancak. Öğrenmiştim ki, dünya zıtların çarpışma yeriydi. Hayırla şerrin, güzelle çirkinin, inanmak ile inkâr etmenin, sevgi ile korkunun arasında hep bir gerilimin olduğu bir hayattı bizimkisi. Yine öğrenmiştim ki, burası "mübareze-i hayat meydanı" idi. Rububiyet-i âmme unvanıyla, Hakîm ve Müdebbir ismiyle bir meydan-ı imtihan ve mübareze açılmıştı önümüze. Bu artık yalın bir gerçeklikti benim için. [/SIZE] [SIZE=2]Seansta yıllar öncesinde benim de sorduğum soruyu sormuştu: "İyi ama zıtların çarpışmasının nasıl bir hikmeti olabilir ki?" Öğrenmiştim ki, yeryüzünü zıtların çarpışmasına müsait kılan hikmet, kaynağını "kanun-u mübareze"den almaktaydı. 'Âdem (as) zamanından beri, beşeriyette iki cereyan-ı azîm birbiriyle çarpışarak gelmiş'ti. [/SIZE] [SIZE=2]Yıllar önce zihnime iyice kazıdığımı sanıyordum "kanun-u mübareze"yi. Kâinatta cari bir çatışma kanununun olması garip bir rahatlık sunmuştu. Bir hayalden sıyırıp dünyayı tanıtmıştı. Unutmayacağımı sanırdım. Yanılmışım. Tam zamanında yeniden hatırladım bu yalın gerçekliği. [/SIZE] [SIZE=2]Hayat yorucudur. [/SIZE] [SIZE=2]En çok yorulan da kalbimizdir. [/SIZE] [SIZE=2]Yaratıcı'nın celâlî ve cemalî isimlerinin bir gerekliliği olarak 'kalb etrafındaki ilhamat ve vesveselerin mübarezelerinden tut, tâ sema âfâkında melaike ve şeytanların mübarezesine kadar o kanunun şümûlü'" olduğunu da öğrenmiştim. [/SIZE] [SIZE=2]Kalbimiz iyiyle kötünün, aydınlıkla karanlığın, hayırla şerrin, meleklerin ilhamıyla şeytanın vesvesesinin çatışma ve mücadele alanıydı ve yaşamak da buydu. İnsan olmanın da ayrıcalığı. [/SIZE][SIZE=2]Zıtların çarpışmasından ve çatışmalardan yorulduğumuzda, bunların olmadığı "öte bir yere" gitme isteği uyanır içimizde. Öte yer cennettir. Çünkü dünyadaki tüm iyiliklerin cennete, tüm kötülüklerin de cehenneme akıp gideceğini, iyiyle kötünün orada ayrışacağını da öğrenmiştim. Bu ise en rahatlatıcı olanıydı. [/SIZE][SIZE=2]Caddenin sonuna yaklaştığımda insandan sınırsız iyiliğin de, sınırsız kötülüğün de çıkabilmesinin sırrını düşünürken (bu da önümüzdeki haftanın konusu olsun) Giuseppe Ungaretti'nin şiirinin iki mısrasını yeniden hatırladım: Yüreğim benim/En azaplı ülke. [/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Yüreğim benim, en azaplı ülke- Mustafa Ulusoy
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst