Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Zelzeleli bir zemin ne der?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="memluk" data-source="post: 185608" data-attributes="member: 9260"><p style="text-align: center"></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Zelzeleli bir zeminden sor,</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>“Ne diyorsunuz?” </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>de; elbette,</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: red">“Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbâr”</span> dediklerini işiteceksin.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Kâinatın her bir âleminde, her bir tâifesinde, Esmâ-i Hüsnâdan bir ismin ünvânı tecellî eder.</strong></span></p><p></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>O isim, o dairede hâkimdir; başka isimler orada ona tâbidirler, belki onun zımnında bulunurlar. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Hem mahlûkatın her bir tabakasında az ve çok, küçük ve büyük, has ve âmm her birisinde, has bir tecellî, has bir rubûbiyet, has bir isimle cilvesi vardır. Yani, o isim her şeye muhît ve âmm olduğu halde, öyle bir kasd ve ehemmiyetle bir şeye teveccüh eder; güyâ o isim yalnız o şeye hastır. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Hem, bununla beraber, Hâlık-ı Zülcelâl her şeye yakın olduğu halde, yetmiş bine yakın nurânî perdeleri vardır. Meselâ, sana tecellî eden Hâlık isminin mahlûkiyetindeki cüzî mertebesinden tut, tâ bütün kâinatın Hâlıkı olan mertebe-i kübrâ ve ünvân-ı âzama kadar ne kadar perdeler bulunduğunu kıyas edebilirsin. Demek bütün kâinatı arkada bırakmak şartıyla, mahlûkıyetin kapısından Hâlık isminin müntehâsına yetişirsin, daire-i sıfâta yanaşırsın. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Mâdem perdelerin birbirine temâşâ eder pencereleri var; ve isimler birbiri içinde görünüyor; ve şuûnât birbirine bakar; ve temessülât birbiri içine girer; ve ünvanlar birbirini ihsâs eder; ve zuhurât birbirine benzer; ve tasarrufât birbirine yardım edip itmâm eder; ve Rubûbiyetin mütenevvi’ terbiyeleri birbirine imdat edip muâvenet eder; elbette gerektir ki, Cenâb-ı Hakkı bir isim, bir ünvan ile, bir rubûbiyetle ve hâkezâ, tanısa, başka ünvanları, rubûbiyetleri, şenleri, içinde inkâr etmesin. Belki, her bir ismin cilvesinden sâir esmâya intikal etmezse, zarar eder.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Meselâ, <span style="color: red">Kadîr</span> ve <span style="color: red">Hâlık </span>isminin eserini görse, <span style="color: red">Alîm</span> ismini görmezse, gaflet ve tabiat dal düşebilir. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Belki, lâzım gelir ki, onun nazarı dâimâ karşısında<span style="color: red"> “Hüve, Hüvallâhu”</span> (O, o Allah’tır) okusun, görsün.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Onun kulağı her şeyden<span style="color: red"> “Kul hüvallahu ehad”</span> (De ki: O Allah birdir. / İhlâs Sûresi: 1) dinlesin, işitsin.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Onun lisânı “Bütün âlem, beraber </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>diyor” desin, ilân etsin. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>İşte,<span style="color: red"> Kur’ân-ı Mübîn,</span> “O Allah ki, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. <span style="color: red">En güzel isimler Onundur” (Tâhâ Sûresi: 8.)</span> fermanıyla, zikrettiğimiz hakikatlere işaret eder.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Eğer o yüksek hakikatleri yakından temâşâ etmek istersen, git fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor, “Ne diyorsunuz?” de; elbette, <span style="color: red">“Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbâr”</span> dediklerini işiteceksin.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Sonra, deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanâttan ve yavrulardan sor, “Ne diyorsunuz?” de; elbette <span style="color: red">“Yâ Cemîl, yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Rahîm”</span> diyecekler.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>HAŞİYE </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Semâyı dinle; nasıl <span style="color: red">“Yâ Celîl-i Zülcemâl”</span> diyor. Ve arza kulak ver; nasıl <span style="color: red">“Yâ Cemîl-i Zülcelâl”</span> diyor.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Ve hayvanlara dikkat et; nasıl “<span style="color: red">Yâ Rahmân, yâ Rezzâk”</span> diyorlar.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Bahardan sor; bak nasıl, “<span style="color: red">Yâ Hannân, yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ Kerîm, yâ Latîf, yâ Atûf, yâ Musavvir, yâ Münevvir, yâ Muhsin, yâ Müzeyyin” </span>gibi çok esmâyı işiteceksin.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: magenta">Ve insan olan bir insandan sor;</span> bak nasıl bütün Esmâ-i Hüsnâyı okuyor ve cephesinde yazılı.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Sen de dikkat etsen, okuyabilirsin. Güyâ, kâinat azîm bir mûsıka-i zikriyedir; en küçük nağme, en gür nağamâta karışmakla, haşmetli bir letâfet veriyor. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Ve hâkezâ, kıyas et. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>HAŞİYE:</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Hattâ bir gün kedilere baktım; yalnız yemeklerini yediler, oynadılar yattılar. Hatırıma geldi, “Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübârek denilir?” Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi. Sarîh bir sûrette, “<span style="color: red">Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm”</span> diyerek, güyâ hatırıma gelen îtirazı ve tahkiri, tâifesi nâmına reddedip yüzüme çarptı. Aklıma geldi, “Acaba şu zikir bu ferde mi mahsustur, yoksa tâifesine mi âmmdır? Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir mûterize mi münhasırdır, yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi?” Sonra sabahleyin başka kedileri dinledim.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Çendan onun gibi sarîh değil, fakat mütefâvit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar. Bidâyette hır hırları arkasında <span style="color: red">“Yâ Rahîm”</span> fark edilir. Git gide hır hırları, mırmırları aynı<span style="color: red"> “Yâ Rahîm”</span> olur. Mahreçsiz, fasîh bir zikr-i hazin olur.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Ağzını kapar, güzel <span style="color: red">“Yâ Rahîm”</span> çeker.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Yanına gelen ihvanlara hikâye ettim.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Onlar dahi dikkat ettiler, “Bir derece işitiyoruz” dediler. Sonra kalbime geldi, “Acaba şu ismin vech-i tahsîsi nedir ve ne için insan şivesiyle zikrederler, hayvan lisâniyle etmiyorlar?” Kalbime geldi, şu hayvanlar çocuk gibi çok nazdar ve nâzik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan, çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Okşandığı vakit hoşlarına giden taltifleri gördükleri zaman, o nimete bir hamd olarak, kelbin hilâfına olarak, esbâbı bırakıp yalnız kendi Hâlık-ı Rahîminin rahmetini kendi âleminde ilân ile, nevm-i gaflette olan insanları ikaz ve <span style="color: red">“Yâ Rahîm”</span> nidâsıyla, kimden meded gelir ve kimden rahmet beklenir, esbâbperestlere ihtar ediyorlar. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: red">(Sözler, 24. Söz, s. 302, (yeni tanzim, s. 532</span><span style="color: red">)</span></strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="memluk, post: 185608, member: 9260"] [CENTER][B][SIZE=4][COLOR=red][/COLOR][/SIZE][/B] [/CENTER] [SIZE=4][B]Zelzeleli bir zeminden sor,[/B][/SIZE] [SIZE=4][B]“Ne diyorsunuz?” [/B][/SIZE] [SIZE=4][B]de; elbette,[/B][/SIZE] [SIZE=4][B][COLOR=red]“Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbâr”[/COLOR] dediklerini işiteceksin.[/B][/SIZE] [SIZE=4] [B]Kâinatın her bir âleminde, her bir tâifesinde, Esmâ-i Hüsnâdan bir ismin ünvânı tecellî eder.[/B][/SIZE] [SIZE=4][B]O isim, o dairede hâkimdir; başka isimler orada ona tâbidirler, belki onun zımnında bulunurlar. [/B][/SIZE] [SIZE=4] [B]Hem mahlûkatın her bir tabakasında az ve çok, küçük ve büyük, has ve âmm her birisinde, has bir tecellî, has bir rubûbiyet, has bir isimle cilvesi vardır. Yani, o isim her şeye muhît ve âmm olduğu halde, öyle bir kasd ve ehemmiyetle bir şeye teveccüh eder; güyâ o isim yalnız o şeye hastır. [/B] [B]Hem, bununla beraber, Hâlık-ı Zülcelâl her şeye yakın olduğu halde, yetmiş bine yakın nurânî perdeleri vardır. Meselâ, sana tecellî eden Hâlık isminin mahlûkiyetindeki cüzî mertebesinden tut, tâ bütün kâinatın Hâlıkı olan mertebe-i kübrâ ve ünvân-ı âzama kadar ne kadar perdeler bulunduğunu kıyas edebilirsin. Demek bütün kâinatı arkada bırakmak şartıyla, mahlûkıyetin kapısından Hâlık isminin müntehâsına yetişirsin, daire-i sıfâta yanaşırsın. [/B] [B]Mâdem perdelerin birbirine temâşâ eder pencereleri var; ve isimler birbiri içinde görünüyor; ve şuûnât birbirine bakar; ve temessülât birbiri içine girer; ve ünvanlar birbirini ihsâs eder; ve zuhurât birbirine benzer; ve tasarrufât birbirine yardım edip itmâm eder; ve Rubûbiyetin mütenevvi’ terbiyeleri birbirine imdat edip muâvenet eder; elbette gerektir ki, Cenâb-ı Hakkı bir isim, bir ünvan ile, bir rubûbiyetle ve hâkezâ, tanısa, başka ünvanları, rubûbiyetleri, şenleri, içinde inkâr etmesin. Belki, her bir ismin cilvesinden sâir esmâya intikal etmezse, zarar eder.[/B] [B]Meselâ, [COLOR=red]Kadîr[/COLOR] ve [COLOR=red]Hâlık [/COLOR]isminin eserini görse, [COLOR=red]Alîm[/COLOR] ismini görmezse, gaflet ve tabiat dal düşebilir. [/B] [B]Belki, lâzım gelir ki, onun nazarı dâimâ karşısında[COLOR=red] “Hüve, Hüvallâhu”[/COLOR] (O, o Allah’tır) okusun, görsün.[/B] [B]Onun kulağı her şeyden[COLOR=red] “Kul hüvallahu ehad”[/COLOR] (De ki: O Allah birdir. / İhlâs Sûresi: 1) dinlesin, işitsin.[/B] [B]Onun lisânı “Bütün âlem, beraber [/B] [B]diyor” desin, ilân etsin. [/B] [B]İşte,[COLOR=red] Kur’ân-ı Mübîn,[/COLOR] “O Allah ki, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. [COLOR=red]En güzel isimler Onundur” (Tâhâ Sûresi: 8.)[/COLOR] fermanıyla, zikrettiğimiz hakikatlere işaret eder.[/B] [B]Eğer o yüksek hakikatleri yakından temâşâ etmek istersen, git fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor, “Ne diyorsunuz?” de; elbette, [COLOR=red]“Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbâr”[/COLOR] dediklerini işiteceksin.[/B] [B]Sonra, deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanâttan ve yavrulardan sor, “Ne diyorsunuz?” de; elbette [COLOR=red]“Yâ Cemîl, yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Rahîm”[/COLOR] diyecekler.[/B] [B]HAŞİYE [/B] [B]Semâyı dinle; nasıl [COLOR=red]“Yâ Celîl-i Zülcemâl”[/COLOR] diyor. Ve arza kulak ver; nasıl [COLOR=red]“Yâ Cemîl-i Zülcelâl”[/COLOR] diyor.[/B] [B]Ve hayvanlara dikkat et; nasıl “[COLOR=red]Yâ Rahmân, yâ Rezzâk”[/COLOR] diyorlar.[/B] [B]Bahardan sor; bak nasıl, “[COLOR=red]Yâ Hannân, yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ Kerîm, yâ Latîf, yâ Atûf, yâ Musavvir, yâ Münevvir, yâ Muhsin, yâ Müzeyyin” [/COLOR]gibi çok esmâyı işiteceksin.[/B] [B][COLOR=magenta]Ve insan olan bir insandan sor;[/COLOR] bak nasıl bütün Esmâ-i Hüsnâyı okuyor ve cephesinde yazılı.[/B] [B]Sen de dikkat etsen, okuyabilirsin. Güyâ, kâinat azîm bir mûsıka-i zikriyedir; en küçük nağme, en gür nağamâta karışmakla, haşmetli bir letâfet veriyor. [/B] [B]Ve hâkezâ, kıyas et. [/B] [B]HAŞİYE:[/B] [B]Hattâ bir gün kedilere baktım; yalnız yemeklerini yediler, oynadılar yattılar. Hatırıma geldi, “Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübârek denilir?” Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi. Sarîh bir sûrette, “[COLOR=red]Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm”[/COLOR] diyerek, güyâ hatırıma gelen îtirazı ve tahkiri, tâifesi nâmına reddedip yüzüme çarptı. Aklıma geldi, “Acaba şu zikir bu ferde mi mahsustur, yoksa tâifesine mi âmmdır? Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir mûterize mi münhasırdır, yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi?” Sonra sabahleyin başka kedileri dinledim.[/B] [B]Çendan onun gibi sarîh değil, fakat mütefâvit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar. Bidâyette hır hırları arkasında [COLOR=red]“Yâ Rahîm”[/COLOR] fark edilir. Git gide hır hırları, mırmırları aynı[COLOR=red] “Yâ Rahîm”[/COLOR] olur. Mahreçsiz, fasîh bir zikr-i hazin olur.[/B] [B]Ağzını kapar, güzel [COLOR=red]“Yâ Rahîm”[/COLOR] çeker.[/B] [B]Yanına gelen ihvanlara hikâye ettim.[/B] [B]Onlar dahi dikkat ettiler, “Bir derece işitiyoruz” dediler. Sonra kalbime geldi, “Acaba şu ismin vech-i tahsîsi nedir ve ne için insan şivesiyle zikrederler, hayvan lisâniyle etmiyorlar?” Kalbime geldi, şu hayvanlar çocuk gibi çok nazdar ve nâzik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan, çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar.[/B] [B]Okşandığı vakit hoşlarına giden taltifleri gördükleri zaman, o nimete bir hamd olarak, kelbin hilâfına olarak, esbâbı bırakıp yalnız kendi Hâlık-ı Rahîminin rahmetini kendi âleminde ilân ile, nevm-i gaflette olan insanları ikaz ve [COLOR=red]“Yâ Rahîm”[/COLOR] nidâsıyla, kimden meded gelir ve kimden rahmet beklenir, esbâbperestlere ihtar ediyorlar. [/B] [B][COLOR=red](Sözler, 24. Söz, s. 302, (yeni tanzim, s. 532[/COLOR][COLOR=red])[/COLOR][/B][/SIZE][COLOR=red] [/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Zelzeleli bir zemin ne der?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst