Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Zikir ve zikrullah nedir, kaç türlü zikir vardır?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="topraktoprak" data-source="post: 189070" data-attributes="member: 11795"><p><strong><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy">Zikir lûgatte; anmak, hatırlamak, yâd etmek manalarınadır. </span></span></em></strong></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Tasavvuf ıstılâhında ise zikir; Allâh'ı anmak ve hatırlamak, O'nu unutmamak ve gaflet halinde olmamak demektir. </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Bir başka ifadeyle zikir; "Allah" lafza-i celâlini veya "Lâ ilâhe illallâh" kelime-i tevhidini söylemek, sıkça tekrarlamaktır. </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Keza zikir; tasavvuf erbabının belli mefhum ve terkipleri muayyen zamanlarda, belirtilen sayıda ve anlatılıp öğretilen âdapla her gün düzenli olarak gerek dil ve gerekse kalple söylemeleri, yerine getirmeleridir.</span></span></span></strong></em></p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">***</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Zikir muhabbet-sevgi alâmeti ve eseridir... "Bir şeyi seven onu çokça anar", Dervişin fikri neyse zikri de odur" gibi hikmetli sözler, bunu anlatmaktadır.</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Sık sık sevdiklerimizi hatırlayıp, onları anmak, iyiliklerini ve güzelliklerini başkalarına da anlatmak isteriz. İçimizden, onların meziyetlerini bir bir sayıp dökmek, dilimizden hiç düşürmemek gelir. Kalbimizdeki sevginin terennümünü dile getirirken, bunu başkalarının da duymasını ve bize ortak olmasını isteriz. </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">İşte, sevginin-muhabbetin bir tezâhürü olan hatırlamak, anmak, anlatmak, yâd etmek zikir kelimesi-mefhumu zımnında toplanmıştır.</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Mahlûkat ve mevcudât içerisinde zikirden uzak bir varlık düşünülemez. İstisnasız hepsi; âlemlerin yegâne hâlikı, sahibi-mâliki, zikredilmeye lâyık olan Rabb'lerini kendi dillerince-hallerince zikredip tesbih ederler. Nitekim bir âyet-i celilede, “Hiçbir şey yoktur ki, Allâh'ı tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız”(1) buyuruluyor.</span></span></span></strong></em></p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">***</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Varlık âleminin tamamını içine alan zikirden, gâyet tabii ki insanı tecrid etmek mümkün değildir. O da diğer varlıklar gibi, her şeyiyle muhtaç ve bağlı olduğu Rabb'ini zikretmekle mükelleftir. Her an muhtaç olduğumuz şeyleri bize meccânen ikrâm ve ihsân eden, bizi hiçbir zaman unutmayan Allâh'ı zikretmek, insanın en mühim vazifelerinden bir tanesidir. </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">İnsan burada, rahat zamanda Rabb'ini daima zikrederse, muhakkak ki Allah Teâlâ da onun darda kaldığı, muhtaç olduğu zamanda imdâdına yetişecek, rahmet rüzgârlarını gönderecek, yalnız ve çaresiz bırakmayacaktır. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">“Siz beni zikredin ki, ben de sizi yâd edeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.”(2) </span></span></span></strong></em></p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">***</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">İKİ TÜRLÜ ZİKİR VARDIR</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><strong><em><span style="font-family: 'Verdana'">1. Zikr-i cehrî,</span></em></strong></span></span></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">2. Zikr-i hafî.</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Zikr-i cehrî yani alenî zikir, dille ve sesli olarak (sadece kendisinin işitebileceği tarzda) yapılan zikirdir. Dille-sesli yapılan zikri esas alan tarikatlare, cehrî tarikat denir.</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Zikr-i hafî ise gizli yapılan zikirdir. Buna zikr-i kalbî de denir. Kalbî zikirde dil dahil hiçbir aza müdahil değildir, hareketsizdir; mezkûru (Allah'ı) sadece kalp zikreder. O kalp de bildiğimiz kan dolaşımını temin eden yürek değil, onun içinde keyfiyetsiz/şekilsiz olarak mevcut olan, Âlem-i Emr'e bağlı ve onun bir enmûzeci/misali bulunan manevi kalptir. Kalbi zikreden zâkir, kalbinin "Allah-Allah-Allah..." dediğini işitir. </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Kalbî zikirle meşgul olan kişi, zikredilenden (Allah'tan) başka her şeyden geçer... O'ndan başka hiçbir şeyi hatırlamaz. Şayet başka şeyler kalbine gelecek-girecek olursa, derhal zikri bırakıp rabıtayla mâsivâyı attıktan sonra ancak zikre devam eder, edebilir. (3)</span></span></span></strong></em></p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">***</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Mutlak zikir her hâlükârda yapılabilirse de, usûl ve âdâbına uygun kalbî zikir için öncelikle zikre hazırlık babında yapılması gereken hususlar vardır ki, bunları da, o zikre mezûn (ehil) olan kişi zaten bilir ve yerine getirir. Bununla birlikte o yapılması gereken şeyleri maddeler halinde şöyle hulasa edebiliriz: </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">a) Tam bir taharet-temizlik-abdest... Yani kişinin gerek şahsı ve gerekse zikirde bulunacağı mahallin temizliği şart... </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">b) Ayrıca zikir mekânının tenha olması, kalbi meşgul edecek her türlü dış tesirlerden olabildiğince uzak bulunması gerekir. </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">c) Vesâtat-ı aliyye (mürşidi ve silsilesi) ile irtibatı temin için hediye, </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">d) Zikrin mahalli olan kalbin temizliği için istiğfar, </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">e) Yine zikre hazırlık için kalbin salavât-ı şerifeyle süslenmesi... </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">f) Allah'tan gayri her şeyi (mâsivâyı) unutup kalbin zikredecek kıvama gelebilmesi için belli bir süre râbıta... </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">g) Sonrasında da zikir. </span></span></span></strong></em></p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">***</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">ZİKRİN YERİ VE ZAMANI</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Zikrin yeri burasıdır, yani içinde yaşadğımız bu âlem... Zamanı da bize verilen ömürle sınırlıdır; öldükten sonra zikirle meşgul olmak imkânsız. Her şey gibi zikir de, zamanında ve zemininde yapılırsa makbul... Yoksa, hiçbir fayda temin etmiyor. </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Tarîk-ı Nakşibendiye'nin Silsiletü'l-Müceddidîn kolu silsilesinin 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) hazretleri, bu hususu beyan sadedinde buyurmuşlardır ki: "Kıyamet gününde mahşerin dehşetinden, herkes orada zikretmeye başlar... Melâike-yi kirâm da onlara, 'Zikrin yeri geçti; o, dünyada olacaktı!' derler."</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Velhâsıl, unutmayan unutulmayacaktır; ne dünyada, ne de ukbâda... Unutan ise, unutulmaya mahkûmdur; hem de hatırlanmaya en çok muhtaç olduğu anda... </span></span></span></strong></em></p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">***</span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Yapmakla mükellef bulunduğumuz ibâdetlerin edâsı için bazılarında zaman, bazılarında hem zaman hem de mekân şartı olduğu halde, mutlak zikir için belli bir zaman ve belli mekân bahis mevzuu değildir. </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">Mutlak zikrin ne muayyen bir zamanı, ne de husûsi bir mekânı vardır. Her yerde, her zaman ve –tâbiri câizse– her pozisyonda yapılabir. Nitekim bu husus Kur‘ân-ı Kerim'de, “Onlar (mü'minler), ayakta dururken, otururken, yanları üzerinde yatarken hep Allâh'ı zikrederler...”(4) diye beyan olunmaktadır. </span></span></span></strong></em></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'"><u>DİPNOTLAR</u></span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">(1) Kur’ân-ı Kerim, İsrâ sûresi, 17/44.</span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">(2) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/52.</span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">(3) Serrâc, Ebû Nasr, el-Luma’, Kahire, 1960, s. 290; Kuşeyrî, Abdülkerim b. Havâzin, er-Risâle, Kahire, 1966, s. 464; Gazâli, Ebû Muhammed b. Muhammed, İhyâu Ulûmiddîn, Kahire 1339, 1, 301; Tehênvî, Muhammed b. Ali, Keşşâf-ı Istılâhât-ı Fünûn, İstanbul, 1318, 1, 563; Risâle-i Kibrît-i ahmer, li-Muharririhî, Şirket-i Mürettibiyye Matbaası, yyyy. s. 5.</span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy"><span style="font-family: 'Verdana'">(4) Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmrân sûresi, 3/191.</span></span></span></strong></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy">Alıntı...</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="topraktoprak, post: 189070, member: 11795"] [B][I][SIZE=4][COLOR=navy]Zikir lûgatte; anmak, hatırlamak, yâd etmek manalarınadır. [/COLOR][/SIZE][/I][/B] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Tasavvuf ıstılâhında ise zikir; Allâh'ı anmak ve hatırlamak, O'nu unutmamak ve gaflet halinde olmamak demektir. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Bir başka ifadeyle zikir; "Allah" lafza-i celâlini veya "Lâ ilâhe illallâh" kelime-i tevhidini söylemek, sıkça tekrarlamaktır. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Keza zikir; tasavvuf erbabının belli mefhum ve terkipleri muayyen zamanlarda, belirtilen sayıda ve anlatılıp öğretilen âdapla her gün düzenli olarak gerek dil ve gerekse kalple söylemeleri, yerine getirmeleridir.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]***[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Zikir muhabbet-sevgi alâmeti ve eseridir... "Bir şeyi seven onu çokça anar", Dervişin fikri neyse zikri de odur" gibi hikmetli sözler, bunu anlatmaktadır.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Sık sık sevdiklerimizi hatırlayıp, onları anmak, iyiliklerini ve güzelliklerini başkalarına da anlatmak isteriz. İçimizden, onların meziyetlerini bir bir sayıp dökmek, dilimizden hiç düşürmemek gelir. Kalbimizdeki sevginin terennümünü dile getirirken, bunu başkalarının da duymasını ve bize ortak olmasını isteriz. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]İşte, sevginin-muhabbetin bir tezâhürü olan hatırlamak, anmak, anlatmak, yâd etmek zikir kelimesi-mefhumu zımnında toplanmıştır.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Mahlûkat ve mevcudât içerisinde zikirden uzak bir varlık düşünülemez. İstisnasız hepsi; âlemlerin yegâne hâlikı, sahibi-mâliki, zikredilmeye lâyık olan Rabb'lerini kendi dillerince-hallerince zikredip tesbih ederler. Nitekim bir âyet-i celilede, “Hiçbir şey yoktur ki, Allâh'ı tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız”(1) buyuruluyor.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]***[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Varlık âleminin tamamını içine alan zikirden, gâyet tabii ki insanı tecrid etmek mümkün değildir. O da diğer varlıklar gibi, her şeyiyle muhtaç ve bağlı olduğu Rabb'ini zikretmekle mükelleftir. Her an muhtaç olduğumuz şeyleri bize meccânen ikrâm ve ihsân eden, bizi hiçbir zaman unutmayan Allâh'ı zikretmek, insanın en mühim vazifelerinden bir tanesidir. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]İnsan burada, rahat zamanda Rabb'ini daima zikrederse, muhakkak ki Allah Teâlâ da onun darda kaldığı, muhtaç olduğu zamanda imdâdına yetişecek, rahmet rüzgârlarını gönderecek, yalnız ve çaresiz bırakmayacaktır. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]“Siz beni zikredin ki, ben de sizi yâd edeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.”(2) [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]***[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]İKİ TÜRLÜ ZİKİR VARDIR[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [SIZE=4][COLOR=navy][B][I][FONT=Verdana]1. Zikr-i cehrî,[/FONT][/I][/B][/COLOR][/SIZE] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]2. Zikr-i hafî.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Zikr-i cehrî yani alenî zikir, dille ve sesli olarak (sadece kendisinin işitebileceği tarzda) yapılan zikirdir. Dille-sesli yapılan zikri esas alan tarikatlare, cehrî tarikat denir.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Zikr-i hafî ise gizli yapılan zikirdir. Buna zikr-i kalbî de denir. Kalbî zikirde dil dahil hiçbir aza müdahil değildir, hareketsizdir; mezkûru (Allah'ı) sadece kalp zikreder. O kalp de bildiğimiz kan dolaşımını temin eden yürek değil, onun içinde keyfiyetsiz/şekilsiz olarak mevcut olan, Âlem-i Emr'e bağlı ve onun bir enmûzeci/misali bulunan manevi kalptir. Kalbi zikreden zâkir, kalbinin "Allah-Allah-Allah..." dediğini işitir. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Kalbî zikirle meşgul olan kişi, zikredilenden (Allah'tan) başka her şeyden geçer... O'ndan başka hiçbir şeyi hatırlamaz. Şayet başka şeyler kalbine gelecek-girecek olursa, derhal zikri bırakıp rabıtayla mâsivâyı attıktan sonra ancak zikre devam eder, edebilir. (3)[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]***[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Mutlak zikir her hâlükârda yapılabilirse de, usûl ve âdâbına uygun kalbî zikir için öncelikle zikre hazırlık babında yapılması gereken hususlar vardır ki, bunları da, o zikre mezûn (ehil) olan kişi zaten bilir ve yerine getirir. Bununla birlikte o yapılması gereken şeyleri maddeler halinde şöyle hulasa edebiliriz: [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]a) Tam bir taharet-temizlik-abdest... Yani kişinin gerek şahsı ve gerekse zikirde bulunacağı mahallin temizliği şart... [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]b) Ayrıca zikir mekânının tenha olması, kalbi meşgul edecek her türlü dış tesirlerden olabildiğince uzak bulunması gerekir. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]c) Vesâtat-ı aliyye (mürşidi ve silsilesi) ile irtibatı temin için hediye, [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]d) Zikrin mahalli olan kalbin temizliği için istiğfar, [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]e) Yine zikre hazırlık için kalbin salavât-ı şerifeyle süslenmesi... [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]f) Allah'tan gayri her şeyi (mâsivâyı) unutup kalbin zikredecek kıvama gelebilmesi için belli bir süre râbıta... [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]g) Sonrasında da zikir. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]***[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]ZİKRİN YERİ VE ZAMANI[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Zikrin yeri burasıdır, yani içinde yaşadğımız bu âlem... Zamanı da bize verilen ömürle sınırlıdır; öldükten sonra zikirle meşgul olmak imkânsız. Her şey gibi zikir de, zamanında ve zemininde yapılırsa makbul... Yoksa, hiçbir fayda temin etmiyor. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Tarîk-ı Nakşibendiye'nin Silsiletü'l-Müceddidîn kolu silsilesinin 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) hazretleri, bu hususu beyan sadedinde buyurmuşlardır ki: "Kıyamet gününde mahşerin dehşetinden, herkes orada zikretmeye başlar... Melâike-yi kirâm da onlara, 'Zikrin yeri geçti; o, dünyada olacaktı!' derler."[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Velhâsıl, unutmayan unutulmayacaktır; ne dünyada, ne de ukbâda... Unutan ise, unutulmaya mahkûmdur; hem de hatırlanmaya en çok muhtaç olduğu anda... [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]***[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Yapmakla mükellef bulunduğumuz ibâdetlerin edâsı için bazılarında zaman, bazılarında hem zaman hem de mekân şartı olduğu halde, mutlak zikir için belli bir zaman ve belli mekân bahis mevzuu değildir. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [I][B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana]Mutlak zikrin ne muayyen bir zamanı, ne de husûsi bir mekânı vardır. Her yerde, her zaman ve –tâbiri câizse– her pozisyonda yapılabir. Nitekim bu husus Kur‘ân-ı Kerim'de, “Onlar (mü'minler), ayakta dururken, otururken, yanları üzerinde yatarken hep Allâh'ı zikrederler...”(4) diye beyan olunmaktadır. [/FONT][/COLOR][/SIZE][/B][/I] [B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana][U]DİPNOTLAR[/U][/FONT][/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana](1) Kur’ân-ı Kerim, İsrâ sûresi, 17/44.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana](2) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/52.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana](3) Serrâc, Ebû Nasr, el-Luma’, Kahire, 1960, s. 290; Kuşeyrî, Abdülkerim b. Havâzin, er-Risâle, Kahire, 1966, s. 464; Gazâli, Ebû Muhammed b. Muhammed, İhyâu Ulûmiddîn, Kahire 1339, 1, 301; Tehênvî, Muhammed b. Ali, Keşşâf-ı Istılâhât-ı Fünûn, İstanbul, 1318, 1, 563; Risâle-i Kibrît-i ahmer, li-Muharririhî, Şirket-i Mürettibiyye Matbaası, yyyy. s. 5.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B] [B][SIZE=4][COLOR=navy][FONT=Verdana](4) Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmrân sûresi, 3/191.[/FONT][/COLOR][/SIZE][/B] [SIZE=4][COLOR=navy]Alıntı...[/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Zikir ve zikrullah nedir, kaç türlü zikir vardır?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst