Padişah bir arap atı almış. Atı çok seviyor. Kim atın öldüğünü söylerse onu idam edeceğim, kurtuluşu yok.
Gel zaman, git zaman at ölür.
Seyisbaşı:–At öldü, padişaha kim söyleyecek.
Seyisler:–Sen söyleyeceksin.
Seyisbaşı:–Olur mu?
Seyisler:–Tabi ki olur. Sorumlu sensin.
Seyisbaşı çârnâçar eve gider. Evdekilerle helalleşir. Üzgün üzgün saraya doğru giderken, padişahın sohbet arkadaşı İmrahor Halil Paşa’ya rastlar.
İmrahor:–Hayırdır? Yüsünden düşen bin parça.
Seyisbaşı:–At öldü. Ben de idama gidiyorum.
İmrahor:–Tamam sen git. Ben padişaha söylerim.
Seyisbaşı ağzı kulaklarında evin yolunu tutar.
İmrahor saraya gider ve başlarlar sohbete. Bir ara:
–Ya padişahım. Senin ata bir hal olmuş. Yere düşmüş kalkmıyor. Gözünü kapatmış açmıyor. Nefes alıp vermiyor. Bir şey yiyip içmiyor.
Padişah:–İmrahor, desene at öldü!
İmrahor:–Valla padişahım sen söyledin atın öldüğünü.
Padişah:–Weyyyyyyyyyyyyyyyyyy!
Sadrazam:–Üleeeeeeeeeeeeeeeeee!
Vezir:–Nasssiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii!
Kadı:–Neyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy!