- Bu konu 6 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Kasım 2007: 19:50 #646364
Anonim
Namaza başlarken abdest alırsınabdest alırken düşün ki ölmüşsün ve seni yıkıyorlar
yani guslunu aldırıyorlar
ölmüşsün sen
sonra abdest alıp namaza duruyorsun namaza gidiyorsun
bunu şöyle düşün
düşün ki öldün sana guslunu aldırdılar ve gömdüler
sonra melekler geldi
ve seni aldılar kabirden
ALLAH ın huzuruna çıkarmak için
iki melek yanında
ve mahkeme-i kubraya getiriyorlar
oraya girince huzura durunca
ALLAH ın azameti karşısında tekbir getiriyorsun
ALLAH en büyüktür diyorsun
namaza başlama tekbiri yani
onun azameti karşısında bu agzından dökülüyor
sonra ona hürmet olarak ellerini önünde bağlıyor
el pence duruyorsun
başın önünde
bakamıyorsun ona
bu arada
tüm herkes orda
dünyaya gelip gitmiş herkes
bütün insanlar
annen baban, ailen
akrabaların
komşuların
dostalrın
arkadaşların
seni tanıyan tanımayan herkes orda
huzurda
melekler orda
ALLAH orda
bütün insanlık orda
tüm insanlar
ve sen huzurdasın
iki melek ALLAH ın emri ile senin defterini çıkarıp okumaya başlıyor
dünyada yaptıklarını yapmadıklarını
gizlediklerini
günahlarını
ayıplarını
suçlarını
her şeyi okumaya başlıyro
bütün insanlar bunu duyuyor
annen baban akrabaların, komşuların, arkadaşların hhepsi sana bakıyor
sen kahroluyorsun
utanıyorsun
çünkü herşey ortaya döküloyr
her şey açıklanıyor
her şeyini öğreniyor insanlar
gizlediklerini
günahlarını
yaptıklarını
ölüyorsun
kahroluyorsun
ağlamaya başlıyorsun
ve dayanamıyorsun artık
yüzünü gizlemek için eğiliyorsun
rükuya gidiyorsun yani
yüzünü gizliyorsun kimse görmesin seni diye
melekler kalk diyor ve dinle
bunlar senin yaptıkların diyor
sen ister istemez kalkıyorsun
ve tekrar okunmaya başlanıyor yaptıkların
artık ayakta kalacak mecalin kalmıyor
tanıdıklarının yüzüne bakamıyorsun
en önemlisi de ALLAH ın karşısında dayanamıyorsun
ve kendini yere atıyorsun
secdeye
yüzünü gizliyorsun
ellerinin arasına alıyorsun
ve ağlıyorsun
kimsenin görmesini istemiyorsun seni
yüzünü yere atıyrosun
melekler yine dürtüyorlar seni
kalk diyrolar doğrul
yüzünü kaldırıyorsun ama doğrulamıyorsun
o mecali bulamıyorsun kendinde
yine okunmaya başlayınca yine atıyorsun kendini secdeye
yüzünü yine gizliyorsun
kahrolup duruyorsun
melekler bu kez seni zorla ayağa kaldırıyorlar
ve dinle diyorlar
her rekatta böyle düşünün arkadaşlar..”
ALINTI29 Kasım 2007: 22:19 #716838Anonim
Allah razı olsun saya abi çok mükemmel bir paylaşımdı.
30 Kasım 2007: 06:40 #716840Anonim
Katregül wrote:Allah razı olsun saya abi çok mükemmel bir paylaşımdı.aminnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn ecmain
30 Kasım 2007: 07:27 #716842Anonim
Farklı bi yaklaşım, Allah razı olsun..
30 Kasım 2007: 09:27 #716848Anonim
nuruvuslat wrote:Farklı bi yaklaşım, Allah razı olsun..BU YAKLAŞIM NASIL NURUVUSLAT ABİ
Allahu Ekber” diyerek ellerini omuz veya kulak hizasına getiren Mü’min, bütün dünyayı ellerinin tersiyle itmiş, geride bırakmış ve önüne kendisini Allah’ın huzuruna taşıyacak yüksek ufukları almıştır.
İftitah tekbiriyle Allah’ın dergâhına kabul edilmiştir. İftitah tekbiriyle dünya ve dünyadaki bütün sevdiklerini bir tarafa bırakmış, bütün sevdiklerini kendisine ikram eden İlâhî kapıya yönelmiştir.
Sonra ellerini hemen bağlayışı, Allah’ın huzuruna kabul edilişinin işaretidir. Bir büyüğün huzurunda ayakta iseniz, elleriniz başka nasıl tevazu rengine bürünürdü ki?
Mü’min kıyamdadır. Elleri, O’nun Ulûhiyeti önünde kenetlenmiştir. O’na hamd ve şükür ifadelerinin en muteberi ve en makbule geçeniyle hamd ü senada bulunduktan sonra, artık dünya-âhiret kendisine lâzım olacak can damarı dileğini zikredecektir ama, önce bir beyan ve taahhütte bulunur: “Allah’ım! Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz!”
Zaman durmuştur bu dakikada. Mü’min, Rabbi ile baş başadır. Rabbi ona; “Ey kulum! Dile benden ne dilersen!” demiş gibidir. Kul, Rabbine biraz daha yaklaşır. Sesine biraz daha ıztırap yükler; gözlerini secde mahalline diker, mahzunlaştırır; tazarrû ile niyazına başlar: “Bize Sırat-ı Müstakîm üzere hidayet ver Rabbim! Bizi, Sana ulaştıran doğru yola ilet!
Mü’minin, vahiyle kendisine tebliğ edilmiş kıyamdaki bu beyan, tezekkür, taahhüt ve duâsı onu tek başına Mi’raca yükselt
ecek kadar nezihtir, yücedir, makbûle şâyandır. Ama Mü’min buradan rükûa gider; Rabbinin huzurunda iki büklüm eğilir. Kıyamdaki istekleri, onun, Rabbinin önünde rükû ve secdeye gitmesini gerektirmiştir çünkü. Bu, ulvî beyanlar ve davranışlarla doğrulanmalıdır. Secdeye bu düşüncelerle gider. Ellerini, yüzünü, ayaklarını yer hizasında, aynı hedefte birleştirir. Rabbi önünde mahviyet ve tevazuu, onu toprak gibi arındırır, yüceltir; secdeye alnını koydukça kalbi günahlardan arınır.30 Kasım 2007: 11:02 #716850Anonim
Allah razi olsun, Namazi hakkiyla kilanlardan eylesin ins..
Gunahlarin aciklanacagi o gunde Rabbimiz El-Settar ismiyle ayiplarimizi ortsun, El-Rahim ismiyle merhamet etsin, El-Gafur ismiyle Bagislasin insaAllah…amin.30 Kasım 2007: 11:42 #716851Anonim
GuLSerbeti wrote:Allah razi olsun, Namazi hakkiyla kilanlardan eylesin ins..
Gunahlarin aciklanacagi o gunde Rabbimiz El-Settar ismiyle ayiplarimizi ortsun, El-Rahim ismiyle merhamet etsin, El-Gafur ismiyle Bagislasin insaAllah…amin.aminnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn
1 Aralık 2007: 11:37 #716986Anonim
Katregül wrote:BU YAKLAŞIM NASIL NURUVUSLAT ABİ
Allahu Ekber” diyerek ellerini omuz veya kulak hizasına getiren Mü’min, bütün dünyayı ellerinin tersiyle itmiş, geride bırakmış ve önüne kendisini Allah’ın huzuruna taşıyacak yüksek ufukları almıştır.
İftitah tekbiriyle Allah’ın dergâhına kabul edilmiştir. İftitah tekbiriyle dünya ve dünyadaki bütün sevdiklerini bir tarafa bırakmış, bütün sevdiklerini kendisine ikram eden İlâhî kapıya yönelmiştir.
Sonra ellerini hemen bağlayışı, Allah’ın huzuruna kabul edilişinin işaretidir. Bir büyüğün huzurunda ayakta iseniz, elleriniz başka nasıl tevazu rengine bürünürdü ki?
Mü’min kıyamdadır. Elleri, O’nun Ulûhiyeti önünde kenetlenmiştir. O’na hamd ve şükür ifadelerinin en muteberi ve en makbule geçeniyle hamd ü senada bulunduktan sonra, artık dünya-âhiret kendisine lâzım olacak can damarı dileğini zikredecektir ama, önce bir beyan ve taahhütte bulunur: “Allah’ım! Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz!”
Zaman durmuştur bu dakikada. Mü’min, Rabbi ile baş başadır. Rabbi ona; “Ey kulum! Dile benden ne dilersen!” demiş gibidir. Kul, Rabbine biraz daha yaklaşır. Sesine biraz daha ıztırap yükler; gözlerini secde mahalline diker, mahzunlaştırır; tazarrû ile niyazına başlar: “Bize Sırat-ı Müstakîm üzere hidayet ver Rabbim! Bizi, Sana ulaştıran doğru yola ilet!
Mü’minin, vahiyle kendisine tebliğ edilmiş kıyamdaki bu beyan, tezekkür, taahhüt ve duâsı onu tek başına Mi’raca yükselt
ecek kadar nezihtir, yücedir, makbûle şâyandır. Ama Mü’min buradan rükûa gider; Rabbinin huzurunda iki büklüm eğilir. Kıyamdaki istekleri, onun, Rabbinin önünde rükû ve secdeye gitmesini gerektirmiştir çünkü. Bu, ulvî beyanlar ve davranışlarla doğrulanmalıdır. Secdeye bu düşüncelerle gider. Ellerini, yüzünü, ayaklarını yer hizasında, aynı hedefte birleştirir. Rabbi önünde mahviyet ve tevazuu, onu toprak gibi arındırır, yüceltir; secdeye alnını koydukça kalbi günahlardan arınır.Söliyecek söz bulamıyorum, bu da harika. Allah cc. vaktini zayi etmeyenlerden ebeden razı olsun.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.