• Bu konu 4 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #649537
    Anonim

      Bediüzzaman,

      rivayetlerde gelen eşhas-ı ahirzamana ait haberlerin

      mühim bir kısmını

      ve hürriyetten evvel İstanbul’da tevilini söylediği

      hadîslerin ihbar ettiği ahirzamanın dehşetli şahıslarının

      âlem-i İslâm ve insaniyette zuhur ettiğini görür.

      Ve yine, gelen rivâyetlerden,

      onlara karşı çıkacak ve mukabele edecek olan hizbü’l-Kur’an hakkında,

      “O zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset canibiyle onlara galebe edilmez;

      ancak mânevî kılınç hükmünde

      i’caz-ı Kur’an’ın nurlarıyla
      mukabele edilebilir

      tavsiyesine müracaatla,

      Ankara’da teşrik-i mesai edemeyeceği için,

      kendisine tevdî edilmek istenen mebusluk,

      Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye gibi Diyanetteki azalığı,

      hem Vilayat-ı Şarkiye Vaiz-i Umûmiliği tekliflerini kabul etmez.

      Kendisini fikrinden vazgeçirmek için çalışan

      ve Ankara’dan ayrılmamasını rica için istasyona kadar gelen

      bir kısım mebusların da arzularına uyamayacağını bildirerek,

      Ankara’dan ayrılır, Van’a gider.

      Ve orada hayat-ı içtimaiyeden uzaklaşarak Erek Dağı eteğinde,

      Zernebad Suyu başında bir mağaracıkta idame-i hayat etmeye başlar.

      Tarihçe-i Hayat – 132

      #730008
      Anonim

        Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki,

        herşeyi kendi hesabına aldığı için,

        faraza hakikî beklenilen

        ve bir asır sonra gelecek o zat dahi Hâşiye bu zamanda gelse,

        harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için

        siyaset âlemindeki vaziyetten

        feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.

        Kastamonu Lâhikası _ 62

        _________

        “Eski zamanda, büyük zâtlar demişler ki:

        ‘Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemâsından birisi gelecek,

        bütün hakaik-i imaniye ve İslâmiyeyi

        delâil-i akliye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek.

        Ben istiyorum ki, ben o olsam, belki Haşiye o adamım diye.

        Haşiye: Zaman ispat etti ki, o adam adam değil, Risale-i Nur’dur.

        Belki, ehl-i keşif Risale-i Nur’u ehemmiyetsiz olan tercümanı ve naşiri suretinde,

        keşiflerinde müşahede etmişler, “Bir adam” demişler.

        Yedinci Şuâ | 152

        #730017
        Anonim

          medineli alimler ”’gönüller fatihi”’ için demişler ki
          ‘ bediüzzaman siyasete girmemekle EN BÜYÜK siyasetini yapmıştır’

          #730116
          Anonim

            Hem madem bu zamanda

            herşeyin fevkinde hizmet-i imaniye

            en ehemmiyetli bir vazifedir.

            Hem kemiyet ise, keyfiyete nispeten ehemmiyeti azdır.

            Hem muvakkat ve mütehavvil siyaset âlemleri

            ebedî, daimi, sabit hidemat-ı imaniyeye nispeten ehemmiyetsizdir,

            mikyas olamaz, medar da olamaz.

            Risale-i Nur’un talimatı dairesinde

            ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz.

            Kastamonu Lâhikası – 61

            #730249
            Anonim

              Herkesin, imân mukabilinde,

              bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen

              ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü

              kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış.

              Eğer İmân vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek.

              Ve bu asırda, maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor.

              Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan

              yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş;

              ötekiler kaybetmişler.

              Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini,

              bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?

              #730250
              Anonim

                İşte o dâvâyı kazandıracak olan hizmetleri

                ve yüzde doksanına o dâvâyı kaybettirmeyen harika bir dâvâ vekilini

                o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp,

                ebedî dünyada kalacak gibi âfâkî mâlâyaniyatla iştigal etmek

                tam bir akılsızlık bildiğimizden,

                biz Risale-i Nur şakirtleri,

                herbirimizin yüz derece aklımız ziyade olsa da

                ancak bu vazifeye sarf etmek lâzımdır diye kanaatımız var.

                Asa-yı Musa – 21

              6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.