• Bu konu 19 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 21)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651672
    Anonim

      İman ve namaz aynı döl yatağında neş’et etmişlerdir; namaz, imanın ikiz kardeşidir. İman, dinin ve diyanetin nazarî yanını teşkil eder; o nazarî yanın takviye edilmesi ve tabiatın bir derinliği haline getirilmesi ise ancak başta namaz olmak üzere diğer ibadetlerle mümkün olur. Bu itibarla da, denebilir ki; namaz pratik imandır, iman da nazarî bir namazdır. Dini yalnızca bir vicdanî kabulden ibaret görenler ve ibadet ü tâatı devreden çıkaranlar, mesleklerini din kategorisi içinde mütalaa ettikleri halde hiç farkına varmadan şirke girmekten kurtulamamışlardır. Evet, dinin direği namazdır. Namaz, mü’minin günde en az beş defa içine girip temizlendiği sonsuzluğa doğru akıp giden bir tövbe ırmağı ve arınma kurnasıdır. O, savaş meydanında mücadelenin kızıştığı en tehlikeli anlarda bile hakkı verilmesi gereken çok önemli bir vazife, emin bir sığınak, mühim bir kurbet vesilesi ve en kısa bir vuslat yoludur. Namazın bu hususiyetlerinden dolayıdır ki, Asr-ı saadetten günümüze kadar Hak dostları onu hayatlarının merkezine koymuş ve farzları ikâme etmekle yetinmeyerek her gün yüzlerce rek’at nafile kılmayı itiyad haline getirmişlerdir.

      zaman

      #737836
      Anonim

        Hz Aişe buyuruyor ki:

        “Peygamber efendimiz (sallalahü aleyhi vesellem) bizimle konuşurdu. Biz de onunla konuşurduk. Fakat namaz vakti geldiği zaman sanki bizi hiç tanımıyormuş gibi olurdu, tamamen ’a yönelirdi.”

        #737850
        Anonim

          namazı hissetmek için, kendimi kabede namaz kılıyomuş gibi secde yerin de kabe varmış gibi düşünmeye çalışıyorum…
          ama her zaman başarılı olamıyorum…
          bir hocamız demiştiki sûreleri anlamlarını düşünerek okuduğunuz zaman,
          aklınız biyere kolay kaymaz demişti…
          her yolu deniyorum…Allah(c.c) kabul etsin inşaAllah…:021:

          #737937
          Anonim

            Sakın deme, “Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede!” Zîrâ bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmâl ve tafsil ile olduğu gibi, senin ve benim gibi bir âmînin -velev hissetmezse- namazı, büyük bir velînin namazı gibi, şu nurdan bir hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır – velev şuurun taallûk etmezse. Fakat, derecâta göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar ne kadar merâtib bulunur; öyle de, namazın derecâtında da, daha fazla merâtib bulunabilir. Fakat bütün o merâtibde, o hakikat-i nurâniyenin esâsı bulunur

            Sözler | Yirmi Birinci Söz | 247

            #738096
            Anonim

              Hz. Ali’nin şu kıssası meşhurdur. Savaş esnasında kendisine bir ok isabet etse namazda iken çıkarılırdı. Bir defasında uyluğuna ok saplantı, etrafındakiler çıkarmaya uğraştılar, fakat çıkaramadılar. “Namaza durduğu vakit çıkaralım” diye aralarında meşvere yaptılar. O nafile bir namaza başladı. Secdeye gidince oku hızla çekip çıkardılar. Namazı bitirince etrafındaki topluluğa bakarak “Siz oku çıkarmak için mi geldiniz” buyurdu. Halk “Biz onu çıkardık bile” dediler.O “Benim haberim olmadı” dedi.

              #738220
              Anonim

                Müslim’in, Alâ b. Abdurrahman yolu ile Hz. Ebu Hureyre’ye dayandırarak bildirdiğine göre Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

                “Yüce Allah şöyle buyurur: “Ben namazı kendim ile kulum arasında ikiye böldüm. Yarısı bana ve öbür yarısı kuluma aittir. Kulum istediğine kavuşacaktır.”

                “Kul, “Elhamdü lillâhi rabbilalemin” dediği zaman, Allah; “Kulum bana hamd etti” der.

                Kul, “Errahmanirrahim” dediği zaman, Allah; “Kulum, bana övgü sundu” der.

                Namaz kılan kul, “Maliki yevmiddin” dediği zaman, Allah; “Kulum benim şanımın yüceliğini ifade etti” der.

                Namaz kılan kul, “İyyake na’budu veiyyake nesteın” dediği zaman, Allah; “Bu söz hem bana ve hem de kuluma aittir. Kuluma istediği verilecektir” der.
                Kul, “İhdinessıratal müstakim, sıratallezine en’amte aleyhim, gayrilmağdubi aleyhim veleddallin” dediği zaman, Allah; “Bu söz tamamen kulumla ilgilidir, ona istediği verilecektir” der.”

                #738221
                Anonim

                  Müslim’in, Alâ b. Abdurrahman yolu ile Hz. Ebu Hureyre’ye dayandırarak bildirdiğine göre Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

                  “Yüce Allah şöyle buyurur: “Ben namazı kendim ile kulum arasında ikiye böldüm. Yarısı bana ve öbür yarısı kuluma aittir. Kulum istediğine kavuşacaktır.”

                  “Kul, “Elhamdü lillâhi rabbilalemin” dediği zaman, Allah; “Kulum bana hamd etti” der.

                  Kul, “Errahmanirrahim” dediği zaman, Allah; “Kulum, bana övgü sundu” der.

                  Namaz kılan kul, “Maliki yevmiddin” dediği zaman, Allah; “Kulum benim şanımın yüceliğini ifade etti” der.

                  Namaz kılan kul, “İyyake na’budu veiyyake nesteın” dediği zaman, Allah; “Bu söz hem bana ve hem de kuluma aittir. Kuluma istediği verilecektir” der.
                  Kul, “İhdinessıratal müstakim, sıratallezine en’amte aleyhim, gayrilmağdubi aleyhim veleddallin” dediği zaman, Allah; “Bu söz tamamen kulumla ilgilidir, ona istediği verilecektir” der.”

                  #738227
                  Anonim

                    Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdirOnlar ki, namazlarında tevazu ve korku sahibidirlerOnlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler .
                    İşte bunlar varis olanların ta kendileridirOnlar Firdevs cennetlerine varis olurlar Onlar orada ebedî kalacaklardır(Mü minun 1-2-9-11)


                    Rabbim cümlemize namazlarımızı vaktinde eda etmeyi ihlaslı ve şuurlu olmayı cümlemize nasip etsin inşALLAH…(amin)

                    Paylaşım için ALLAH(cc) razı olsun…

                    #738398
                    Anonim

                      Abdullah b. Mesud soyle nakleder; “Dedim: Ya RasulAllah;hangi amel efaldir?Vaktinde namaz kilmaktir buyurdu.Sonra hangisidir? dedim.Anaya babaya itaattir buyurdu.Ondan sonra hangisidir? dedim.Allah yolunda cihad etmektir”buyurdu.`

                      #738519
                      Anonim

                        Sumeyt b Aclan -rahimehullah- şöyle diyordu: «Namazda pire ısırdığında bunun acısını hisseden Allah ile huzurda olduğunu nasıl iddia edebiliyor?» Namaz vakti girdiğinde Emirü’l Mü’minîn HzAli (ra)’ın benzi atar, renkten renge girer, titrerdi Kendisine bunun nedeni sorulduğunda Allah Teâlâ’nın: «Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler İnsan(a gelince o, tuttu) bunu sırtına yüklendi Çünkü o, çok zulümkâr, çok cahildir» (Ahzâb,72) mealindeki âyete imada bulunarak: «Bu anın, Allah ’ın göklere ve yere teklif edip de onların bunu yüklenmekten kaçındıkları ama benim yüklendiğim emaneti yerine teslim etme anı olduğunu bilmiyor musunuz? Yüklendiğim bu görevin gereğini yerine güzelce getirebilecek miyim yoksa getiremeyecek miyim bilmiyorum, işte bende gördüğünüz değişikliğin nedeni bu endişemdir» der Hasan-ı Basrî (ks) şöyle öğütte bulunuyordu: «Dünya sevdalısının arkasında namaz kılmayın Bizden öncekiler, birisinin namazında öteye beriye bakındığını duyduklarında, evine gitmiş olsa bile hemen onun yanına varırlar, Allah ‘ın azametine olan vukuflarından ötürü duydukları meselenin aslını sorarlardı» Bir keresinde Ömer b Abdülaziz (ra) arkasında namaz kıldığı imamın lahin (Kur’ân harf ve kelimelerinin aslını bozacak şekilde nağme) yaptığını duyunca: «Cemaat fazileti olmasa idi arkanda namaz kılmazdım! Sen Arapça’yı âlimlerin huzurunda neden okumuyorsun?» diye de çıkışır Fazl b Abbâs (ra) şöyle diyordu: «Doğrusu şu insanlara hayret ediyorum, bir çocuğum öldüğünde binlercesi gelip baş sağlığı diliyor, ama cemaati kaçırdığımda kimse gelip bana taziyede bulunmuyor Yeminle söylüyorum, bir vakit cemaatte bulunmamam benim için yetişmiş, âlim ve sâlih bir çocuğumun ölümünden çok daha büyük bir musibettir» Muhammed b Vâsi’ (rha) arkadaşlarına şöyle diyordu: «Dünyadan iki şey istiyorum: 1-Eğrildiğimde beni düzeltecek Allah rızası için beni seven sâlih bir kardeş, 2-Yaşadığım sürece vakit namazlarını cemaatle kılmak» Şekîk el-Belhî (ks) arkadaşlarına söyle diyordu: «Melûn şeytanı Ademoğlunun sadece iki davranışı öfkelendirir: 1-Vesvesesine aldırmaması, 2-Allah Teâlâ’nın zatı hakkında düşünmemesi» Kardeşim, nefsini denetle, durumunu gözden geçir, bak bakalım bu büyüklerin namazlarında hissettikleri hazzı ömründe bir kerecik olsun namazında hissetmiş misin? Gece gündüz çokça istiğfarda bulun Alemlerin Rabbi Allah ‘a Hamdolsun Tenbihü’l-Muğterrin

                        #739427
                        Anonim

                          Namaz kılarken Azrail’in kılıcını başında bekler vaziyette ; Bu namazdan sonra canını teslim alacağını hayal edersen, başka bir şey hatırına gelmez.Allah cümlemize huşu ile namazlar kılmamızı nasip eylesin.Amin

                          #739497
                          Anonim

                            ben de acizane kabe’yi gözümün önüne getirmeye ve hep aynı sureleri okumamaya yeni sureler ezberleyip birde manasını düşünerek kılmaya çalışıyorum( yeni sureler otomatiğe bağlanmış gibi insanı rutin bir iş yapıyor olmaktan kurtarıyor)
                            Rabbim huşu ve hudu içinde kılınan gerçek namazı , kabul ve makbul olan namazlar kılmayı cümlemize nasip etsin inşaAllah

                            #740738
                            Anonim

                              Allah cümlenizden razı olsun.

                              #740762
                              Anonim

                                Yirmibirinci Söz

                                [İki Makamdır]

                                Birinci Makam

                                بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
                                اِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا

                                Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: “Namaz iyidir. Fakat hergün hergün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.”
                                O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor ve ona baktım gördüm ki; tenbellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım: O zât o sözü, bütün nüfus-u emmarenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: “Madem nefsim emmaredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise, nefsimden başlarım.”
                                Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tenbellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil “beş ikaz”ı benden işit.

                                Birinci ikaz: Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir! Hiç kat’î senedin var mı ki, gelecek seneye belki yarına kadar kalacaksın? Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyf için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasa idin ki, ömrün azdır hem faidesiz gidiyor. Elbette onun yirmidörtten birisini, hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarfetmek; usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebeb olur.

                                İkinci ikaz: Ey şikem-perver nefsim! Acaba hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu? Madem vermiyor; çünki ihtiyaç tekerrür ettiğinden, usanç değil belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise: Hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve latife-i Rabbaniyemin hava-yı nesimini cezb ve celbeden namaz dahi, seni usandırmamak gerektir. Evet nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve mübtela ve nihayetsiz telezzüzata ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti; herşeye kadir bir Rahîm-i Kerim’in kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir. Evet şu fâni dünyada kemal-i sür’atle vaveylâ-yı firakı koparan giden ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise; herşeye bedel bir Mabud-u Bâki’nin, bir Mahbub-u Sermedî’nin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir. Evet fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halkolunan ve ezelî ve ebedî bir zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir latife-i Rabbaniye; şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahval-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.

                                Üçüncü ikaz: Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet zahmetini, bugün düşünüp muzdarib olmak, hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini, bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır? Şu sabırsızlıkta misalin şöyle bir sersem kumandana benzer ki: Düşmanın sağ cenah kuvveti onun sağındaki kuvvetine iltihak etmiş ve ona taze bir kuvvet olduğu halde; o tutar mühim bir kuvvetini sağ cenaha gönderir, merkezi zayıflaştırır. Hem sol cenahta düşmanın askeri yok iken ve daha gelmeden, büyük bir kuvvet gönderir, “Ateş et!” emrini verir. Merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür. Düşman işi anlar, merkeze hücum eder; tar ü mar eder. Evet buna benzersin. Çünki geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş; elemi gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak ve meşakkati, sevaba inkılab etmiş. Öyle ise ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzımgelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek; aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir. Madem hakikat böyledir. Âkıl isen, ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün ve onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarfediyorum, de. O vakit senin acı bir füturun, tatlı bir gayrete inkılab eder.

                                İşte ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin. Birisi: Taat üstünde sabırdır. Birisi: Masiyetten sabırdır. Diğeri: Musibete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikatı rehber tut. Merdane “Ya Sabur” de, üç sabrı omuzuna al. Cenab-ı Hakk’ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir ve o kuvvetle dayan.

                                Dördüncü ikaz: Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer’de sened ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü’nde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye va’detse, yüz gün seni çalıştırır. Hulf-ul va’d edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulf-ul va’d hakkında muhal olan bir zât, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va’d etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle onu va’dinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir te’dibe ve dehşetli bir tazibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif atif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?

                                Beşinci ikaz: Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşagil-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun! Sen istidad cihetiyle bütün hayvanatın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levazımatını tedarikte iktidar cihetiyle, bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki, vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil; belki hakikî bir insan gibi, hakikî bir hayat-ı daime için sa’y etmektir. Bununla beraber meşagil-i dünyeviye dediğin, çoğu sana ait olmayan ve fuzuli bir surette karıştığın ve karıştırdığın malayani meşgalelerdir. En elzemini bırakıp, güya binler sene ömrün var gibi en lüzumsuz malûmat ile vakit geçiriyorsun. Meselâ: Zühal’in etrafındaki halkaların keyfiyeti nasıldır ve Amerika tavukları ne kadardır? gibi kıymetsiz şeylerle kıymettar vaktini geçiriyorsun. Güya kozmoğrafya ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemal alıyorsun.

                                Eğer desen: “Beni namazdan ve ibadetten alıkoyan ve fütur veren öyle lüzumsuz şeyler değil, belki derd-i maişetin zarurî işleridir.” Öyle ise ben de sana derim ki: Eğer yüz kuruş bir gündelik ile çalışsan; sonra biri gelse, dese ki: “Gel on dakika kadar şurayı kaz, yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın.” Sen ona: “Yok, gelmem. Çünki on kuruş gündeliğimden kesilecek, nafakam azalacak” desen; ne kadar divanece bir bahane olduğunu elbette bilirsin. Aynen onun gibi; sen şu bağında, nafakan için işliyorsun.Eğer farz namazı terketsen, bütün sa’yin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini, ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarfetsen; o vakit, bereketli nafaka-i dünyeviye ile beraber, senin nafaka-i uhreviyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menba olan, iki maden-i manevî bulursun:

                                Birinci maden: Bütün bağındaki (Haşiye) yetiştirdiğin -çiçekli olsun, meyveli olsun- her nebatın, her ağacın tesbihatından, güzel bir niyet ile, bir hisse alıyorsun.

                                İkinci maden: Hem bu bağdan çıkan mahsulâttan kim yese -hayvan olsun, insan olsun; inek olsun, sinek olsun; müşteri olsun, hırsız olsun- sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat o şart ile ki: Sen, Rezzak-ı Hakikî namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve onun malını, onun mahlukatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan…

                                İşte bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir hasaret eder, ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder ve sa’ye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i manevî temin eden o iki neticeden ve o iki madenden mahrum kalır, iflas eder. Hattâ ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir. “Neme lâzım” der. “Ben zâten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti ne için çekeceğim?” diyecek, kendini tenbelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: “Daha ziyade ibadetle beraber sa’y-i helâle çalışacağım. Tâ, kabrime daha ziyade ışık göndereceğim, âhiretime daha ziyade zahîre tedarik edeceğim.”

                                Elhasıl: Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde sened yok ki, ona mâliksin. Öyle ise hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at. Hem bil ki: Her yeni gün, sana hem herkese, bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider, senin aleyhinde âlem-i misalde şehadet eder. Zira herkesin, her günde, şu âlemden bir mahsus âlemi var. Hem o âlemin keyfiyeti, o adamın kalbine ve ameline tâbi’dir. Nasılki âyinende görünen muhteşem bir saray, âyinenin rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür. Kırmızı ise, kırmızı görünür. Hem onun keyfiyetine bakar. O âyine şişesi düzgün ise, sarayı güzel gösterir. Düzgün değil ise, çirkin gösterir. En nazik şeyleri kaba gösterdiği misillü; sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle, kendi âleminin şeklini değiştirirsin. Ya aleyhinde, ya lehinde şehadet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazın ile o âlemin Sâni’-i Zülcelal’ine müteveccih olsan; birden, sana bakan âlemin tenevvür eder. Âdeta namazın bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin, onun düğmesine dokunması gibi, o âlemin zulümatını dağıtır ve o herc ü merc-i dünyeviyedeki karmakarışık perişaniyet içindeki tebeddülat ve harekât, hikmetli bir intizam ve manidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir. اَللّهُ نُورُ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ âyet-i pür-envârından bir nuru, senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun in’ikasıyla ışıklandırır. Senin lehinde nuraniyetle şehadet ettirir.

                                Sakın deme: “Benim namazım nerede, şu hakikat-ı namaz nerede?” Zira bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmal ve tafsil ile olduğu gibi; senin ve benim gibi bir âminin -velev hissetmezse- namazı, büyük bir velinin namazı gibi şu nurdan bir hissesi var, şu hakikattan bir sırrı vardır -velev şuurun taalluk etmezse-. Fakat derecata göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden, tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar ne kadar meratib bulunur. Öyle de: Namazın derecatında da daha fazla meratib bulunabilir. Fakat bütün o meratibde, o hakikat-ı nuraniyenin esası bulunur.

                                اَللّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى مَنْ قَالَ اَلصَّلاَةُ عِمَادُ الدِّينِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

                                #740773
                                Anonim

                                  ALLAH(CC)razı olsun hepinizden inşALLAH.Burada bilgilerinizi bizimle paylaşıyorsunuz.Haklarınızı helal ediniz.

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 21)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.