• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #652196
    Anonim
      b635.gif -1-
      b524.gif -2-
      b638.gif -3-

      Aziz, sıddık Senirkentli kardeşlerim İbrahim, Şükrü, Hafız Bekir, Hafız Hüseyin, Hafız Recep Efendiler,
      Hafız Tevfik ile gönderdiğiniz üç meseleye mülhidler eskiden beri ilişiyorlar.

      BİRİNCİSİ:
      b635.gif -4-
      Âyetin ifade ettiği zâhir mânâsına göre,
      “Güneşin hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurup ettiğini görmüş” diyor.

      İKİNCİSİ:
      Sedd-i Zülkarneyn nerededir?

      ÜÇÜNCÜSÜ:
      Âhirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) geleceğine
      ve Deccalı öldüreceğine dairdir.
      Bu suallerin cevapları uzundur.
      Yalnız muhtasar bir işaretle deriz ki:
      Âyât-ı Kur’âniye, üslûb-u Arabiye üzerine
      ve zâhir nazara göre umumun anlayacağı bir tarzda
      ifade ettiği için, çok defa teşbih ve temsil suretinde beyan ediyor.

      İşte, b636.gif yani, güneşin, hararetli ve
      çamurlu bir çeşme gibi görünen Bahr-i Muhit-i Garbînin
      sahilinde veya volkanlı, alevli, dumanlı dağın gözünde gurup ettiğini
      Zülkarneyn görmüş. Yani, zâhir nazarda, Bahr-i Muhit-i Garbînin
      sevâhilinde, yazın şiddet-i hararetiyle etrafındaki bataklık
      hararetlenmiş, tebahhur ettiği bir zamanda,
      o buhar arkasında büyük bir çeşme havzası
      suretinde uzaktan Zülkarneyn’e görünen
      Bahr-i Muhitin bir kısmında,
      güneşin zâhirî gurubunu görmüş.

      Veya volkanlı, taş ve toprak ve maden sularını
      karıştırarak fışkıran bir dağın başında, yeni açılmış
      ateşli gözünde, semâvâtın gözü olan güneşin gizlendiğini görmüş.
      Evet, Kur’ân-ı Hakîmin mucizâne belâgat-i ifadesi bu cümle ile çok
      mesâili ders veriyor. Evvelâ, Zülkarneyn’in mağrip tarafına seyahati,
      şiddet-i hararet zamanında ve bataklık tarafına ve güneşin gurup
      âvânına ve volkanlı bir dağın fışkırması vaktine tesadüf ettiğini
      beyan etmekle, Afrika’nın tamam-ı istilâsı gibi
      çok ibretli meselelere işaret eder.

      Malûmdur ki, görünen hareket-i şems zâhirîdir
      ve küre-i arzın mahfî hareketine delildir,
      onu haber veriyor.
      Hakikat-i gurup murad değildir.

      Hem çeşme, teşbihtir.
      Uzaktan, büyük bir deniz,
      küçük bir havuz gibi görünür.
      Hararetten çıkan sis ve buharlar ve
      bataklıklar arkasında görünen bir denizi,
      çamur içinde bir çeşmeye teşbihi ve Arapça
      hem çeşme, hem güneş, hem göz mânâsında olan b639.gif
      kelimesi, esrar-ı belâgatçe gayet mânidar ve münasiptir. Haşiye

      Zülkarneyn’in nazarında uzaklık cihetiyle öyle göründüğü gibi,
      Arş-ı Âzamdan gelen ve ecrâm-ı semâviyeye kumanda eden
      semâvî hitab-ı Kur’ânî, bir misafirhane-i Rahmâniyede
      sirac vazifesini gören musahhar güneşi
      Bahr-i Muhit-i Garbî gibi bir
      çeşme-i Rabbânîde gizleniyor demesi,
      azametine ve ulviyetine yakışıyor ve mucizâne
      üslûbuyla denizi hararetli bir çeşme ve dumanlı bir
      göz gösterir; ve semâvî gözlere öyle görünür.

      Elhasıl: Bahr-i Muhit-i Garbîye “çamurlu bir çeşme” tabiri,
      Zülkarneyn’e nisbeten uzaklık noktasında o büyük
      denizi bir çeşme gibi görmüş. Kur’ân’ın nazarı ise
      herşeye yakın olduğu cihetle, Zülkarneyn’in
      galat-ı his nev’indeki nazarına göre bakamaz.
      Belki Kur’ân semâvâta bakarak geldiğinden,
      küre-i arzı kâh bir meydan, kâh bir saray,
      Bazen bir beşik, Bazen bir sayfa gibi
      gördüğünden, sisli, buharlı, koca
      Bahr-i Muhit-i Atlas-ı Garbîyi
      bir çeşme tabir etmesi,
      azamet-i ulviyetini gösteriyor.


      1- Her türlü noksandan münezzeh olan Allah’ın adıyla.
      2- Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi: 17:44.)

      3- Alah’ın selamı, rahmeti ve bereketi ebedi ve daimi olarak üzerinize olsun.
      4- “Nihayet gün batısına vardı ve güneşin hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurub ettiğini gördü.” (Kehf Sûresi: 18:86.)


      Haşiye:
      b637.gif ‘deki b638.gif tabiri,
      esrar-ı belâgatçe lâtif bir mânâyı remzen
      ihtar ediyor. şöyle ki: “Semâ yüzü, güneş gözüyle
      zeminin yüzündeki cemâl-i rahmeti seyirden sonra,
      zemin dahi deniz gözüyle yukarıdaki azamet-i İlâhiyeyi
      temâşâyı müteakip o iki göz birbiri içine kapanırken,
      rûyi zemindeki gözleri kapıyor” diye,
      mucizâne bir kelime ile hatırlatıyor
      ve gözler vazifesine paydos
      işaretine işaret ediyor.

      Onaltıncı Lem’a s.158-159

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.