- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Nisan 2009: 14:58 #652196
Anonim
-1-
-2-
-3-
Aziz, sıddık Senirkentli kardeşlerim İbrahim, Şükrü, Hafız Bekir, Hafız Hüseyin, Hafız Recep Efendiler,
Hafız Tevfik ile gönderdiğiniz üç meseleye mülhidler eskiden beri ilişiyorlar.
BİRİNCİSİ:
-4-
Âyetin ifade ettiği zâhir mânâsına göre,
“Güneşin hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurup ettiğini görmüş” diyor.
İKİNCİSİ:
Sedd-i Zülkarneyn nerededir?
ÜÇÜNCÜSÜ:
Âhirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) geleceğine
ve Deccalı öldüreceğine dairdir.
Bu suallerin cevapları uzundur.
Yalnız muhtasar bir işaretle deriz ki:
Âyât-ı Kur’âniye, üslûb-u Arabiye üzerine
ve zâhir nazara göre umumun anlayacağı bir tarzda
ifade ettiği için, çok defa teşbih ve temsil suretinde beyan ediyor.
İşte,
yani, güneşin, hararetli ve
çamurlu bir çeşme gibi görünen Bahr-i Muhit-i Garbînin
sahilinde veya volkanlı, alevli, dumanlı dağın gözünde gurup ettiğini
Zülkarneyn görmüş. Yani, zâhir nazarda, Bahr-i Muhit-i Garbînin
sevâhilinde, yazın şiddet-i hararetiyle etrafındaki bataklık
hararetlenmiş, tebahhur ettiği bir zamanda,
o buhar arkasında büyük bir çeşme havzası
suretinde uzaktan Zülkarneyn’e görünen
Bahr-i Muhitin bir kısmında,
güneşin zâhirî gurubunu görmüş.
Veya volkanlı, taş ve toprak ve maden sularını
karıştırarak fışkıran bir dağın başında, yeni açılmış
ateşli gözünde, semâvâtın gözü olan güneşin gizlendiğini görmüş.
Evet, Kur’ân-ı Hakîmin mucizâne belâgat-i ifadesi bu cümle ile çok
mesâili ders veriyor. Evvelâ, Zülkarneyn’in mağrip tarafına seyahati,
şiddet-i hararet zamanında ve bataklık tarafına ve güneşin gurup
âvânına ve volkanlı bir dağın fışkırması vaktine tesadüf ettiğini
beyan etmekle, Afrika’nın tamam-ı istilâsı gibi
çok ibretli meselelere işaret eder.
Malûmdur ki, görünen hareket-i şems zâhirîdir
ve küre-i arzın mahfî hareketine delildir,
onu haber veriyor.
Hakikat-i gurup murad değildir.
Hem çeşme, teşbihtir.
Uzaktan, büyük bir deniz,
küçük bir havuz gibi görünür.
Hararetten çıkan sis ve buharlar ve
bataklıklar arkasında görünen bir denizi,
çamur içinde bir çeşmeye teşbihi ve Arapça
hem çeşme, hem güneş, hem göz mânâsında olan
kelimesi, esrar-ı belâgatçe gayet mânidar ve münasiptir. HaşiyeZülkarneyn’in nazarında uzaklık cihetiyle öyle göründüğü gibi,
Arş-ı Âzamdan gelen ve ecrâm-ı semâviyeye kumanda eden
semâvî hitab-ı Kur’ânî, bir misafirhane-i Rahmâniyede
sirac vazifesini gören musahhar güneşi
Bahr-i Muhit-i Garbî gibi bir
çeşme-i Rabbânîde gizleniyor demesi,
azametine ve ulviyetine yakışıyor ve mucizâne
üslûbuyla denizi hararetli bir çeşme ve dumanlı bir
göz gösterir; ve semâvî gözlere öyle görünür.
Elhasıl: Bahr-i Muhit-i Garbîye “çamurlu bir çeşme” tabiri,
Zülkarneyn’e nisbeten uzaklık noktasında o büyük
denizi bir çeşme gibi görmüş. Kur’ân’ın nazarı ise
herşeye yakın olduğu cihetle, Zülkarneyn’in
galat-ı his nev’indeki nazarına göre bakamaz.
Belki Kur’ân semâvâta bakarak geldiğinden,
küre-i arzı kâh bir meydan, kâh bir saray,
Bazen bir beşik, Bazen bir sayfa gibi
gördüğünden, sisli, buharlı, koca
Bahr-i Muhit-i Atlas-ı Garbîyi
bir çeşme tabir etmesi,
azamet-i ulviyetini gösteriyor.
1- Her türlü noksandan münezzeh olan Allah’ın adıyla.
2- Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi: 17:44.)
3- Alah’ın selamı, rahmeti ve bereketi ebedi ve daimi olarak üzerinize olsun.
4- “Nihayet gün batısına vardı ve güneşin hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurub ettiğini gördü.” (Kehf Sûresi: 18:86.)
Haşiye:
‘deki
tabiri,
esrar-ı belâgatçe lâtif bir mânâyı remzen
ihtar ediyor. şöyle ki: “Semâ yüzü, güneş gözüyle
zeminin yüzündeki cemâl-i rahmeti seyirden sonra,
zemin dahi deniz gözüyle yukarıdaki azamet-i İlâhiyeyi
temâşâyı müteakip o iki göz birbiri içine kapanırken,
rûyi zemindeki gözleri kapıyor” diye,
mucizâne bir kelime ile hatırlatıyor
ve gözler vazifesine paydos
işaretine işaret ediyor.Onaltıncı Lem’a s.158-159
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.