- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
1 Temmuz 2009: 06:18 #655139
Anonim
Nefsini bırak! Ve ondan uzaklaş!.. Nisbî olarak kendine izafe ettiğin mülkten ayrıl!.. Hepsini Allah’a teslim et!.. Ve kalbin kapısında bekçi ol!.. Allah’ın “gönlüne sakla” dediklerini içeri al ve: “alma” dediklerini kalbine sokma!.. Kötü istekleri kalbinden çıkardıktan sonra bir daha yaklaştırma!.. Bu şeytanî arzuları kalbden çıkarmak: her halde ona uymamak ve daima muhalefet etmekle olur.
Allah’ın iradesi dışında bir şey isteme! Ondan başka bir şey istemek, boş bir temennidir… Akılsızlıktır. Sakın böyle bir hevese düşme!.. Telef olursun… Helak olursun!.. Hakkın merhametinden uzak kalırsın…
Sonuna kadar Allah’ın emirlerini tut! Sonuna kadar yasak ettiği şeylerden kaç!.. Sonuna kadar onun kaderine teslim ol!.. Yarattığışeylerden hiçbirini ona ortak yapma… Şirk koşma!..isteğin, arzun, şehvetin, hepsi O’nun yarattıklarıdır, ..isteme! Kötü arzularına kapılma! Şehvete düşkün olma!.. Tâ ki müşrik olmayasınL
Ayetten: “Bir kimse Rabbine kavuşmayı istiyorsa, yarar iş yapsın. Rabbi için yaptığı ibadetlere şirk katmasın.”
Şirk, yalnız putlara tapmak değildir. Kendi şahsî arzu ve isteklerinde tesir görerek, uyman da bir nevi şirk ve putperestliktir. Dünya ve onun meramdan, âhiret ve onun nimetlerinden herhangi birine gönül kaptırarak, seni yaratanın sevgisini değil, bunlardan herhangi birinin sevgisini üstün tutarsan, şirk etmiş olursun.. Bunlardan herhangi birine kapılman, gizli şirktir. Bunun için, daima sakın; onlara yanaşma, kork, emniyet etme. Gafil olma!.. Her şeyi iyice tahkik et!.. Ancak bu hâlle rahata kavuşursun… Kendini hiçbir hâl ve makama sahip yapma!.. Ama bir makama sahip bulunuyorsan bırakıp da kaçma!.. Sana mânevi bir vazife verilirse ve bir makama çıkarılırsan herhangi birini seçme! Çünkü Allah-ü Teâlâ her an bir iş yapar!.. Tağyir eder, tebdil eder… Âyetten: “Kişi ile kalbi arasında gelip geçeni o idare eder.”
Uçsuz bucaksız bir varlık bul, kendini muayyen ölçülere kaptırma. Muayyen bir çerçeve içerisinde kalırsan, doğruluğunu haber verdiğin yanlış olabilir. Kalacağını haber verdiğin nesne bakarsın ki kaybolmuş… Hakkın iradesine tâbi ol ve hiçbir şeye karışma!.. Keşif ve keramet nevinden sayarak bir şeyler söylersin; ama aksi olunca utanır, rüsvay olursun… Sana bu hâlde yine bir vazife düşer: bu ‘ hâlini saklamak.,. Ve senden başkasına bunları duyurmamak… işte bu, tam sebat ve beka hâlidir. Bunların Allah (c.c.) tarafından sana bir hediye olarak verildiğini bil… Bu hâle şükür etmek için O’ndan yardım iste… Başkasına göstermemek için ört… Eğer bu hâller gider de yerine başka bir hâl gelirse, üzülme; onda da çeşitli bilemediğin nimetler gizlidir… İlim vardır… İrfan, marifet vardır;ayıklığım artırır ve edep terbiye öğretir sana… Bir âyet-i kerimede şöyle buyrulur:
– “Biz hiçbir âyeti, ondan daha iyisini veyahut benzerini getirmemek şartıyla değiştirmeyiz… Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmiyor musun?”
Allah’ın kudretini küçük görme!.. Takdir ve tedbirde onu itham etme… Onun vaadinin doğruluğundan şüpheye düşme… Hazret-i Peygamberi (s.a.v.) kendine örnek al… O büyük insana inen ve mushaflarda yazılan, dillerde okunan bazıâyetler kaldırıldı… Bazısı değişti, yerine başka âyet geldi… Biraz önce haber verdiğinin aksini az sonra söyledi. Ama bu hâl zahirde böyle oldu. Öbür yönünü ancak Allah’la kendi arasında bir iş olarak kabul ederiz.
İşte yukarıda anlatılan hale işaret ederek Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur:
– “Kalbimde değişik haller olur; bu yüzden her gün yetmiş defa istiğfar ederim.”
Diğer rivayette: “Yüz defa” ?
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz daima hâl değiştirirdi. Bir hâlden diğer bir hâle geçer ve olgunluğa doğru ilerlerdi. Gayb âleminin hazinelerine ererdi. Çeşitli mânevi süslerle süslendi. İşte Peygamber (s.a.v.) Efendimiz böyle yükselirdi. Her yükseldikçe bir evvelkinin noksanlığını anlar; mahdut bir hâlde kalmayı bir noksan sayar, istiğfar ederdi. Böylece kendisi yaptığı gibi Ashabına da istiğfar telkin ederdi… Çünkü istiğfar ve tevbe hâlinde bulunmak kulun vazifesidir. İnsana en çok yakışan şey, istiğfar ve tevbe etmektir. Bütün kötülükleri bir daha yapmamak şartıyla bırakmak babası Âdem’den (a.s.) Peygamberimize (s.a.v.) ondan da bize veraset yolu ile geldi… Ki Âdem aleyhisselâmın her yanını zulmet kaplamıştı; işte o zaman istiğfar etti, sonra karanlık açıldı, her yanı nur kapladı; kurtuldu. Çünkü o bir zamanlar ahdi unuttu. Dar-ı Selâm’da daimi kalacağını, Rahman ve Mennan olan Allah, kendisini Cennetten çıkarmayacağım sandı… Melekler kendisini daima selâmlar, öğmelerle geleceğini tahmin etti. Böylece nefsine uydu ve herşeyi unuttu… İş değişti… O güzel süslerden sonunda, saltanat gitti. Derecesi düştü… Onurlu âlem aniden karanlığa gömüldü… Önceki safiyet bozuldu.
Böylece her şey elinden alındıktan sonra işin nereden geldiğini anladı… İçinde bulunduğu büyük safiyeti düşündü… İtiraf yolunu tuttu… Unuttuğunu, hata işlediğini itiraf etti. Kendi kendine istiğfar telkin etti:
– “Yarabbi, biz nefsimizi kötüledik, kirlettik, bizden mağfiretini, merhametini esirgersen, sonumuz fena olur../’
Bu tevbe ve itirafa karşı kendisine hidayet yolları göründü. Nasıl işler yapacağı bildirildi,.. Ve o tevbedeki gizli marifet nurları ve bundan evvel kendisine keşfolunmayan iyilikleri öğretildi. Ve neticede şuna kani oldu:
– “Bütün kaybettiğim hâller bana tevbe yolu ile açılacaktır.”
Her şey değişti… İstek şimdi başka oldu. Hâl başka hâl oldu artık… Büyük bir saltanat geldi. İlk önce dünyada bir velâyet-i kübrâ; sonrası da âhi-rette… Dünya kendine ve evlâdına yer oldu. Ahi-ret ise ebedî bir yuva… Ve sonsuz bir sığınak…
Ey mümin! Senin için Hazret-i Âdem ve Hazre-ti Peygamber (s.a.v.) de dostluk ve muhabbet için iyi âdetler var.. Herhalde hatanı bil, tevbe et.1 Temmuz 2009: 06:36 #749142Anonim
emeğinize sağlık….
güzel paylaşım için teşekkür ederim…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.