• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #656688
    Anonim

      Ahirzamanda iman durumu hakkında mü’minleri ikaz edip dikkate davet eden
      kısımlardan bazılarıdır. Bu gibi ikazlara dikkat edilirse kişi imanını
      kolayca

      muhafaza eder. Nakledilen hadisler ahkâm-ı şer’i makamında değil ibret dersi
      içindir.

      Risale-i Nur Külliyatında iman etmek hülasa olarak şöyle ifade edilir:

      “İman etmek;

      Kur’an-ı Azimüşşan’ın ders verdiği gibi,

      O Hâlik’ı

      . sıfatları ile

      . isimleri ile,

      umum kâinatın şehadetine istinaden

      . kalben tasdik etmek ve

      . elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak ve

      . günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tevbe ve nedamet etmek
      iledir.

      Yoksa büyük günahları serbest işleyip

      . istiğfar etmemek ve

      . aldırmamak,

      o imandan hissesi olmadığına delildir. ” (E.L.I.203)

      Nefs-i emmarenin tazyikinden ve fücurdan müberra olarak haşirde yeniden inşa
      ve ihya edilen tefessüh etmemiş insan, dünyada işlediği günah ve hatalarının

      tamamını görünce, günahlara karşı nedamete alışmış olan ruh ve vicdanında
      tam bir nefret ve kerih görme haleti ve hissiyle manevi bir tathir
      inkılabına

      mazhar olur.

      Zira günahın çirkinliğini görmek, kemalat-ı vicdaniyeye sebeb olduğu gibi,
      kemalat-ı vicdaniye nisbetinde de günahın çirkinliğini görür, böylece
      Cennet’e

      lâyık yüksek bir kemalat kazanır. Bu mâna ile de alâkalı olarak (75:2)
      âyetinde, nefs-i levvameye yeminle dikkat çekilir.

      Hadislerde de bu mânada bazı işaretler ve ikazlar vardır. Ezcümle bir
      münkerin, fiilen veya kalen izalesine çalışmak, eğer bunlara muktedir
      değilse, o münkeri

      kalben kerih görmek ve eğer bu dahi olmazsa, kişinin imandan hissesi
      kalmamış olacağı S.M. 50. hadiste; keza kalbi günah lekesinden tevbe ile
      (kalben nedamet

      duyarak) temizlemek İ.M. 4244. hadiste; ve günahtan pişmanlık duymak ve
      tevbedir diye İ.M. 4252. hadiste ders verilir.

      Bir rivayet de mealen şöyledir: “İnsanlar kendilerini günahta mazur
      (mes’uliyetsiz)
      görmedikçe asla helâk olmazlar.” R.E. sh: 354 ve Ebu Davud Melahim:

      17 ve İbn-i Hanbel 4/260-5/293.

      Diğer bir rivayette de mealen: “İşlenmiş günah hatırlanınca hüzünlenme
      (üzülme) keffarettir, buyurulur.” (R.E. sh: 103)

      Başka bir hadis meali de şöyledir: “Günahın keffareti, nâdim (pişman)
      olmaktır. Eğer siz günah yapmasaydınız, Allah günah yapan bir kavim getirir
      ve onları

      mağfiret ederdi.” (R.E. sh: 339 ve K.H. 1931. hadis) Bu hadis, günah
      işlemenin gerekliliği mânasında asla yanlış anlaşılmamalı. Bu hadisin bir
      mânası şudur

      ki: Beşer, takva ve fücur işleyebilir fıtratta olmasaydı, imtihan sırrı ve
      terakkiyat-ı beşeriye olamazdı.

      Elhasıl, insan dünyada günahların çirkinliğini kalben, vicdanen hissedip
      manevi tevbeye sahib olmalı ki, vicdaniyat haline gelen bu haletle afv-ı
      İlahiye

      liyakat kazansın. Kur’an (49:7) âyetinde, iman nuru ve şuuru ile münevver ve
      kâmil kalblerin küfür, füsûk ve isyanı çirkin ve kerih gördüğü beyan edilir

      ki; bu husus, mevzuumuzu aydınlatan en güzel bir beyan olduğu gibi kemalat-ı
      beşeriyenin de üstün derecesidir. Evet insan kemalat-ı vicdaniyesi
      nisbetinde

      münkeri kerih görür. Asr-ı Saadet’te olduğu gibi.

      «İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur’an okur, ibadete
      çalışırlar ve ehl-i bid’atla da meşgul olurlar. Lâkin bilmedikleri cihetten
      müşrik

      olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din
      karşılığında yerler. İşte bunlar, kör deccalin avanesi olacaklardır.» (R.E.
      sh:504)

      Diğer bir rivayet de mealen şöyledir: «İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki,
      adamın imanı soyulur da haberi olmaz. Halbuki o, gömleğinin soyulduğu gibi
      soyulmuştur.»

      «İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, uleması da hükeması da fitne
      olacak. Mescidler ve Kur’an çoğalacak, amma hiç âlim bulunmayacak. Tek tük
      âlim

      kalacak.» (R.E. sh:504)

      R.E. sh. 480/4. müteşabih hadisinde: Denizden çıkan şeytanların (nifak
      cereyanının) insanlara Kur’an öğretmesi haberi çok manidardır. Evet, nifak
      cereyanının

      dini faaliyet sahalarına hulûl ederek meslek-i Kur’aniyenin asliyetinden
      saptırmaya çalışacaklarına karşı bir ikazdır.

      «İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki: Onların endişeleri mideleri olacak,
      şerefleri de meta-ı dünya olacak ve kıbleleri de kadınları olacak ve dinleri

      de dirhem ve dinarları (paraları) olacak. Bunlar mahlukatın en şerlileridir
      ve Allah katında onların hiç nasibleri yoktur. » (K.H. hadis: 3270) (R.E.
      sh:

      504)

      Allahın selamı rahmeti ve bereketi bütün müslümanların üzerine olsun.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.