• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #663723
    Anonim

      Bu konuda herkes bir şeyler söylemiştir. Belki günümüzde anlaşılır tarafı yoktur ama o dönem için anlaşılır tarafı vardı.

      1244 yılında Konya’ya gelen Şemseddin Tebrîzî adlı bir zat, onun ilimle dolu dünyasında “aşk” ile yepyeni ufuklar açtı.

      Bu iki ilâhî âşık, bir müddet yalnızca bir köşeye çekilerek kendilerini tamamen Hakk’a verdiler. Günlerce, gecelerce sohbetlere daldılar. Birbirlerinde kendilerini ve Yüce Allah’ın eşsiz güzelliklerinin tecellîlerini gördüler. Buluştuklarında Hz.Mevlânâ 38, Hz.Şems 60 yaşlarında idiler.

      Artık Mevlânâ bütün zamanını Şems ile sohbete ayırıyordu. Bu ilâhî aşkı idrâk etmekten âciz olanlar, Hz.Mevlânâ’nın Şems’e olan ilgisini kıskanarak, ileri geri konuşmaya başladılar. Bu sözleri duyan Şems üzüldü ve 1246 yılında Konya’yı terk edip Şam’a gitti.

      Şems gidince Hz.Mevlânâ derin üzüntülere boğuldu. Şems’i tedirgin ederek uzaklaşmasına neden olanlar da Mevlânâ’nın bu hâli karşısında pişmân oldular.

      Hz.Mevlânâ bir mektup yazarak oğlu Sultan Veled’in de bulunduğu bir kâfileyi Şam’a gönderdi. Şems mektubu okudu ve Hz.Mevlânâ’nın dâvetini geri çevirmeyerek 1247 yılında Konya’ ya döndü.

      Şems’in dönmesine herkes sevindi. Hz.Mevlânâ artık gülüyor, ziyâfetler veriyor, sema’ meclisleri düzenliyordu. Şems’le sohbet günlere ve gecelere sığmıyordu.

      Fakat bu huzurlu günler uzun sürmedi. Dedikodular, çirkin sözler ve iftiralar yeniden başladı.

      1247-1248 yılında Şems aniden kayboldu. Onu bir daha ne gören, ne de izini bulan olmadı.

      Bu konuda herkes bir şeyler söylemiştir. Belki günümüzde anlaşılır tarafı yoktur ama o dönem için anlaşılır tarafı vardı.

      1244 yılında Konya’ya gelen Şemseddin Tebrîzî adlı bir zat, onun ilimle dolu dünyasında “aşk” ile yepyeni ufuklar açtı.

      Bu iki ilâhî âşık, bir müddet yalnızca bir köşeye çekilerek kendilerini tamamen Hakk’a verdiler. Günlerce, gecelerce sohbetlere daldılar. Birbirlerinde kendilerini ve Yüce Allah’ın eşsiz güzelliklerinin tecellîlerini gördüler. Buluştuklarında Hz.Mevlânâ 38, Hz.Şems 60 yaşlarında idiler.

      Artık Mevlânâ bütün zamanını Şems ile sohbete ayırıyordu. Bu ilâhî aşkı idrâk etmekten âciz olanlar, Hz.Mevlânâ’nın Şems’e olan ilgisini kıskanarak, ileri geri konuşmaya başladılar. Bu sözleri duyan Şems üzüldü ve 1246 yılında Konya’yı terk edip Şam’a gitti.

      Şems gidince Hz.Mevlânâ derin üzüntülere boğuldu. Şems’i tedirgin ederek uzaklaşmasına neden olanlar da Mevlânâ’nın bu hâli karşısında pişmân oldular.

      Hz.Mevlânâ bir mektup yazarak oğlu Sultan Veled’in de bulunduğu bir kâfileyi Şam’a gönderdi. Şems mektubu okudu ve Hz.Mevlânâ’nın dâvetini geri çevirmeyerek 1247 yılında Konya’ ya döndü.

      Şems’in dönmesine herkes sevindi. Hz.Mevlânâ artık gülüyor, ziyâfetler veriyor, sema’ meclisleri düzenliyordu. Şems’le sohbet günlere ve gecelere sığmıyordu.

      Fakat bu huzurlu günler uzun sürmedi. Dedikodular, çirkin sözler ve iftiralar yeniden başladı.

      1247-1248 yılında Şems aniden kayboldu. Onu bir daha ne gören, ne de izini bulan olmadı.

      mevlana.jpg

      Hz.Mevlânâ, Şems’i çok aradı. Ayrılığın büyük acısıyla şiirler söyledi, gözyaşları döktü. İki kere Şam’a gittiyse de izine rastlayamadı. Şems’in bedenî varlığını bulamayan Hz.Mevlânâ, onu mânâ yönünden kendinde buldu ve aramaktan vazgeçti. Bir şiirinde şöyle der:

      Beden bakımından ondan ayrıyım ama, bedensiz ve cansız ikimiz de bir nûruz.
      Ey arayan kişi! İster onu gör, ister beni. Ben O’yum, O da ben.

      “Bir sabah olan oldu, Şems yoktu… Celalettin dostunun gidişiyle adeta yıkıldı… Büyük ıstıraplar içinde dosta onlarca beyit, şiir ve rubai yazdı. İlahi aşkının ilk kıvılcımını başlatan biricik dostu Şems artık yoktu. Büyük acı, üzüntü ve keder vardı… ”


      Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
      Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

      Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
      Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

      Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
      Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

      Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
      Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

      Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
      Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

      Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
      Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

      Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
      Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

      Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
      Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

      Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
      Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

      Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
      O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

      Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
      Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

      Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
      Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

      İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
      Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme.

      #774683
      Anonim

        evet ilk rivayet budur yani şems’in kaybolduğu , ikinci rivayet ise şems’in aşk’ı dostun aynasından seyredişi ve sonrasını anlatır…


        “ikinci rivayet

        Şems ve Mevlana bir gece sohbet ederken kapı vurulmuş dışarıdan kalabalık bir güruh ;
        Şems! dışarı çık diye bağırıyordu..
        Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişcesine çıkma diye yalvardı
        ,
        Zat boyutundan, hikmetten öte kudretten bakan şems gülümsedi:


        “Telaşlanma verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir.
        “Diyerek kapıya yöneldi

        Mevlana :Ne sözü ,nereye gidiyorsun niye ? diye yapıştı ellerine

        Şems yıllardır sakladığı sırrı söyledi: “Şam’da Rabbime yalvarmış aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim Rabbim seni verdi sende seyrettim “
        “iyi işte seyre devam edelim dedi” Mevlana.
        Şems;“Rabbim de bana demişti ki ,o aynayı verirsem ne bağışlarsın.Tereddüdsüz şöyle demiştim ;başımı veririm.

        Şems dışarı çıktı sadece bir Allah!!! nidası duyuldu. Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyordu ama ne baş ne cesed ne de katiller gözükmüyordu.

        Aşk sır olmuştu …
        Mevlana’yı sahiplenenler,onu paylaşmak istemeyenler Şehit etmişti Şemsi.
      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.