- Bu konu 31 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
13 Nisan 2011: 06:23 #670229
Anonim
BEŞİNCİ MEKTUP


Silsile-i Nakşînin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.), Mektubat’ında demiş ki: “Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim.”
Hem demiş ki: “Bütün tariklerin nokta-i müntehâsı, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.”
Hem demiş ki: “Velâyet üç kısımdır. Biri velâyet-i suğrâ ki, meşhur velâyettir; biri velâyet-i vustâ, biri velâyet-i kübrâdır. Velâyet-i kübrâ ise, verâset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır.”
Hem demiş ki: “Tarik-i Nakşîde iki kanatla sülûk edilir. Yani, hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve ferâiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa o yolda gidilmez.”
Öyleyse, tarik-i Nakşînin üç perdesi var:
Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir.
İkincisi: Ferâiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir.
Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacip, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur’ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.
Madem hakikat budur. Esrar-ı Kur’âniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.
Bilirsiniz ki, eğer dalâlet cehaletten gelse, izalesi kolaydır. Fakat dalâlet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler kendilerini beğeniyorlar. Hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenâb-ı Hak şu zamanda, i’câz-ı Kur’ân’ın mânevî lemeâtından olan malûm Sözleri, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.

Said Nursî13 Nisan 2011: 06:26 #788821Anonim
Bu mektubu mütaala edelim birlikte?
önce ben sorayım İMAMI RABBANİ NE DEMEK İSTEMİŞ?
13 Nisan 2011: 06:26 #788822Anonim
Silsile-i Nakşînin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.), Mektubat’ında demiş ki: “Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim.”
bu SÖZDEN NE ANLAMALIYIZ KARDEŞLERİM..ABLALARIM..ABİLERİM…
13 Nisan 2011: 06:27 #788823Anonim
ÖNCE EZVAK NEDİR?MEVACİD NEDİR?keramet nedir?
bunları bilirsek…anlamış olacağız ..sizce öylemi..hadi yardım..edin..
13 Nisan 2011: 06:29 #788824Anonim
İNKİŞÂF : Gelişme, açılma, keşfetme, meydana çıkma; terakkî etme.
EZVÂK : Zevkler.
MEVÂCİD : Kalbî zevk veren heyecanlar, istiğraklar.
KERÂMET : Allah`ın ihsanıyla velîlerin gösterdikleri adet dışı, olağanüstü haller.şimdi yorumluyalım ne dersiniz?
şimdi imamı rabbani hazretleri imanın bir meselesinde inkişafı..binler zevklere,kalbi zevklere ve olağanüstü hallere tercih ediyor..
işte bunun sırrı ne ola?devamında geliyor…bakalım ne diyor..
13 Nisan 2011: 06:30 #788825Anonim
Okumuşlugum yok kitaptan ama tahminim ezvak,vecd kalbin coşması ve Allah c.c nın buna müsadesi,esmasından bir veya bir kaçının o kullarında tecellisi tabi degişik derecelerde.
Kerametde Allah ın hikmeti belki o kulunun bile bilmedigi bir hissiyatına cevap,veya bir şekerleme teşvik,veya sevgisine kulunun Allah kendi zatından ötürü karşılıksız kalamayacagı için ,lütfettigi her zamankinin dışında harika haller,kollanma,gözetme.(yakarii kardeşten)
13 Nisan 2011: 06:30 #788826Anonim
işte yakaari kardeşim bu ANLATTIĞIN HAKİKATLARDAN BİNLERCESİNİ..
imamı rabbani hazretleri diyor..iman hakikatlarının bir meselesinin inkişafına tercih etmem diyor..
bilmem bir nur kalbe geldimi?
13 Nisan 2011: 06:33 #788828Anonim
sonra ne diyor dinliyelim..
Hem demiş ki: “Bütün tariklerin nokta-i müntehâsı, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.”
burda ne anlatıyor bize..?
13 Nisan 2011: 06:34 #788829Anonim
TARÎK : Yol, tarz, usul, vâsıta, meslek.
NOKTA-İ MÜNTEHÂ : En son nokta.
VUZUH : Açıklık, açık ve anlaşılır şekilde olmak, netlik, aydınlık.13 Nisan 2011: 06:34 #788830Anonim
Demekki tasavvufçular olsun..çeşitli tarikatçılar olsun..
onların meşrepleri bir tek noktaya yönelikmiş.
neymiş..oda iman hakikatlarının inkişaf etmesi ve açıklığa kavuşmasıdır..
demek seyru sülüklerde bunun içinmiş..
amma risale böyle seyri sulük yoluna girmeden doğrudan doğruya..hakikata yol açmış..
işte akrebiyetin inkişafı?
13 Nisan 2011: 06:36 #788831Anonim
devamı var..
15 Nisan 2011: 13:06 #789005Anonim
Devam ediyor İmamı rabbani hazretleri;(ra)
Hem demiş ki: “Velâyet üç kısımdır. Biri velâyet-i suğrâ ki, meşhur velâyettir; biri velâyet-i vustâ, biri velâyet-i kübrâdır. Velâyet-i kübrâ ise, verâset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır.”
şimdi velayet nedir?
küçük velayet nedir?
bunları anlamaya çalışalım?
Bu konuda ne söyleyebiliriz kardeşlerim..!
15 Nisan 2011: 13:06 #789006Anonim
VELÂYET B][COLOR=#d62020]velayet[/COLOR][/B : Velîlik, velî olan kimsenin hâli
VELÂYET-İ SUĞRÂ [velayet-i suğra] : Küçük derecedeki velilik.VELÂYET-İ VUSTÂ [velayet-i vusta] : Orta derecedeki velilik.
VELÂYET-İ KÜBRÂ [velayet-i kübra] : Büyük velilik. Cenab-ı Hakk`ın insana yakın olmasına bakan ve peygamber varisi olmaktan gelen gayet kısa ve yüksek, tarikat berzâhına uğramadan zahirden hakikata geçen velilik mesleği.lugatta manaları bu…
küçük velayete ne gibi örnek verilir?
15 Nisan 2011: 13:07 #789007Anonim
Velilik çok yüksek bir mertebedir.Bu sebeple herkese kolay kolay nasib olmaz.Veliliğin belli çileleri vardır.Gerçek velilerin hayatını okuduğumuzda bu çilelerin neler olduğunu kolayca anlamak mümkündür.
Evliya veli kelimesinin çoğuludur.Veli lugatte dost manasınadır.Din ve tasavvuf istilahında ise;Allahın kendilerini dost olarak seçtiği, keramet sahibi şeriat ehli mümin zatlardır.Velilerde derece derecedir.Veliliğin en küçük derecesine “velayeti suğra makamı denir.”Bunun işareti şudur:
Bu derecede olan bir veli, yüzlerce sene uğraşsa kalbine Allah fikrinden başka bir düşünce sokmak isteseyinede kalbine Allahtan başka bir düşünce sokamaz.Velayette bu makamın adına fenai kalb makamı denir.Manevi derecesi bu durumda olmayan birine veli veya evliya demek caiz değildir.Yine, bu durumda olmayan birinin velilik iddiasında bulunması dini açıdan son derece mahsurludur.15 Nisan 2011: 13:07 #789009Anonim
1-Velayeti Kübra: Allah’ın kula yakınlığından inkişaf eden, kisbden ziyade vehbiyyetle gidilen, mahiyeti çok yüksek, meşakkatli, zevk ve lezzetleri az olan velayettir. Misal olarak, Peygamberlerin, Sahabelerin ve ahir zamanda Mehdinin tarzı.
2-Velayet-i Vusta: Bir derece kisb, fakat yüzde doksan mevhibeyi İlahiye olan, ilmi ezelide takdir, tensib ve tavzif edilen, meşakkat ve keşfiyatın beraber olduğu, bazen makam-ı naz ve bazen de makam-ı niyazın hükmettiği, hususi eşhasın velayetidir. Bu makama çalışılarak çıkılmaz. Ancak takdir-i ilahi ile murad olunur. Mesala: Abdulkadir-i Geylani, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbani ve Hazreti Mevlana ve bir kısım müceddidler misal olarak verilebilir.
3- Velayet-i Suğra: Bu ise meşhur velayettir. Bu velayette kulun Allah’a yakınlığı dediğimiz kisb ve mücahede ön plandadır. Zaman ve mekana muhtaçdır. Yol meşakkatli ve sıkıntılıdır. Dolayısıyla seyri sülük edenleri teşvik ve taltif için keramet ve keşfiyyat ve zevkler mebzuldür.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.