- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
28 Nisan 2011: 05:48 #670700
Anonim
Alimlerin ittifakla yaptıkları bir tavsiyeleri hep aynı
olmuştur:Kur’an-ı Kerim’den sonra Peygamber Efendimiz’in (sas)
hadislerini okuyun!.
Hadisler her seviyedeki okuyucuya açık mesajlar verir, kolayca
anlayacakları değerli bilgiler sunarlar. Şayet düşünerek okur,
benimseyerek incelerseniz. Zaten hadisler de Kur’an’ın manalarını
açıklar.
Bundan dolayı birçok irşat kitabında Efendimiz (sas) Hazretleri’nin
hadislerinden özetler verilmiş, okuyucusunu yüksek ahlaka yönelten
hadis meallerine dikkat çekilmiştir. Farklı eserlerden seçtiğim bu
meallerden bazılarını, sorulan sorulara cevap olmak üzere arz etmek
istiyorum bugün… Sanırım siz de düşünerek okuyacak, sevinerek
benimseyeceksiniz verilen bu özel ve güzel cevapları…
1- Mahşerde elinde avucunda hiç sevabı kalmamış, hepsini de dünyada
yüklendiği hak sahiplerine vererek helalleşmek zorunda kalmış bir
müflis adama sorulacak:
Düşün bakalım, hiçbir iyiliğin kalmadı mı geride seni kurtaracak?..
Kendini kurtaracak sevabı kalmayan müflis adamın cevabı şöyle olacak:
Hiçbir sevabım kalmadı, sadece bana borçlanmış kimselere hep
müsamahalı davranır, ödeyebilecekleri güne kadar onları zorda
bırakmamaya çalışırdım. Borçlulara karşı gösterdiğim bu müsamahadan
başka hiçbir iyiliğim kalmadı geride!.. İşte bu adama Rabb’imiz
buyuracak ki:
Sen kul iken borçlanmış yoksullara böyle müsamahalı davranıyorsun da
ben Erhamürrahimin olan Rab iken zorda kalmış sana müsamahalı
davranmaz mıyım?..
İşte bundan dolayı denir ki: Sen zorda kalanlara müsamahalı ve
merhametli davran ki, Rabb’imiz de sen zorda kaldığında sana
müsamahalı ve merhametli davransın!
2- Kazandığı sevaba sevinen, maruz kaldığı günaha da ciddi şekilde
üzülen insan kâmil Müslüman’dır.
Demek ki, insan iman kuvveti nispetinde kazandığı sevabına sevinir,
maruz kaldığı günahına da üzülür. Sevabına sevinmeyip günahına da
üzülmeyen adamın bu duyarsızlığı hayra alamet sayılmaz.
Çünkü insan üzüntü duymadığı günahını tekrar işlemekten kaçınmayacağı
gibi, sevinmediği sevabını da tekrar kazanma ihtiyacı duymayabilir.
Bu sebeple insan maruz kaldığı günahına ciddi şekilde üzülmelidir ki,
bu üzüntü bir bakıma tövbesi manasına gelsin, affına sebep olsun.
3- Mümin günahını üzerine yıkılacak dağ gibi büyük görür, mücrim de
burnu üzerine konmuş sinek gibi basite alır. Bundan dolayı deniyor ki:
Günahını büyük gören, tekrar etmeyeceğinden dolayı küçültmüş sayılır.
Küçük gören de tekrar edeceğinden dolayı büyütmüş olur.
4- Çölden gelen bir adam sordu: Ya Resulallah, insan içine girmediği
bazı toplulukları geriden seviyor, bu sevgisinin ona faydası ya da
zararı olur mu? Buyurdu ki:
İnsan sevdiği topluluklarla birlikte olacaktır mahşerde…
Demek ki hep iyileri sevmeli, iyi işlerle meşgul olanların yanında ve
yakınında bulunmalı ki, onlara gelecek iyiliklerden yakınında bulunan
kendisi de istifade etsin. Kötülerle birlikte olup onlara yakınlık
duymamalı ki, onlara gelen kötülüklerden de kendisine zarar
dokunmasın.
5- Pehlivan, kucakladığı rakibinin sırtını yere getiren değildir. Asıl
pehlivan, kendisini saran öfkesini yenerek kırıcı bir davranışta
bulunmayan kimsedir.
6- Ölen anne babama nasıl yardım yapabilirim? diye soran bedeviye
Efendimiz’in cevabı şöyle olmuştur:
Vermeyi düşündüğün sadakayı hep annen, baban adına ver. Hem onlar
sadaka sevabı kazanır, hem de onları niyet eden sen sadaka sevabı
kazanırsın. Böylece ölmüş olan anne babana devamlı iyilik yapan
evlatlardan sayılırsın.
7- Kolaylık gösterin, güçleştirmeyin; müjdeleyin nefret ettirmeyin!
Evet, İslam’ın tüm emir ve yasaklarında kolaylık vardır güçlük yoktur.
Ne emredilmişse gücü yeteceği için emredilmiştir. Bundan dolayı zekatı
zengin verir, hacca da zengin gider. Gücü yetmeyen yoksul bunlarla
mükellef tutulmamıştır.
Ahmed Şahin
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.