• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #670700
    Anonim

      Alimlerin ittifakla yaptıkları bir tavsiyeleri hep aynı

      olmuştur:Kur’an-ı Kerim’den sonra Peygamber Efendimiz’in (sas)

      hadislerini okuyun!.

      Hadisler her seviyedeki okuyucuya açık mesajlar verir, kolayca

      anlayacakları değerli bilgiler sunarlar. Şayet düşünerek okur,

      benimseyerek incelerseniz. Zaten hadisler de Kur’an’ın manalarını

      açıklar.

      Bundan dolayı birçok irşat kitabında Efendimiz (sas) Hazretleri’nin

      hadislerinden özetler verilmiş, okuyucusunu yüksek ahlaka yönelten

      hadis meallerine dikkat çekilmiştir. Farklı eserlerden seçtiğim bu

      meallerden bazılarını, sorulan sorulara cevap olmak üzere arz etmek

      istiyorum bugün… Sanırım siz de düşünerek okuyacak, sevinerek

      benimseyeceksiniz verilen bu özel ve güzel cevapları…

      1- Mahşerde elinde avucunda hiç sevabı kalmamış, hepsini de dünyada

      yüklendiği hak sahiplerine vererek helalleşmek zorunda kalmış bir

      müflis adama sorulacak:

      Düşün bakalım, hiçbir iyiliğin kalmadı mı geride seni kurtaracak?..

      Kendini kurtaracak sevabı kalmayan müflis adamın cevabı şöyle olacak:

      Hiçbir sevabım kalmadı, sadece bana borçlanmış kimselere hep

      müsamahalı davranır, ödeyebilecekleri güne kadar onları zorda

      bırakmamaya çalışırdım. Borçlulara karşı gösterdiğim bu müsamahadan

      başka hiçbir iyiliğim kalmadı geride!.. İşte bu adama Rabb’imiz

      buyuracak ki:

      Sen kul iken borçlanmış yoksullara böyle müsamahalı davranıyorsun da

      ben Erhamürrahimin olan Rab iken zorda kalmış sana müsamahalı

      davranmaz mıyım?..

      İşte bundan dolayı denir ki: Sen zorda kalanlara müsamahalı ve

      merhametli davran ki, Rabb’imiz de sen zorda kaldığında sana

      müsamahalı ve merhametli davransın!

      2- Kazandığı sevaba sevinen, maruz kaldığı günaha da ciddi şekilde

      üzülen insan kâmil Müslüman’dır.

      Demek ki, insan iman kuvveti nispetinde kazandığı sevabına sevinir,

      maruz kaldığı günahına da üzülür. Sevabına sevinmeyip günahına da

      üzülmeyen adamın bu duyarsızlığı hayra alamet sayılmaz.

      Çünkü insan üzüntü duymadığı günahını tekrar işlemekten kaçınmayacağı

      gibi, sevinmediği sevabını da tekrar kazanma ihtiyacı duymayabilir.

      Bu sebeple insan maruz kaldığı günahına ciddi şekilde üzülmelidir ki,

      bu üzüntü bir bakıma tövbesi manasına gelsin, affına sebep olsun.

      3- Mümin günahını üzerine yıkılacak dağ gibi büyük görür, mücrim de

      burnu üzerine konmuş sinek gibi basite alır. Bundan dolayı deniyor ki:

      Günahını büyük gören, tekrar etmeyeceğinden dolayı küçültmüş sayılır.

      Küçük gören de tekrar edeceğinden dolayı büyütmüş olur.

      4- Çölden gelen bir adam sordu: Ya Resulallah, insan içine girmediği

      bazı toplulukları geriden seviyor, bu sevgisinin ona faydası ya da

      zararı olur mu? Buyurdu ki:

      İnsan sevdiği topluluklarla birlikte olacaktır mahşerde…

      Demek ki hep iyileri sevmeli, iyi işlerle meşgul olanların yanında ve

      yakınında bulunmalı ki, onlara gelecek iyiliklerden yakınında bulunan

      kendisi de istifade etsin. Kötülerle birlikte olup onlara yakınlık

      duymamalı ki, onlara gelen kötülüklerden de kendisine zarar

      dokunmasın.

      5- Pehlivan, kucakladığı rakibinin sırtını yere getiren değildir. Asıl

      pehlivan, kendisini saran öfkesini yenerek kırıcı bir davranışta

      bulunmayan kimsedir.

      6- Ölen anne babama nasıl yardım yapabilirim? diye soran bedeviye

      Efendimiz’in cevabı şöyle olmuştur:

      Vermeyi düşündüğün sadakayı hep annen, baban adına ver. Hem onlar

      sadaka sevabı kazanır, hem de onları niyet eden sen sadaka sevabı

      kazanırsın. Böylece ölmüş olan anne babana devamlı iyilik yapan

      evlatlardan sayılırsın.

      7- Kolaylık gösterin, güçleştirmeyin; müjdeleyin nefret ettirmeyin!

      Evet, İslam’ın tüm emir ve yasaklarında kolaylık vardır güçlük yoktur.

      Ne emredilmişse gücü yeteceği için emredilmiştir. Bundan dolayı zekatı

      zengin verir, hacca da zengin gider. Gücü yetmeyen yoksul bunlarla

      mükellef tutulmamıştır.

      Ahmed Şahin

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.