• Bu konu 21 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 23)
  • Yazar
    Yazılar
  • #672710
    Anonim
      Yirmi Altıncı Söz
      Kader Risalesi

      besmele.jpg

      وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَناَ خَزَاۤئِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلاَّ بِقَدَرٍ مَعْلوُمٍ blank.gif1
      وَكُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ فِى اِمَامٍ مُبِينٍ blank.gif2


      KADER ile cüz-ü ihtiyarî, iki mesele-i mühimmedir. Ona dair Dört Mebhas içinde birkaç sırlarını açmaya çalışacağız.

      BİRİNCİ MEBHAS

      Kader ve cüz-ü ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yani, mü’min, herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mes’uliyetten kurtulmamak için, cüz-ü ihtiyarî önüne çıkıyor; ona “Mes’ul ve mükellefsin” der. Sonra, ondan sudur eden iyilikler ve kemâlâtla mağrur olmamak için, kader karşısına geliyor; der: “Haddini bil, yapan sen değilsin.”

      Evet, kader, cüz-ü ihtiyarî, iman ve İslâmiyetin nihayet merâtibinde; kader, nefsi gururdan; ve cüz-ü ihtiyarî, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i imaniyeye girmişler. Yoksa, mütemerrid nüfus-u emmârenin işledikleri seyyiâtının mes’uliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak; ve onlara in’âm olunan mehâsinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz-ü ihtiyarîye istinad

      [NOT]Dipnot-1 “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. Herşeyi Biz belirli bir miktarla indiririz.” Hicr Sûresi, 15:21.

      Dipnot-2 “Biz herşeyi İmam-ı Mübînde tek tek sayıp yazdık.” Yâsin Sûresi, 36:12.[/NOT]



      Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) adem-i mes’uliyet: sorumsuzluk
      cüz: kısım, parça (bk. c-z-e) cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. ḳ-d-r)
      had: sınır hudud: sınır, uç
      hâlî: hâl ile ilgili, vicdanî iftihar: övünme
      ilmî: ilimle ilgili (bk. a-l-m) iman: inanmak (bk. e-m-n)
      in’am olunan: nimet olarak verilen (bk. n-a-m) istinad: dayanma (bk. s-n-d)
      kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r) kemâlât: iyilikler, mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)
      mağrur olmak: gururlanmak mebhas: konu, bölüm
      mehâsin: güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n) merâtib: mertebeler, dereceler
      mesele-i mühimme: önemli mesele mesâil-i imaniye: imana dair meseleler (bk. e-m-n)
      mes’ul: sorumlu mes’uliyet: sorumluluk
      mükellef: yükümlü mütemerrid: inatçı, dik kafalı
      mü’min: imanlı, Allah’a inanan (bk. e-m-n) nazarî: teorik (bk. n-ẓ-r)
      nefs: kişinin kendisi; can, hayat (bk. n-f-s) nihayet: son
      nüfus-u emmâre: insana daima kötülüğü emreden, yasak zevk ve isteklere teşvik eden nefisler (bk. n-f-s) risâle: küçük kitap (bk. r-s-l)
      seyyiât: günahlar sudur eden: çıkan
      sır: gizli gerçek, gizem teklif: yükümlülük
      vicdanî: vicdanla ilgili
      #794894
      Anonim

        etmek; bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz-ü ihtiyariyeye zıt bir harekete sebebiyet veren ilmî meseleler değildir.

        Evet, mânen terakkî etmeyen avam içinde, kaderin câ-yı istimâli var. Fakat, o da mâziyat ve mesâibdedir ki, ye’sin ve hüznün ilâcıdır. Yoksa, maâsî ve istikbaliyatta değildir ki, sefahete ve atâlete sebep olsun. Demek, kader meselesi, teklif ve mes’uliyetten kurtarmak için değil, belki fahr ve gururdan kurtarmak içindir ki, imana girmiş. Cüz-ü ihtiyarî, seyyiâta merci olmak içindir ki, akideye dahil olmuş; yoksa mehâsine masdar olarak tefer’un etmek için değildir.

        Evet, Kur’ân’ın dediği gibi, insan, seyyiâtından tamamen mes’uldür. Çünkü seyyiâtı isteyen odur. Seyyiât, tahribat nev’inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribat yapabilir, müthiş bir cezaya kesb-i istihkak eder: bir kibritle bir evi yakmak gibi. Fakat hasenatta iftihara hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır. Çünkü hasenatı isteyen, iktiza eden rahmet-i İlâhiye; ve icad eden kudret-i Rabbâniyedir. Sual ve cevap, dâi ve sebep, ikisi de Haktandır. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahip olur.Fakat seyyiâtı isteyen nefs-i insaniyedir: ya istidat ile, ya ihtiyar ile. Nasıl ki, beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Fakat o seyyiâtı, çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden yine Haktır. Demek, sebebiyet ve sual nefistendir ki, mes’uliyeti o çeker. Hakka ait olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için güzeldir, hayırdır.

        İşte, şu sırdandır ki: Kesb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasıl ki, pek çok mesâlihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez, “Yağmur rahmet değil.” Evet, halk ve icadda bir şerr-i cüz’î ile beraber


        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Hak: her şeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [TD]akide: inanç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]atâlet: hareketsizlik, tembellik[/TD]
        [TD]avam: halk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]câ-yı istimâl: kullanma yeri[/TD]
        [TD]cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dua: Allah’a yalvarma, yakarma (bk. d-a-v)[/TD]
        [TD]dâi: sebep olan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fahr: gurur, övünme[/TD]
        [TD]halk: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]halk-ı şer: kötülüğü yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
        [TD]hasenat: iyilikler, sevaplar (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet-i cüz-ü ihtiyariye: insanın elindeki seçim gücünün hikmeti (bk. ḥ-k-m; c-z-e)[/TD]
        [TD]icad etmek: var etmek, yaratmak (bk. v-c-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iftihar: övünme[/TD]
        [TD]ihtiyar: tercih, seçme gücü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
        [TD]iman: inanmak (bk. e-m-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
        [TD]istikbaliyat: geleceğe ait şeyler, hadiseler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
        [TD]kanun-u İlâhî: Allah’ın kanunu (bk. e-l-h)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kesb-i istihkak: hak etme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [TD]kesb-i şer: kötülüğü işleme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın sonsuz kudreti (bk. ḳ-d-r; r-b-b)[/TD]
        [TD]masdar: kaynak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]maâsî: günahlar[/TD]
        [TD]mehâsin: güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]merci: kaynak[/TD]
        [TD]mesâib: musibetler, felaketler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mesâlih: maslahatlar, faydalar (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
        [TD]mes’ul: sorumlu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mes’uliyet: sorumluluk[/TD]
        [TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mâziyat: geçmişe ait şeyler, hâdiseler[/TD]
        [TD]nefs-i insaniye: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
        [TD]rahmet: merhamet, ihsan, bağış (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın merhamet ve şefkati (bk. r-ḥ-m; e-l-h)[/TD]
        [TD]sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük, budalalık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]seyyie: kötülük, günah[/TD]
        [TD]seyyiât: kötülükler, günahlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sual: isteme[/TD]
        [TD]sırr-ı kader: kader sırrı (bk. ḳ-d-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]taaffün: bozulma, çürüme[/TD]
        [TD]tahribat: yıkıp bozmalar, yok etmeler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tazammun etmek: içine almak[/TD]
        [TD]tefer’un: firavunlaşma, kendisini Firavun gibi ilah seviyesine çıkaracak derecede büyük görme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teklif: yükümlülük[/TD]
        [TD]terakkî etmek: yükselmek, ilerlemek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ye’s: ümitsizlik[/TD]
        [TD]ziya: ışık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şer: kötülük[/TD]
        [TD]şerr-i cüz’î: küçük kötülük (bk. c-z-e)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #792560
        Anonim

          hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz’î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz’î, hayır hükmüne geçer. İcad-ı İlâhîde şer ve çirkinlik yoktur; belki abdin kisbine ve istidadına aittir.

          Hem nasıl kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de, illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünkü, kader hakikî illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zâhirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin ayn-ı adaletinde zulme düşerler. Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte, kader-i İlâhî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. İşte, şey-i vâhidde iki cihetle kader ve icad-ı İlâhînin adaleti ve insan kisbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyas et. Demek, kader ve icad-ı İlâhî, mebde’ ve müntehâ, asıl ve fer’, illet ve neticeler itibarıyla şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir.

          Eğer denilse: “Madem cüz-ü ihtiyarînin icada kabiliyeti yok. Bir emr-i itibarî hükmünde olan kisbden başka, insanın elinde birşey bulunmuyor. Nasıl oluyor ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanda, Hâlık-ı Semâvât ve Arza karşı, insana âsi ve düşman vaziyeti verilmiş; Hâlık-ı Arz ve Semâvât, ondan azîm şikâyetler ediyor, o âsi insana karşı abd-i mü’mine yardım için kendini ve melâikesini tahşid ediyor, ona azîm bir ehemmiyet veriyor?

          Elcevap: Çünkü küfür ve isyan ve seyyie, tahriptir, ademdir. Halbuki, azîm tahribat ve hadsiz ademler, birtek emr-i itibarîye ve ademîye terettüp edebilir. Nasıl ki, bir azîm sefinenin dümencisi, vazifesinin adem-i ifasıyla, sefine gark olup bütün hademelerin netice-i sa’yleri iptal olur. Bütün o tahribat, bir ademe terettüp ediyor. Öyle de, küfür ve mâsiyet, adem ve tahrip nev’inden olduğu için, cüz-ü ihtiyarî, bir emr-i itibarî ile onları tahrik edip müthiş netâice sebebiyet verebilir.


          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Hâlık-ı Semâvat ve Arz: gökleri ve yeri yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; s-m-v)[/TD]
          [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
          [TD]abd-i mü’min: iman etmiş kul (bk. a-b-d; e-m-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
          [TD]adem-i ifa: yapmama, yerine getirmeme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ademî: yokluğa ait[/TD]
          [TD]ayn-ı adalet: adâletin tâ kendisi (bk. a-d-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
          [TD]binaen: –dayanarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: yön[/TD]
          [TD]cüz-ü ihtiyarî: insandaki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
          [TD]emr-i itibarî: gerçekte olmadığı halde var sayılan iş, olgu (meridyenler gibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fer’: ayrıntı, uzantı, dal[/TD]
          [TD]gark olmak: batmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hademe: hizmetçi[/TD]
          [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]hayr-ı kesir: büyük hayır (bk. ḫ-y-r; k-s̱-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
          [TD]icad-ı İlâhî: Allah’ın yaratması, var etmesi (bk. v-c-d; e-l-h)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]illet: esas sebep, maksat[/TD]
          [TD]istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]itibariyle: özelliğiyle[/TD]
          [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kader-i İlâhî: İlâhî kader; Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
          [TD]katl: öldürme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kisb: çalışma[/TD]
          [TD]kubuh: çirkinlik, kötülük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r)[/TD]
          [TD]mebde’: başlangıç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
          [TD]mukaddes: kutsal noksanlık ve eksiklikten yüce (bk. ḳ-d-s)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâsiyet: günah, isyan[/TD]
          [TD]münezzeh: kusur ve çirkinlikten arınmış, temiz (bk. n-z-h)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müntehâ: en son nokta[/TD]
          [TD]netice-i sa’y: çalışmanın neticesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]netâic: neticeler[/TD]
          [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sefine: gemi[/TD]
          [TD]seyyie: kötülük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sirkat: hırsızlık[/TD]
          [TD]sârık: hırsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tahribat: yıkıp yok etmeler, bozmalar[/TD]
          [TD]tahrik: harekete geçirme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tahrip: yıkıp yok etme, bozma[/TD]
          [TD]tahşid: destekleme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]terettüp etmek: sonuç olarak ortaya çıkmak[/TD]
          [TD]zâhirî: görünürde (bk. ẓ-h-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âsi: isyan eden[/TD]
          [TD]şer: kötülük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şerr-i cüz’î: küçük kötülük (bk. c-z-e)[/TD]
          [TD]şerr-i kesir: büyük kötülük (bk. k-s̱-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şey-i vâhid: tek şey (bk. v-ḥ-d)[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #792559
          Anonim

            Zira küfür, çendan bir seyyiedir. Fakat bütün kâinatı kıymetsizlikle ve abesiyetle tahkir ve delâil-i vahdâniyeti gösteren bütün mevcudatı tekzip ve bütün tecelliyât-ı esmâyı tezyif olduğundan, bütün kâinat ve mevcudat ve esmâ-i İlâhiye namına, Cenâb-ı Hak kâfirden şedit şikâyet ve dehşetli tehdidat etmek ayn-ı hikmettir ve ebedî azap vermek ayn-ı adalettir.

            Madem insan küfür ve isyanla tahribat tarafına gidiyor; az bir hizmetle pek çok işleri yapar. Onun için, ehl-i iman, onlara karşı Cenâb-ı Hakkın inâyet-i azîmine muhtaçtır. Çünkü, on kuvvetli adam, bir evin muhafazasını ve tamiratını deruhte etse, haylaz bir çocuğun o haneye ateş vermeye çalışmasına karşı, o çocuğun velisine, belki padişahına müracaata, yalvarmaya mecbur olması gibi, mü’minlerin de böyle edepsiz ehl-i isyana karşı dayanmak için Cenâb-ı Hakkın çok inâyâtına muhtaçtırlar.

            Elhasıl: Eğer kader ve cüz-ü ihtiyarîden bahseden adam, ehl-i huzur ve kemâl-i iman sahibi ise, kâinatı ve nefsini Cenâb-ı Hakka verir, Onun tasarrufunda bilir. O vakit hakkı var kaderden, cüz-ü ihtiyarîden bahsetsin. Çünkü madem nefsini ve herşeyi Cenâb-ı Haktan bilir; o vakit cüz-ü ihtiyarîye istinad ederek mes’uliyeti deruhte eder; seyyiâta merciiyeti kabul edip Rabbini takdis eder, daire-i ubûdiyette kalıp teklif-i İlâhiyeyi zimmetine alır. Hem kendinden sudur eden kemâlât ve hasenatla gururlanmamak için kadere bakar, fahr yerine şükreder. Başına gelen musibetlerde kaderi görür, sabreder.

            Eğer kader ve cüz-ü ihtiyarîden bahseden adam ehl-i gaflet ise, o vakit kaderden ve cüz-ü ihtiyarîden bahse hakkı yoktur. Çünkü nefs-i emmâresi, gaflet veya


            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]abesiyet: faydasızlık, gayesizlik[/TD]
            [TD]ayn-ı adalet: adaletin ta kendisi (bk. a-d-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ayn-ı hikmet: hikmetin ta kendisi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [TD]cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]daire-i ubûdiyet: kulluk dairesi (bk. a-b-d)[/TD]
            [TD]dehşetli: korkunç[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]delâil-i vahdâniyet: Allah’ın birlik delilleri (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [TD]deruhte: yerine getirmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ebedî: sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
            [TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler (bk. ğ-f-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ehl-i huzur: şüphesiz ve tereddütsüz kalbi itminana ermiş kimseler (bk. ḥ-ḍ-r)[/TD]
            [TD]ehl-i iman: iman edenler (bk. e-m-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ehl-i isyan: isyan edenler[/TD]
            [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)[/TD]
            [TD]fahr: övünme, gururlanma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık (bk. ğ-f-l)[/TD]
            [TD]hasenat: iyilikler, güzellikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]inâyet-i azîm: büyük yardım (bk. a-n-y; a-ẓ-m)[/TD]
            [TD]inâyât: yardımlar (bk. a-n-y)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]istinad etmek: dayanmak (bk. s-n-d)[/TD]
            [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kemâl-i iman: tam bir iman (bk. k-m-l; e-m-n)[/TD]
            [TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler (bk. k-m-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâfir: Allah’ın veya Allah’ın bildirdiği kesin olan herhangi birşeyi inkâr eden kimse (bk. k-f-r)[/TD]
            [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r)[/TD]
            [TD]merciiyet: müracaat yeri olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mes’uliyet: sorumluluk[/TD]
            [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
            [TD]musibet: belâ, felaket[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müracaat: başvurma[/TD]
            [TD]nefis: can, hayat (bk. n-f-s)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)[/TD]
            [TD]seyyie: kötülük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]seyyiât: kötülükler, günahlar[/TD]
            [TD]sudur etmek: çıkmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahkir: aşağılama, hakaret etme[/TD]
            [TD]tahribat: yıkıp yok etmeler, bozmalar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma (bk. ḳ-d-s)[/TD]
            [TD]tamirat: tamirler, düzeltmeler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
            [TD]tecelliyât-ı esmâ: Allah’ın isimlerinin tecellileri, yansımaları (bk. c-l-y; s-m-v)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tehdidat: tehditler[/TD]
            [TD]teklif-i İlâhî: İlâhî yükümlülük Allah’ın kullarına yüklediği görev (bk. e-l-h)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tekzip: yalanlama[/TD]
            [TD]tezyif: küçük düşürme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zimmet: sorumluluk[/TD]
            [TD]zira: çünkü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]çendan: gerçi[/TD]
            [TD]şedit: şiddetli[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #792557
            Anonim

              dalâlet saikasıyla kâinatı esbaba verip Allah’ın malını onlara taksim eder, kendini de kendine temlik eder. Fiilini kendine ve esbaba verir, mes’uliyeti ve kusuru kadere havale eder. O vakit, nihayette Cenâb-ı Hakka verilecek olan cüz-ü ihtiyarî ve en nihayette medar-ı nazar olacak olan kader bahsi mânâsızdır. Yalnız, bütün bütün onların hikmetine zıt ve mes’uliyetten kurtulmak için bir desise-i nefsiyedir.

              İKİNCİ MEBHAS

              Ehl-i ilme mahsus,HAŞİYE-1 ince bir tetkik-i ilmîdir.Eğer desen: Kader ile cüz-ü ihtiyarî nasıl tevfik edilebilir?Elcevap: Yedi vech ile.

              BİRİNCİSİ: Elbette kâinatın intizam ve mizan lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir Âdil-i Hakîm, insan için medar-ı sevap ve ikab olacak, mahiyeti meçhul bir cüz-ü ihtiyarî vermiştir. O Âdil-i Hakîmin pek çok hikmetini bilmediğimiz gibi, şu cüz-ü ihtiyarînin kaderle nasıl tevfik edildiğini bilmediğimiz, olmamasına delâlet etmez.

              İKİNCİSİ: Bizzarure, herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder, o ihtiyarın vücudunu vicdanen bilir. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var, vücudu bizce bedihî olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul… İşte, şu cüz-ü ihtiyarî, öyleler sırasına girebilir. Herşey malûmatımıza münhasır değildir. Adem-i ilmimiz, onun ademine delâlet etmez.

              ÜÇÜNCÜSÜ: Cüz-ü ihtiyarî, kadere münâfi değil. Belki kader, ihtiyarı teyid eder. Çünkü, kader, ilm-i İlâhînin bir nev’idir. İlm-i İlâhî, ihtiyarımıza taallûk etmiş. Öyle ise ihtiyarı teyid ediyor, iptal etmiyor.

              [NOT]Haşiye-1 Bu İkinci Mebhas, en derin ve en müşkül bir sırr-ı kader meselesidir. Bütün ulema-i muhakkikînce en ehemmiyetli ve münazaralı bir mesele-i akaid-i kelâmiyedir. Risale-i Nur tam halletmiş.

              [/NOT]


              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [TD]adem: yokluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]adem-i ilim: bilmeme, ilmimiz dahilinde olmama (bk. a-l-m)[/TD]
              [TD]bahis: konu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
              [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
              [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]desise-i nefsiye: nefsin desisesi, aldatması (bk. n-f-s)[/TD]
              [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehl-i ilim: ilim ehli, âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
              [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]havale etmek: göndermek[/TD]
              [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
              [TD]ihtiyar: tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan sınırsız ilmi (bk. a-l-m; e-l-h)[/TD]
              [TD]intizam: düzen, tertip (bk. n-ẓ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lisan: dil[/TD]
              [TD]mahiyet: nitelik, özellik, asıl, esas[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahsus: özel[/TD]
              [TD]malûmat: bilgiler (bk. a-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mebhas: konu, bölüm[/TD]
              [TD]medar-ı nazar: göz önünde bulundurulan (bk. n-ẓ-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]medar-ı sevap ve ikab: sevap ve azap vesilesi[/TD]
              [TD]mesele-i akaid-i kelâmiye: kelâm ilminin inanca dair meselesi (bk. k-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mes’uliyet: sorumluluk[/TD]
              [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meçhul: bilinmeyen[/TD]
              [TD]mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mânâ: anlam (bk. a-n-y)[/TD]
              [TD]münazara: tartışma (bk. n-ẓ-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]münhasır: ait, sınırlı[/TD]
              [TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müşkül: zor[/TD]
              [TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nihayet: son[/TD]
              [TD]saikasıyla: sevkiyle, sebebiyle[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sırr-ı kader: kader esprisi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [TD]taallûk etmek: ilgili olmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]taksim etmek: bölüştürmek[/TD]
              [TD]temlik etmek: mülk edinmek, sahiplenmek (bk. m-l-k)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tetkik-i ilmî: ilmî inceleme, araştırma (bk. a-l-m)[/TD]
              [TD]tevfik edilmek: bağdaştırılmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]teyid etmek: desteklemek[/TD]
              [TD]ulema-i muhakkıkîn: gerçeğin peşinde olan âlimler (bk. a-l-m; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vech: yön, tarz[/TD]
              [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Âdil-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan, sonsuz adalet sahibi Allah (bk. a-d-l; ḥ-k-m)[/TD]
              [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #792556
              Anonim

                DÖRDÜNCÜSÜ: Kader, ilim nev’indendir. İlim, malûma tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa, malûm, ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri, malûmu, haricî vücut noktasında idare etmek için esas değil. Çünkü, malûmun zâtı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder.

                Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir. Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona “ezel” deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir.

                Şu sırrın keşfi için şu misale bak: Senin elinde bir âyine bulunsa, sağ tarafındaki mesafe mazi, sol tarafındaki mesafe müstakbel farz edilse, o âyine yalnız mukabilini tutar. Sonra o iki tarafı bir tertiple tutar, çoğunu tutamaz. O âyine ne kadar aşağı ise, o kadar az görür. Fakat o âyine ile yükseğe çıktıkça, o âyinenin mukabil dairesi genişlenir. Git gide, bütün iki taraf mesafeyi birden, bir anda tutar. İşte, şu âyine, şu vaziyette, onun irtisamında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem, muahhar, muvafık, muhalif denilmez.

                İşte, kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı âlâdadır. Biz ve muhakemâtımız onun haricinde olamaz ki, mazi mesafesinde bir âyine tarzında olsun.

                BEŞİNCİSİ: Kader, sebeple müsebbebe bir taallûku var. Yani, “Şu müsebbep, şu sebeple vukua gelecek.” Öyle ise, denilmesin ki, “Madem filân adamın ölmesi, filân vakitte mukadderdir. Cüz-ü ihtiyariyle tüfek atan adamın ne kabahati var? Atmasaydı yine ölecekti.”


                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Hadîs: Peygamberimize ait veya onun onayladığı söz, emir veya davranış (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                [TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cüz-ü ihtiyari: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
                [TD]daire-i mümkinat: varlığı ile yokluğu eşit olan şeyler dairesi, yaratılanlar âlemi (bk. m-k-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]desâtir: düsturlar, prensipler[/TD]
                [TD]ebed: sonu olmayan; sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuz (bk. e-z-l)[/TD]
                [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]farz edilmek: varsayılmak[/TD]
                [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hal: şimdiki zaman[/TD]
                [TD]haricinde: dışında[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haricî: dışa ait[/TD]
                [TD]hâlât: haller, durumlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihata etmek: kuşatmak[/TD]
                [TD]ilm-i ezelî: Allah’ın herşeyi ve bütün zamanları kuşatan sonsuz ilmi (bk. a-l-m; e-z-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]irade: seçim yapma gücü, dileme (bk. r-v-d)[/TD]
                [TD]irtisam: görüntü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istikbal: gelecek zaman[/TD]
                [TD]istinad etmek: dayanmak (bk. s-n-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                [TD]keşf: açığa çıkarma (bk. k-ş-f)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                [TD]makam-ı âlâ: en yüce makam[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
                [TD]manzar-ı âlâ: en yüce gözetleme yeri (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mazi: geçmiş zaman[/TD]
                [TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muahhar: sonra olma (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                [TD]muhakeme etmek: değerlendirmek (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhakemât: akıl yürütmeler, değerlendirmeler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [TD]muhalif: zıt, aykırı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                [TD]mukaddem: önce olma (bk. ḳ-d-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukadder: takdir olunmuş (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                [TD]muvafık: uygun, yerinde[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müsebbeb: sebep olunan şey, sebebin sonucu (bk. s-b-b)[/TD]
                [TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
                [TD]silsile: zincir[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]taallûk: ilgili olmak[/TD]
                [TD]tabir: ifade (bk. a-b-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l)[/TD]
                [TD]tasavvur: düşünme, hayal etme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tertip: düzen[/TD]
                [TD]tevehhüm etmek: sanmak, zannetmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tâbi: bağlı[/TD]
                [TD]vaziyet: durum[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vukua gelme: meydana gelme[/TD]
                [TD]vücud-u haricî: maddî varlık, haricî varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                [TD]zâtı: kendisi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âyine: ayna[/TD]
                [TD]âyine-misal: ayna gibi[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #792555
                Anonim

                  Sual: Niçin denilmesin?

                  Elcevap: Çünkü, kader onun ölmesini onun tüfeğiyle tayin etmiştir. Eğer onun tüfek atmamasını farz etsen, o vakit kaderin adem-i taallûkunu farz ediyorsun. O vakit ölmesini neyle hükmedeceksin? Ya, Cebrî gibi sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen; veyahut Mutezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemaati bırakıp fırka-i dâlleye girersin.

                  Öyle ise, biz ehl-i hak deriz ki: “Tüfek atmasaydı, ölmesi bizce meçhul.” Cebrî der: “Atmasaydı yine ölecekti.” Mutezile der: “Atmasaydı ölmeyecekti.”

                  ALTINCISI: HAŞİYE-1 Cüz-ü ihtiyarînin üssü’l-esası olan meyelân, Mâtüridîce bir emr-i itibarîdir, abde verilebilir. Fakat Eş’arî ona mevcut nazarıyla baktığı için, abde vermemiş. Fakat o meyelândaki tasarruf, Eş’ariyece bir emr-i itibarîdir. Öyle ise o meyelân, o tasarruf, bir emr-i nisbîdir. Muhakkak bir vücud-u haricîsi yoktur. Emr-i itibarî ise, illet-i tâmme istemez ki, illet-i tâmme vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı ref’ etsin. Belki o emr-i itibarînin illeti, bir rüçhâniyet derecesinde bir vaziyet alsa, o emr-i itibarî sübut bulabilir. Öyle ise, o anda onu terk edebilir. Kur’ân ona o anda diyebilir ki, “Şu şerdir, yapma.”Evet, eğer abd, hâlık-ı ef’âli bulunsaydı ve icada iktidarı olsaydı, o vakit ihtiyarı ref olurdu. Çünkü ilm-i usul ve hikmette, مَالَمْ يَجِبْ لَمْ يُوجَدْ kaidesince mukarrerdir ki, “Birşey vâcip olmazsa, vücuda gelmez.” Yani, illet-i tâmme bulunacak; sonra vücuda gelebilir. İllet-i tâmme ise, malûlu, bizzarure ve bilvücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz.

                  [NOT]
                  Haşiye-1 Gayet müdakkik âlimlere mahsus bir hakikattir.[/NOT]


                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Cebrî: insanın seçme gücünün ve iradesinin olmadığını savunan bâtıl yol[/TD]
                  [TD]Ehl-i Sünnet ve Cemaat: Peygamberimizin izinde giden büyük Müslüman topluluk (bk. s-n-n; c-m-a)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Eş’arî: Ebu’l-Hasan Ali b. İsmail el-Eş’ari tarafından kurulmuş ehl-i sünnete âit itikadî bir mezhep (bk. bilgiler)[/TD]
                  [TD]Mutezile: “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bâtıl bir mezhep[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Mâtüridî: İmam Mâtüridî tarafından kurulmuş ehl-i sünnete ait itikadî bir mezhep (bk. bilgiler – Maturidî Mezhebi)[/TD]
                  [TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]adem-i taallûk: ilgili olmama[/TD]
                  [TD]bilvücub: gerekli olarak (bk. v-c-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
                  [TD]cüz-ü ihtiyari: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ehl-i hak: hakka, doğruya taraf olanlar (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]emr-i itibarî: gerçekte olmadığı halde var sayılan olgu, meridyenler gibi (bk. a-b-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]emr-i nisbî: bir diğerine göre var olduğu kabul edilen iş, olgu (bk. n-s-b)[/TD]
                  [TD]farz etmek: varsaymak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fırka-i dâlle: hak yoldan sapan fırka (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                  [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                  [TD]hâlık-ı ef’âl: fiillerin yaratıcısı (bk. ḫ-l-ḳ; f-a-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
                  [TD]ihtiyar: tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iktidar: güç, kudret (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                  [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]illet: esas sebep, maksat[/TD]
                  [TD]illet-i tâmme: herhangi birşeyin var olması için gerekli sebeplerin tamamı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ilm-i usul ve hikmet: felsefe ve metodoloji ilmi (bk. a-l-m; ḥ-k-m)[/TD]
                  [TD]inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                  [TD]mahsus: özel[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]malûl: bir sebepten dolayı meydana gelen şey[/TD]
                  [TD]mevcut: var olan (bk. v-c-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]meyelân: meyletme, bir tarafa veya birşeye eğilim gösterme[/TD]
                  [TD]meçhul: bilinmeyen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhakkak: kesin (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]mukarrer: kesinlik kazanmış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müdakkik: dikkatli bir şekilde araştıran[/TD]
                  [TD]müsebbeb: sebep olunan şey, sebebin sonucu (bk. s-b-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nazarıyla: gözüyle, bakışıyla[/TD]
                  [TD]ref: ortadan kaldırmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rüçhaniyet: üstünlük[/TD]
                  [TD]sübut: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tasarruf: kullanım (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                  [TD]tasavvur etmek: düşünmek, hayal etmek (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vâcip: zorunlu (bk. v-c-b)[/TD]
                  [TD]vücub: gereklilik (bk. v-c-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                  [TD]vücud-u haricî: dışta oluşan varlık, maddî varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücuda gelme: var olma (bk. v-c-d)[/TD]
                  [TD]zaruret: zorunluluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]üssü’l-esas: temel esas[/TD]
                  [TD]şer: kötü[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #792554
                  Anonim

                    Eğer desen: Tercih bilâ müreccih muhaldir. Halbuki, o emr-i itibarî dediğimiz kisb-i insanî, bazan yapmak ve bazan yapmamak, eğer mûcip bir müreccih bulunmazsa, tercih bilâ müreccih lâzım gelir. Şu ise, usul-ü kelâmiyenin en mühim bir esasını hedmeder.

                    Elcevap: Tereccuh bilâ müreccih muhaldir. Yani, müreccihsiz, sebepsiz rüçhaniyet muhaldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vakidir. İrade bir sıfattır; onun şe’ni böyle bir işi görmektir.

                    Eğer desen: Madem katli halk eden Haktır. Niçin bana kàtil denilir?Elcevap: Çünkü, ilm-i sarf kaidesince, ism-i fail, bir emr-i nisbî olan masdardan müştaktır. Yoksa, bir emr-i sabit olan hâsıl-ı bilmasdardan inşikak etmez. Masdar kisbimizdir; kàtil ünvanını da biz alırız. Hâsıl-ı bilmasdar, Hakkın mahlûkudur. Mes’uliyeti işmam eden birşey, hâsıl-ı bilmasdardan müştak kılınmaz.

                    YEDİNCİSİ: İrade-i cüz’iye-i insaniye ve cüz-ü ihtiyariyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibarîdir. Fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüz’î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani, mânen der: “Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mes’uliyet sana aittir.” Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp “Nereyi istersen seni oraya götüreceğim” desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette “Sen istedin” diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın. İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü’l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder.


                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Ahkemü’l-Hâkimîn: hâkimlerin hâkimi olan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [TD]Hakîm-i Mutlak: sınırsız hikmet sahibi olan Allah (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
                    [TD]caiz: sakıncasız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
                    [TD]cüz’î irade: Allah tarafından insana verilen çok az irade serbestliği (bk. c-z-e; r-v-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]emr-i itibarî: gerçekte olmadığı halde var sayılan iş, olgu (bk. a-b-r)[/TD]
                    [TD]emr-i nisbî: bir diğerine göre var olduğu kabul edilen iş, olgu (bk. n-s-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]emr-i sabit: sabitleşmiş, kesinleşmiş iş, durum[/TD]
                    [TD]halk: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                    [TD]hedmetmek: yıkmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâsıl-ı bilmasdar: masdarla meydana gelen; fiilin uygulanmasından doğan sonuç[/TD]
                    [TD]ihtiyar: tercih, seçme gücü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iktidar: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                    [TD]ilm-i sarf: gramer ilmi, dilbilgisi (bk. a-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]inşikak: bölünme, ayrılma[/TD]
                    [TD]irade: dileme, seçim yapma gücü (bk. r-v-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]irade-i cüz’iye-i insaniye: insanın elindeki çok az seçme gücü (bk. r-v-d; c-z-e)[/TD]
                    [TD]irade-i külliye: Allah’ın herşeyi kuşatan iradesi (bk. r-v-d; k-l-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ism-i fail: özne (bk. s-m-v; f-a-l)[/TD]
                    [TD]itab etmek: azarlamak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]işmam etmek: hissettirmek[/TD]
                    [TD]kaide: kural[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]katl: öldürme[/TD]
                    [TD]kisb: çalışma, kazanma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kisb-i insanî: insanın çalışması[/TD]
                    [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]masdar: çeşitli kiplerin türetildiği asıl kelime[/TD]
                    [TD]mes’uliyet: sorumluluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhal: imkansız[/TD]
                    [TD]muhayyer: seçme konusunda serbest bırakma (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mûcip: gerektirici[/TD]
                    [TD]müreccih: tercih ettiren sebep[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müştak: türemiş[/TD]
                    [TD]nazar etmek: bakmak (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nihayet: son[/TD]
                    [TD]rüçhaniyet: üstünlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]taallûk: münasebet, bağlılık[/TD]
                    [TD]tercih: seçme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tercih bilâ müreccih: tercih edici sebep olmaksızın tercih (seçim) yapılabilir. Yani, seçimi yapacak zat için mutlaka sebebin var olması gerekmez, hiçbir sebebe bağlı kalmadan da seçenekler arasından birini seçebilir[/TD]
                    [TD]tereccuh: başkasına üstün gelme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tereccuh bilâ müreccih muhaldir: sebepsiz üstünlük olmaz. Yani, bir şeyin başka seçeneklere üstün gelen bir sebebi, bir özelliği bulunmazsa onlardan üstün olması mümkün değildir.[/TD]
                    [TD]teşbih: benzetme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]usul-ü kelâmiye: kelâm ilmi metodolojisi (bk. k-l-m)[/TD]
                    [TD]vaki: olmuş, meydana gelmiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]çendan: gerçi[/TD]
                    [TD]şart-ı âdi: bayağı olan şart[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #795790
                    Anonim

                      Elhasıl: Ey insan! Senin elinde gayet zayıf, fakat seyyiâtta ve tahribatta eli gayet uzun ve hasenatta eli gayet kısa, cüz-ü ihtiyarî namında bir iraden var. O iradenin bir eline duayı ver ki, silsile-i hasenatın bir meyvesi olan Cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye eli uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki, onun eli seyyiâttan kısalsın ve o şecere-i mel’unenin bir meyvesi olan zakkum-u Cehenneme yetişmesin.

                      Demek, dua ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.

                      ÜÇÜNCÜ MEBHAS

                      Kadere iman, imanın erkânındandır. Yani, “Herşey Cenâb-ı Hakkın takdiriyledir.” Kadere delâil-i kat’iye o kadar çoktur ki, had ve hesaba gelmez. Biz, basit ve zâhir bir tarzla, şu rükn-ü imaniyeyi, ne derece kuvvetli ve geniş olduğunu, bir mukaddeme ile göstereceğiz.MUKADDEME: Herşey vücudundan evvel ve vücudundan sonra yazıldığını
                      blank.gif1 وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ gibi pek çok âyât-ı Kur’âniye tasrih ediyor. Ve şu kâinat denilen, kudretin Kur’ân-ı Kebîrinin âyâtı dahi, şu hükm-ü Kur’ânîyi, nizam ve mizan ve intizam ve tasvir ve tezyin ve imtiyaz gibi âyât-ı tekvîniyesiyle tasdik ediyor.Evet, şu kâinat kitabının manzum mektubatı ve mevzun âyâtı şehadet eder ki, herşey yazılıdır. Amma, vücudundan evvel herşey mukadder ve yazılı olduğuna delil, bütün mebâdi ve çekirdekler ve mekadir ve suretler birer şahittir. Zira,

                      [NOT]
                      Dipnot-1 “Yaş ve kuru ne varsa hepsi ap açık bir kitapta yazılmıştır.” En’âm Sûresi, 6:59.[/NOT]


                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [TD]Kur’ân-ı Kebîr: büyük bir kitap gibi yazılmış kâinat (bk. k-b-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cüz-ü ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
                      [TD]delâil-i kat’iye: kesin deliller[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dua: Allah’a yalvarıp yakarma (bk. d-a-v)[/TD]
                      [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]erkân: şartlar, esaslar (bk. r-k-n)[/TD]
                      [TD]had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hasenat: iyilikler, sevaplar (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [TD]hükm-ü Kur’ânî: Kur’ân’ın hükmü (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]imtiyaz: farklılık[/TD]
                      [TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]irade: dileme, seçim yapma gücü (bk. r-v-d)[/TD]
                      [TD]istiğfar: Allah’tan bağışlanma dileme (bk. ğ-f-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                      [TD]kâinat kitabı: bir kitap gibi yazılmış bütün âlem (bk. k-v-n; k-t-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]manzum: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                      [TD]mebâdi: ilk kökler, unsurlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mekadir: miktarlar, ölçüler (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]mektubat: şuur sahiplerine hitap eden birer mektup gibi anlamlı şekilde yaratılmış varlıklar (bk. k-t-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mevzun: ölçülü (bk. v-z-n)[/TD]
                      [TD]meyelân-ı hayr: iyiliğe eğilim gösterme (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]meyelân-ı şer: kötülüğe eğilim gösterme[/TD]
                      [TD]mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mukadder: Allah tarafından takdir olunmuş, belirlenmiş (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nam: ad[/TD]
                      [TD]nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rükn-ü imaniye: imanın şartı (bk. r-k-n; e-m-n)[/TD]
                      [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]seyyiat: günahlar, kötülükler[/TD]
                      [TD]silsile-i hasenât: iyilikler zinciri (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]suret: resim, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                      [TD]tahribat: yıkıp yok etmeler, bozulmalar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]takdir: belirleme, değer biçme (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tasrih etmek: açık şekilde bildirmek[/TD]
                      [TD]tasvir: resimleme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecavüzât: tecavüzler, haddi aşmalar[/TD]
                      [TD]tevbe: pişmanlık duyarak günahtan dönüş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l)[/TD]
                      [TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                      [TD]zakkum-u Cehennem: Cehennemdeki zakkum ağacı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zâhir: açık, görünür (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                      [TD]âyât: ayetler, deliller[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın âyetleri[/TD]
                      [TD]âyât-ı tekvîniye: kâinatta Allah’ın varlığına ve birliğine delil olan varlıklar (bk. k-v-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şecere-i mel’un: lânet edilmiş ağaç[/TD]
                      [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #795791
                      Anonim

                        herbir tohum ve çekirdekler, kâf nun tezgâhından çıkan birer lâtif sandıkçadır ki, kaderle tersim edilen bir fihristecik, ona tevdi edilmiştir ki, kudret, o kaderin hendesesine göre zerrâtı istihdam edip, o tohumcuklar üstünde koca mu’cizât-ı kudreti bina ediyor. Demek, bütün ağacın başına gelecek, bütün vakıâtıyla çekirdeğinde yazılı hükmündedir. Zira tohumlar maddeten basittir, birbirinin aynıdır; maddeten birşey yoktur.

                        Hem herşeyin miktar-ı muntazaması, kaderi vâzıhan gösterir. Evet, hangi zîhayata bakılsa görünüyor ki, gayet hikmetli ve san’atlı bir kalıptan çıkmış gibi, bir miktar, bir şekil var ki, o miktarı, o sureti, o şekli almak, ya harika ve nihayet derecede eğri büğrü maddî bir kalıp bulunmalı, veyahut kaderden gelen mevzun, ilmî bir kalıb-ı mânevî ile kudret-i ezeliye o sureti, o şekli biçip giydiriyor. Meselâ, sen şu ağaca, şu hayvana dikkatle bak ki, câmid, sağır, kör, şuursuz, birbirinin misli olan zerreler onun neşvünemâsında hareket eder. Bazı eğri büğrü hudutlarda, meyve ve faidelerin yerini tanır, görür, bilir gibi durur, tevakkuf eder. Sonra, başka bir yerde, büyük bir gayeyi takip eder gibi yolunu değiştirir. Demek, kaderden gelen miktar-ı mânevînin ve o miktarın emr-i mânevîsiyle zerreler hareket ederler.

                        Madem maddî ve görünecek eşyada bu derece kaderin tecelliyâtı var. Elbette, eşyanın mürur-u zamanla giydikleri suretler ve ettikleri harekâtla hasıl olan vaziyetler dahi bir intizam-ı kadere tâbidir. Evet, bir çekirdekte, hem bedihî olarak, irade ve evâmir-i tekvîniyenin ünvanı olan Kitab-ı Mübînden haber veren ve işaret eden, hem nazarî olarak emir ve ilm-i İlâhînin bir ünvanı olan İmam-ı Mübînden haber veren ve remzeden iki kader tecellîsi var:

                        Bedihî kader ise, o çekirdeğin tazammun ettiği ağacın maddî keyfiyat ve vaziyetleri ve heyetleridir ki, sonra gözle görünecek.


                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Kitab-ı Mübîn: Allah’ın ap açık kudret defteri olan kâinat, Allah’ın kudret ve iradesinin genel bir kanunlar defteri (bk. k-t-b; b-y-n)[/TD]
                        [TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]câmid: cansız[/TD]
                        [TD]emr-i mânevî: mânevî emir (bk. a-n-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]evâmir-i tekvîniye: yaratılışa ait emirler (bk. k-v-n)[/TD]
                        [TD]fihristecik: küçük indeks, içindekiler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]harekât: hareketler[/TD]
                        [TD]hendese: plan, çizgi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]heyet: bütün, genel yapı[/TD]
                        [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hudud: sınır, uç[/TD]
                        [TD]hâsıl olma: meydana gelme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi (bk. a-l-m; e-l-h)[/TD]
                        [TD]ilmî: ilim ile ilgili (bk. a-l-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]intizam-ı kader: kaderin düzeni (bk. n-ẓ-m; ḳ-d-r)[/TD]
                        [TD]irade: dileme, seçim yapma gücü (bk. r-v-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istihdam etmek: çalıştırmak[/TD]
                        [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kalıb-ı mânevî: mânevî kalıp, ölçü (bk. a-n-y)[/TD]
                        [TD]keyfiyat: özellikler, nitelikler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                        [TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelî ve sonsuz kudreti (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâf nun: Arapça “kün” (ol) emrinin harfleri; Allah’ın birşeye “Ol” deyince onu hemen olduruveren emri (bk. k-v-n)[/TD]
                        [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]maddeten: maddî olarak[/TD]
                        [TD]mevzun: ölçülü (bk. v-z-n)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]miktar-ı muntazama: mükemmel ve muntazam ölçü, miktar (bk. ḳ-d-r; n-ẓ-m)[/TD]
                        [TD]miktar-ı mânevî: mânevi miktar, ölçü (bk. ḳ-d-r; a-n-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]misil: benzer (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [TD]mu’cizât-ı kudret: kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mürur-u zaman: zamanın geçmesi[/TD]
                        [TD]nazarî: teorik (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]neşvünemâ: gelişme[/TD]
                        [TD]nihayet: son[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]remzeden: işaret eden[/TD]
                        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tazammun etme: içine alma[/TD]
                        [TD]tecelliyât: tecelliler, yansımalar (bk. c-l-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tecellî: görünüm, yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
                        [TD]tersim edilmek: çizilmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tevakkuf etmek: durmak[/TD]
                        [TD]tevdi etmek: emanet etmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tâbi: bağlı, ait[/TD]
                        [TD]vakıât: olaylar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vaziyet: durum[/TD]
                        [TD]vâzıhan: açıkça[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                        [TD]zerrât: zerreler, atomlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                        [TD]İmam-ı Mübîn: Allah’ın ilim ve emirlerinin, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı defter (bk. b-y-n)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şuursuz: bilinçsiz (bk. ş-a-r)[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #795812
                        Anonim

                          Nazarî ise, o çekirdekte, ondan halk olunacak ağacın müddet-i hayatındaki geçireceği tavırlar, vaziyetler, şekiller, hareketler, tesbihatlardır ki, “tarihçe-i hayat” namıyla tabir edilen, vakit be vakit değişen tavırlar, vaziyetler, şekiller, fiiller, o ağacın dalları, yaprakları gibi intizamlı birer kaderî miktarı vardır.Madem en âdi ve basit eşyada böyle kaderin tecellîsi var. Elbette umum eşyanın vücudundan evvel yazılı olduğunu ifade eder ve az bir dikkatle anlaşılır. Şimdi, vücudundan sonra herşeyin sergüzeşt-i hayatı yazıldığına delil ise, âlemde Kitab-ı Mübîn ve İmam-ı Mübînden haber veren bütün meyveler ve Levh-i Mahfuzdan haber veren ve işaret eden, insandaki bütün kuvve-i hafızalar birer şahittir, birer emâredir.

                          Evet, herbir meyve, bütün ağacın mukadderât-ı hayatı, onun kalbi hükmünde olan çekirdeğinde yazılıyor. İnsanın sergüzeşt-i hayatıyla beraber, kısmen âlemin hâdisât-ı maziyesi, kuvve-i hafızasında öyle bir surette yazılıyor ki, güya hardal küçüklüğünde bu kuvvecikte, dest-i kudret, kalem-i kaderiyle insanın sahife-i a’mâlinden küçük bir senet istinsah ederek, insanın eline verip dimağının cebine koymuş—tâ muhasebe vaktinde onunla hatırlatsın. Hem, tâ mutmain olsun ki, bu fenâ ve zevâl hercümercinde bekà için pek çok âyineler var ki, Kadîr‑i Hakîm, zâillerin hüviyetlerini onlarda tersim edip ibkà ediyor. Hem bekà için pek çok levhalar var ki, Hafîz-i Alîm, fânilerin mânâlarını onlarda yazıyor.

                          Elhasıl: Madem en basit ve en aşağı derece-i hayat olan nebâtat hayatı bu derece kaderin nizamına tâbidir. Elbette, en yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruatıyla kaderin mikyasıyla çizilmiştir ve kalemiyle yazılıyor.


                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Hafîz-i Alîm: herşeyi koruyup saklayan, ilmi herşeyi kuşatan sonsuz ilim sahibi Allah (bk. ḥ-f-ẓ; a-l-m)[/TD]
                          [TD]Kadîr-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ḥ-k-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Kitab-ı Mübîn: Allah’ın ap açık kudret defteri olan kâinat, Allah’ın kudret ve iradesinin genel bir kanunlar defteri (bk. k-t-b; b-y-n)[/TD]
                          [TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bekà: kalıcı ve sürekli olma (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                          [TD]derece-i hayat: hayat derecesi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dest-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [TD]dimağ: beyin[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
                          [TD]emâre: işaret, belirti[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                          [TD]fenâ: gelip geçicilik, ölümlülük (bk. f-n-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y)[/TD]
                          [TD]hadisât-ı maziye: geçmişe ait olan olaylar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]halk olunmak: yaratılmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                          [TD]hardal: çok küçük tohumları olan bir bitki[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hayat-ı insaniye: insan hayatı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                          [TD]hercümerc: karma karışıklık, dağınıklık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hüviyet: suret, kimlik[/TD]
                          [TD]ibkà etme: bakileştirme, sürekli ve kalıcı hale getirme (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]intizamlı: düzenli, tertipli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]istinsah etmek: kopyasını çıkarmak, yazmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [TD]kaderî: kaderle belirlenmiş (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kalem-i kader: kader kalemi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mikyas: ölçek[/TD]
                          [TD]muhasebe: hesaba çekilme, sorgulanma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mukadderât-ı hayatiye: kader kalemiyle yazılmış hayat programı (bk. ḳ-d-r; ḥ-y-y)[/TD]
                          [TD]mutmain: şüphesiz, tam kanaatle inanan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müddet-i hayat: hayat süresi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                          [TD]nam: ad[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nazarî: teorik (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                          [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nizam: düzen, kanun (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]sahife-i a’mal: iş ve davranışların yazıldığı sahifeler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]senet: belge[/TD]
                          [TD]sergüzeşt-i hayat: hayat sürüveni (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                          [TD]tabir edilen: adlandırılan (bk. a-b-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                          [TD]tecellî: görünme (bk. c-l-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teferruat: ayrıntılar[/TD]
                          [TD]tersim etmek: resimlemek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                          [TD]tâbi: bağlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]umum: bütün[/TD]
                          [TD]vakit be vakit: her zaman, her an[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vaziyet: durum[/TD]
                          [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zevâl: geçip gitme, yok olma (bk. z-v-l)[/TD]
                          [TD]zâil: geçici, yok olucu (bk. z-v-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
                          [TD]âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âyine: ayna[/TD]
                          [TD]İmam-ı Mübîn: Allah’ın ilim ve emirlerinin, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı defter (bk. b-y-n)[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #796578
                          Anonim

                            Evet, nasıl katreler buluttan haber verir; reşhalar su menbaını gösterir; senetler, cüzdanlar bir defter-i kebirin vücuduna işaret ederler. Öyle de, şu meşhudumuz olan, zîhayatlardaki intizam-ı maddî olan bedihî kader ve intizam-ı mânevî ve hayatî olan nazarî kaderin reşhaları, katreleri, senetleri, cüzdanları hükmünde olan meyveler, nutfeler, tohumlar, çekirdekler, suretler, şekiller, bilbedâhe, Kitab-ı Mübîn denilen irade ve evâmir-i tekvîniyenin defterini ve İmam-ı Mübîn denilen ilm-i İlâhînin bir divanı olan Levh-i Mahfuzu gösterir.

                            NETİCE-İ MERAM: Madem bilmüşahede görüyoruz ki, herbir zîhayatın neşvünemâ zamanında zerreleri eğri büğrü hudutlara gider, durur. Zerreler yolunu değiştirir, o hudutların nihayetlerinde birer hikmet, birer faide, birer maslahatı semere verirler. Bilbedâhe, o şeyin miktar-ı surîsi, bir kader kalemiyle tersim edilmiştir. İşte, meşhud, bedihî kader, o zîhayatın mânevî hâlâtında dahi bir kader kalemiyle çizilmiş muntazam meyvedar hudutları, nihayetleri var olduğunu gösterir. Kudret masdardır, kader mistardır. Kudret, o maânî kitabını, o mistar üstünde yazar.

                            Madem maddî ve mânevî kader kalemiyle tersim edilmiş müsmir hudutlar, hikmetli nihayetler olduğunu kat’iyen anlıyoruz. Elbette, herbir zîhayatın müddet-i hayatında geçireceği ahval ve etvârı, o kaderin kalemiyle tersim edilmiş. Çünkü, sergüzeşt-i hayatı, bir intizam ve mizanla cereyan ediyor, suretler değiştiriyor, şekiller alıyor. Madem böyle umum zîhayatta kalem-i kader hükümrandır. Elbette, âlemin en mükemmel meyvesi ve arzın halifesi ve emanet-i kübrânın hâmili olan insanın sergüzeşt-i hayatiyesi, herşeyden ziyade kaderin kanununa tâbidir.


                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Kitab-ı Mübîn: Allah’ın ap açık kudret defteri olan kâinat, Allah’ın kudret ve iradesinin genel bir kanunlar defteri (bk. k-t-b; b-y-n)[/TD]
                            [TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ahval: haller, davranışlar[/TD]
                            [TD]arz: yer, dünya[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
                            [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cüzdan: kimlik[/TD]
                            [TD]defter-i kebir: büyük defter (bk. k-b-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]divan: kayıt defteri[/TD]
                            [TD]emanet-i kübrâ: en büyük emanet (bk. e-m-n; k-b-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]etvâr: tavırlar[/TD]
                            [TD]evâmir-i tekvîniye: yaratılışa ait emirler (bk. k-v-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]halife: yeryüzünde Allah nâmına hareket eden insan (bk. ḫ-l-f)[/TD]
                            [TD]hikmet: gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hudut: sınır, uç[/TD]
                            [TD]hâlât: haller[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hâmil: taşıyıcı[/TD]
                            [TD]hükümran: hükmeden, egemen (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi (bk. a-l-m; e-l-h)[/TD]
                            [TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]intizam-ı maddî: maddî düzenlilik ve tertip (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                            [TD]intizam-ı mânevî ve hayatî: hayata ve mânâya ait düzenlilik (bk. n-ẓ-m; a-n-y; ḥ-y-y)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]irade: dileme, seçim yapma gücü (bk. r-v-d)[/TD]
                            [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kalem-i kader: kader kalemi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                            [TD]katre: damla[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
                            [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]masdar: kaynak[/TD]
                            [TD]maslahat: fayda, yarar (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]maânî: mânâlar (bk. a-n-y)[/TD]
                            [TD]menba: kaynak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]meyvedar: meyveli, verimli[/TD]
                            [TD]meşhud: görünen, bilinen (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]miktar-ı surî: görünürdeki miktar, ölçü (bk. ḳ-d-r; ṣ-v-r)[/TD]
                            [TD]mistar: şablon[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)[/TD]
                            [TD]muntazam: düzenli, tertipli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müddet-i hayat: hayat süresi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                            [TD]müsmir: meyveli, verimli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nazarî: teorik (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                            [TD]netice-i meram: maksadın neticesi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]neşvünemâ: gelişme[/TD]
                            [TD]nihayet: son[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nutfe: meni, sperm[/TD]
                            [TD]reşha: sızıntı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]semere: meyve[/TD]
                            [TD]senet: belge[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sergüzeşt-i hayat: hayat serüveni (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                            [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tersim edilme: resimlenme[/TD]
                            [TD]tâbi: bağlı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]umum: bütün[/TD]
                            [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                            [TD]ziyade: fazla[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                            [TD]âlem: kâinat (bk. a-l-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]İmam-ı Mübîn: Allah’ın ilim ve emirlerinin, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı defter (bk. b-y-n)[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #796579
                            Anonim

                              Eğer desen: Kader bizi böyle bağlamış, hürriyetimizi selb etmiştir. İnbisat ve cevelâna müştak olan kalb ve ruh için kadere iman bir ağırlık, bir sıkıntı vermiyor mu?

                              Elcevap: Kat’a ve asla! Sıkıntı vermediği gibi, nihayetsiz bir hiffet, bir rahatlık ve ravh ve reyhânı veren ve emn ü emânı temin eden bir sürur, bir nur veriyor. Çünkü, insan kadere iman etmezse, küçük bir dairede cüz’î bir serbestiyet, muvakkat bir hürriyet içinde dünya kadar ağır bir yükü, biçare ruhun omuzunda taşımaya mecburdur. Çünkü insan bütün kâinatla alâkadardır. Nihayetsiz makàsıd ve metâlibi var. Kudreti, iradesi, hürriyeti milyondan birisine kâfi gelmediği için, çektiği mânevî sıkıntı ağırlığı ne kadar müthiş ve muvahhiş olduğu anlaşılır. İşte, kadere iman, bütün o ağırlığı kaderin sefinesine atar, kemâl-i rahatla, ruh ve kalbin kemâl-i hürriyetiyle kemâlâtında serbest cevelânına meydan veriyor. Yalnız nefs-i emmârenin cüz’î hürriyetini selb eder ve firavuniyetini ve rububiyetini ve keyfemâyeşâ hareketini kırar.

                              Kadere iman o kadar lezzetli, saadetlidir ki, tarif edilmez. Yalnız şu temsille o lezzete ve o saadete bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:
                              İki adam bir padişahın pâyitahtına giderler. O padişahın mahall-i garaip olan has sarayına girerler. Biri, padişahı bilmez, o yerlerde gàsıbâne, sârıkane tavattun etmek ister. Fakat o bahçe, o sarayın iktiza ettikleri idare ve tedbir ve varidat; ve makinelerini işlettirmek ve garip hayvânâtın erzakını vermek gibi zahmetli külfetleri görür, mütemadiyen ıztırap çeker. O cennet gibi bahçe, başına bir cehennem gibi oluyor. Herşeye acıyor, idare edemiyor. Teessüfle vaktini geçirir. Sonra da, o hırsız, edepsiz adam, tedip suretiyle hapse atılır.

                              İkinci adam, padişahı tanır, padişaha kendini misafir bilir. Bütün o bahçede, o sarayda olan işler bir nizam-ı kanunla cereyan ettiğini, herşey bir programla, kemâl-i suhuletle işlediğini itikad eder. Zahmet ve külfetleri padişahın kanununa


                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]alâkadar: ilgili, alakalı[/TD]
                              [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
                              [TD]cevelân: dolaşma, gezme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cüz’î: az, küçük (bk. c-z-e)[/TD]
                              [TD]emn ü emân: güvenlik ve korkusuzluk (bk. e-m-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]erzak: rızıklar, yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                              [TD]firavuniyet: kendisini Firavun gibi ilah seviyesine çıkaracak derecede büyük görme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]gasıbâne: zorla ele geçirerek[/TD]
                              [TD]hayvânat: hayvanlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hiffet: hafiflik[/TD]
                              [TD]hürriyet: serbestlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iktiza: gerektirme[/TD]
                              [TD]inbisat: genişleme, yayılma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]irade: dileme, seçim, tercih (bk. r-v-d)[/TD]
                              [TD]itikad etmek: inanmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                              [TD]kat’a: hiçbir şekilde[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kemâl-i hürriyet: tam bir serbestlik (bk. k-m-l)[/TD]
                              [TD]kemâl-i rahat: tam bir rahatlık (bk. k-m-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kemâl-i suhulet: tam bir kolaylık (bk. k-m-l)[/TD]
                              [TD]kemâlât: mükemmel özellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]keyfemâyeşâ: keyfine göre, istediği şekilde[/TD]
                              [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kâfî: yeterli[/TD]
                              [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]külfet: zorluk[/TD]
                              [TD]külfetli: zor[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahall-i garaip: hayret verici ve şaşırtıcı yerler[/TD]
                              [TD]makàsıd: maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]metâlib: istekler (bk. ṭ-l-b)[/TD]
                              [TD]muvahhiş: korkutan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                              [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
                              [TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                              [TD]nizam-ı kanun: kanun düzeni (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]pâyitaht: başkent[/TD]
                              [TD]ravh: rahatlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]reyhân: hoş ve güzel koku[/TD]
                              [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                              [TD]sefine: gemi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]selb etme: ortadan kaldırma[/TD]
                              [TD]serbestiyet: serbestlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                              [TD]sârıkane: hırsızca[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sürur: mutluluk, sevinç[/TD]
                              [TD]tarif edilmek: anlatılmak (bk. a-r-f)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tavattun etmek: vatan edinmek, yerleşmek[/TD]
                              [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme (bk. d-b-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tedip: edeplendirme, cezalandırma[/TD]
                              [TD]teessüf: üzüntü, acı duyma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #796581
                              Anonim

                                bırakıp, kemâl-i safâ ile o cennet-misal bahçenin bütün lezzetlerinden istifade edip, padişahın merhametine ve idare kanunlarının güzelliğine istinaden herşeyi hoş görür, kemâl-i lezzet ve saadetle hayatını geçirir. İşteblank.gif1 مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ sırrını anla.

                                DÖRDÜNCÜ MEBHASEğer desen: Birinci Mebhasta ispat ettin ki, kaderin herşeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır, çirkinlik de güzeldir. Halbuki, şu dâr-ı dünyadaki musibetler, beliyyeler o hükmü cerh ediyor.

                                Elcevap: Ey şiddet-i şefkatten şedit bir elemi hisseden nefsim ve arkadaşım! Vücut hayr-ı mahz, adem şerr-i mahz olduğuna, bütün mehâsin ve kemâlâtın vücuda rücuu ve bütün maâsî ve mesâib ve nekaisin esası adem olduğu delildir.
                                Madem adem şerr-i mahzdır. Ademe müncer olan veya ademi işmam eden hâlât dahi şerri tazammun eder. Onun için, vücudun en parlak nuru olan hayat, ahvâl-i muhtelife içinde yuvarlanıp kuvvet buluyor. Mütebâyin vaziyetlere girip tasaffi ediyor ve müteaddit keyfiyatı alıp matlup semeratı veriyor ve müteaddit tavırlara girip Vâhib-i Hayatın nukuş-u esmâsını güzelce gösterir. İşte, şu hakikattendir ki, zîhayatlara âlâm ve mesâib ve meşakkat ve beliyyat suretinde bazı hâlât ârız olur ki, o hâlât ile hayatlarına envâr-ı vücut teceddüt edip zulümât-ı adem tebâud ederek hayatları tasaffi ediyor. Zira, tevakkuf, sükûnet, sükût, atâlet, istirahat, yeknesaklık, keyfiyatta ve ahvalde birer ademdir. Hattâ en büyük bir lezzet, yeknesaklık içinde hiçe iner.

                                Elhasıl: Madem hayat, Esmâ-i Hüsnânın nukuşunu gösterir. Hayatın başına

                                [NOT]Dipnot-1 “Kadere iman eden, kederden emin olur.” ed-Deylemî, el-Müsned 1:113; el-Müsâvî, Feyzu’l-Kadîr 3:187; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl 1:106.[/NOT]


                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
                                [TD]Vâhib-i Hayat: hayatı veren Allah (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]adem: yokluk[/TD]
                                [TD]ahval: haller, durumlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ahvâl-i muhtelife: çeşitli haller[/TD]
                                [TD]atâlet: hareketsizlik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]beliyyat: belâlar, sıkıntılar[/TD]
                                [TD]beliyye: belâ[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cennet-misal: cennet gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
                                [TD]cerh etmek: çürütmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dâr-ı dünya: dünya yurdu[/TD]
                                [TD]elem: acı, sıkıntı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
                                [TD]envâr-ı vücut: varlık nurları (bk. n-v-r; v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakikat: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                [TD]hayr-ı mahz: iyiliğin ta kendisi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hayır: iyilik[/TD]
                                [TD]hâlât: haller, durumlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hüküm: yargı (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                [TD]istinaden: dayanarak (bk. s-n-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]istirahat: dinlenme, rahatlama[/TD]
                                [TD]işmam etmek: hissettirmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                [TD]kemâl-i lezzet: tam bir lezzet (bk. k-m-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kemâl-i safâ: tam bir huzur (bk. k-m-l)[/TD]
                                [TD]kemâlât: mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]keyfiyat: durumlar, özellikler[/TD]
                                [TD]matlup: istenilen (bk. ṭ-l-b)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]maâsî: günahlar[/TD]
                                [TD]mebhas: konu, bölüm[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mehâsin: güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                                [TD]mesâib: musibetler, sıkıntılar, felaketler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]meşakkat: zahmet, sıkıntı[/TD]
                                [TD]musibet: felaket, sıkıntı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müncer olmak: sonuçlanmak[/TD]
                                [TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mütebâyin: ayrı ayrı[/TD]
                                [TD]nefs: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nekais: eksiklikler, kusurlar[/TD]
                                [TD]nukuş: nakışlar, işlemeler (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nukuş-u esmâ: isimlerin nakışları (bk. n-ḳ-ş; s-m-v)[/TD]
                                [TD]rücu: dönme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                                [TD]semerat: meyveler, neticeler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                                [TD]sükûnet: durgunluk, sakinlik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sükût: sessizlik[/TD]
                                [TD]sır: gizli gerçek, gizem[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tasaffi etme: temizlenme, safileşme (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                                [TD]tazammun etmek: içine almak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tebâud etmek: uzaklaşmak[/TD]
                                [TD]teceddüt etmek: yenilenmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tevakkuf: durma[/TD]
                                [TD]vaziyet: durum, hal[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                                [TD]yeknesaklık: tekdüzelik, monotonluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zulümât-ı adem: yokluk karanlıkları (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                                [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âlâm: elemler, acılar[/TD]
                                [TD]ârız: ortaya çıkma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şedit: çok şiddetli[/TD]
                                [TD]şer: kötülük[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şerr-i mahz: kötülüğün ta kendisi[/TD]
                                [TD]şiddet-i şefkat: şefkatin şiddeti (bk. ş-f-ḳ)[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #796583
                                Anonim

                                  gelen herşey hasendir. Meselâ, gayet zengin, nihayet derecede san’atkâr ve çok san’atlarda mahir bir Zât, âsâr-ı san’atını, hem kıymettar servetini göstermek için, âdi bir miskin adamı, modellik vazifesini gördürmek için, bir ücrete mukabil, bir saatte murassâ, musannâ yaptığı gömleği giydirir, onun üstünde işler ve vaziyetler verir, tebdil eder. Hem her nevi san’atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam o zâta dese, “Bana zahmet veriyorsun. Eğilip kalkmakla vaziyet veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun” demeye hak kazanabilir mi? “Merhametsizlik, insafsızlık ettin” diyebilir mi?

                                  İşte, onun gibi, Sâni-i Zülcelâl, Fâtır-ı Bîmisal, zîhayata göz, kulak, akıl, kalb gibi havâs ve letâifle murassâ olarak giydirdiği vücut gömleğini, Esmâ-i Hüsnânın nakışlarını göstermek için, çok hâlât içinde çevirir, çok vaziyetlerde değiştirir. Elemler, musibetler nev’inde olan keyfiyat, bazı esmâsının ahkâmını göstermek için lemeât-ı hikmet içinde bazı şuâât-ı rahmet ve o şuâât-ı rahmet içinde lâtif güzellikler vardır.

                                  endOfSection.gifendOfSection.gif


                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
                                  [TD]Fâtır-ı Bîmisal: benzersiz şeyleri hârika ve üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; m-s̱-l)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Sâni-i Zülcelâl: haşmet ve yücelik sahibi, herşeyi sanatlı bir şekilde yapan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
                                  [TD]ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]elem: acı, sıkıntı[/TD]
                                  [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hasen: güzel (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                                  [TD]havâs: hisler, duyular[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hâlât: haller, durumlar[/TD]
                                  [TD]keyfiyat: özellikler, nitelikler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                                  [TD]lemeât-ı hikmet: hikmet parıltıları (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]letâif: lâtifeler, duyular (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                  [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahir: maharetli, becerikli[/TD]
                                  [TD]miskin: fakir[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                                  [TD]murassâ: cevherlerle süslü[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]musannâ: san’atla yapılmış (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                                  [TD]musibet: belâ, felaket[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                                  [TD]nihayet: son[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tebdil etmek: değiştirmek[/TD]
                                  [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
                                  [TD]âsâr-ı san’at: san’at eserleri (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şuâât-ı rahmet: rahmet ışınları (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 23)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.