- Bu konu 14 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Şubat 2012: 09:23 #676304
Anonim
Zerre
Hidayet-i Kur’âniyenin şuâından
İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakka nâzır ve Ona vasıl olan yollar, kapılar, âlemin tabakaları, sahifeleri, mürekkebatı nisbetinde bir yekûn teşkil etmektedir. Âdi bir yol kapandığı zaman bütün yolların kapanmış olduğunu tevehhüm etmek, cehaletin en büyük bir şahididir. Bu adamın meseli, gayet büyük askerî bir karargâhı hâvi büyük bir şehirde, karargâhın bayrağını görmediğinden, sultanın ve askeriyeye ait bütün şeylerin inkârına veya teviline başlayan adamın meseli gibidir.İ’lem eyyühe’l-aziz! Herşeyin bâtını zahirinden daha âli, daha kâmil, daha lâtif, daha güzel, daha müzeyyen olduğu gibi, hayatça daha kavî, şuurca daha tamdır. Ve zahirde görünen hayat, şuur, kemâl ve saire, ancak bâtından zahire süzülen zayıf bir tereşşuhtur. Yoksa bâtın câmid, meyyit olup da ilim ve hayatı dışarıya vermiş olduğuna zehaba ihtimal yoktur.
Evet, karnın (miden) evinden, cildin gömleğinden ve kuvve-i hâfızan senin kitabından, nakış ve intizamca daha yüksek ve daha gariptir. Binaenaleyh, âlem-i melekût âlem-i şehadetten, âlem-i gayb dünya ve âhiretten daha âli ve daha yüksektir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtın: bir şeyin görünmeyen tarafı, iç yüzü[/TD]
[TD]cehalet: cahillik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız, sert, katı[/TD]
[TD]garip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: çok[/TD]
[TD]hidayet-i Kur’âniye’nin şuâsı: Kur’ân’ın hak ve doğru yolu gösteren hakikatlerinin parıltısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâvi: ihtiva eden, içine alan[/TD]
[TD]inkâr: inanmama, kabul etmeme, yok sayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]karargâh: karar yeri, merkez[/TD]
[TD]kavî: kuvvetli, güçlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemal: mükemmellik, olgunluk[/TD]
[TD]kuvve-i hâfıza: hâfıza gücü; bellek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâmil: mükemmel, olgun[/TD]
[TD]lâtif: hoş, ince, güzel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesel: örnek, benzer[/TD]
[TD]meyyit: ölü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürekkebat: birleşikler[/TD]
[TD]müzeyyen: ziynetli, süslenmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
[TD]nisbetinde: oranında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzır: bakan[/TD]
[TD]tabaka: derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tereşşuh: sızıntı[/TD]
[TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevil: yorum[/TD]
[TD]teşkil etmek: meydana getirmek, oluşturma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vasıl olma: ulaşma, varma[/TD]
[TD]yekûn: bütün, toplam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahir: dış, bir şeyin görünen yüzü[/TD]
[TD]zehab: bir düşünceye sahip olma, bir fikre kapılıp gitme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
[TD]âdi: basit, normal, sıradan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[TD]âlem: dünya, kâinat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i gayb: bilinmeyen, görünmeyen, fakat mahiyeti ancak Allah tarafından bilinen veya Onun bildirdiği başka âlemler[/TD]
[TD]âlem-i melekût: İlâhî hükümranlığın tam olarak tecellî ettiği, görünmeyen mânâ âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i şehadet: gözle gördüğümüz âlem[/TD]
[TD]âli: yüce, yüksek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şahit: delil[/TD]
[TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:26 #802501Anonim
Maalesef, nefs-i emmâre, hevâ-i nefisle baktığı için, zahiri, hayatlı, ünsiyetli bir perde gibi meyyit ve zulmetli ve vahşetli zannettiği bâtın üstüne serilmiş olduğunu görüyor.İ’lem eyyühe’l-aziz! Senin yüzün, veçhin o kadar küçüklüğüyle beraber, geçmiş ve gelecek bütün insanların adedince kendisini onlardan ayıran ve tarif eden nişan ve alâmetleri hâvi olduğu gibi, yüzünü teşkil eden esas ve erkânında da bütün insanlar ittifaktadır. Bütün insanlarda, biri tevafuk, diğeri tehalüf olmak üzere iki cihet vardır. Tehalüf ciheti Sâniin muhtar olduğuna, tevafuk ciheti ise Sâniin Vahid-i Ehad olduğuna delâlet ederler. Bu iki cihetin bir Kasıdın kasdıyla, bir Muhtarın ihtiyarıyla, bir Mürîdin iradesiyle, bir Alîmin ilmiyle olmadığını tevehhüm etmek, muhâlâtın en acibidir. Fesübhanallah! Yüzün o küçük sahifesinde nasıl gayr-ı mütenahi nişanlar derc edilmiştir ki, gözle okunur da nazarla, yani akılla görünmez.
İnsan nevinde şu tehalüf ile beraber buğday, üzüm, arı, karınca nevilerindeki tevafuk, kör tesadüfün işi olmadığı güneş gibi âşikârdır. Madem ki kesretin böyle uzak, ince, geniş ahval ve etvarında da tesadüfün müdahalesine imkân yoktur. Ve tesadüfün elinden mahfuzdur. Ve ancak bir Hakîmin kasdı ve bir Muhtarın ihtiyarı ve Semî, Basîr bir Mürîdin iradesinin dâire-i tasarrufundadır.
Tesadüf, şirk ve tabiattan teşekkül eden fesat şebekesinin âlem-i İslâmdan nefiy ve ihracına Risale-i Nurca verilen karar infaz edilmiştir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Alîm: küçük büyük, görünen görünmeyen, gelmiş ve gelecek herşeyi hakkıyla bilen ve ilmi herşeyi kuşatan Allah[/TD]
[TD]Basîr: her şeyi gören ve müşahede eden ve varlıklara görme kabiliyeti veren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Fesübhanallah: “Allah’ı her türlü kusur, ayıp ve eksiklerden tenzih ederim” mânâsında kullanılıp hayret ve şaşkınlık ifadesi olarak kullanılır[/TD]
[TD]Hakîm: herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kasıd: sonsuz ilim, irade ve ihtiyarıyla her şeyi bir gaye için yaratan Allah[/TD]
[TD]Muhtar: ihtiyar ve irade sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mürîd: her şeyi istediği gibi, istediği zamanda ve keyfiyette yapan ve bir anda sonsuz şeyleri dilemekten âciz olmayan Allah[/TD]
[TD]Semî: her şeyi işiten ve her bir varlığa kabiliyetine göre işitme duyuları veren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]Vâhid-i Ehad: bir ve tek olan, birliği bütün varlıkları kuşattığı gibi her bir varlıkta da tecellî eden Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acib: hayret verici[/TD]
[TD]ahval: haller, davranışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâmet: belirti, işaret[/TD]
[TD]bâtın: bir şeyin görünmeyen, iç yüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derc etmek: içine yerleştirmek[/TD]
[TD]dâire-i tasarruf: dilediği gibi tasarruf etme, tedbir ve idare etme dâiresi, bütün yaratılmışlar dâiresi olan kâinat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân: rükünler; bir şeyi oluşturan esaslar, temel unsurlar[/TD]
[TD]esas: temel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]etvar: haller, tavırlar[/TD]
[TD]fesat şebekesi: bozgunculuk ve fenalık yapan düşünce ağı, akımı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı mütenahi: sonu olmayan[/TD]
[TD]hevâ-i nefis: nefsin hoşuna giden faydasız ve gelip geçici arzular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâvi: ihtiva eden, içine alan[/TD]
[TD]ihrac: çıkarma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: irade[/TD]
[TD]imkân: olabilirlik, olasılık, ihtimal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]infaz edilme: yerine getirilme, uygulanma[/TD]
[TD]irade: dileme, istek, kast etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesret: çokluk[/TD]
[TD]meyyit: ölü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhâlât: olması imkânsız, akla uzak şeyler[/TD]
[TD]nazar: akıl; akıl gözüyle bakmak, görmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefiy: sürgün etme, uzaklaştırma[/TD]
[TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev: çeşit, tür[/TD]
[TD]nişan: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiat: (tabiat fikri) materyalist düşünce; tabiat için, “insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç” düşüncesi[/TD]
[TD]tehalüf: birbirinden farklı olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevafuk: denk gelme, uygunluk[/TD]
[TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşekkül etme: oluşma, ortaya çıkma[/TD]
[TD]teşkil etmek: oluşturmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahşetli: ürküten, korku hissi veren bir şey[/TD]
[TD]veçh: yüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahir: açık, görünen[/TD]
[TD]zulmetli: karanlıklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i İslâm: İslam dünyası[/TD]
[TD]âşikâr: ap açık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ünsiyetli: alışılan yakınlık hissi veren[/TD]
[TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:29 #802502Anonim
İ’lem eyyühe’l-aziz! Şeytanın ilka etmekte olduğu vesveselerden biri:
“Yahu, şu koyun veya inek, eğer Kadîr ve Alîm-i Ezelînin nakşı, mülkü olmuş olsaydı, bu kadar miskin, biçare olmazlardı. Eğer bâtınlarında, içlerinde Alîm, Kadîr, Mürîd bir Sâniin kalemi çalışmış olsaydı, bu kadar câhil, yetim, miskin olmazlardı” diyen ve cinnî şeytanlara üstad olan ey şeytân-ı insî! Cenâb-ı Hak, herşeye lâyıkını veriyor. Ve maslahata göre veriyor. Eğer atâsı, in’âmı bu kaideden hariç olsaydı, senin eşeğinin kulağı senden ve senin üstadlarından daha akıllı, daha âlim olması lâzımdı. Ve senin parmağın içinde senin şuur ve iktidarından daha çok bir şuur, bir iktidar yaratırdı. Demek herşeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyeddir.
Kader, herşeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlaktan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir. Mâlûmdur ki, dahilden harice süzülen cüz-ü ihtiyarî mizanıyla, ihtiyaç derecesiyle, kabiliyetin müsaadesiyle, hâkimiyet-i Esmânın nizam ve tekabülüyle feyz alınabilir. Maahaza, şemsin azametini bir kabarcıkta aramak, akıllı olanın işi değildir.
İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan, hikmetle yapılmış bir masnûdur. Ve Sâniin gayet hakîm olduğuna, yaptığı vuzuh-u delâletle, sanki mücessem bir hikmet-i nakkaşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimad etmiş bir kudret-i basîre olduğu gibi, öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor.
[TABLE]
[TR]
[TD]Alîm: küçük büyük, görünen görünmeyen, gelmiş ve gelecek herşeyi hakkıyla bilen ve ilmi herşeyi kuşatan Allah[/TD]
[TD]Alîm-i Ezelî: her şeyi hakkıyla bilen, ilmi her şeyi kuşatan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cenab-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Feyyaz-ı Mutlak: yarattığı varlıklara pek çok feyiz, sınırsız bolluk ve bereket veren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr: her şeye gücü yeten, her şeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Mürîd: her şeyi istediği gibi, istediği zamanda ve keyfiyette yapan ve bir anda sonsuz şeyleri dilemekten âciz olmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]atâ: lütuf, bağış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtın: bir şeyin görünmeyen iç yüzü[/TD]
[TD]cinnî: cin taifesinden, cinlerden olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz-ü ihtiyarî: çok az irade serbestliği, seçim gücü[/TD]
[TD]dahilden harice: içten dışa[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyz: ihsan, bağış[/TD]
[TD]gayet: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]had: sınır[/TD]
[TD]hakîm: hikmetle iş yapan, hikmet sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hariç: dışında[/TD]
[TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i nakkaşe: nakış yapan bir hikmet, nakış ustası olan bir hikmet[/TD]
[TD]hâkimiyet-i Esmâ: Allah’ın isimlerinin egemenliği, hâkim olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
[TD]ilka etmek: atma, bırakma, verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilm-i muhtar: seçim serbestliği bulunan ve bağımsız hareket eden bir ilim sahibi[/TD]
[TD]incimad etmek: donmak, katılaşmak; maddi yapıya bürünmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]in’âm: nimet verme[/TD]
[TD]irade etmek: dilemek, istemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidad: mimarlık, aşçılık, kulluk gibi sayısız yetenekler[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
[TD]kader: Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip takdir etmesi, plânlaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
[TD]kudret-i basîre: görünen kudret, iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
[TD]mahsul: hasıl olmuş, meydana gelmiş, netice, ürün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
[TD]masnû: san’at eseri varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]miskin: zavallı, muhtaç, çaresiz[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukayyed: sınırlı[/TD]
[TD]mâlum: bilinen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücessem: cisimleşmiş, maddî yapıya bürünmüş[/TD]
[TD]mülk: sahip olunan ve hükmedilen şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsaade: izin[/TD]
[TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[TD]tecessüd etmek: ceset şeklinde maddî varlık kazanmış, cisimleşmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekabül: birbirine karşılık olma, bir ayna gibi karşısında olma[/TD]
[TD]vesvese: kuruntu, şüphe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vuzuh-u delâlet: ap açık gösterme, işaret etme, delil olma[/TD]
[TD]âlim: bilgin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üstad: hoca[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeytân-ı insî: insanlardan olan şeytan, şeytan gibi olan insan[/TD]
[TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:31 #802503Anonim
Öyle bir in’âm ve ihsanın kesîfidir ki, bütün hâcâtına vakıftır. Öyle bir kaderin tersim ettiği bir surettir ki, bünyesine lâzım ve münasip şeyleri bilir, bu malûmatla herşeyin mâliki olan Mâlikinden nasıl tegafül eder? Ve bütün cinayetlerini bilen, hâcâtını gören, vâveylâlarını işiten Semî, Basîr, Alîm, Mücîb olarak üstünde bir Rakîbin bulunmamasını nasıl tevehhüm edebilir?Ey nefs-i emmâre! Ne için kendini hariç tevehhüm ediyorsun? Eğer evâmire imtisal dairesinden çıkarsan, ya herkesin ayağını öpercesine müraat ve ihtiram etmeye mecbur olursun. Veya ehemmiyet vermeyerek zâlim-i ale’l-küll olacaksın. Bu yük ağırdır, taşıyamayacaksın, en iyisi, ecnebî olan şirki terk ile mülküllahın dairesine gir ki, rahat edesin. Ve illâ, sefineye binip yükünü arkasına alan ebleh adam gibi olacaksın.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Bir insanı yaratan Hâlıkın, âlemi müştemilâtıyla beraber yaratmasında bir bu’d, bir garabet yoktur. Zira, bir insanın yaratılışı, içerisinde bulunan eşyanın yaratılmasından ibaret olduğu gibi, âlemin de yaratılışı müştemilâtının yaratılışından ibarettir. Ve keza, insan, âleme bir enmuzec ve küçük bir fihristedir. Çünkü kavunun hâlıkı, çekirdeğinin hâlıkından başkası olması mümtenidir.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdut, ömrünün günleri mâdud ve herşeyin fânidir. Öyleyse, şu kısa, fâni ömrünü fâni şeylere sarf etme ki, fâni olmasın. Bâki şeylere sarf et ki, bâki kalsın.
Evet, yaşadığın ömürden dünyada göreceğin istifade ancak yüz sene olur. Bu yüz sene ömrünü yüz tane hurma çekirdeği farz edelim. Bu çekirdekler iska edilip
[TABLE]
[TR]
[TD]Alîm: küçük büyük, görünen görünmeyen, gelmiş ve gelecek herşeyi hakkıyla bilen ve ilmi herşeyi kuşatan Allah[/TD]
[TD]Basîr: her şeyi gören ve müşahede eden ve varlıklara görme kabiliyeti veren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Mâlik: görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mücîb: bütün varlıkların her türlü istek ve ihtiyaçlarına cevap veren Allah[/TD]
[TD]Rakîb: bütün varlıkları görüp gözeten, koruyan, kendisinden hiçbir şey gizlenip kaybolmayan ve yarattıklarından bir an bile gafil olmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Semî: her şeyi işiten ve her bir varlığa kabiliyetine göre işitme duyuları veren Allah[/TD]
[TD]beka: kalıcılık; dünyada kalma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bu’d: uzak[/TD]
[TD]bâki: devamlı, kalıcı, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bünye: yapı; insanın maddi ve mânevî yapısı[/TD]
[TD]ebleh: ahmak, akılsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecnebî: yabancı[/TD]
[TD]enmuzec: örnek, model[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evâmir: emirler[/TD]
[TD]farz etmek: var saymak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fihriste: bir şeyin özeti, kapsamını gösteren öz[/TD]
[TD]fâni: geçici, yok olucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]garabet: gariplik, şaşılacak durum[/TD]
[TD]hariç: dışarıda, emir dairesinin dışında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcât: ihtiyaçlar[/TD]
[TD]ihsan: bağış, ikram, lütuf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiram: saygı gösterme[/TD]
[TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]illâ: aksi halde[/TD]
[TD]imtisal: emre uyma, itaat etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]in’âm: nimetlendirme[/TD]
[TD]iska edilmek: sulanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip takdir ettiği, plân[/TD]
[TD]kesîf: yoğun; burada bütün nimetlerin insana bolca verilmesi, insanda yoğunlaşması kastediliyor[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: aynı, bunun gibi, böylece[/TD]
[TD]mahdut: sınırlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]malûmat: bilgiler[/TD]
[TD]mâdud: sayılı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: sahip[/TD]
[TD]mülküllah: Allah’ın mülkü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümteni: olması imkânsız olan şey[/TD]
[TD]münasip: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müraat: gözetme, uyma[/TD]
[TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]sarf etmek: harcamak, kullanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefine: gemi[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tegafül etmek: gaflet etmek, habersiz olma; Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma[/TD]
[TD]tersim etmek: resimlemek, çizmek [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek[/TD]
[TD]vakıf: bilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâveylâ: çığlık, feryad[/TD]
[TD]zâlim-i ale’l-küll: bütün varlıklara ve herşeye zulmeden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya, kâinat[/TD]
[TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:34 #802504Anonim
muhafaza edilirse, ilâ-mâşaallah semere verecek yüz tane ağaç olur. Aksi takdirde, ateşe atıp yakmaktan başka bir istifadeyi temin etmez. Kezâlik, senin o yüz senelik ömrün de, şeriat suyu ile iska ve âhirete sarf edilirse, âlem-i bekada ilelebed semerelerinden istifade edeceksin. Binaenaleyh, semeredar yüz tane hurma ağacını terk ve yüz tane çekirdeklerine kanaat ile aldanırsa, o adam, hutameye (Cehenneme) hatab olmaya lâyıktır.İ’lem eyyühe’l-aziz! Evham, şübehat, dalâletin menşe’ ve mahzenlerinden biri: Nefis, kendisini kader ve sıfât-ı İlâhiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder. Sonra tecelliyata mazhar olanlardan birisinin mevkiinde kendisini farz eder, onda fenâ olur. Sonra, başlar, bazı tevillerle o şeyi de Allah’ın mülkünden, tasarrufundan çıkartır. Kendisinin girmiş olduğu şirk-i hafîye girdirir. Ve şirk-i hafîden aldığı bazı halleri o mâsuma da aksettirir.
Hülâsa: Nefs-i emmâre, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder. Veya Sofestâî gibi münakaşa edenleridir ki, vekilleri birbirini reddeder. Teâruzan, tesâkutan kabilinden, “Hiçbirisi de hak değildir” diye hükmeder.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Gafil nefis, âhireti dünyanın bitişiğinde ve dünya ile bağlı bir menzil zannediyor. Bu itibarla nefsin elinde iki silâh vardır. Dünyanın zeval ve fenasının eleminden kurtulmak için âhireti düşünmekle ümitvar olur. Âhiret için lâzım olan a’mâl külfetine gelince, gaflet veya tegafül ile ondan da kendisini kurtarır. Ölmüş olanların hayatta olmadıklarını düşünmüyor. Ancak, sefere gidenler gibi, görünmüyorlarsa da hayattadırlar, diye zanneder. Ve ölüme o kadar ehemmiyet vermiyor. Bazı dünyevî işlerini ebedîleştirmek için şöyle bir desisesi de vardır ki, “Matluplarımın dünyada semereleri olmasa da esasları âhiretle muttasıl ve âhirette faideleri vardır” diye mütesellî oluyor. Meselâ, ilim gibi,
[TABLE]
[TR]
[TD]Sofestaî: kâinatın Yaratıcısını kabul etmemek için herşeyi, hatta kendini dahi inkâr eden bir felsefî ekole bağlı kimse[/TD]
[TD]addetmek: saymak, tutmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aksettirmek: yansıtmak[/TD]
[TD]a’mâl: ameller, işler ve davranışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, ayrılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]desise: hile, aldatma[/TD]
[TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedîleştirmek: sonsuzlaştırmak[/TD]
[TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elem: acı, keder, sıkıntı[/TD]
[TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]farz etmek: var saymak[/TD]
[TD]fenâ olmak: yok olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gafil: Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz[/TD]
[TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: gerçek[/TD]
[TD]hariç: dışında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hatab: odun[/TD]
[TD]hutame: Cehennemin bir tabakası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
[TD]ilelebed: sonsuza kadar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilâ-mâşaallah: Allah’ın dilediği, müsaade ettiği sürece[/TD]
[TD]iska edilmek: sulanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabilinden: türünden, gibisinden[/TD]
[TD]kader: Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip takdir etmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanaat: Allah’ın nasip ettiği şeye razı olma, yetinme[/TD]
[TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]külfet: güçlük, zorluk[/TD]
[TD]mahzen: depo[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]matlup: istek, istenilen[/TD]
[TD]mazhar: ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menzil: durak, yer[/TD]
[TD]menşe: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevki: konum, yer[/TD]
[TD]muhafaza: koruma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muttasıl: yapışık, bitişik[/TD]
[TD]mütesellî: tesellî bulan, üzüntüsü dağılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis/nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]sarf edilmek: harcanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefer: yolculuk[/TD]
[TD]semere: meyve[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semeredar: meyveli, verimli[/TD]
[TD]sıfât-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları, mukaddes özellikleri, nitelikleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanım, idare, yönetim[/TD]
[TD]tecelliyat: yansımalar, görünümler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tegafül: gaflet etme, duyarsızlıklık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma[/TD]
[TD]tesâkutan: her biri diğerinin hükmünü düşürür, birbirini yok eder olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevil: yorum[/TD]
[TD]teâruzan: birbirine zıt, her biri diğeriyle çelişiyor olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zeval: geçip gitme, yok olma[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i beka: devamlı ve kalıcı âlem, âhiret[/TD]
[TD]ümitvar: ümitli olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet[/TD]
[TD]şirk-i hafî: gizli şirk, ortaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şübehat: şüpheler, tereddütler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:36 #802505Anonim
“Dünyada menfaati olmasa bile âhirette faidesi vardır” diye iyi ciheti göstermekle, kötü ciheti altında yutturur.Hülâsa: Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan Sofestâî, hevâ da Bektâşîdir.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Halk-ı eşya hakkında mûcibe-i külliye sadık olmadığı takdirde, sâlibe-i külliye sadık olur. Yani, ya bütün eşyanın hâlıkı Allah’tır veya Allah hiçbir şeyin hâlıkı değildir. Çünkü, eşyanın arasında muntazam tesanütle halk ve yaratmak, tecezzîyi kabul etmez bir külldür, bazıyet yoktur. Ya mûcibe‑i külliye olacaktır veya sâlibe-i külliye olacaktır. Başka ihtimal yok. Herşeyde illetin ademini tevehhüm eden vehmin vâhi hükmünde bir kıymeti yok. Binaenaleyh, ednâ birşeyde hâlıkıyet eseri göründüğü zaman, bütün eşyada tahakkuk eder.
Ve keza, Hâlık ya birdir veya gayr-ı mütenahidir, evsat yoktur. Zira, Sâni, vahid-i hakikî olmazsa, kesîr-i hakikî olacaktır. Kesîr-i hakikî ise gayr-ı mütenahidir.
Maahaza, nuru neşredenin nursuz, icad edenin vücudsuz, icab ettirenin vücubsuz olması muhaldir.
Ve keza, ilim sıfatını ihsan edenin ilimsiz, şuuru ihsan edenin şuursuz, ihtiyarı verenin ihtiyarsız, iradeyi verenin iradesiz, kâmil şeylerin sânii gayr-ı kâmil olduğunu telâkki etmek muhaldir.
Ve keza, ayn’ı tersim, basarı tasvir ve nazarı tenvir edenin basarsız olduğunu düşünmek, ancak basar ve basiretten mahrum olan adamın işidir. Maahaza,
[TABLE]
[TR]
[TD]Bektâşî: Hacı Bektaş-ı Veli tarikatına mensub olan kimse[/TD]
[TD]Hâlık: Yaratıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sofestâî: kâinatın yaratıcısını kabul etmemek için her şeyi, hattâ kendilerini dahi inkâr edenler[/TD]
[TD]Sâni: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[TD]ayn’ı tersim: gözü resmetmek, çizmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]basar: görme duyusu, görme sıfatı[/TD]
[TD]basiret: görüş, seziş, anlayış kudreti veya sıfatı; akıl, zekâ, ileri görüşlülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bazıyet: kısımlara ayrılma, ayrılabilir olma, bölünebilir olma[/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, şekil[/TD]
[TD]ednâ: en basit, en küçük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evsat yoktur: ortası yoktur[/TD]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı kâmil: noksan, mükemmel olmayan[/TD]
[TD]gayr-ı mütenahi: sonu olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk: yaratma[/TD]
[TD]halk-ı eşya: eşyanın, varlıkların yaratılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevâ: hevesler, nefsin arzu ve istekleri[/TD]
[TD]hâlıkıyet: yaratıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: özet, öz[/TD]
[TD]icab: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad etme: yaratma, var etme[/TD]
[TD]ihsan: bağış, ikram, lütuf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: irade[/TD]
[TD]illet: esas sebep[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, istek, kast etme[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesîr-i hakikî: gerçek çokluk; her şey bir olan Allah’a verilmezse çok ilâhlar olacaktır[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâmil: mükemmel, noksansız[/TD]
[TD]küll: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
[TD]mahrum: yoksun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhal: olması imkânsız şey[/TD]
[TD]muntazam: düzenli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mûcibe-i külliye: olumlu tümel önerme; “Bütün eşyanın hâlıkı (yaratıcısı) Allah’tır” gibi[/TD]
[TD]nazar: akıl, bakıp akletme, düşünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]neşretme: yayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadık: doğru[/TD]
[TD]sâlibe-i külliye: olumsuz tümel önerme “Allah hiçbir şeyin hâlıkı değildir.” gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfat: özellik, nitelik[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasvir: şekil ve suret verme[/TD]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telâkki etmek: kabul etmek, anlamak[/TD]
[TD]tenvir etmek: aydınlatmak, ışıklandırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesanüt: dayanışma[/TD]
[TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahid-i hakikî: eşi ve benzeri olmayan, ilâh olmaya lâyık tek gerçek olan Allah[/TD]
[TD]vehim: kuruntu, varsayım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâhi: zayıf, önemsiz[/TD]
[TD]vücub: varlığının zorunlu olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:38 #802506Anonim
masnûdaki kemâlât, tamamen Sânideki kemâlden akan bir feyizdir. Fakat kuşlardan yalnız sineği gören, tanıyan bir mikrop, kartalı gördüğü zaman, “Bu kuş değildir” der. Çünkü sinekteki şeyler onda yoktur.İ’lem eyyühe’l-aziz! Nefs-i nâtıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hattâ vehmî bir devam ile kendisini aldatmazsa hiçbir lezzet alamaz. Öyleyse, ey devamı isteyen nefis! Daimî olan bir Zâtın zikrine devam eyle ki, devam bulasın. Ondan nur al ki sönmeyesin. Onun cevherine sadef ve zarf ol ki kıymetli olasın. Onun nesim-i zikrine beden ol ki, hayattar olasın. Esmâ-i İlâhiyeden birisinin hayt-ı şuaıyla temessük et ki, adem deryâsına düşmeyesin.
Ey nefis! Seni tutup düşmekten muhafaza eden Zât-ı Kayyûma dayan. Senin mevcudiyetinden dokuz yüz doksan dokuz parça Onun uhdesindedir. Senin elinde yalnız bir parça kalır. En iyisi o parçayı da Onun hazinesine at ki rahat olasın.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Sen kendi vücudunu yapmaya kadir değilsin. Ve elin onu icad etmekten kasırdır. Başkaları dahi o işten âciz ve kasırdırlar. İstersen tecrübe et bakalım. Şecere-i kelimat denilen bir lisanı veya muhaberat ve ezvak santralı olarak bir ağzı yap. Elbette yapamayacaksın. Öyleyse Allah’a şirk yapma!
اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
1
İ’lem eyyühe’l-aziz! Şu görünen âlem, İlâhî bir dükkân ve bir mahzendir. İçerisinde envâen türlü türlü mensucat kumaşlar, mekûlât yemekler, meşrubat şerbetler vardır. Bir kısmı kesif, bir kısmı lâtif, bir kısmı zâil, bir kısmı dâimî, bir kısmı katı bir lüb, bir kısmı mâyi ve hâkezâ, her çeşit bulunur. Lâkin bir kısmı
[NOT]Dipnot-1 “Muhakkak ki, şirk pek büyük bir zulümdür.” Lokman Sûresi, 31:13.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Sâni: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]Zât: kimse; Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Kayyûm: herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Zât, Allah[/TD]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beka: kalıcılık, sonsuzluk[/TD]
[TD]cevher: asıl, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
[TD]deryâ: deniz, okyanus[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâen: çeşitler, türler olarak[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezvak: zevkler, lezzetler[/TD]
[TD]feyiz: ihsan, bağış, kerem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[TD]hayt-ı şua: ışık hüzmesinden olan nurlu ip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[TD]icad: yaratma, var etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[TD]kadir: güçlü, kuvvetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kasır: yetersiz, eksik, noksan[/TD]
[TD]kemal: mükemmellik, kusursuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemalât: mükemmellikler, olgunluklar[/TD]
[TD]kesif: yoğun, katı, saydam olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]lâtif: şirin, ince, akıcı, saydam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lüb: öz, iç[/TD]
[TD]mahzen: erzak deposu, içinde eşya saklanan yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnû: san’at eseri varlık[/TD]
[TD]matlub: istek, arzu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mekûlât: yiyecekler[/TD]
[TD]mensucat: dokumalar, dokunmuş şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudiyet: varlık[/TD]
[TD]meşrubat: içecekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhaberat: haberleşmeler, konuşmalar[/TD]
[TD]muhafaza: koruma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâyi: sıvı[/TD]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs-i nâtıka: konuşan öz, insan; doğru ile yanlışı birbirinden ayıran insan mahiyetinde bulunan nur, aklî ve naklî meselelerin alâkalarını hissetmeye ve anlamaya kabiliyeti olan insan ruhu, insan[/TD]
[TD]nesim-i zikir: güzel ve hoş olan lâtif zikir rüzgârı, havası [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadef: inci kabuğu, kılıf[/TD]
[TD]temessük etmek: sarılmak, tutunmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhde: sorumluluk, yükümlülük vs. üzerine alma[/TD]
[TD]vehmî: varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zarf: kılıf[/TD]
[TD]zikir: Allah’ı anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâil: yok olup gidici, geçici[/TD]
[TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya[/TD]
[TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere-i kelimat: sözler ağacı[/TD]
[TD]şirk: ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:45 #802507Anonim
icadî bir nescdir. Bir kısmı da tecellîyata bir nakıştır. Felâsifenin dalâletince, icad ile nakış birdir. Ve o dükkân sahibi de mûcib-i bizzattır.İ’lem eyyühe’l-aziz! Enâniyetten neş’et eden şirk-i hafî katılaştığı zaman esbab şirkine inkılâp eder. Bu da devam ederse küfre tahavvül eder. Bu dahi devam ederse, tàtile, yani hâlıksızlığa incirar eder. El-iyâzü billâh!
İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın hilkatinden maksat, mahfî hazine-i İlâhiyeyi keşif ile göstermek ve Kadîr-i Ezelîye bir burhan, bir delil, bir mâkes-i nurânî olmakla Cemâl-i Ezelînin tecellîsi için şeffaf bir mir’at, bir ayine olmaktır. Hakikaten, semâvat, arz ve cibâlin hamlinden âciz kaldıkları emâneti insan haml ettiği cihetle cilâlanmış, cilvelenmiş bir şekle girmiştir. Çünkü, o emânetin mazmunlarından biri de, insanın sıfât-ı İlâhiyeyi fehmetmek için bir vâhid-i kıyasî vazifesini görmektir. İnsanın hilkatinden maksat bu gibi şeyler olduğu halde, kısm-ı ekserîsi perde olurlar, sed olurlar. Vazifesi fetih ve açmak iken kapatıyor, bağlıyor. Ziya ve ışığı neşir iken söndürüyor. Allah’ı tevhid etmek yerine şirk yapıyor. Ve keza, nur-u iman ile Allah’a bakıp mülkü ona teslim etmekle—îtikaden—mükellef iken, ene rasadıyla halka bakarak Allah’ın mülkünü onlara taksim ediyor. Hakikaten
1 اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَظَلُومٌ جَهُولٌ İ’lem eyyühe’l-aziz! Ey nefis! Eğer takvâ ve amel-i salih ile Hâlıkını razı ettiysen,
[NOT]Dipnot-1 Gerçekten insan çok zâlim ve çok câhildir.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cemal-i Ezelî: ezelî ve sonsuz güzellik sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayan ve her şeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]amel-i salih: Allah için yapılan iyi işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cibâl: dağlar[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilvelenme: cilâlanma, parlama[/TD]
[TD]dalâlet: doğru ve hak yoldan sapkınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]el-iyâzü billâh: Allah korusun[/TD]
[TD]ene: ben, benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enâniyet: benlik, gurur[/TD]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab şirki: sebepleri Allah’a ortak koşma[/TD]
[TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]felâsife: felsefeciler, filozoflar[/TD]
[TD]fetih: açma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikaten: gerçekten[/TD]
[TD]haml etme: yüklenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamlinden: yüklenmekden, üstlenmekden[/TD]
[TD]hazine-i İlâhiye: İlahî hazine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hâlık: yaratıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: yaratma, var etme[/TD]
[TD]icadî: yaratma ile ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]incirar: bir sonuca sürüklenme, sonuçlanma[/TD]
[TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[TD]keza: yine, bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşif: gizli bir şeyi açığa çıkarma, bulma[/TD]
[TD]küfür: inkâr ve inançsızlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kısm-ı ekserî: büyük bir kısmı[/TD]
[TD]mahfî: gizli, saklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maksat: amaç, gaye[/TD]
[TD]mazmun: bir şeyin içerdiği mânâ, kavram[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mir’at: ayna[/TD]
[TD]mâkes-i nurânî: nurlu ayna, nurun, ışığın yansıdığı yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mûcib-i bizzat: Cenab-ı Hakkın hâşâ iradesini yok sayarak “iradesiyle değil de varlığı icabı herşeyi yapmaya mecbur olduğu” şeklindeki batıl görüş “güneş ışık vermeye mecburdur” gibi[/TD]
[TD]mükellef: yükümlü, sorumlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
[TD]nefis: insanı dâima zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nesc: dokuma[/TD]
[TD]neşir: yayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et etme: kaynaklanma, doğma[/TD]
[TD]nur-u iman: iman nuru, aydınlığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rasad: dürbün, gözetleme aleti[/TD]
[TD]sed olma: engelleme, mâni olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvat: gökler[/TD]
[TD]sıfât-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları, mukaddes özellikleri, nitelikleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahavvül etmek: dönmek, dönüşmek[/TD]
[TD]taksim etmek: bölüştürmek, ayırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takvâ: Allah’ın emir ve yasaklarına titizlikle uyma[/TD]
[TD]tecellî: belirme, görünme, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellîyat: tecelliler, yansımalar[/TD]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tàtil: Cenab-ı Hakkın sıfatlarını inkâr etme, varlıkların Allah ile olan bağlarını kesme, yaratıcıyı kabul etmeme[/TD]
[TD]vâhid-i kıyasî: ölçü birimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
[TD]âciz: güçsüz, zavallı, zayıf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]îtikaden: inanç gereği[/TD]
[TD]şeffaf: saydam, parlak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şirk: ortak koşma[/TD]
[TD]şirk-i hafî: gizli şirk, ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:46 #802508Anonim
halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir. Eğer halk da Allah’ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa, kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi âciz kullardır. Maahaza, ikinci şıkkı takip etmekte şirk-i hafî olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet, bir maslahat için sultana müracaat eden adam sultanı irzâ etmiş ise, o iş görülür. Etmemişse, halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamâfih, yine sultanın izni lâzımdır. İzni de rızasına mütevakkıftır.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Vâcibü’l-Vücud, zâtında, mahiyetinde mümkine benzemediği gibi, ef’âlinde de benzemiyor. Çünkü, Vâcibü’l-Vücudun kudretine nisbeten yakın-uzak, az-çok, küçük-büyük, fert-nev’, cüz-küll aralarında fark yoktur. Ve keza, Onun fiilinde bizzat mübaşeret yoktur. Fakat, mümkinin kudreti bu derece değildir. Bunun için nefis, Vâcibü’l-Vücudun ef’âlini fiillerine benzetemiyor. Hakikatini fehmetmekte akıl mütehayyir kalıyor. Fiili fâilsiz zannediyor.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Arslan gibi hayvanların diş ve pençelerine bakılırsa, iftiras ve parçalamak için yaratılmış oldukları anlaşılır. Ve kavunun, meselâ, letafetine dikkat edilirse, yemek için yaratılmış olduğu hissedilir. Kezâlik, insanın da istidadına bakılırsa, vazife-i fıtriyesinin ubudiyet olduğu anlaşıldığı gibi, ruhânî ulviyyetine ve ebediyete olan derece-i iştiyakına da dikkat edilirse, en evvel insan bu âlemden daha lâtif bir âlemde ruhen yaratılmış da teçhizat almak üzere muvakkaten bu âleme gönderilmiş olduğu anlaşılır.
Ve keza, insan, hilkat semeresi olduğundan anlaşılır ki: İnsanlardan bir çekirdek var ki, Cenâb-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbat etmiştir. O çekirdek de ancak ve ancak bütün ehl-i kemâlin ve belki nev-i beşerin nısfının ittifakıyla
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenab-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz-küll: parça-bütün[/TD]
[TD]derece-i iştiyak: çok kuvvetli arzu ve isteğin derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebediyet: sonu olmayan sonsuzluk[/TD]
[TD]ef’âl: fiiler, işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i kemâl: kemâl sahibi, olgun kimseler[/TD]
[TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fert: tek, birey[/TD]
[TD]fâil: bir işi yapan, özne; fiilin sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: asıl, gerçek, doğru[/TD]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iftiras: parçalama[/TD]
[TD]iltimas: tavsiye, rica, istirham[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inbat: bitki vs. bitirme, yeşertme; büyütme[/TD]
[TD]irzâ etmek: razı etmek, hoşnut etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidad: kabiliyet ve yetenekler, ruhî özellikler[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi, öyle de[/TD]
[TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]letafet: tatlılık, hoşluk, güzellik[/TD]
[TD]lâtif: güzel, hoş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
[TD]maamâfih: bununla beraber, böyle iken[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet: asıl nitelik, temel özellik[/TD]
[TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvakkaten: geçici olarak
[/TD]
[TD]mübaşeret: bizzat kendisi yapma, vasıtasız doğrudan yapma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümkin: varlığı ile yokluğu eşit olan, varlığı ancak Allah’ın var etmesine bağlı olan varlık[/TD]
[TD]müracaat: başvurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütehayyir kalma: hayrete düşme, şaşırma[/TD]
[TD]mütevakkıf: –e bağlı olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
[TD]nisbeten: bir dereceye kadar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nısfı: yarısı[/TD]
[TD]rıza: memnuniyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semere: meyve[/TD]
[TD]tahsil: elde etme, kazanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhizat: cihazlar, donanım[/TD]
[TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulviyyet: yücelik[/TD]
[TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâtında: bizzat kendisinde[/TD]
[TD]âciz: güçsüz, zavallı, zayıf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya[/TD]
[TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şirk-i hafî: gizli şirk, ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:49 #802509Anonim
efdalü’l-halk, seyyidü’l-enâm Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Siyah ve beyaz nakışlar ile nakışlı bir imâme ile küre-i arzın kafasını saran semâvat ve arzın Nâzım ve Hâlıkı olan Allah’ın ulûhiyetine lâyık mıdır ki, âlemin bazı safahatını miskin bir mümkine tevdi ve tefvîz etsin? Arşın Sahibinden maadâ arşın altındaki şeylere bizzat tasarruf eden imkân dairesinde kimse var mıdır? Kellâ! Çünkü o kudret kısa ve kasır olmayıp muhit bir kudret olduğundan, açık bir yer, bir delik kalmıyor ki, gayr müdahale etsin. Maahaza, ceberûtiyet ve istiklâliyetin izzeti ve kendini sevdirmek ve tanıttırmak muhabbeti, gayre müsaade etmiyor ki, arada ibâdullahın enzarını kendine celb eden ismî bir vasıta bulunsun. Maahaza, küll ile cüzde, nev’ ile fertte yapılan tasarrufat, birbirinin içinde mütedahil ve yekdiğerine mütesanit olduğundan, o tasarrufları ayrı ayrı faillere vermek mümkün değildir. Meselâ, âlemin nizam, intizam ve tasarrufunda arzın tedbiri dahildir. Arzın tedbirinde insanın da tedbiri dahildir. Ve aynı zamanda bu tasarrufat yapılırken, başka nevilerin de şuûnâtına bakılır. Ve hüceyrat-ı bedeniye ile zerrat dahi yaratılıyor. Ve hakezâ, bütün bu tasarrufat bütün safahata aynı kudret ile yapılır. Nasıl ki şemsin nurundan, katre ve kabarcıklara varıncaya kadar hiçbir şey hariç kalmıyor. Bütün eşya o nur ile tenevvür ediyor.
Kezalik, bütün tasarrufat, kudret-i ezeliyeye âittir. Başka birşeyin müdahalesi yoktur. Küreden zerreye varıncaya kadar o kudretin tasarrufundan hariç değildir.
[TABLE]
[TR]
[TD]
Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nâzım: her şeyi en mükemmel şekilde düzenleyen, tanzim eden Allah[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arş: göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yer[/TD]
[TD]ceberûtiyet: daimî olan kudret büyüklük ve haşmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celb etme: kendine çekme[/TD]
[TD]cüz: kısım, parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efdalü’l-halk: yaratılmışların en faziletlisi, en üstünü[/TD]
[TD]enzar: bakışlar, dikkatler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[TD]fail: işi yapan, özne[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fert: tek, birey[/TD]
[TD]gayr: diğer, başkası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakezâ: bunun gibi, böylece[/TD]
[TD]hariç: dışında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüceyrat-ı bedeniye: beden hücreleri[/TD]
[TD]ibâdullah: Allah’ın kulları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkân dairesi: varlığı da yokluğu da eşit olan varlıklar dairesi, kâinat[/TD]
[TD]imâme: sarık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: düzenlilik, tertiplilik[/TD]
[TD]istiklâliyet: bağımsızlık, birşeye bağlı olmayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: birleşme, birlik; görüş, fikir birliği[/TD]
[TD]izzet: değer, itibar, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[TD]kasır: eksik, noksan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]katre: damla[/TD]
[TD]kellâ: asla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelden beri var olan ve ezelî olan sonsuz güç ve iktidarı[/TD]
[TD]küll: bütün, genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre: dünya[/TD]
[TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maadâ: –den başka, –in dışında[/TD]
[TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]miskin: zavallı, muhtaç[/TD]
[TD]muhit: herşeyi içine alan, kuşatan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdahale: karışma[/TD]
[TD]mümkin: varlığı ile yokluğu eşit olan, varlığı ancak Allah’ın var etmesine bağlı olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütedahil: iç içe, birbiri içinde[/TD]
[TD]mütesanit olma: dayanışma içinde olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
[TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[TD]safahat: sayfalar, alanlar, aşamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvat: gökler[/TD]
[TD]seyyidü’l-enâm: bütün varlıkların efendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma, yönetme[/TD]
[TD]tasarrufat: dilediği gibi kullanmalar, icraat, yönetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama, idare etme[/TD]
[TD]tefvîz etmek: vazifelendirmek, görevlendirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenevvür etmek: nurlanmak, aydınlanmak[/TD]
[TD]tevdi: birisine bırakmak, emanet etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye lâyık olma, ilâhlık; Cenab-ı Allah’ın ilâhlığı[/TD]
[TD]yekdiğeri: bir başkası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrat: zerreler[/TD]
[TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya, kâinat[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuûnât: fiiller, durumlar, haller, işler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:52 #802510Anonim
Hülâsa: Arının dimağını, mikrobun gözünü tanzim eden Zât, senin ef’âl ve a’mâlini mühmel, başıboş, hesapsız, kitapsız bırakmayarak İmâm-ı Mübînde yazar. Ona göre muhaseben olacaktır.İ’lem eyyühe’l-aziz! Herbir masnûda, herbir zerrede görünen tasarruf-u mutlak, kudret-i muhîta ve hikmet-i basîrenin delâlet ve şehadetleriyle sabittir ki, bütün eşyânın Sânii vahiddir, şeriki yoktur. Ne kudretinde inkısam var, ne iktidar ve ihtiyarında tecezzî vardır. Binaenaleyh, Sâni ancak Vâcibü’l-Vücud olacaktır ki, kaderin mizanıyla yürüyen kudretine bir nihayet yoktur.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Sinek, örümcek, pire gibi küçük hayvanlar fil, camus, deve gibi büyük hayvanlardan daha zeki, hilkatçe daha güzel, san’atça daha tam oldukları halde, bunların ömrü kısa, onlarınki uzun, bunların zahiren menfaatleri yok, onlarınki var. İşte bu hal, hilkat-i eşyada Sâniin külfeti olmadığına ve herşeyin vücuda gelmesi ancak “Kün” emriyle olduğuna bâhir bir burhandır.
يَفْعَلُ اللهُ مَايَشَاءُ
1 لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ
2
İ’lem eyyühe’l-aziz!
3 وَاللهُ مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيطٌ Evet, Allah, ilmi, iradesi, kudreti ve sair sıfâtıyla muhittir. Daire-i ihâtasından hariç birşey yoktur. Fakat, insan cüz’î ve kısa zihniyle Allah’ın azametine ve şemsin etrafında seyyârâtı tedvir ettiğine bakarken, meselâ arı gibi küçük hayvanlarla iştigal etmesini uzak görüyor. Çünkü Vâcibü’l-Vücudu, mümkine kıyas ediyor. Halbuki, bu kıyasa
[NOT]Dipnot-1 “Allah dilediğini yapar.” İbrahim Sûresi, 14:27.
Dipnot-2 “Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur.” Bakara Sûresi, 2:255.
Dipnot-3 “Allah onları arkalarından kuşatıcıdır.” Bürûc Sûresi, 85:20.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Sâni: her şeyi san’atla ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]a’mâl: ameller, işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâhir: parlak[/TD]
[TD]camus: manda[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: küçük[/TD]
[TD]daire-i ihâta: her şeyi içine alan, kapsayıp kuşatan daire, alan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, gösterme[/TD]
[TD]ef’âl: fiiler, işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[TD]hariç: dışında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i basîre: her şeyi gören hikmet; herşeyi belli bir gayeye göre yerli yerinde yapan Allah’ın hikmeti[/TD]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat-i eşya: varlıkların yaratılışı[/TD]
[TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: irade, dileme, seçim gücü[/TD]
[TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkısam: bölünme, parçalanma[/TD]
[TD]irade: dileme, istek, tercih[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştigal etmek: meşgul olmak[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi, kâinatın plânı[/TD]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i muhîta: herşeyi kuşatan sınırsız güç ve iktidar[/TD]
[TD]külfet: güçlük, meşakkat, zorluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kün emri: “kün = كُنْ”, yani “Ol” emri[/TD]
[TD]kıyas etmek: karşılaştırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnû: san’at eseri varlık[/TD]
[TD]mizan: terazi, ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhasebe: hesaba çekilme, sorgulanma[/TD]
[TD]muhit: kapsama alanı, her şeyi içine alan, kuşatan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühmel bırakmak: ihmal etmek[/TD]
[TD]mümkin: varlığı ile yokluğu eşit olan, varlığı ancak Allah’ın var etmesine bağlı olan varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]sair: diğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyârât: gezegenler, gök cisimleri[/TD]
[TD]sıfât: nitelikler, özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzim etme: düzenleme[/TD]
[TD]tasarruf-u mutlak: kayıtsız, sınırsız tasarruf, dilediği şeyi dilediği gibi yapma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
[TD]tedvir etmek: çekip çevirmek, idare etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahid: tek[/TD]
[TD]vücuda gelmek: yaratılmak, meydana gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahiren: görünürde[/TD]
[TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İmam-ı Mübin: İlâhî ilim ve emrin bir unvanı; gayb âlemine bakan, eşyanın geçmiş ve geleceğine ait bilgi ve kurallarının yazıldığı kader defteri[/TD]
[TD]şehadet: şahidlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:56 #802511Anonim
göre küçük hayvanlara büyük bir zulüm olur. Çünkü onlar da 1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ kaziyesince Hâlıklarını tesbih etmekle, Allah’tan maadâ kimseyi Rab tanımıyorlar. Binaenaleyh, büyüğün küçüğe tekebbür etmeye hakkı yoktur.İ’lem eyyühe’l-aziz! Umumî olan bir in’âm ile inâyet-i şahsiye arasında münâfat yok. Meselâ, bir ziyafete yapılan umumî bir davet altında şahıslar da davet edilmiş olur. Yani, bu ziyafet umumî olduğundan davet umumiyette kalır; şahıslar nazara alınmıyor, denilemez. Binaenaleyh, Allah’ın nimetleri vakıf malı veya nehir suyu gibi umumî olup, in’âmında şahıslar kast edilmemiş değildir. Ancak o umumiyette hususiyet de maksuddur. Binaenaleyh, eşhas o umumî in’âmda kast edilmediklerinden, o nimetlere karşı şükretmeye mükellef olmadıklarına zehab etmek hatâdır.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Yarın seni zillet ve rezaletlere mâruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini bugün kemâl-i izzet ve şerefle terk edersen, pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü, o seni terk etmeden evvel sen onu terk edersen, hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet mâkûse olursa, kaziye de mâkûse olur.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Fısk çamuruyla mülevves olan medeniyet, insanları da o çamur ile telvis ediyor. Ezcümle: Riyâyı şan ve şeref ile iltibas etmiş. İnsanları da o pis ahlâka sevk ediyor. Hakikaten insanlar o riyâya öyle alışmışlar ki, şahıslara yaptıkları gibi, milletlere, hattâ unsurlara bile yapıyorlar. Gazeteleri o riyâya dellâl, tarihleri de alkışçı yapmışlardır. Bu yüzden şahsî hayatlar “hamiyet‑i cahiliye” ünvanı altında unsurî hayatlara fedâ edilmektedir.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Nübüvvet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) ispat eden delillerden
[NOT]Dipnot-1 “Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]dellâl: ilân edici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezcümle: bu gruptan bir örnek, meselâ[/TD]
[TD]eşhas: şahıslar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fısk: günah, günahkârlık[/TD]
[TD]hakikaten: gerçekte[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamiyet-i cahiliye: körü körüne, bilinçsiz ve şuursuzca yapılan koruma gayreti; güya mukaddes değerleri korumak için yapılan şuursuzca koruma gayreti; ırka dayalı milliyetçilik[/TD]
[TD]hususiyet: özel olma, hususîlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inâyet-i şahsiye: şahsa ve kişiye yapılan yardım, ikram, lütuf[/TD]
[TD]in’âm: nimet verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[TD]kastedilme: gaye edinme, bir maksat ve hedefe bizzat yönelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaziye: hüküm, önerme[/TD]
[TD]kemal-i izzet ve şeref: tam bir izzet, şeref ve haysiyet sahibi olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maadâ: –den başka, –in dışında[/TD]
[TD]maksud: kast edilen, hedeflenen şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâkûse: ters, zıt[/TD]
[TD]mâkûse olma: tersine dönme, ters olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükellef: yükümlü, sorumlu[/TD]
[TD]mülevves: kirli, pis, pislenmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâfat: zıtlık, terslik[/TD]
[TD]nazar: dikkat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyâ: özü sözü bir olmamak, gösteriş[/TD]
[TD]sefahet: helâl olmayan zevk ve eğlenceye düşkünlük, zararı yararı ayırt edemeden hareket etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sevk etmek: yöneltmek[/TD]
[TD]tekebbür etmek: kibirlenmek, büyüklenmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telvis etmek: kirletmek, pisletmek[/TD]
[TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumiyet: genellik[/TD]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]unsur: ırk, soy[/TD]
[TD]unsurî hayat: ırka, soya ait hayat; ırkçılık ve menfi milliyetçiliğin egemen olduğu hayat tarzı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vakıf malı: halkın faydasına sunulmuş mal[/TD]
[TD]zehab: bir fikir ve düşünceye kapılmak, gitmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zillet: alçaklık, aşağılık[/TD]
[TD]şahsî hayat: kişisel hayat, ferdin hayatı, yaşamı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer: kötü iş, kötülük[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 09:57 #802512Anonim
biri de tevhiddir. Evet, merâtibiyle tevhid bayrağını kâinatın en üst tepesi üstünde dikmiş olan ve enzâr-ı âleme karşı makamlarıyla beraber tevhide dellâllık eden ve enbiyanın mücmel bıraktıkları hakaiki tafsilâtıyla beyan eden ve açıklayan, ancak ve ancak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Binaenaleyh, tevhidin hakikat ve kuvveti nisbetinde nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) hak ve hakikattir.İ’lem eyyühe’l-aziz! Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-yi İlâhîde teşhir edilen tezyinâta, kemâlâta, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle ulûhiyetin azametine bir müşahit, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lâzımdır ki, o güzellikleri görsün, o manzaralar arasında tenezzüh etsin, o harika nakışlara, ziynetlere tefekkürle hayran olsun. Sonra o sergiden Sâniinin celâline, Mâlikinin iktidar ve kemâlâtına intikal ile Onun azametine secde-i hayret etsin. Bu vazifeyi ifa edecek, insandır. Çünkü, insan gerçi cahil, zulmetli birşeydir, amma öyle bir istidadı vardır ki, âleme bir enmuzeç ve bir nümune olmaya liyâkatı vardır. Hem o insanda öyle bir emânet vedia bırakılmıştır ki, onunla gizli defineyi bulur, açar. Hem o insandaki kuvvetler tahdit edilmeyerek mutlak bırakılmıştır. Buna binaen, küllî bir nevi şuur sâhibi olur ki, Sultan-ı Ezelin azamet ve haşmetinin şâşaasını idrak ediyor.
Evet, mâşukun hüsnü, âşıkın nazarını istilzam ettiği gibi, Nakkaş-ı Ezelînin
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Mâlik: görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nakkaş-ı Ezelî: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde nakış işleyen, varlığının başlangıcı olmayan Allah[/TD]
[TD]Sultan-ı Ezel: sonsuz otorite ve hâkimiyet sahibi ezelî Sultan, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: her şeyi san’atla ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etme: açıklama[/TD]
[TD]binaen: -dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]celâl: büyüklük, azamet, haşmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dellâllık: ilân edicilik[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enmuzeç: örnek, fihriste[/TD]
[TD]enzâr-ı âlem: dünyanın bakışları, dikkatleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak ve hakikat: asıl, gerçek ve doğru[/TD]
[TD]hakaik: hakikatler, esaslar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: asıl, gerçek, doğru[/TD]
[TD]haşmet: büyüklük, görkem, azamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsün: güzellik[/TD]
[TD]ifa etmek: yerine getirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
[TD]intikal etme: geçme; anlama, kavrama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidad: kabiliyet, yetenek[/TD]
[TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[TD]kemâlât: mükemmellikler, kusursuzluklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]küllî: genel, kapsamlı; bütün fertleri içine alan tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]liyâkat: hak etme, lâyık olma[/TD]
[TD]merâtib: mertebeler, dereceler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutlak: kayıtsız, sınırsız[/TD]
[TD]mâşuk: aşık olunan kimse, sevgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücmel: öz, özet[/TD]
[TD]mütefekkir: varlıklar üzerinde etraflıca düşünüp Allah’a ulaşan aydın, düşünür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütehayyir: hayrete düşen, hayrete kapılan[/TD]
[TD]mütenezzih: tenezzüh eden, gezen, seyreden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahit: tanık, şahit, delil[/TD]
[TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış, dikkat[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: ölçü[/TD]
[TD]nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nümune: örnek, misal [/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sath-ı âlem: kâinat ve dünya zemini[/TD]
[TD]secde-i hayret: hayret secdesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sergi-yi İlâhî: Allah tarafından olan sergi[/TD]
[TD]tafsilât: ayrıntılar, detaylar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahdit edilme: sınırlanma, sınırlandırılma[/TD]
[TD]tefekkür: varlıklar üzerinde Allah’a ulaşmayı netice verecek şekilde etraflıca düşünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenezzüh: gezinti[/TD]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezyinât: süslemeler[/TD]
[TD]teşhir etme: sergileme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye lâyık olma, ilâhlık; Cenab-ı Allah’ın ilâhlığı[/TD]
[TD]vedia bırakılma: emanet edilme, ödünç verilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[TD]zulmetli: karanlıklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya, kâinat, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]âşık: şiddetli seven[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
[TD]şâşaa: gösteriş, göz alıcılık, parlaklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 10:00 #802513Anonim
rububiyeti de insanın nazarını iktizâ eder ki, hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsinlerde bulunsun.Evet, gül ve çiçeklerin yüzlerini güzelleştiren Zât, nasıl o güzel yüzlere arılardan, bülbüllerden istihsan âşıkları icad etmesin? Ve güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştakları da yaratır.
Kezâlik, bu âlemi şu kadar ziynetlerle, nakışlarla tezyin eden Mâlikü’l-Mülk, elbette ve elbette o harika, antika, mu’cize manzaraları, ziynetleri, seyircilerden, müşahitlerden, âşık ve müştaklardan, ârif dellâllardan hâli bırakmayacaktır. İşte, câmiiyeti dolayısıyla insan-ı kâmil, halk-ı eflâke ille-i gaiye olduğu gibi, halk-ı kâinata da semere ve netice olmuştur.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Eşya arasındaki tevafuk, Sâniin Vâhid, Ehad olduğuna delâlet ettiği gibi, aralarında bulunan muntazam tehalüf de, Sâniin Muhtar ve Hakîm olduğuna şehadet eder. Meselâ, hayvanların, bilhassa insanların esas âzâlarındaki tevafuk, bilhassa çift âzâlardaki temasül, Hâlıkın vahdetine burhan olduğu gibi, keyfiyetler ve şekillerdeki tehalüf de Hâlıkın ihtiyar ve hikmetine delâlet eder.İ’lem eyyühe’l-aziz! Mahlûkatın en zâlimi insandır. İnsan kendi nefsine olan şiddet-i muhabbetten dolayı kendisine hizmeti ve menfaati olan şeyleri hem sever, hem kıymet verir. Semeresinden istifade gördüğü şeylere abd ve köle olur.
[TABLE]
[TR]
[TD]Ehad: her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen ve bütün kemâl sıfatların sahibi olan bir Allah[/TD]
[TD]Hakîm: herşeyi hikmetle belirli fayda ve gayelere yönelik olarak mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Muhtar: ihtiyar ve irade sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâlikü’l-Mülk: görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Sâni: her şeyi san’atla ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâhid: Zâtında, sıfatlarında, isimlerinde, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı, benzeri ve dengi olmayan ve herşeyi birliğiyle kuşatan Allah[/TD]
[TD]Zât: kimse, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abd: kul[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil, kanıt[/TD]
[TD]câmiiyet: kapsamlılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dellâl: duyurucu, ilân edici[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, göstermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
[TD]halk-ı eflâk: feleklerin, kâinatın yaratılışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk-ı kâinat: kâinatın yaratılışı, yaratılması[/TD]
[TD]hikmet: amaç, gaye, hedef; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâlî: boş, ıssız[/TD]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: dileme, istek, irade[/TD]
[TD]iktizâ etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ille-i gaiye: asıl gaye; elde edilmesi için çalışılan gaye[/TD]
[TD]insan-ı kâmil: mükemmel, olgun insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
[TD]istihsan: beğenme, güzel bulma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Ey aziz kardeşim bil ki!” [/TD]
[TD]keyfiyet: durum, nitelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar, yaratılmış varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli[/TD]
[TD]mu’cize: bir benzerini yapmakta başkalarının aciz kaldıkları olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahit: gören, seyreden, seyirci[/TD]
[TD]müştak: aşık, çok arzulu ve istekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakış: işleme[/TD]
[TD]nazar: bakış, dikkat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; her bir varlığın yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeylerin verilmesi, onların terbiye edilip idare ve egemenlik altında bulundurulması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semere: meyve, netice[/TD]
[TD]tahsin: beğenme, birşeyin güzelliğini dile getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdir etme: beğeniyi dile getirme[/TD]
[TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde etraflıca düşünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tehalüf: birbirinden farklı olmak[/TD]
[TD]temasül: birbirine benzeme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevafuk: uygunluk, denk gelme[/TD]
[TD]tezyin etme: süsleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik, teklik[/TD]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâlim: zulmeden, acımasız, başkasının hakkına tecavüz eden[/TD]
[TD]âlem: dünya, kâinat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ârif: bilgide ileri olan, bilen[/TD]
[TD]âzâ: organlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik etmek, delil olmak[/TD]
[TD]şiddet-i muhabbet: aşırı sevgi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Şubat 2012: 10:02 #802514Anonim
Aksi halde ne sever ve ne kıymet verir. Ve keza, hayatın icadında ille-i gaiyenin yalnız hayat olduğunu bilir. Cenâb-ı Hakkın icad ettiği hayylarda hedef ittihaz ettiği binlerce hikmetlerinden haberi yok. Acaba imkân ve ihtimalden hariç midir ki, âlemde görünen şu eşya-yı harika daha garip, daha harika ve daha mu’cize, melekûtî, berzâhî, misalî şeylere bazı nümune ve bazı esaslar olmasın?
İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hak kâinatı teşkil eden zerrâtı şeriat-ı fıtriyesine musahhar ve mutî ve evâmir-i tekviniyesine de münkad ve mümessil kılmıştır. Bir arı, “Kün” emrine imtisalen matlup bir şekle girdiği gibi, herhangi bir hayvan da aynı emre imtisalen, irade edilen vaziyetlere girer.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Şems, kamer, yıldız, arz gibi ecrâmı kabzasında tutan kudret, o ecrâmı öyle bir suhuletle tanzim etmiştir ki, dağılan tesbih tanelerini ipe dizen adam gibi, ne bir acz görmüştür ve ne başkasının yardımına ihtiyaç olmuştur.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Bir katre su, bir deniz suyu ile müttehiddir. Çünkü ikisi de sudur. Nehir suyu ile de müttehiddir. Çünkü, ikisinin de menşeleri semâdır.
Ve keza, bir küçük balık, balina balığı ile müttehiddir. Çünkü ünvanları birdir.
Kezâlik, esmâ-i İlâhiyeden bir hüceyreye veya bir mikroba tecellî eden bir isim, kâinatı ihata eden isim ile müttehiddir. Çünkü müsemmâları birdir. Meselâ: Bütün kâinata taalluk ve tecellî eden Alîm ismiyle bir zerreye taallûk eden Hâlık ismi, müsemmâda müttehiddirler. Hurma ağacına taallûk eden Musavvir ismiyle de, semeresine taallûk ve tecellî eden Münşi ismi, müsemmâda müttehiddirler.
[TABLE]
[TR]
[TD]Alîm: küçük büyük, görünen görünmeyen, gelmiş ve gelecek herşeyi hakkıyla bilen ve ilmi herşeyi kuşatan Allah[/TD]
[TD]Cenab-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Musavvir: herşeyi istediği surette ve mükemmel bir şekilde yapan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Münşi: varlıkları kâinattaki unsurlardan tekrar tekrar yaratıp inşâ eden, Allah[/TD]
[TD]acz: güçsüzlük, zayıflık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: Dünya[/TD]
[TD]berzâhî: kabre ait, kabir âlemiyle ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecrâm: gezegenler, yıldızlar, gök cisimleri[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evâmir-i tekviniye: Cenab-ı Hakkın yaratılışa dair kâinatta yerleştirdiği emir ve kanunları[/TD]
[TD]eşya-yı harika: olağanüstü şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayy: diri, canlı[/TD]
[TD]hikmet: amaç, gaye, hedef, sır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[TD]ihata etme: kuşatma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ille-i gaiye: asıl gaye; temel, esas sebep[/TD]
[TD]imkân: ihtimal, olasılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtisalen: emre uyarak, boyun eğerek[/TD]
[TD]irade edilen: dilenen, istenilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihaz etmek: edinmek, kabul etmek[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabza: el, avuç[/TD]
[TD]kamer: Ay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]katre: damla[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]kün emri: “kün = كُنْ”, yani “Ol” emri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]matlup: istek[/TD]
[TD]melekûtî: birşeyin aslına, iç yüzüne âit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menşe: kaynak[/TD]
[TD]misalî: görüntüler, suretlerle ilgili; varlıkların yansıdığı görüntülerden ibaret olan misal âlemine ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musahhar: boyun eğen, emre uyan[/TD]
[TD]mutî: emre uyan, itaatkâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: bir benzerini yapmaktan başkalarının aciz kaldıkları olağanüstü şey[/TD]
[TD]mümessil: temsilci[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münkad: boyun eğen, bağlılık gösteren[/TD]
[TD]müsemmâ: ismin sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müttehid: birleşmiş, aynı[/TD]
[TD]nümune: örnek, misal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semere: meyve, netice[/TD]
[TD]semâ: gök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhulet: kolaylık[/TD]
[TD]taalluk etme: ilgili olma, bağlanma, alâkalı olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
[TD]tecellî etme: yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil etme: oluşturma, meydana getirme[/TD]
[TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
[TD]zerrât: zerreler; atomlar, maddenin en küçük parçaları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya, kâinat[/TD]
[TD]şems: Güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat-ı fıtriye: Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.