• Bu konu 20 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 22)
  • Yazar
    Yazılar
  • #676782
    Anonim

      besmele.jpg

      Esselamün aleyküm.

      Bu ayın 3. dersi, Efendimiz aleyhissalatü vesselamın risaletinin, delilleri hakkında olacaktır. Dersimiz Onu salllalahu aleyhi vesellemi daha iyi tanımamıza vesile olsun inşaallah. Selam ve dua ile.

      [BILGI]Salavat-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âleme hediye olsun ki, âlem, envâ ve ecnâsıyla onun risaletine şehadet ve mu’cizelerine delâlet ve hazine-i gaybdan getirdiği metâ-ı âlîye dellâllık ediyor.

      Güya âleme teşrif ettiğinden, herbir nevi, kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi, Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtârını intak edip herbir tel başka lisanla mu’cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minâda ilelebed tanîn-endaz etmiştir.

      Güya âsuman, kendi mirac ve melek ve kamerin elsine-i semaviyesiyle risaletini tebrik;

      ve zemin, kendi hacer ve şecer ve hayvanın dilleriyle mu’cizelerine senâhân;

      ve cevv-i feza, kendi cin ve bulutların işârâtıyla nübüvvetine beşaret ve sâyebân;

      ve zaman-ı mazi, enbiya ve kütüp ve kâhinlerin rumuz ve telvihatıyla o şems-i hakikatin fecr-i sadıkını göstererek müjdeci;

      ve zaman-ı hal, yani asr-ı saâdet, lisan-ı haliyle tabiat-ı Araptaki inkılâb-ı azîmin ve bedeviyet-i sırftan medeniyet-i mahzânın def’aten tevellüdünü şahit göstererek nübüvvetini ispat;

      ve zaman-ı müstakbel, kendi vukuat ve fünununun etvar-ı müdakkikanesiyle onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmâne ile irşadatına teşekkür;

      nev-i beşer kendi muhakkikleri ile, bahusus hatîb-i beliği ki, şems gibi kendi kendine burhan olan Muhammed’in (a.s.m.) lisan-ı fasihânesiyle haktan geldiğini ilân;

      ve Zât-ı Zülcelâl kendi Kur’ân’ının lisan-ı beliğanesiyle ol Nebiyy-i Ümmînin ferman-ı risaletini kıraat ediyorlar ve okuyorlar.

      Muhakemat[/BILGI]

      [TAVSIYE]Diğer derslerimiz için: Risale Açıklamalı[/TAVSIYE]

      #803477
      Anonim

        Salavat-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âleme hediye olsun ki, âlem, envâ ve ecnâsıyla onun risaletine şehadet ve mu’cizelerine delâlet ve hazine-i gaybdan getirdiği metâ-ı âlîye dellâllık ediyor.

        Sonsuz salat ve selam kainatın serveri ve fahri alem olan efendimiz aleyhissalatü vesselama olsun. Kainat, mevcudat hep birlikte Onun asm. risaletine şehadet ediyor. Ve mu’cizelerine delalet ediyor. Ve gaybdan getirdiği kıymettar metalara dellallık ediyor. İnşaallah konunun devamında nasıl oluyor göreceğiz.

        #803478
        Anonim

          Güya âleme teşrif ettiğinden, herbir nevi, kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi, Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtârını intak edip herbir tel başka lisanla mu’cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minâda ilelebed tanîn-endaz etmiştir.

          Her bir nevi, Efendimiz aleyhissalatü vesselamın, aleme teşrif edişini, kendilerine has dilleriyle alkışlıyorlar. Ve Sultan-ı Ezel olan Rabbimiz yerleri ve gökleri, Kainatın Efendisinin mucizeleri ile şirin bir sadayla konuşturuyor. Ve bu ses sonsuza kadar devam edecektir.

          #803493
          Anonim

            Güya âsuman, kendi mirac ve melek ve kamerin elsine-i semaviyesiyle risaletini tebrik;

            Güya gökyüzündeki semavi olan herşey kendi lisanlarıyla Miracı ile Peygamberliğini (a.s.m) tebrik ediyor.

            ve zemin, kendi hacer ve şecer ve hayvanın dilleriyle mu’cizelerine senâhân;

            Ve taştan toprağa, ağaca, hayvanata kadar tüm mahlukat da kendi lisanlarıyla mucizelerine sena etmektedir.

            #803499
            Anonim
              Peygamber Efendimizin (a.s.m ) Mucizelerine nazar edilmekte..

              Günlük hayatın içinde Devleti temsil eden insanların bir yere gelişinde farklı olarak özel bir ilgi gösterildiğini görüyoruz.

              Kainatın En Güzel Meyvesi,Cenab-ı Hakk’ın En Sevdiği Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) ‘in büyük sorumluluklar ve büyük imtihanlar içindeki konumuna,Peygamberliğine ( a.s.m ) kainattaki her alem ayrı bir sada ile karşılıyor ve tebrik ediyor.

              ve cevv-i feza, kendi cin ve bulutların işârâtıyla nübüvvetine beşaret ve sâyebân;

              ve zaman-ı mazi, enbiya ve kütüp ve kâhinlerin rumuz ve telvihatıyla o şems-i hakikatin fecr-i sadıkını göstererek müjdeci;

              Cinlerin Efendimiz (a.s.m ) Kur’an-ı Kerim Okuyuşunu dinleyip müslüman olmalarıyla ( Cinler havaya yükselebilirler atmosferde ) Onun (a.s.m) müjdecisi oluyorlar.

              Gelmeden evveli habercileri ortaya çıkarak müjdecisi oluyor.

              Hz.İsa (a.s ) ‘in kendisinden sonra gelecek olan Hz.Muhammed (s.a.v) ‘i haber vermesi,

              Hakikat Güneşinin doğmadan evvelki müjdelerini o dönemdeki bilginler dahi vermektedir.

              Rahip Bahira’nın Peygamberlik müjdesini bildirmesi gibi…

              #803502
              Anonim

                Güya âsuman, kendi mirac ve melek ve kamerin elsine-i semaviyesiyle risaletini tebrik;

                Gökyüzü ellerini Rabbine açtığı anda yağmurlar yağdırarak Efendimizin asm. risaletini tebrik ediyor.

                Mi’rac en büyük bir mu’cizesi olmakla risaletini tebrik ediyor.

                Cebrail aleyhisselam vahiy Rabbinden Ona asm. vahiy getiriyor. Bir beşer kelamından çok uzak olan bu mübarek sözler, Onun asm. Allah katında seçilmiş olduğunu, risalete vazifeli olduğunu gösteriyor.

                Kamer bir elinin işaretiyle ikiye yarılarak yine Onun risaletini gösteriyor ve bu lisan-ı haliyle Onun asm. risaletini tebrik ediyor.

                #803505
                Anonim

                  ve zaman-ı hal, yani asr-ı saâdet, lisan-ı haliyle tabiat-ı Araptaki inkılâb-ı azîmin ve bedeviyet-i sırftan medeniyet-i mahzânın def’aten tevellüdünü şahit göstererek nübüvvetini ispat;

                  Ve Asr-ı Saadet dönemi; Onun (a.s.m) gelişiyle cahiliye döneminden çok büyük inkılabları hiçbir zorlama olmadan kabul ederek nübüvvetine yine zaman diliyle şahitlik etmiştir.

                  Bu asırda dahi kanun koymadan bazı kötü alışkanlıklardan uzaklaştıramazken müminin haramdan kaçınması zorlama olmadan topluma saadet ve huzur getirmektedir.

                  ve zaman-ı müstakbel, kendi vukuat ve fünununun etvar-ı müdakkikanesiyle onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmâne ile irşadatına teşekkür;


                  Ve gelecek zaman tüm zaman dilimlerini irşad eylediği için Ona (a.s.m) teşekkür ediyor ve edecektir.

                  nev-i beşer kendi muhakkikleri ile, bahusus hatîb-i beliği ki, şems gibi kendi kendine burhan olan Muhammed’in (a.s.m.) lisan-ı fasihânesiyle haktan geldiğini ilân;

                  ve Zât-ı Zülcelâl kendi Kur’ân’ının lisan-ı beliğanesiyle ol Nebiyy-i Ümmînin ferman-ı risaletini kıraat ediyorlar ve okuyorlar.

                  Her çeşit insan içinde dahi kendi araştırmacıları Onun (a.s.m) güneş gibi kainatı aydınlattığını açıklıkla ilan ediyor.

                  Hikmetleri öğrenmek için Yüce Kitabımızın Lisanı ile Onun (a.s.m) kainata tebliğ ettiği fermanı okuyorlar.

                  ‘Muhammed her zaman Evangelizm’in (Hıristiyanların) üstüne
                  çıkıyor. O, insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir
                  tutmuyor. Müslümanların Allah’tan başka ilâhı yoktur ve
                  Muhammed onun peygamberidir. Burada hiçbir
                  muamma ve sır yoktur.’


                  Lev Nikolayeviç TOLSTOY

                  #803506
                  Anonim
                    Hz. İsa (as)’nın müjdesi:


                    “Hatırla ki, Meryem oğlu İsa, ‘Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın benden evvelki Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak (geldim)’ demişti. Fakat o, kendilerine apaçık deliller getirince ‘Bu, âşikâr bir büyüdür’ dediler.”

                    (Saf, 61/6).

                    Evet, Allah Resûlü (sav), sürpriz olarak ortaya çıkmış biri değildir. O daha gelmeden asırlarca önce haber verilen ve gelmesi bütün cihan tarafından beklenen bir Nebîdir.

                    -Sonsuz Nur-

                    #803526
                    Anonim

                      ve zemin, kendi hacer ve şecer ve hayvanın dilleriyle mu’cizelerine senâhân;

                      Yeryüzü Efendimizin mu’cizeleriyle Efendimizin asm. rşsaletini sena ediyor.

                      Cehaletin babası birgün avucunun içine taşları almış, alay etmek için Efendimzin aleyhissalatü vesselamın karşısına çıkıyor. Diyor ki “Bil bakalım elimde ne var ? Bilirsen iman edeceğim.” Buna mukabelen Kainatın Efendisi sav.: “Elindekiler benim kim olduğumu söylerlerse sözünde durur musun ?” Cehaletin babası “Evet” diyor. Ebu Cehilin elindeki taşlar dile geliyor ve şahadet getiriyorlar. Ebu Cehil yine sözünde durmuyor ve inanmıyor.

                      Eline aldığı bir avuç ve toprakla Rasulullah sallallahü aleyhi vesellem bir orduyu bozguna uğratıyor. Düşmandan bir kişi bile müstesna kalmadan bir avuç topraktan hepsininde gözüne giriyor. 1 وَماَ رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ sırrına mazhar oluyor. Taş ve toprak risaletini sena ediyor.

                      Yine ağaçlarla ilgili Efendimizin risaletini mucizane sena eden çok örnekler vardır.

                      Başta Tirmizî olmak üzere pek çok hadis âliminin Hazreti İbni Abbas’tan haber verdikleri bir mucizedir.
                      İbni Abbas dedi ki:

                      “Allah Resulü (asm) bir bedeviye dedi ki:

                      “Ben bu ağacın şu dalını çağırsam, yanıma gelse, iman edecek misin?” Bedevi

                      “Evet” dedi.

                      Allah Resulü (asm) çağırdı. O dal ağacının başından kopup, Allah Resulü’nün (asm) yanına geldi. Sonra Efendimizn (asm) emretti, yine yerine gitti.” 2

                      Hayvanların risaletini mucizane sena edişine bir örnek:

                      Hazret-i Ömer’den (ra) naklediliyor ki: Allah Resulü’nün (asm) yanına bir bedevî geldi. Elinde bir kertenkele vardı. Bedevi “Eğer bu hayvan sana şehadet etse ben sana iman getiririm, yoksa iman getirmem.” dedi. Allah Resulü (asm) o hayvana kendisinin kim olduğunu sordu. O hayvan da açık bir dille, peygamberliğini ilan etti, şehadet getirdi. 3

                      1. (Ey Muhammed) attığın zaman da sen atmadın…” Enfal Sûresi, 8;17.
                      2. Tirmizî, Menâkıb: 6; el-Mubârekforî, Tuhfetü’l-Ahvezî, no. 3707; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:10
                      3. ebrîzî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, 3:199, no. 5949; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:606; el-Askâlânî, el-Metâlibü’l-Âliye, 4:125, no. 4127; el-Heysemî, Mecmeu’z Zevâid, 9:366-367; Ebû Na’îm, Hilyetü’l-Evliyâ, 1:368-369; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 6:147.

                      #803527
                      Anonim

                        Allah (c.c) razı olsun hocam;

                        Bu kıssayı ilk okuduğumda çok etkilenmiştim..

                        Yazıkki Ebu cehil gibi kalpler yerdeki taşlardan daha sert daha katı ve içi boş..yerdeki taş bile iman ederken Ebu cehil gibi nasipsizlere acımamak elde değil!

                        #803539
                        Anonim

                          [NOT]

                          Müslim naklediyor: Hadîsin ravisi ise Hz. Ömer (ra) buyuruyor ki:

                          “Bedir’de bulunuyorduk. Allah Resulü, muharebe adına stratejisini tam tesbit etmiş ve kavganın cereyan edeceği yerleri dolaşıyordu. Bir ara yine gözleri aralanan gaybî perdelerin verasında ve bakışları istikbâl ufkunda eliyle bazı yerleri işaret ederek:

                          ‘Burası Ebu Cehil’in öldürüleceği yer; şurası Utbe’nin, şurası Şeybe’nin ve şurası da Velid’in sırtının yere geleceği yer…’

                          Ve, daha birçok isim saydı.” Muharebeden sonra Hz. Ömer kasem ile diyor ki; “Allah Resûlü nereyi ve kim için işaret etmişse, hepsini o yerlerde ölü olarak bulduk”89.

                          Evet, hayatlarında Allah Resûlü’nü dilleriyle tasdik etmeyen bu insanlar, şimdi murdar cesetleriyle O’nun sıdkına ve doğruluğuna şehadette bulunuyorlardı.

                          Zira O haber veriyor ve verdiği haberler, santim şaşmadan aynen tahakkuk ediyordu.

                          -Sonsuz Nur-

                          [/NOT]

                          #803574
                          Anonim

                            [TABLE=”width: 100%”]
                            [TR]
                            [TD=”align: center”]Hz. Peygambere ( s.a.v ) Tabi Olmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD=”align: center”][/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD=”colspan: 3, align: center”]ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 31 Ey Resulüm, de ki:

                            “Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir (çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir).

                            Allah’ı sevmek, insanın yaratılışının en yüce hedefidir. Dolayısıyla İslâm’ın insanları kendisine doğru sevkettiği en yüksek gayedir.

                            Bu âyet şu kesin kıyası içeriyor:

                            “Eğer Allah’ı seviyorsanız, Habîbullaha uyacaksınız. Ona uyulmazsa demek ki Allah’ı sevmiyorsunuz”

                            Bunun zıddı şudur:

                            “Ben Allah’ı severim, ama emrini dinlemem, O’nun sevdiğini sevmem. O’nu sevenleri, O’nun yolunu gösterenleri, O’nun seçip gönderdiklerini sevmem” demektir ki, bu da:

                            “Ben, kendimden başka hiçbir şeyi sevmem; tevhid yolunda yürümek istemem” demektir.

                            Bu kâinatı kudret, kemâl ve cemâlinin tecellileriyle böylesine güzel yaratan, bunca nimetleriyle kullarına lütuflarda bulunan Allah, elbette onlardan bir teşekkür bekler. Elbette, insanlar içinde en seçkin birini onlara rehber ve mükemmel bir örnek yapar. Böylece ondaki güzelliklerin, öbür insanlara da yansımasını ister.

                            [/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]


                            Kaynak : Kuran Meali – Prof.Dr. Suat Yıldırım
                            #803575
                            Anonim
                              RESÛL-İ EKREM’İN PARMAKLARI ARASINDAN SU FIŞKIRIŞI VE BU SU İLE ÜÇ YÜZ KADAR KİMSENİN İÇMESİNE VE ABDEST ALMASINA DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ

                              Enes b. Mâlik Rivâyete göre, müşârün-ileyh demiştir ki:

                              Bir kere Nebî salla’llahu aleyhi ve sellem (Medîne çarşısının bir semti olan) Zevrâ’da iken (ikindi namazının vakti yaklaşmıştı ve abdest suyu arayıp bulamamışlardı. Bunun üzerine) Resûlullah’ın huzûruna bir kap (içinde bir miktar su) getirildi.

                              Müteâkıben Resûlullah elini kab(ın içindeki suy)a koydu. Hemen parmakları arasından su fışkırmağa başladı. Orada bulunan cemâat abdest al(ıncaya kadar devâm et)ti. (Enes İbn-i Mâlik’in râvîsi) Katâde der ki:

                              Ben, Enes İbn-i Mâlik’e:

                              – Orada kaç kişi idiniz? diye sordum.

                              O da:

                              – Üç yüz, yâhut üç yüz kadar, diye cevap verdi.

                              1465

                              SAHÎH-İ BUHÂRÎ MUHTASARI TECRİD-İ SARİH TERCEMESİ

                              #803576
                              Anonim
                                Fitneden kaçmak;Hz. Peygamber’in haber verdiği fitneler

                                İSTİKBÂLE ÂİT PEYGAMBERİMİZİN HABERLERİNİ EN ÇOK NAKLEDEN HUZEYFE İBN-İ YEMÂN’IN MÜHİM BİR RİVÂYETİ

                                Huzeyfe b. el-Yemânî Rivâyete göre, şöyle demiştir:

                                Nâs, Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’e (geleceğe âit) hayır (lı işler) den sorarlardı. Ben de (tersine İslâm ümmetine gelecek) şerden -o şerrin bana erişmesinden korkarak- sorardım.

                                Bu endîşe ile bir kere:

                                – Yâ Resûla’llah! Biz vaktiyle câhiliyet devrinde şirk ve küfr içinde idik.

                                Sonra Allah’ın Peygamber’i şu İslâm umdeleriyle bize geldi. Bu hayır ve saâdetten sonra, gelecek bir şer ve fitne var mıdır? diye sordum.

                                Resûlullah:

                                – Evet vardır, buyurdu.

                                Ben:

                                – O şerden ve fitneden sonra bir hayır ve salâh var mıdır? dedim.

                                Resûlullah:

                                – Evet, bir hayır ve salâh vardır. Fakat onun içinde bâzı şerr-ü fesâd bulunacak (hayırı bulandıracak, safvetini bozacak) buyurdu.

                                Ben:

                                – O hayrın (temizliğini bulandıran) kiri nedir? diye sordum. Resûlullah:

                                – O devrin âmirlerinden bir zümre, ümmeti, benim sünnetim hilâfına idâre edecekler. Sen o devrin âmir ve vâlîlerinden bâzılarının hareketlerini (ma’rûf bulup) tasvîb, bâzılarının hareketlerini de (münker bulup) red edeceksin! buyurdu.

                                Ben:

                                – Yâ Resûla’llah! Bu karışık hayır devrinden sonra yine bir şerr-ü fesad devri hulûl edecek midir? dedim.

                                Resûlullah:

                                – Evet edecektir. O devirde bir takım dâîler (çığırtkanlar) halkı Cehennem kapılarına çağıracak. Her kim onların da’vetine icâbet ederse, onu Cehennem’e atacaklar, buyurdu.

                                Ben:

                                – Yâ Resûla’llah! Bu da’vetçileri bize vasfetseniz! dedim.

                                Resûlullah:

                                – Onlar bizim milletimizden insanlardır. Bizim dilimizle (bizim azîz duygularımıza seslenerek) konuşurlar. (Halbuki gönüllerinde hayırdan eser yoktur) buyurdu.

                                Ben:

                                – Yâ Resûla’llah! O (uğursuz) devir bana yetişirse (ben o devirde yaşarsam) nasıl hareket etmemi emredersiniz? dedim.

                                Resûlullah:

                                – İslâm cemâatine mütâbaat, ve onların devlet reîsine mutâvaat eyle! (Devlet reîsi zulmederse, seni divğr, malını alırsa bile sözünü dinle, itâat eyle!) buyurdu.

                                Ben:

                                – Yâ Resûla’llah! Onlar cemâat hâlinde değiller (de bozgunculukla parçlanmışlar) sa, başlarında devlet reîsi de yoksa, dedim.

                                Resûlullah:

                                – O fırkaların hepsinden ayrıl! (Evine çekil!). Velev ki bu i’tizâl, bir ağaç kökünü ısırman sûretiyle (meşakkatli) olsa bile. Artık ölüm erişinceye kadar bu i’tizâl üzere bulun! buyurdu.

                                1471

                                #803578
                                Anonim

                                  ve cevv-i feza, kendi cin ve bulutların işârâtıyla nübüvvetine beşaret ve sâyebân;

                                  “Altıncısı: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küçüklüğünde Halime-i Sa’diye’nin yanında iken, Halime ve Halime’nin zevcinin şehadetleriyle, güneşten rahatsız olmamak için, çok defa üstünde bir bulut parçasının ona gölge ettiğini görmüşler ve halka söylemişler ve o vakıa sıhhatle şöhret bulmuş.”

                                  “Hem, Şam tarafına on iki yaşında iken gittiği vakit, Bahîra-yı Râhibin şehadetiyle, bir parça bulut Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın başına gölge ettiğini görmüş ve göstermiş.”

                                  “Hem yine bi’setten evvel, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bir defa Hatice-i Kübrânın Meysere ismindeki hizmetkârıyla ticaretten geldiği zaman, Hatice-i Kübrâ, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın başında iki meleğin bulut tarzında gölge ettiklerini görmüş, kendi hizmetkârı olan Meysere’ye demiş. Meysere dahi Hatice-i Kübrâya demiş: “Bütün seferimizde ben öyle görüyordum.”

                                  On Dokuzuncu Mektup

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 22)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.