• Bu konu 27 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 29)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678331
    Anonim
      On İkinci Şuâ


      Denizli Mahkemesi Müdafaatında
      nblank.gif1
      بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ blank.gif2
      Evet, biz bir cemiyetiz ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon dahil mensupları var. Ve her gün beş defa namazla o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar.
      blank.gif3 اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ kudsî programıyla birbirinin yardımına, dualarıyla ve mânevî kazançlarıyla koşuyorlar.
      İşte, biz bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız. Ve hususi vazifemiz de, Kur’ân’ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî, berzahî haps-i münferitten kurtarmaktır. Sairdünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ittihamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve mânâsız, gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz.

      endOfSection.gifendOfSection.gif


      Dünyaya karışmak arzusu bizde bulunsaydı, böyle sinek vızıltısı gibi değil, top güllesi gibi ses ve patlak verecekti. Divan-ı Harb-i Örfîde ve Mustafa Kemal’inhiddetine karşı, divan-ı riyasette, şiddetli ve dokunaklı müdafaa eden bir

      [BILGI]Dipnot-1 Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Denizli MahkemesiMüdafaanamesine bazı lüzumlu tayy ve ilâveleri yaparak Afyon Mahkemesine—vahdet-i mes’ele münasebetiyle—aynı müdafaanameyi ibraz ettiğinden, bu DenizliMüdafaanamesinin büyük bir kısmını Afyon Mahkemesi Müdafaanamesiyle birleştirmiş ve On Dördüncü Şuâ namını vermiştir.

      Dipnot-2 Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.

      Dipnot-3
      “Mü’minler kardeştirler.” Hucurât Sûresi, 49:10.

      [/BILGI]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Denizli Mahkemesi: (bk. bilgiler – Denizli)[/TD]
      [TD]Divan-ı Harb-i Örfî: (bk. bilgiler)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Mustafa Kemal: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]asır: yüzyıl[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]berzahî: kabir âlemine ait[/TD]
      [TD]cemiyet: topluluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cemiyetçilik: gizli bir topluluk oluşturma[/TD]
      [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]divan-ı riyaset: başkanlık makamı[/TD]
      [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan[/TD]
      [TD]haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hiddet: öfke, kızgınlık[/TD]
      [TD]hususî: özel[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
      [TD]kemâl-i hürmet: tam ve kusursuz saygı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]komite: bir maksat için oluşturulan topluluk[/TD]
      [TD]kudsî: kutsal[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medar-ı ittiham: suçlama sebebi[/TD]
      [TD]mensup: bağlı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muazzam: çok büyük[/TD]
      [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müdafaa: savunma[/TD]
      [TD]müdafaat: savunmalar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
      [TD]tahkikî: araştırmayla ve kesin delillere dayandırarak elde edilen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tenezzül: inme, seviyesini düşürme, alçalma[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #808510
      Anonim

        adam, on sekiz sene zarfında kimseye sezdirmeden dünya entrikalarını çeviriyor diye onu ittiham eden, elbette bir garazla eder.
        Bu meselede benim şahsımın veya bazı kardeşlerimin kusuruyla Risale-i Nur’ahücum edilmez. O doğrudan doğruya Kur’ân’a bağlanmış. Ve Kur’ân dahi Arş-ı Âzamla bağlıdır. Kimin haddi var, elini oraya uzatsın, o kuvvetli ipleri çözsün?

        Hem bu memlekete maddî ve mânevî bereketi ve fevkalâde hizmeti, otuz üç âyât-ı Kur’âniyenin işârâtıyla ve İmam-ı Ali Radıyallahu Anhın üç kerâmât-ı gaybiyesiyle ve Gavs-ı Âzamın (k.s.) kat’î ihbarıyla tahakkuk etmiş olan Risale‑i Nur, bizim âdi ve şahsî kusurlarımızla mes’ul olmaz ve olamaz ve olmamalı. Yoksa bu memlekete hem maddî, hem mânevî telâfi edilmeyecek derecede zarar olacak.HAŞİYE-1
        Bazı zındıkların şeytanetiyle Risale-i Nur’a karşı çevrilen plânlar ve hücumlarinşaallah bozulacaklar. Onun şakirtleri başkalara kıyas edilmez, dağıttırılmaz, vazgeçirilmez, Cenâb-ı Hakkın inayetiyle mağlûp edilmezler. Eğer maddîmüdafaadan Kur’ân men etmeseydi, bu milletin can damarı hükmünde umumunteveccühünü kazanan ve her tarafta bulunan o şakirtler, Şeyh Said ve Menemen hâdiseleri gibi cüz’î ve neticesiz hâdiselerle bulaşmazlar. Allah etmesin, eğermecburiyet derecesinde onlara zulmedilse ve Risale-i Nur’a hücum edilse, elbette hükümeti iğfal eden zındıklar ve münâfıklar bin derece pişman olacaklar.

        Elhâsıl, madem biz ehl-i dünyanın dünyalarına ilişmiyoruz; onlar da bizimâhiretimize, imanî hizmetimize ilişmesinler.


        Mevkuf
        Said Nursî
        endOfSection.gifendOfSection.gif

        [BILGI]Haşiye-1 Bu istida, Kastamonu zelzelesinden yirmi gün evvel yazılmıştı. Risale-i Nurbereketiyle her vilayetten ziyade âfâttan mahfuz kalmıştı. Şimdi âfât başladı ve dâvamızı tasdik etti.
        [/BILGI]

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Arş-ı Âzam: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve her şeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer[/TD]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Gavs-ı Âzam: [bk. bilgiler – Abdulkàdir-i Geylânî (k.s.)][/TD]
        [TD]Kastamonu: (bk. bilgiler)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Menemen Hâdisesi: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bereket: Allah’tan gelen bolluk, nimet[/TD]
        [TD]cüz’î: ferdî, sınırlı, küçük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler[/TD]
        [TD]elhâsıl: netice olarak, özetle[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]entrika: hile, aldatma[/TD]
        [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]garaz: kötü kasıt, kötü niyet[/TD]
        [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hücum: saldırı[/TD]
        [TD]inayet: lütuf, iyilik, yardım[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inşaallah: Allah’ın dilemesiyle[/TD]
        [TD]istidâ: dilekçe[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ittiham: suçlama[/TD]
        [TD]iğfal etme: kandırma, aldatma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]işârât: işaretler, belirtiler[/TD]
        [TD]kat’î: kesin[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kerâmât-ı gaybiye: Allah’ın bir ikramı olarak gaybla ilgili verilen haberlerin doğru çıkması şeklinde gerçekleşen kerametler[/TD]
        [TD]mahfuz kalma: tehlikelere karşı korunmuş olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mağlup etme: yenme[/TD]
        [TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mes’ul: sorumlu[/TD]
        [TD]mevkuf: tutuklu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müdafaa: savunma[/TD]
        [TD]münâfık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]radıyallahu Anh: “Allah ondan razı olsun”[/TD]
        [TD]tahakkuk etme: gerçekleşme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
        [TD]telâfi etme: eksikliği giderme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teveccüh: ilgi, yönelme[/TD]
        [TD]umum: bütün[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vilayet: il[/TD]
        [TD]zarfında: içinde[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zelzele: deprem, sarsıntı[/TD]
        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zındık: dinsiz[/TD]
        [TD]âfât: âfetler, musibetler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âhiret: öldükten sonra sonsuz olarak devam edecek olan hayat[/TD]
        [TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân-ı Kerimin âyetleri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]İmam-ı Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)][/TD]
        [TD]Şeyh Said: (bk. bilgiler)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
        [TD]şeytanet: şeytanlık[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #808511
        Anonim

          بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1

          Efendiler,

          Size kat’î haber veriyorum ki, buradaki zâtların, bizimle ve Risale-i Nur’lamünasebeti olmayan veya az bulunanlardan başka, istediğiniz kadar hakikî kardeşlerim ve hakikat yolunda hakikatli arkadaşlarım var. Biz Risale-i Nur’unkeşfiyat-ı kat’iyesiyle iki kere iki dört eder derecesinde sarsılmaz bir kanaatla bilmişiz ki, ölüm bizim için, sırr-ı Kur’ân ile, idam-ı ebedîden terhis tezkeresine çevrilmiş. Ve bize muhalif ve dalâlette gidenler için, o kat’î ölüm, ya idam-ı ebedîdir (eğer âhiretekat’î imanı yoksa), veya ebedî ve karanlıklı haps-i münferittir (eğer âhirete inansa vesefahet ve dalâlette gitmişse). Acaba dünyada bu mes’eleden daha büyük, dahaehemmiyetli bir mesele-i insaniye var mı ki, bu ona âlet olsun? Sizden soruyorum.

          Madem yoktur ve olamaz. Neden bizimle uğraşıyorsunuz? Biz en ağır cezanıza karşı kendimiz, âlem-i nura gitmek için bir terhis tezkeresini alıyoruz diye kemâl-i metanetle bekliyoruz. Fakat bizi reddedip dalâlet hesabına mahkûm edenleri, sizi bu mecliste gördüğümüz gibi, idam-ı ebedî ile ve haps-i münferitle mahkûm ve pek yakın bir zamanda o dehşetli cezayı çekeceklerini müşahede derecesinde biliyoruz, belki görüyoruz, onlara insaniyet damarıyla cidden acıyoruz. Bu kat’î ve ehemmiyetlihakikatı ispat etmeye ve en mütemerridleri dahi ilzam etmeye hazırım. Değilvukufsuz, garazkâr, mâneviyatta behresiz ehl-i vukufa karşı, belki en büyük âlim vefeylesoflarınıza karşı gündüz gibi ispat etmezsem, her cezaya razıyım!
          İşte, yalnız bir nümune olarak, iki Cuma gününde mahpuslar için telif edilen ve Risale-i Nur’un umdelerini ve hülâsa ve esaslarını beyan ederek Risale-i Nur’un birmüdafaanamesi hükmüne geçen Meyve Risalesini ibraz ediyorum ve Ankaramakamatına vermek için, yeni harflerle yazdırmaya müşkülâtlar içinde

          [BILGI]Dipnot-1 Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.
          [/BILGI]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Ankara: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]behresiz: nasipsiz, hissesiz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]beyan etme: açıklama[/TD]
          [TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
          [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi[/TD]
          [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]garazkâr: kötü niyet sahibi, art niyetli[/TD]
          [TD]haps-i münferit: tek kişilik hapis, hücre hapsi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
          [TD]ibraz etmek: ortaya koymak, göstermek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
          [TD]ilzam etme: delillerle muhatabı susturma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kanaat: fikir, düşünce, inanma[/TD]
          [TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kemâl-i metanet: sarsılmaz bir dayanıklılık[/TD]
          [TD]keşfiyat-ı kat’iye: kesinliğinde şüphe olmayan keşifler; mânevî âlemlerde bazı hakikatleri görme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahkûm: hüküm giyen[/TD]
          [TD]makamat: makamlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mesele-i insaniye: insanlık meselesi[/TD]
          [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâneviyat: mânevi âleme ait olan şeyler[/TD]
          [TD]müdafaaname: savunma yazısı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
          [TD]mütemerrid: inatçı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müşahede: gözlemleme, görme[/TD]
          [TD]müşkülât: zorluklar, güçlükler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nümune: örnek, misal[/TD]
          [TD]sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sırr-ı Kur’ân: Kur’ân içinde gizli olan sırlı bilgiler[/TD]
          [TD]telif: yazma, kaleme alma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]terhis: göreve son verme, serbest bırakma[/TD]
          [TD]tezkere: belge[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]umde: ana ilke, prensip[/TD]
          [TD]vukufsuz: bir konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âhiret: öldükten sonraki âlem[/TD]
          [TD]âlem-i nur: nur âlemi, aydınlık olan âlem, âhiret[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #808509
          Anonim

            gizli çalışıyoruz. İşte onu okuyunuz, tam dikkat ediniz. Eğer kalbiniz—nefsinize karışmam—beni tasdik etmezse, bana şimdiki tecrid-i mutlak içinde her hakaret ve işkenceyi de yapsanız, sükût edeceğim.
            Elhâsıl, ya Risale-i Nur’u tam serbest bırakınız, veyahut bu kuvvetli ve zedelenmez hakikati elinizden gelirse kırınız! Ben şimdiye kadar sizi ve dünyanızı düşünmüyordum ve düşünmeyecektim. Fakat mecbur ettiniz. Belki de sizi ikaz etmek lâzımdı ki, kader-i İlâhî bizi bu yola sevk etti. Biz de
            blank.gif1 مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ أَمِنَ مِنَ الْكَدَرِdüstur-u kudsîyi kendimize rehber edip, herbir sıkıntılarınızı sabırla karşılayacağız diye azmettik.


            Mevkuf
            Said Nursî
            endOfSection.gifendOfSection.gif



            [BILGI]Dipnot-1 “Kadere îmân eden kederden kurtulur.”[/BILGI]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
            [TD]azmetme: karar verme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]düstür-u kudsî: kutsal prensip[/TD]
            [TD]elhâsıl: kısaca, netice olarak, özetle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
            [TD]mevkuf: tutuklu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nefs: insanı kötülüğe yönelten duygu[/TD]
            [TD]sevk etme: yönlendirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sükût etme: sessiz kalma, susma[/TD]
            [TD]tecrid-i mutlak: bir kişiyi her şeyden soyutlama[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #808360
            Anonim
              بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1

              Zaman-ı Saadetten şimdiye kadar câri bir âdet-i İslâmiyeye ittibaen Risale-i Nur’unhususî menbaları olan yüzer âyât-ı meşhureyi büyük bir En’âm gibi Hizb-i Kur’ânîyaptığımızı, “Dinde tahrifat yapıyor” diye muaheze etmişler.

              Hem bir sene cezasını çektiğim ve mahrem tutulan ve zabıtnamede kaydedildiği gibi odun yığınları altından çıkarılan Tesettür Risalesi bu sene yazılmış veneşredilmiş gibi, bizi ittiham etmek istiyor. Hem Ankara’da hükümetin riyasetinde bulunan birisine (Mustafa Kemal’e) söylediğim itirazlara ve ağır sözlere mukabeleetmeyip sükût etmesi ve o öldükten sonra, onun yanlışını gösteren bir hakikat-i hadîsiyeyi beyandaki fıtrî ve lüzumlu ve mahrem tenkitlerim, medar-ı mes’uliyetyapılmış. Ölmüş ve hükümetten alâkası kesilmiş bir şahsın hatırı nerede; ve hükümetin ve milletin bir hatırası ve Cenâb-ı Hakkın bir tecellî-i hâkimiyeti olan adalet kanunları nerede?

              Hem biz hükümet-i cumhuriye ve esaslarından en ziyade kendimize medar-ı istinat ve onunla kendimizi müdafaa ettiğimiz hürriyet-i vicdan esası, bizim aleyhimizdemedar-ı mes’uliyet tutulmuş. Güya biz hürriyet-i vicdan esasına muarız gidiyoruz!
              Hem medeniyetin seyyiatını ve kusurlarını tenkit ettiğimden, hatır ve hayâlime gelmeyen bir şeyi zabıtnamelerde isnat ediyor: Güya ben radyo,HAŞİYE-1 tayyare veşimendiferin kullanılmasını kabul etmiyorum diye, terakkiyat-ı hâzıra aleyhinde bulunduğumla mes’ul ediyor!


              [BILGI]Dipnot-1 Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.

              Haşiye-1 Radyo gibi azîm bir nimet-i İlâhiyeye karşı azîm bir şükür olmak için, “Radyo Kur’ân’ı okuyup bütün zemin yüzündeki insanlara dinlettirip, küre-i havanın bir hâfız-ı Kur’ân olmasıdır” demiştim.
              [/BILGI]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Ankara: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]En’âm: bazı Kur’an âyetlerinin veya sûrelerinin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkarılan dua kitabı[/TD]
              [TD]Hizb-i Kur’ânî: Kur’an âyetlerinin veya sûrelerinin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkarılan dua kitabı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Mustafa Kemal: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]Tesettür Risalesi: kadınların örtünmesiyle ilgili Lem’alar adlı eserde yer alan Yirmi Dördüncü Lem’a[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Zaman-ı Saadet: Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem[/TD]
              [TD]aleyhimizde: zararımıza[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]aleyhinde bulunmak: bir şeyin karşısında olmak[/TD]
              [TD]azîm: büyük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
              [TD]câri: geçerli, yürürlükte olan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fıtrî: doğal[/TD]
              [TD]hakikat-i hadîsiye: bir hadîs-i şerifin ifade ettiği gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haşiye: dipnot[/TD]
              [TD]hususî: özel[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâfız-ı Kur’ân: Kur’ân’ı ezbere bilen[/TD]
              [TD]hükümet-i cumhuriye: cumhuriyet hükümeti[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hürriyet-i vicdan: vicdan özgürlüğü[/TD]
              [TD]isnat: dayandırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ittibaen: tabi olarak, uyarak[/TD]
              [TD]ittiham etmek: suçlamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]küre-i hava: hava küresi, atmosfer[/TD]
              [TD]mahrem: başkalarına karşı gizli tutulan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]medar-ı mes’uliyet: sorumluluk sebebi[/TD]
              [TD]medâr-ı istinad: dayanak noktası[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]menba: kaynak[/TD]
              [TD]mes’ul etme: sorumlu tutma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muaheze etme: sorgulama[/TD]
              [TD]muarız: karşı gelme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mukabele: karşılık verme[/TD]
              [TD]müdafaa: savunma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]neşretme: yayma[/TD]
              [TD]nimet-i İlâhiye: Allah’ın verdiği nimet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]riyaset: başkanlık[/TD]
              [TD]seyyiat: günahlar, kötülükler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
              [TD]tahrifat yapma: bir şeyi bozma, saptırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tayyare: uçak[/TD]
              [TD]tecellî-i hâkimiyet: Allah’ın her şey üzerindeki hakimiyetini gösteren yansıma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tenkit: eleştirme[/TD]
              [TD]terakkiyât-ı hâzıra: çağdaş ilerlemeler, gelişmeler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zabıtnâme: bir olay hakkında ilgili kimselerin olayın oluş şeklini kaydettikleri belge[/TD]
              [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
              [TD]âdet-i İslâmiye: İslâmın özüne uygun olarak Müslümanlarca uygulanan âdet, gelenek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyât-ı meşhure: Kur’ân’da yer alan ve Müslümanlar arasında çokça okunan âyetler[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #808358
              Anonim

                İşte bu nümunelere kıyasen, ne kadar hilâf-ı adâlet bir muamele olduğunu,inşâallah, insaflı, adaletli olan Denizli Müddeiumumîsi ve Mahkemesi göstererek, ozabıtnamelerin evhamlarına ehemmiyet vermeyecekler.
                Hem en acîbi budur ki: Başka mahkemenin müdde-i umumîsi benden sordu: “Mahrem Beşinci Şuâda demişsin: ‘Ordu dizginini o dehşetli şahsın elinden kurtaracak.’ Muradın, orduyu hükümete karşı itaatsizliğe sevk etmektir.” Ben de dedim: “Maksadım, o kumandan ya ölecek veya tebdil edilecek, ordutahakkümünden kurtulacak demektir. Acaba, hem gayet mahrem, sekiz senede yalnız iki defa elime geçen ve aynı zamanda kaybedilen, hem âhirzamana ait bir hadîsin mânâsını küllî bir surette beyan eden, hem aslı eskiden telif edilen bir risale, hem birtek nefer görmediği halde nasıl sebeb-i ittiham olur?” Maatteessüf, o insafsızların o acip ittihamı iddianameye girmiş.
                Hem en garibi şudur ki: Bir yerde demişim: Cenâb-ı Hakkın büyük nimetleri olantayyare, şimendifer ve radyoyu, büyük şükürle mukabele lâzımken, beşer etmedi,tayyarelerle başlarına bomba yağdı. Ve radyo öyle büyük bir nimet-i İlâhiyedir ki, ona mukàbil şükür ise, o radyo milyonlar dilli bir küllî hâfız-ı Kur’ân olup, bütünzemin yüzündeki insanlara Kur’ân’ı dinlettirsin. Ve Yirminci Sözde Kur’ân’ın medeniyet harikalarından gaybî haber verdiğini beyan ederken, bir âyetin işareti olarak, kâfirler şimendiferle âlem-i İslâmı mağlûp ederler demişim. İslâmı bu harikalara teşvik ettiğim halde, bir sebeb-i ittiham olarak, “Şimendifer ve tayyare ve radyo gibi terakkiyat-ı hâzıra aleyhinde” diye, iddianamenin âhirinde, beni evvelkimüdde-i umumînin garazlarına binaen ittiham eder.
                Hem hiçbir münasebeti olmadığı halde, bir adam Risale-i Nur’un ikinci bir ismi olanRisaletü’n-Nur tâbirinden, “Kur’ân’ın nurundan bir risalettir, bir ilhamdır”

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                [TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Denizli Mahkemesi: (bk. bilgiler)[/TD]
                [TD]Risaletü’n-Nur: Risale-i Nur’un diğer adı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]acib: ilginç, şaşırtıcı[/TD]
                [TD]aleyhinde olma: karşısında olma, kabul etmeme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
                [TD]beşer: insanlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
                [TD]evvelki: önceki[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]garaz: kötü kasıt, kötü niyet[/TD]
                [TD]gaybî: bilinmeyen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hadîs: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış[/TD]
                [TD]hilâf-ı adâlet: adalete ters[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâfız-ı Kur’ân: Kur’ân’ı ezbere bilen[/TD]
                [TD]iddianame: savcının bir dava konusunda hazırladığı iddia ve delilleri içine alan yazısı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ilham: Allah tarafından kalbe verilen mânâlar[/TD]
                [TD]inşaallah: Allah’ın dilemesiyle[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ittiham: suçlama[/TD]
                [TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]küllî: geniş ve kapsamlı[/TD]
                [TD]kıyasen: kıyas ederek, kıyasla, oranla[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]maatteessüf: ne yazık ki[/TD]
                [TD]mahrem: başkalarına karşı gizli tutulan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]maksat: amaç, gaye[/TD]
                [TD]mağlup etmek: yenmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muamele: uygulama, davranış[/TD]
                [TD]mukabele: karşılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukàbil: karşılık[/TD]
                [TD]murad: irade edilen, kastedilen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müdde-i umumî: savcı[/TD]
                [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nefer: asker, er[/TD]
                [TD]nimet-i İlâhiye: Allah’ın nimeti[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nümune: örnek[/TD]
                [TD]risale: kitap[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
                [TD]sebeb-i ittiham: suçlama sebebi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sevk etmek: yönlendirmek, tahrik etmek[/TD]
                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahakküm: baskı, zorlama[/TD]
                [TD]tayyare: uçak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tebdil: değiştirme[/TD]
                [TD]telif: yazma, kaleme alma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]terakkiyât-ı hâzıra: ilim ve teknoloji alanında gerçekleştirilen yeni gelişmeler[/TD]
                [TD]tâbir: ifade[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zabıtnâme: bir olay hakkında ilgili kimselerin olayın oluş şeklini kaydettikleri belge[/TD]
                [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âhirinde: sonunda[/TD]
                [TD]âhirzaman: bizim[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
                [TD]şimendifer: tren[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #808346
                Anonim

                  demiş. İddianamede başka yerin verdikleri yanlış mânâ ile, güya “Risale-i Nur birresuldür” diye benim için bir sebeb-i ittiham tutulmuş.
                  Hem müdafaatımda yirmi yerde kat’î bir surette hüccetlerle ispat etmişiz ki, bütün dünyaya karşı da olsa din ve Kur’ân ve Risale-i Nur’u âlet edemeyiz ve edilmez ve biz onların bir hakikatini dünya saltanatına değiştirmeyiz ve bilfiil öyleyiz. Bu dâvânınemareleri yirmi senede binlerdir. Madem öyledir; ben ve biz bütün kuvvetimizle deriz:blank.gif1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

                  Said Nursî
                  endOfSection.gifendOfSection.gif

                  [BILGI]
                  Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

                  [/BILGI]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                  [TD]bilfiil: fiilen, gerçekte[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dünya saltanatı: dünya hayatında elde edilen zenginlik ve iktidar[/TD]
                  [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]güya: sanki[/TD]
                  [TD]hüccet: kanıt, delil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iddianame: savcının bir dava konusunda hazırladığı iddia ve delilleri içine alan yazısı[/TD]
                  [TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müdafaat: savunmalar[/TD]
                  [TD]resul: elçi, peygamber[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sebeb-i ittiham: suçlama sebebi[/TD]
                  [TD]suret: biçim, şekil

                  [/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #808621
                  Anonim

                    1بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
                    İddianameye karşı itiraznamenin tetimmesidir

                    Bu itirazda muhatabım Denizli Mahkemesi ve müddeiumumîsi değil, belki başta Isparta ve İnebolu müddeiumumîleri olarak, yanlış ve nâkıszabıtnameleriyle buradaki acip iddianâmeyi aleyhimize verdiren garazkârve vehham memurlardır.

                    Evvelen: Aslı ve faslı olmayan ve hatırıma gelmeyen bir siyasî cemiyet namınımâsum ve siyasetle hiç alâkaları olmayan Risale-i Nur talebelerine takıp ve o daire içine giren ve iman ve âhiretinden başka hiç bir maksatları bulunmayan bîçareleri, ocemiyetin nâşiri, ya faal bir rüknü veya mensubu veya Risale-i Nur’u okumuş ve okutmuş veya yazmış diye suçlu sayıp mahkemeye vermek ne kadar adaletinmahiyetinden uzak olduğuna kat’î bir hücceti şudur ki:

                    Kur’ân aleyhinde yazılan, Doktor Duzi’nin ve sair zındıkların o muzır eserlerini okuyanlara, hürriyet-i fikir ve hürriyet-i ilmiye düsturuyla bir suç sayılmadığı halde, hakikat-i Kur’âniyeyi ve imaniyeyi öğrenmeye gayet muhtaç ve müştak olanlara güneş gibi bildiren Risale-i Nur okumak ve yazmak bir suç sayılmış. Ve hem, yüzerrisale içinde yanlış mânâ verilmemek için mahrem tuttuğumuz ve neşrine izin vermediğimiz iki üç risalede yalnız birkaç cümlelerini bahane gösterip ittiham etmiş. Halbuki, o risaleleri—biri müstesna—Eskişehir Mahkemesi tetkik etmiş, icabına bakmış; ve müstesna ise, hem istidamda ve hem itiraznamemde gayet kat’î cevap verildiği ve “Elimizde nur var, siyaset topuzu yok” diye Eskişehir Mahkemesinde yirmi vech ile kat’î ispat edildiği halde, o insafsız müddeîler, üç mahrem ve neşrolunmayanrisalelerin üç dört cümlelerini

                    [BILGI]Dipnot-1
                    Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.
                    [/BILGI]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]Doktor Duzi: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Eskişehir: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]Isparta: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]acip: acaip, tuhaf[/TD]
                    [TD]aleyhinde: karşıt olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bîçare: çaresiz, zavallı[/TD]
                    [TD]cemiyet: topluluk, dernek, örgüt[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]düstur: kural, prensip[/TD]
                    [TD]evvelen: ilk olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]faal: aktif çalışkan, hareketli[/TD]
                    [TD]garazkâr: kötü niyet sahibi, art niyetli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakikat-i Kur’âniye ve imaniye: Kur’ân ve imana ait hakikatler, gerçekler[/TD]
                    [TD]hüccet: kanıt, delil[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hürriyet-i fikir: fikir özgürlüğü[/TD]
                    [TD]hürriyet-i ilmiye: ilim özgürlüğü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]icabına bakma: bir şey için gerekli şeyleri yerine getirme[/TD]
                    [TD]iddianame: savcının bir dava konusunda hazırladığı iddia ve delilleri içine alan yazısı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]insafsız: vicdansız[/TD]
                    [TD]istidâ: müracaat dilekçesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]itirazname: itiraz dilekçesi[/TD]
                    [TD]ittiham: suçlama[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
                    [TD]mahiyet: içerik, esas, nitelik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mahrem: yabancılara karşı gizli tutulan[/TD]
                    [TD]mensup: bağlı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
                    [TD]muzır: zararlı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mâsum: günahsız, suçsuz[/TD]
                    [TD]müddeiumumî: savcı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müddeî: savcı[/TD]
                    [TD]müstesnâ: dışında[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
                    [TD]nam: ad, ünvan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]neşir: yayma, yayınlama[/TD]
                    [TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nâşir: neşreden, yayınlayan[/TD]
                    [TD]risale: mektup; Risale-i Nur’da yer alan bölümlerden her birisi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rükn: esas, temel[/TD]
                    [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tetimme: ek, tamamlayıcı not[/TD]
                    [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vecih: şekil, tarz[/TD]
                    [TD]vehham: aşırı derecede vehimli, kuruntulu[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zabıtnâme: bir olay hakkında ilgili kimselerin olayın oluş şeklini kaydettikleri belge[/TD]
                    [TD]zındık: dinsiz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âhiret: öldükten sonra sonsuz olarak yaşanacak olan âlem[/TD]
                    [TD]İnebolu: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #808623
                    Anonim

                      bütün Risale-i Nur’a teşmil eder gibi, Risale-i Nur’u okuyan ve yazanı suçlu ve beni de hükûmetle mübareze eder diye ittiham etmişler.
                      Ben ve bana yakın ve benimle görüşen dostlarımı işhad ve kasemle temin ederim ki, bu on seneden ziyadedir ki, iki reisten ve bir mebustan ve Kastamonu Valisinden başka, hükûmetin erkânını, vükelâsını, kumandanları, memurları, mebusları kimler olduğunu kat’iyen bilmiyorum ve bilmeyi de merak etmemişim. Acaba hiç imkânı var mı ki, bir adam mübareze ettiği adamları tanımasın ve bilmeyi merak etmesin? Dost mu, düşman mı, karşısındakini tanımasına ehemmiyet vermesin? Bu hallerden anlaşılıyor ki, bil’iltizam herhalde beni mahkûm etmek için gayet asılsız bahaneleriicad ederler.

                      Madem keyfiyet böyledir. Ben de buranın mahkemesine değil, belki o insafsızlara derim:
                      Ben, sizin bana vereceğiniz en ağır cezanıza da beş para vermem ve hiçehemmiyeti yok. Çünkü ben kabir kapısında, yetmiş yaşındayım. Böyle mazlum vemâsum bir iki sene hayatı şehadet mertebesiyle değiştirmek, benim için büyüksaadettir. Risale-i Nur’un binler hüccetleriyle kat’î imanım var ki, ölüm bizim için birterhis tezkeresidir. Eğer idam da olsa, bizim için bir saat zahmet, ebedî bir saadetin verahmetin anahtarı olur. Fakat, siz, ey zındıka hesabına adliyeyi şaşırtan ve hükûmeti bizimle sebepsiz meşgul eden insafsızlar! Kat’î biliniz ve titreyiniz ki, siz idam-ı ebedîile ve ebedî haps-i münferitle mahkûm oluyorsunuz. İntikamımız sizden pek çokmuzaaf bir surette alınıyor görüyoruz. Hattâ size acıyoruz.

                      Evet, bu şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm hakikati, elbette hayattan ziyadebir istediği var. Ve onun idamından kurtulmak çaresi, insanların her meselesininfevkinde en büyük ve en ehemmiyetli ve en lüzumlu bir ihtiyac-ı zaruri ve kat’îsidir. Acaba, bu çareyi kendine bulan Risale-i Nur şakirtlerini ve o çareyi binler hüccetler ile bulduran Risale-i Nur’u âdi bahanelerle ittiham edenler ne kadar kendilerini hakikat ve adalet nazarında müttehem oluyor, divaneler de anlar.
                      Bu insafsızları aldatan ve hiç münasebeti olmayan bir siyasî cemiyet vehmini veren üç maddedir.


                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Kastamonu: (bk. bilgiler)[/TD]
                      [TD]adliye: hukuk ve âdalet işlerinin görüldüğü resmî makam[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bil’iltizam: çok kesin bir şekilde[/TD]
                      [TD]divane: akılsız, deli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                      [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]erkân: önde gelenkişiler, idareciler[/TD]
                      [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi[/TD]
                      [TD]hüccet: kanıt, delil[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]icad etme: var etme, ortaya çıkarma[/TD]
                      [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihtiyac-ı zaruri: zorunlu ihtiyaçlar[/TD]
                      [TD]ittiham: suçlama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]işhad: şahit gösterme[/TD]
                      [TD]kasem: yemin[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kat’iyen: kesin olarak[/TD]
                      [TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mahkûm etme: bir kişi hakkında hapis cezası vererek hapsetme[/TD]
                      [TD]mazlum: zulme uğrayan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mebus: milletvekili[/TD]
                      [TD]mezaristan: mezarlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muzaaf: kat kat[/TD]
                      [TD]mâsum: günahsız, suçsuz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mübareze: karşı koyma, çarpışma[/TD]
                      [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müttehem olma: suçlanma[/TD]
                      [TD]nazar: bakış[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
                      [TD]reis: başkan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                      [TD]siyasî cemiyet: siyasî maksatlarla kurulan topluluk, örgüt[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
                      [TD]terhis tezkeresi: göreve son verme, serbest bırakma belgesi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teşmil: içine alma, kuşatma, kapsama[/TD]
                      [TD]vehm: kuruntu, zan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vükelâ: milletvekilleri, bakanlar[/TD]
                      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zındıka: dinsizlik, inançsızlık[/TD]
                      [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şehadet mertebesi: şehitlik derecesi[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #808624
                      Anonim

                        Birincisi: Eskiden beri benim talebelerim benimle kardeş gibi şiddetli alâkadarolmaları, bir cemiyet vehmini vermiş.
                        İkincisi: Risale-i Nurun bazı şâkirtleri her yerde bulunan ve cumhuriyet kanunları müsaade eden ve ilişmeyen ve cemaat-ı İslâmiye heyetleri gibi hareket etmelerinden, bir cemiyet zannedilmiş. Halbuki o mahdut üç dört şakirtin niyetleri cemiyet memiyet değil, belki sırf hizmet-i imaniyede hâlis bir kardeşlik ve uhrevî tesanüddür.

                        Üçüncüsü: O insafsızlar kendilerini dalâlet ve dünyaperestlikte bildiklerinden ve hükûmetin bazı kanunlarını kendilerine müsait bulduklarından, fikren diyorlar ki: “Herhalde Said ve arkadaşları bizlere ve hükûmetin, bizim medenîce nâmeşruhevesatımıza müsait kanunlarına muhaliftirler. Öyle ise muhalif bir cemiyet-i siyasidirler.” Ben de derim:
                        Hey bedbahtlar! Dünya ebedî olsaydı ve insan içinde daimî kalsaydı ve insanî vazifeler yalnız siyaset bulunsaydı, belki bu iftiranızda bir mânâ bulunabilirdi. Hem eğer ben siyasetle işe girseydim, yüz risalede on cümle değil, belki bin cümleyisiyasetvâri ve mübarezekârâne bulacaktınız. Hem farz-ı muhal olarak, eğer biz dahi sizin gibi bütün kuvvetimizle dünya maksatlarına ve keyiflerine ve siyasetlerine çalışıyoruz diye—ki; şeytan da bunu inandırmaya çalışamıyor ve kimseye kabul ettiremez—haydi böyle de olsa, madem bu yirmi senede hiçbir vukuatımız gösterilmiyor; ve hükûmet ele bakar, kalbe bakamaz; ve herbir hükûmette şiddetlimuhalifler bulunur. Elbette yine adliye kanunu ile bizleri mes’ul etmezsiniz. Son sözüm:


                        حَسْبِىَ اللهُ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ blank.gif1

                        Said Nursî
                        endOfSection.gifendOfSection.gif



                        [BILGI]Dipnot-1 “Allah bana yeter. Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:129.
                        [/BILGI]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                        [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bedbaht: kötü talihli, talihsiz[/TD]
                        [TD]cemaat-i İslâmiye: İslâm toplulukları[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cemiyet: topluluk, örgüt[/TD]
                        [TD]cemiyet-i siyasi: siyasi topluluk, örgüt[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
                        [TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]dünyaperestlik: dünyaya tapmak[/TD]
                        [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]farz-ı muhal: olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme[/TD]
                        [TD]hevesât: hevesler, yasak arzu ve istekler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hizmet-i imaniye: iman hizmeti[/TD]
                        [TD]hâlis: içten, katıksız[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahdut: sınırlı[/TD]
                        [TD]maksat: amaç, gaye[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mes’ul: sorumlu[/TD]
                        [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mübarezekârâne: karşı koyarak[/TD]
                        [TD]nâmeşru: İslâmın izin vermediği iş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]risale: mektup; Risale-i Nur’da yer alan bölümlerden her birisi[/TD]
                        [TD]siyasetvâri: siyasetçilerin yaptığı gibi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tesanüd: dayanışma[/TD]
                        [TD]uhrevî: ahiretle ilgili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vehm: kuruntu, zan[/TD]
                        [TD]vukuat: kötü davranışlar, olaylar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şâkirt: talebe, öğrenci

                        [/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #808626
                        Anonim

                          1بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
                          Eskişehir Mahkemesinde gizli kalmış, resmen zapta geçmemiş vemüdafaatımda dahi yazılmamış bir eski hatırayı ve lâtif bir vakıa-i müdafaayı aynen beyan ediyorum.

                          Orada benden sordular ki: “Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?”

                          Ben de dedim: “Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder.Hülâsası şudur ki: O zaman şimdiki gibi, hâli bir türbe kubbesinde inzivada idim. Bana çorba geliyordu. Ben de tanelerini karıncalara verirdim, ekmeğimi onun suyuyla yerdim. İşitenler benden soruyordular. Ben de derdim: Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. O cumhuriyetperverliklerine hürmeten, tanelerini karıncalara verirdim.”
                          Sonra dediler: “Sen Selef-i Salihîne muhalefet ediyorsun.”
                          Cevaben diyordum: “Hulefâ-i Râşidîn, herbiri hem halife, hem reis-i cumhur idi. Sıddîk-ı Ekber (r.a.), Aşere-i Mübeşşere ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhurhükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-i adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mânâ-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler.”

                          İşte, ey müddeiumumî ve mahkeme âzâları.

                          Elli seneden beri bende bulunan bir fikrin aksiyle beni ittiham ediyorsunuz. Eğer lâik cumhuriyet soruyorsanız, ben biliyorum ki, lâik mânâsı, bîtaraf kalmak, yani hürriyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahetçilere ilişmediği gibi, dindarlara vetakvâcılara da ilişmez bir hükûmet telâkki ederim. On senedir (şimdi yirmi sene oluyor) ki hayat-ı siyasiye ve içtimaiyeden çekilmişim. Hükümet-i cumhuriye ne halkesb ettiğini bilmiyorum. El’iyâzü billâh, eğer dinsizlik hesabına imanına ve âhiretine çalışanları mes’ul edecek kanunları yapan ve kabul

                          [BILGI]
                          Dipnot-1 Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.
                          [/BILGI]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Aşere-i Mübeşşere: Cennetle müjdelenen on Sahabi[/TD]
                          [TD]Eskişehir: (bk. bilgiler)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Eskişehir Mahkemesi: (bk. bilgiler – Eskişehir)[/TD]
                          [TD]Hulefâ-i Râşidîn: dört büyük halife; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Sahabe-i Kirâm: cömertlik ve şeref sahibi Sahabeler; Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler[/TD]
                          [TD]Selef-i Salihîn: İslâmın ilk beş asrında yaşayan Ehl-i Sünnet âlimleri[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Sıddık-ı Ekber: Hz. Peygambere bağlılıkta en ileride olan, Hz. Ebûbekir[/TD]
                          [TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bîtaraf: tarafsız[/TD]
                          [TD]düstur: kural, prensip[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]el’iyâzü billâh: Allah korusun[/TD]
                          [TD]hakikat-i adalet: gerçek adalet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]halife: Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reis[/TD]
                          [TD]hayat-ı siyasiye ve içtimaiye: siyasî ve toplumsal hayat[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hükümet-i cumhuriye: cumhuriyet hükümeti[/TD]
                          [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hürriyet-i vicdan: vicdan hürriyeti[/TD]
                          [TD]hürriyet-i şer’iye: şeriatın tanıdığı özgürlük[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inziva: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama[/TD]
                          [TD]ittiham: suçlama[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kesb etme: kazanma[/TD]
                          [TD]kubbe: yarım küre biçiminde yapılan bina damı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]latîf: güzel, hoş[/TD]
                          [TD]muhalefet: karşıt olma, aykırılık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mânâ-yı dindar cumhuriyeti: dindar Cumhuriyetin özü, gerçek anlamı[/TD]
                          [TD]müdafaat: savunmalar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müddeiumumî: savcı[/TD]
                          [TD]reis: başkan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]reis-i cumhur: cumhurbaşkanı[/TD]
                          [TD]sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlence[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınma[/TD]
                          [TD]tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi, biyografi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]telâkki: anlama, kabul etme[/TD]
                          [TD]türbe: büyük bir zât için yapılan mezar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vakıa-i müdafaa: olayı savunma[/TD]
                          [TD]zapta geçme: resmî kayıtlara geçme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âhiret: öldükten sonra sonsuza kadar yaşanacak olan âlem[/TD]
                          [TD]âzâ: üye[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #772310
                          Anonim

                            eden bir dehşetli şekle girmişse, bunu size bilâperva ilân ve ihtar ederim ki, bin canım olsa, imana ve âhiretime feda etmeye hazırım. Ne yaparsanız yapınız, benim son sözüm blank.gif1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُolarak, siz beni idam ve ağır ceza ilezulmen mahkûm etmenize mukàbil derim:
                            Ben Risale-i Nur’un keşf-i kat’îsiyle, idam olmuyorum. Belki terhis edilip nur âlemine ve saadet âlemine gidiyorum. Ve sizi, ey dalâlet hesabına bizi ezenbedbahtlar, idam-ı ebedî ile ve daimî haps-i münferitle mahkûm bildiğimden ve gördüğümden, tamamıyla intikamımı sizden alarak kemâl-i rahat-ı kalble teslim-i ruhetmeye hazırım.

                            MevkufSaid Nursî
                            endOfSection.gifendOfSection.gif




                            [BILGI]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.[/BILGI]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                            [TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bilâpervâ: pervâsız, korkusuz, çekinmeden[/TD]
                            [TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi[/TD]
                            [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihtar: hatırlatma, uyarma[/TD]
                            [TD]kemâl-i rahat-ı kalb: tam bir kalp rahatlığı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]keşf-i kat’î: kesin keşif, mânevî âlemlerde bazı hakikatleri görme ve ortaya çıkarma[/TD]
                            [TD]mevkuf: tevkif edilmiş, tutuklu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mukàbil: karşılık[/TD]
                            [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]terhis: göreve son verme, serbest bırakma[/TD]
                            [TD]teslim-i ruh: ruhunu teslim etme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zulmen: zulmederek[/TD]
                            [TD]âhiret: öldükten sonra sonsuza kadar yaşanacak olan âlem[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #809566
                            Anonim

                              بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ1

                              Efendiler,

                              Çok emarelerle kat’î kanaatim gelmiş ki, hükümet hesabına, hissiyat-ı diniyeyi âlet ederek emniyet-i dahiliyeyi ihlâl etmek için bize hücum edilmiyor. Belki bu yalancı perde altında, zındıka hesabına, bizim, imanımız için ve imana ve emniyete hizmetimiz için bize hücum edildiğine çok hüccetlerden bir hücceti şudur ki:

                              Yirmi sene zarfında, Risale-i Nur’un yirmi bin nüshaları ve parçalarını yirmi bin adamlar okuyup kabul ettikleri halde, Risale-i Nur’un şakirtleri tarafından emniyetinihlâline dair hiçbir vukuat olmamış ve hükümet kaydetmemiş ve eski ve yeni iki mahkeme bulmamış. Halbuki, böyle kesretli ve kuvvetli propaganda, yirmi gündevukuatlarla kendini gösterecekti. Demek hürriyet-i vicdan prensibine zıt olarak, bütün dindar nasihatçilere şâmil, lâstikli bir kanunun yüz altmış üç (163)’üncü maddesi sahte bir maskedir. Zındıklar, bazı erkân-ı hükümeti iğfal ederek, adliyeyi şaşırtıp, bizi herhalde ezmek istiyorlar.

                              Madem hakikat budur; biz de bütün kuvvetimizle deriz: Ey dinini dünyaya satan veküfr-ü mutlaka düşen bedbahtlar! Elinizden ne gelirse yapınız. Dünyanız başınızı yesin ve yiyecek. Yüzer milyon kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikate başımız dahi feda olsun! Her ceza ve idamınıza hazırız. Hapsin harici, bu vaziyette, yüz derece dahilinden daha fenadır. Bize karşı gelen böyle bir istibdad-ı mutlakaltında hiçbir hürriyet—ne hürriyet-i ilmiye, ne hürriyet-i vicdan, ne hürriyet-i diniye—olmamasından, ehl-i namus ve diyanet ve taraftar-ı hürriyet olanlara ya ölmek veya hapse girmekten başka bir çare kalmaz. Biz de
                              blank.gif2 اِنَّا ِللهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ diyerek Rabbimize dayanıyoruz.

                              Mevkuf
                              Said Nursî
                              endOfSection.gifendOfSection.gif

                              [BILGI]
                              Dipnot-1 Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.
                              Dipnot-2 “Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz.” Bakara Sûresi, 2:156.
                              [/BILGI]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                              [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
                              [TD]diyanet: din, dindarlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ehl-i namus: namus sahibi[/TD]
                              [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]emniyet: güven[/TD]
                              [TD]emniyet-i dahiliye: iç güven[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]erkân-ı hükümet: hükümetin ileri gelenleri, esas üyeler[/TD]
                              [TD]hissiyat-ı diniye: dini hisler, duygular[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hüccet: güçlü kanıt, delil[/TD]
                              [TD]hücum: saldırı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hürriyet-i diniye: din özgürlüğü[/TD]
                              [TD]hürriyet-i ilmiye: bilgi edinme özgürlüğü, ilim serbestliği[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hürriyet-i vicdan: vicdan hürriyeti[/TD]
                              [TD]ihlâl: bozma, karıştırma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istibdâd-ı mutlak: tam ve sınırsız bir baskı, mutlak diktatörlük[/TD]
                              [TD]iğfal: gaflete düşürerek kandırma, aldatma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kanaat: inanç, tatmin[/TD]
                              [TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kesretli: çok[/TD]
                              [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]küfr-ü mutlak: tam anlamıyla inkâr, dinle ilgili her şeyi reddetme[/TD]
                              [TD]mevkuf: tevkif edilmiş, tutuklu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nasihatçi: öğüt veren[/TD]
                              [TD]nüsha: kopya[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]prensib: kural, düstur[/TD]
                              [TD]propaganda: bir şeyin kıymetini artırmak için yapılan konuşma ve eylem[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]taraftar-ı hürriyet: özgürlük taraftarı[/TD]
                              [TD]vukuat: meydana gelen olaylar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zarfında: içinde[/TD]
                              [TD]zındık: dinsiz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zındıka: dinsizlik, inançsızlık[/TD]
                              [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şamil: içine alan, kapsamlı[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #809567
                              Anonim

                                1بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
                                Mahkeme Reisi Ali Rıza Beyefendi,

                                Hukukumu müdafaa etmek için ehemmiyetli bir talebim ve bir ricam var.

                                Ben yeni harfleri bilmiyorum ve eski yazım da pek nâkıstır, hem beni başkalarla görüştürmüyorlar. Adeta tecrid-i mutlak içindeyim. Hattâ iddianame on beş dakikadan sonra benden alındı. Hem avukat tutmak iktidarım yok. Hattâ size takdim ettiğim müdafaatımın, çok zahmetle, bir kısmını gizli olarak ancak yeni harfle birsuretini alabildim. Hem Risale-i Nur’un bir nevi müdafaanamesi ve mesleğininhülâsası olan Meyve Risalesinin bir suretini müdeiumuma vermek için ve bir ikisuretini Ankara makamatına göndermek için yazdırmıştım. Birden onları elimden aldılar, daha vermediler. Halbuki Eskişehir adliyesi, bize bir makineyi hapse gönderdi. Biz müdafaatımızı onda, yeni harfle, bir iki nüsha yazdık; hem o mahkeme dahi yazdı. İşte ehemmiyetli talebim: Ya bize bir makineyi siz veriniz veya bize müsaade ediniz, biz celb edeceğiz, tâ ki hem müdafaatımı, hem Risale-i Nur’unmüdafaanamesi hükmündeki risaleyi yeni harfle iki üç suretini alıp, hem Adliye Vekâletine, hem Heyet-i Vekileye, hem Meclis-i Mebusana, hem Şûrâ-yı Devlete göndereceğiz. Çünkü, iddianamede bütün esas, Risale-i Nur’dur. Ve Risale-i Nur’a ait dâvâ ve itiraz, cüz’î bir hâdise ve şahsî bir mes’ele değil ki çok ehemmiyet verilmesin. Belki bu milleti ve memleketi ve hükümeti ciddî alâkadar edecek ve dolayısıyla âlem-i İslâmın nazar-ı dikkatini ehemmiyetli bir surette celb edecek bir küllî hâdisehükmünde ve umumî bir meseledir.
                                Evet Risale-i Nur’a perde altında hücum eden, ecnebî parmağıyla bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan âlem-i İslâmın teveccühünü ve muhabbetini veuhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için siyaseti dinsizliğe âlet ederek perde altındaküfr-ü mutlakı yerleştirenlerdir ki, hükûmeti iğfal ve adliyeyi iki defadır şaşırtıp der: “Risale-i Nur ve şakirtleri dini siyasete âlet eder; emniyete zarar ihtimali var.”


                                [BILGI]Dipnot-1 Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.[/BILGI]

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Adliye Vekâleti: Adalet Bakanlığı[/TD]
                                [TD]Ali Rıza: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Ankara: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [TD]Eskişehir: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Heyet-i Vekile: Bakanlar Kurulu[/TD]
                                [TD]Meclis-i Mebusan: Millet Meclisi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Meyve Risalesi: Şuâlar’da yer alan On Birinci Şuâ[/TD]
                                [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]celb: çekme[/TD]
                                [TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
                                [TD]emniyet: güven[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hukuk: haklar[/TD]
                                [TD]hâdise: olay[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hücum: saldırı[/TD]
                                [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]iddianame: savcının bir dava konusunda hazırladığı iddia ve delilleri içine alan yazısı[/TD]
                                [TD]iğfal: gaflete düşürerek kandırma, aldatma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]küfr-ü mutlak: tam anlamıyla inkâr, dinle ilgili her şeyi reddetme[/TD]
                                [TD]küllî: büyük ve kapsamlı, tür[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                                [TD]müdafaaname: savunma yazısı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müdafaat: savunmalar[/TD]
                                [TD]müddeium: savcı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nazar-ı dikkat: dikkat içeren bakış[/TD]
                                [TD]nevi: çeşit[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
                                [TD]nüsha: kopya[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]reis: başkan[/TD]
                                [TD]risale: mektup, kitapçık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]suret: kopya, nüsha[/TD]
                                [TD]talep: istek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tecrid-i mutlak: yalnız başına bırakma, hücre hapsi[/TD]
                                [TD]teveccüh: ilgi, yönelme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
                                [TD]umumî: genel[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
                                [TD]Şûrâ-yı Devlet: Danıştay[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #810391
                                Anonim

                                  Hey bedbahtlar! Risale-i Nur’un gerçi siyasetle alâkası yoktur. Fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşiliği ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. Emniyeti, âsâyişi, hürriyeti, adaleti temin ettiğine yüzerhüccetlerden biri, bu müdafaanamesi hükmündeki Meyve Risalesidir. Bunu âlî birheyet-i ilmiye ve içtimaiye tetkik etsinler. Eğer beni tasdik etmezlerse, ben her cezaya ve işkenceli idama razıyım.

                                  Mevkuf
                                  Said Nursî
                                  endOfSection.gifendOfSection.gif


                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Meyve Risalesi: Şuâlar’da yer alan On Birinci Şuâ[/TD]
                                  [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]alâka: bağlantı, ilgili[/TD]
                                  [TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]heyet-i ilmiye ve içtimaiye: ilmî ve toplumsal heyet, topluluk,[/TD]
                                  [TD]hüccet: güçlü kanıt, delil[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hürriyet: serbestlik[/TD]
                                  [TD]istibdâd-ı mutlak: tam ve sınırsız bir baskı, mutlak diktatörlük[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]küfr-ü mutlak: tam anlamıyla inkâr, dinle ilgili herşeyi inkâr etme[/TD]
                                  [TD]mevkuf: tevkif edilmiş, tutuklu[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müdafaaname: savunma yazısı[/TD]
                                  [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
                                  [TD]âlî: yüce, yüksek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âsâyiş: emniyet, güvenlik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 29)
                                • ‘On İkinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.