• Bu konu 27 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 16 ile 29 arası (toplam 29)
  • Yazar
    Yazılar
  • #810392
    Anonim

      بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ1

      Reis Beyefendi,

      Kararnamede üç madde esas tutulmuş:

      Birisi, cemiyettir. Ben buradaki bütün Risale-i Nur şakirtlerini ve benimle görüşenleri veya okuyan ve yazanlarını ayniyle işhad ediyorum. Onlardan sorunuz ki, ben hiç birisine dememişim: “Bir cemiyet-i siyasiye veya cemiyet-i Nakşiye teşkil edeceğiz.” Daima dediğim budur: “Biz, imanımızı kurtarmaya çalışacağız.” Umumehl-i iman dahil oldukları ve üç yüz milyondan ziyade efradı bulunan bir mukaddescemaat-i İslâmiyeden başka mâbeynimizde medar-ı bahs olmadığını ve Kur’ân’da “Hizbullah” nâmı verilen ve umum ehl-i imanın uhuvveti cihetiyle kendimizi, Kur’ân’a hizmetimiz için Hizbü’l-Kur’ân, Hizbullah dairesinde bulmuşuz. Eğerkararnamede bu mânâ murad ise, bütün ruhumuzla, kemâl‑i iftiharla itiraf ederiz. Eğer başka mânâlar murad ise, onlardan haberimiz yoktur!

      İkinci madde: Kararnamenin itirafıyla, Kastamonu zabıtasının rapor ve tasdikiyle, hiç neşrolunmayacak tarzda odun ve kömür yığınları altında ve mıhlı sandıklarda bulunan ve Eskişehir Mahkemesinin tetkikinden ve tenkidinden geçen ve bir hafif cezayı çektiren ve kat’iyen mahrem tutulan Tesettür Risalesi ve Hücumat-ı Sitte veZeyli risalesi gibi kitaplardan bazı cümlelerine yanlış mânâ vererek, dokuz sene evvelki zamana bizi götürüp, cezasını çektiğimiz suçla mes’ul etmek istiyor.

      Üçüncü madde: Kararnamede kaç yerinde “Devletin emniyetini ihlâl edebilir veya yapabilir” gibi tâbirlerle imkânat, vukuat yerinde istimal edilmiş. Herkes, mümkündür ki, bir katl yapsın. Bu imkân ile mes’ul olabilir mi?


      Mevkuf
      Said Nursî
      endOfSection.gifendOfSection.gif

      [BILGI]Dipnot-1 Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.[/BILGI]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Eskişehir: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Hizbü’l-Kur’ân: Kur’ân taraftarları, hizmetkârları[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Hücumat-ı Sitte: altı hücum; şeytanın desiselerine karşı yazılan risale; Yirmi Dokuzuncu Mektup’ta yer almaktadır.[/TD]
      [TD]Kastamonu: (bk. bilgiler)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
      [TD]Tesettür Risalesi: örtünmeyle ilgili risale; Yirmi Dördüncü Lem’a[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cemaat-i İslâmiye: İslâm cemaati[/TD]
      [TD]cemiyet: topluluk, dernek, örgüt[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cemiyet-i Nakşiye: Nakşibendi tarîkatına bağlı topluluk[/TD]
      [TD]cemiyet-i siyasiye: siyasi topluluk, örgüt[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön[/TD]
      [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler[/TD]
      [TD]emniyet: güven[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hizbullah: Allah’a bağlı olan topluluk[/TD]
      [TD]ihlâl etmek: bozmak, karıştırmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]imkânat: olabilirlikler, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olan durumlar[/TD]
      [TD]istimâl: kullanma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]işhad: şahit gösterme[/TD]
      [TD]kararname: verilen kararı bildiren yazı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]katl: öldürme[/TD]
      [TD]kat’iyen: kesin olarak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kemâl-i iftihar: tam bir iftihar, övünme[/TD]
      [TD]mahrem: gizli, başkasına gösterilmeyen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medar-ı bahs: bahis sebebi, söz konusu[/TD]
      [TD]mevkuf: tevkif edilmiş, tutuklu[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
      [TD]murad: kast etme, kast edilen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mâbeynimizde: aramızda[/TD]
      [TD]mıh: çivi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]neşr: yayma, yayınlama[/TD]
      [TD]nâm: ad[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]reis: başkan[/TD]
      [TD]risale: kitap[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tabir: ifade, açıklama[/TD]
      [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tenkid: eleştiri[/TD]
      [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
      [TD]umum: bütün, genel[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vukuat: meydana gelen olaylar[/TD]
      [TD]zeyl: ilâve, ek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
      [TD]şakirt: talebe, öğrenci

      [/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #810795
      Anonim
        بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1

        Reis Beyefendi,

        Ankara makamatına ve Reis-i cumhura istida suretinde gönderdiğimmüdafaanamemi ve Başvekâletin de bunu ehemmiyetle kabul ettiklerini gösteren cevabî mektubunu rabten sunuyorum, takdim ederim. Makam-ı iddianın aleyhimizdebeyan ettiği asılsız, ittihamkârâne evhamın kat’î cevapları bu müdafaatımda vardır.Sair yerlerin garazkârâne ve sathî zabıtnamelerine bina edilen buranın ehl-i vukufraporunda hilâf-ı vâki ve mantıksız çok sözler vardır ki, onlara karşı da buitiraznamem takdim edilmişti.

        Ezcümle: Size evvelce arz ettiğim gibi, Eskişehir Mahkemesine, yüz altmış üç (163)’üncü madde ile beni mahkûm etmek istedikleri zaman demiştim: “Hükûmet-i Cumhuriyenin iki yüz mebusu içinde aynı rakam yüz altmış üç (163) mebusun imzalarıyla Van’daki dârülfünunuma (medreseme) yüz elli (150) bin banknot tahsisatkabul etmeleri ve onunla hükûmet-i cumhuriyenin bana karşı teveccühü, bu yüz altmış üç (163)’üncü maddeyi hakkımda hükümden iskat ediyor” dediğim halde, oehl-i vukuf, “yüz altmış üç (163) mebus Said aleyhinde takibat yapmışlar” diye tahrifetmiş! İşte makam-ı iddia da, bu ehl-i vukufun böyle bütün bütün asılsız ittihamlarınabinaen bizi mes’ul tutuyor. Halbuki, meclisinizin kararıyla, en yüksek heyet-i ilmiye ve fenniyenin tetkikine ve tahkikine havale edilen Risale-i Nur’un bütün eczalarıtetkikten sonra, bil’ittifak, hakkımızda verdiği kararda, “Said’in ve Risale-i Nurşakirtlerinin yazılarında dini, mukaddesatı âlet edip devletin emniyetini ihlâle teşvikveya bir cemiyet kurmak ve hükûmete karşı bir su-i maksadı bulunmak kasdında olduğunu gösterir bir sarahat ve emare olmadığını ve Said’in şakirtleri,muhaberelerinde hükûmete

        [BILGI]Dipnot-1
        Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.[/BILGI]

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Ankara: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Başvekâlet: başbakanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Eskişehir: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Hükûmet-i Cumhuriye: Cumhuriyet hükümeti[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Reis-i cumhur: cumhurbaşkanı[/TD]
        [TD]Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Van: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]banknot: karşılığı altın olarak bankada bulunan kâğıt para[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
        [TD]bil’ittifak: ittifakla, birleşerek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
        [TD]cemiyet: topluluk, dernek, örgüt[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dârülfünun: üniversite[/TD]
        [TD]ecza: kısımlar, parçalar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
        [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
        [TD]emniyet: güvenlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
        [TD]evvelce: daha önce[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ezcümle: özetle, böylece[/TD]
        [TD]garazkârâne: kötü niyetle, art niyetle[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]heyet-i ilmiye ve fenniye: ilmî ve teknik kurul[/TD]
        [TD]hilâf-ı vaki: gerçeğe aykırı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihlâl: bozma, karıştırma[/TD]
        [TD]iskât etmek: düşürme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istida: yardım etme, dilekçe, müracaat dilekçesi[/TD]
        [TD]itirazname: itiraz dilekçesi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ittiham: suçlama[/TD]
        [TD]ittihamkârâne: suçlarcasına[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
        [TD]makam-ı iddia: iddia makamı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]makamat: makamlar, yetkili yerler[/TD]
        [TD]mebus: milletvekili[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]medrese: Osmanlıda bir eğitim kurumu[/TD]
        [TD]muhabere: haberleşme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mukaddesât: kutsal olan şeyler, değerler[/TD]
        [TD]müdafaaname: savunma yazısı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müdafaat: savunmalar[/TD]
        [TD]rabten: bağlayarak, ilâveten[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]reis: başkan[/TD]
        [TD]sair: diğer, başka[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sarahat: açıklık[/TD]
        [TD]sathî: sığ, yüzeysel[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]su-i maksad: kötü niyet, kötü maksat[/TD]
        [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahkik: doğruluğunu araştırma[/TD]
        [TD]tahrif: değiştirme, bozma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahsisât: bir kimse veya birşey için ayrılmış şeyler, para, mal veya herhangi birşey[/TD]
        [TD]takdim: sunma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]takibât: yapılan takipler, koğuşturma, soruşturma[/TD]
        [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teveccüh: ilgi, yönelme[/TD]
        [TD]teşvik: şevklendirme, cesaretlendirme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zabıtnâme: olay yerinde ilgili kimselerin olayın oluş şeklini kaydettikleri kâğıt[/TD]
        [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #810796
        Anonim

          karşı kötü bir kasıt beslemek, bir cemiyet kurmak veya tarîkat gütmek fikriyle hareket etmedikleri anlaşılmaktadır” diye müttefikan karar vermişler.
          Hem ehl-i vukuf, “Said Nursî’nin yüzde doksan risalesi, hem samimî, hem hasbî, hem ilim ve hakikat ve din esaslarından hiçbir cihetle ayrılmamışlar; bunlarda, dini âlet etmek veya cemiyet teşkil etmeye, emniyeti ihlâl hareketinin bulunmadığısarihtir. Şakirtlerin birbiriyle ve Said Nursî ile muhabere mektupları da bunevidendirler. Beş on mahrem ve şekvâlı ve gayr-ı ilmî olan risalelerden başka bütünrisaleleri herbiri bir âyetin tefsiri ve bir hadîs-i şerifin hakikati namına yazılmışlardır. Din, iman, Allah, peygamber, âhiret akîdelerini ve ibarelerini açıkça anlatmak içintemsillerle yazılmış ve ilmî görüşleri ve ihtiyarlara ve gençlere ahlâkî öğütler ve hayat tecrübesinden alınmış ibretli vak’aları ve faideli menkıbeleri ihtiva eden, mevcudun yüzde doksanını teşkil eden risalelerdir. Hükûmete ve idareye ve âsâyişe ilişecek hiçbir ciheti yoktur” diye müttefikan karar vermişlerdir.

          İşte, makam-ı iddia, bu yüksek ehl-i vukufun raporuna bakmayarak, eski vemüşevveş ve nâkıs rapora binaen acip tarzlarda bizi ittiham etmesinden, hakikatenfevkalhad müteessir bulunmaktayız. Bu insaflı mahkemenin müsellem insaflarına elbette yakıştırmayız. Hattâ—temsilde hata olmasın—bir Bektaşiye “Niçin namaz kılmıyorsun?” demişler. O da “Kur’ân’da blank.gif1 لاَ تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ var” demiş. Ona demişler: “Bunun arkasını, yani blank.gif2 وَاَنْتُمْ سُكَارٰى yı da oku” denildiğinde, “Ben hafız değilim” demiş olması kàbilinden, Risale-i Nur’un bir cümlesini tutup o cümleyi tâdil ve neticeyi beyan eden âhirini almayarak aleyhimizde verilmektedir. Takdim edeceğim müdafaanamemde, o iddianameye karşı


          [BILGI]Dipnot-1 “Namaza yaklaşmayın…” Nisâ Sûresi, 4:43.

          Dipnot-2 “Sarhoş olduğunuz zaman.” Nisâ Sûresi, 4:43.[/BILGI]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Bektaşi: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]acip: acaip, tuhaf[/TD]
          [TD]ahlâkî: ahlâkla ilgili, ahlâka uygun[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]akîde: inanç[/TD]
          [TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
          [TD]cemiyet: topluluk, dernek, örgüt[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
          [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emniyet: güvenlik[/TD]
          [TD]fevkalhad: olağanüstü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gayr-ı ilmî: ilmî olmayan[/TD]
          [TD]hadîs-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hasbî: samimi, karşılıksız[/TD]
          [TD]ibretli: düşündürücü, ders verici[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iddianame: savcının bir dava konusunda hazırladığı iddia ve delilleri içine alan yazısı[/TD]
          [TD]ihlâl: bozma, karıştırma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihtivâ: içinde bulundurma, kapsama[/TD]
          [TD]insaflı: vicdanlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ittiham: suçlama[/TD]
          [TD]mahrem: gizli, kişiye özel, başkasına gösterilmesi uygun olmayan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]makam-ı iddia: iddia makamı[/TD]
          [TD]menkıbe: meşhur kimselerin hallerine dair hayat hikâyesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mevcud: var olan[/TD]
          [TD]muhabere: haberleşme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müdafaaname: savunma yazısı[/TD]
          [TD]müsellem: doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müteessir: etkilenmiş, üzgün[/TD]
          [TD]müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müşevveş: dağınık, karışık, düzensiz[/TD]
          [TD]namına: adına[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
          [TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]risale: mektup, kitapçık[/TD]
          [TD]sarih: açık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tarîkat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol[/TD]
          [TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]temsil: kıyaslama, benzetme[/TD]
          [TD]teşkil: oluşturma, meydana getirme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tâdil: düzeltme[/TD]
          [TD]vak’a: hâdise, olay[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âhir: son[/TD]
          [TD]âhiret: öldükten sonra sonsuz olarak yaşanacak olan âlem[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âsâyiş: güvenlik, düzen[/TD]
          [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şekvâlı: şikayetli[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #810797
          Anonim

            mukayese edildiğinde bunun otuz kırk misali görülecektir. Bu nümunelerden lâtif birvakıayı beyan ediyorum:
            Eskişehir Mahkemesinde makam-ı iddianın nasılsa bir sehiv neticesi, Risale-i Nur’un iman derslerine “Halkları ifsad ediyor” gibi bir tâbir ve sonradan o tâbirden vazgeçtiği halde, Risale-i Nur şakirtlerinden Abdürrezzak nâmında bir zât mahkemeden bir sene sonra demiş:
            “Hey bedbaht! Otuz üç âyât-ı Kur’âniye işârâtının takdirine mazhar ve İmam-ı Ali’nin (r.a.) üç kerametinin ihbar-ı gaybîsiyle ve Gavs-ı Âzamın (k.s.) kuvvetli bir tarzda ihbarıyla kıymet-i diniyesi tahakkuk eden ve bu yirmi sene zarfında idareye hiçbir zararı dokunmayan ve hiç kimseye hiçbir zarar vermemesiyle beraber binler vatan evlâdını tenvir ve irşad eden ve imanlarını kuvvetlendiren ve ahlâklarını düzelten Risale-i Nur’un irşadlarına ‘ifsad’ diyorsun. Allah’tan korkmuyorsun, dilin kurusun!” demiş.
            Şimdi, bu şakirdin haklı olarak bu sözünü makam-ı iddia gördüğü halde, “Said, etrafına fesat saçmış” tabirini insafınıza ve vicdanınıza havale ediyorum.

            Makam-ı iddia, Risale-i Nur’un içtimaî derslerine ilişmek fikriyle, “Dinin tahtı ve makamı, vicdandır; hükme, kanuna bağlanmaz. Eskiden bağlanmasıyla içtimaîkeşmekeşler olmuştur” dedi. Ben de derim ki:
            Din yalnız iman değil; belki amel-i salih dahi dinin ikinci cüz’üdür. Acaba katl, zina,sirkat, kumar, şarap gibi hayat-ı içtimaiyeyi zehirlendiren pek çok büyük günahları işleyenleri onlardan men etmek için, yalnız hapis korkusu ve hükûmetin birhafiyesinin görmesi tevehhümü kâfi gelir mi? O halde, her hanede, belki herkesin yanında daima bir polis, bir hafiye bulunmak lâzım gelir ki, serkeş nefisler kendilerini o pisliklerden çeksinler. İşte Risale-i Nur, amel-i salih noktasında, iman cânibinden, herkesin başında her vakit bir mânevî yasakçıyı bulundurur. Cehennem hapsini vegazab-ı İlâhîyi hatırına getirmekle fenalıktan kolayca kurtarır.
            Hem, makam-ı iddia bir risalenin güzel ve fevkalâde kerametkârâne bir tevâfukunun

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Abdürrezzak: (bk. bilgiler)[/TD]
            [TD]Eskişehir: (bk. bilgiler)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Gavs-ı Âzam: [bk. bilgiler – Abdulkàdir-i Geylânî (k.s.)][/TD]
            [TD]Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]amel-i salih: dince makbul olan iyi, güzel ve faydalı iş[/TD]
            [TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
            [TD]cânib: yön, taraf[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
            [TD]daima: sürekli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fesat: bozgunluk[/TD]
            [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gazab-ı İlâhî: Allah’ın gazabı, kahrı[/TD]
            [TD]hafiye: gizli çalışan, ajan, casus[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat[/TD]
            [TD]ifsad etmek: bozmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihbar-ı gaybî: bilinmeyen gayb âleminden ve gelecekten haber verme[/TD]
            [TD]irşad: doğru yol gösterme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]içtimaî: toplumsal, sosyal[/TD]
            [TD]işârât: işaretler, belirtiler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]katl: öldürme[/TD]
            [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hâl ve fiiller[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kerametkârâne: kerametli, keramet göstererek[/TD]
            [TD]keşmekeş: karışıklık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâfi: yeterli[/TD]
            [TD]kıymet-i diniye: dinî değer[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lâtif: güzel, hoş, şirin[/TD]
            [TD]makam-ı iddia: iddia makamı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mazhar: nail olma, erişme[/TD]
            [TD]mukayese: kıyaslama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nefis: kişinin kendisi[/TD]
            [TD]nâmında: adında[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nümune: örnek, misal[/TD]
            [TD]risale: mektup, kitapçık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sehiv: yanılma, şaşırma[/TD]
            [TD]serkeş: başkaldıran, isyan eden[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sirkat: hırsızlık[/TD]
            [TD]tabir: ifade, açıklama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
            [TD]takdir: beğendiğini dile getirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma[/TD]
            [TD]tevehhüm: olmayan birşeyi varsaymak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vakıa: olay[/TD]
            [TD]zarfında: içinde[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zina: İslâmın haram saydığı nikâhsız cinsel ilişki, fuhuş[/TD]
            [TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân-ı Kerimin âyetleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]İmam-ı Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)][/TD]
            [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #811288
            Anonim

              imza edilmesiyle “bir cemiyet efradı” diye mânasız bir emare beyan etmiş. Acaba esnafların ve hancıların defterlerinde bulunan bu nevi imzalara cemiyet ünvanı verilir mi? Eskişehir’de aynı böyle bir vehim oldu. Cevap verdiğim ve Mu’cizat-ı AhmediyeRisalesini gösterdiğim zaman taaccüple karşıladılar. Eğer mâbeynimizde dünyevî bircemiyet olsaydı, bu derece benim yüzümden zarar görenler, elbette kemâl-i nefretle benden kaçacak idiler. Demek, nasıl ben ve biz, İmam-ı Gazâli ile irtibatımız var, kopmuyor; çünkü uhrevîdir, dünyaya bakmıyor. Aynen öyle de, bu mâsum ve sâfî vehâlis dindarlar, benim gibi bir bîçareye iman derslerinin hatırı için bir kuvvetli alâkagöstermişler. Ondan bu asılsız, mevhum bir cemiyet-i siyasiye vehmini vermiş. Son sözüm:
              حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُblank.gif1

              Mevkuf, haps-i münferitteSaid Nursî
              endOfSection.gifendOfSection.gif




              [BILGI]Dipnot-1 “Bize Allah yeter. O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173

              [/BILGI]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Eskişehir: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]Mu’cizat-ı Ahmediye: Peygamberimizin mu’izelerinden bahseden risale, On Dokuzuncu Mektup[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
              [TD]alâka: ilgi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
              [TD]bîçare: çaresiz, zavallı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cemiyet: topluluk, dernek, örgüt[/TD]
              [TD]cemiyet-i siyasiye: siyasi topluluk, dernek, örgüt[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
              [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi[/TD]
              [TD]hâlis: içten, katıksız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâl-i nefret: tam nefret[/TD]
              [TD]mevhum: gerçekte olmadığı hâlde var sayılan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevkuf: tevkif edilmiş, tutuklu[/TD]
              [TD]mâbeynimizde: aramızda[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
              [TD]risale: mektup, kitapçık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sâfi: saf, temiz[/TD]
              [TD]taaccüp: hayret etme, şaşkınlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tevafuk: uygunluk, denk gelme[/TD]
              [TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vehim: kuruntu, varsayım[/TD]
              [TD]İmam-ı Gazâli: (bk. bilgiler)[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #811289
              Anonim

                Bu gelen kısım çok ehemmiyetlidir

                بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ blank.gif1
                Son sözün mühim bir parçası
                Efendiler, Reis Bey, dikkat ediniz! Risale-i Nur’u ve şakirtlerini mahkûm etmek, doğrudan doğruya küfr-ü mutlak hesabına, hakikat-i Kur’âniye ve hakaik-i imaniyeyimahkûm etmek hükmüne geçmekle, bin üç yüz seneden beri her senede üç yüz milyon onda yürümüş ve üç yüz milyar Müslümanların hakikate ve saadet-i dâreyne giden cadde-i kübrâlarını kapatmaya çalışmaktır ve onların nefretlerini ve itirazlarını kendinize celb etmektir. Çünkü o caddede gelip gidenler, gelmiş geçmişlere dualar vehasenatlarıyla yardım ediyorlar. Hem bu mübarek vatanın başına bir kıyamet kopmaya vesile olmaktır. Acaba mahkeme-i kübrada, bu üç yüz milyar dâvâcıların karşısında sizden sorulsa ki, “Doktor Duzi’nin, baştan nihayete kadar serâpâİslâmiyetiniz ve vatanınız ve dininiz aleyhinde ve frenkçe Tarih-i İslam namındakieseri ki, zındıkların kütüphanelerinizdeki eserlerine, kitaplarına ve serbest okumalarına ve o kitapların şakirtleri, kanununuzca cemiyet şeklini almalarıyla beraber, dinsizlik veya komünistlik veya anarşistlik veya pek eski ifsad komitecilikveya menfî Turancılık gibi siyasetinize muhalif cemiyetlerine ilişmiyordunuz? Neden hiçbir siyasetle alâkaları olmayan ve yalnız iman ve Kur’ân cadde-i kübrâsında giden ve kendilerini ve vatandaşlarını idam-ı ebedîden ve haps-i münferitten kurtarmak için Kur’ân’ın hakikî tefsiri olan Risale-i Nur gibi gayet hak ve hakikat bir eseri okuyanlara ve hiçbir siyasî cemiyetle münasebeti olmayan o hâlis dindarların birbiriyle uhrevî dostluk ve uhuvvetlerine cemiyet nâmı verip ilişmişsiniz? Onları pekacip bir kanunla mahkûm ettiniz ve etmek istediniz?” dedikleri zaman ne cevap vereceksiniz? Biz de sizlerden soruyoruz.
                Ve sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükümeti bizimle vatana ve millete



                [BILGI]Dipnot-1 Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.

                [/BILGI]
                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Doktor Duzi: (bk. bilgiler)[/TD]
                [TD]Frenkçe: Batı diliyle[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Turancılık: (bk. bilgiler)[/TD]
                [TD]acip: acaip, tuhaf[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]alâka: ilgili[/TD]
                [TD]anarşistlik: düzene düşman olma, yıkıcı ve kargaşa çıkarma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cadde-i kübrâ: büyük ve geniş cadde[/TD]
                [TD]celb etmek: kendine çekmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cemiyet: topluluk, dernek[/TD]
                [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakaik-i imâniye: iman hakikatleri, esasları[/TD]
                [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikat-i Kur’âniye: Kur’ân hakikati özü, gerçek mânâsı[/TD]
                [TD]hakikî: asıl, gerçek, doğru[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi[/TD]
                [TD]hasenat: sevaplar, güzellikler, iyilikler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâlis: samimi, saf, temiz[/TD]
                [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ifsad: bozucu[/TD]
                [TD]iğfal: kandırma, aldatma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]komitecilik: kötü bir maksat için gizli cemiyet kurma[/TD]
                [TD]komünistlik: (bk. bilgiler)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]küfr-ü mutlak: tam anlamıyla inkâr, hiçbir kutsal ve dinî değere inanmama[/TD]
                [TD]mahkeme-i kübrâ: âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mahkûm: hüküm giyen[/TD]
                [TD]menfi: olumsuz, negatif[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
                [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
                [TD]namındaki: adındaki[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nihayet: son[/TD]
                [TD]nâm: ad, isim[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]reis: başkan[/TD]
                [TD]saadet-i dareyn: dünya ve âhiret mutluluğu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]serâpâ: tepeden tırnağa, baştan başa[/TD]
                [TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
                [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zındık: dinsiz[/TD]
                [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #811290
                Anonim

                  zararlı bir surette meşgul eyleyen muarızlarımız olan zındıklar ve münafıklar,istibdad-ı mutlaka “cumhuriyet” nâmı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla,sefahet-i mutlaka “medeniyet” ismi vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükümeti işgal, hem bizi perişan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.

                  Ey efendiler,

                  Dört senede dört defa dehşetli zelzeleler, tam tamına dört defa Risale-i Nurşakirtlerine şiddetli bir surette taarruz ve zulüm zamanlarına tevafuku ve herbir zelzeledahi tam taarruz zamanında gelmesi; ve hücumun durmasıyla zelzelenin durması işaretiyle, şimdiki mahkûmiyetimizle gelen semâvî ve arzî belâlardan siz mes’ulsünüz!

                  Denizli Hapishanesinde tecrid-i mutlak
                  ve haps-i münferitte
                  mevkuf
                  Said Nursî
                  endOfSection.gifendOfSection.gif


                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]arzî: yeryüzünde olan[/TD]
                  [TD]cebr-i keyfî-i küfrî: keyfî olarak küfre zorlama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ecnebi: yabancı[/TD]
                  [TD]haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâkimiyet-i İslâmiye: İslâmiyetin hâkimiyeti[/TD]
                  [TD]hücum: saldırı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]irtidad-ı mutlak: tam dinsizlik, dinden çıkma[/TD]
                  [TD]istibdâd-ı mutlak: tam ve sınırsız bir baskı, mutlak diktatörlük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mes’ul: sorumlu[/TD]
                  [TD]mevkuf: tevkif edilmiş, tutuklu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muarız: karşı gelen, düşman[/TD]
                  [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nâm: ad, isim[/TD]
                  [TD]sefahet-i mutlaka: her türlü yasak zevke ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]semâvî: gökten gelen[/TD]
                  [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]taarruz: saldırı[/TD]
                  [TD]tecrid-i mutlak: tam bir yalnızlık, yalnız başına bırakma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tevafuk: denk gelme, uygunluk[/TD]
                  [TD]zelzele: deprem, sarsıntı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zulüm: haksızlık[/TD]
                  [TD]zındık: dinsiz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #779714
                  Anonim

                    1بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
                    Son sözün bir kısmı

                    Efendiler,

                    Şimdiki hayat-ı içtimaiyeyi bilemediğimden, makam-ı iddianın gidişatına göre, sizcemusammem mahkûmiyetimize bir bahane olmak için, pek musırrâne ileri sürdüğünüzcemiyetçilik ittihamına karşı pek çok kat’î cevaplarımızı Ankara ehl-i vukufunun dahimüttefikan tasdikleriyle beraber, bu derece bu noktada ısrarınıza çok hayret vetaaccüpte bulunurken kalbime bu mânâ geldi:
                    Madem, hayat-ı içtimaiyenin bir temel taşı; ve fıtrat-ı beşeriyenin bir hâcet-i zaruriyesi; ve aile hayatından tâ kabile ve millet ve İslâmiyet ve insaniyet hayatına kadar en lüzumlu ve kuvvetli râbıta; ve her insanın kâinatta gördüğü ve tek başınamukabele edemediği medâr-ı zarar ve hayret ve insanî ve İslâmî vazifelerin ifasına mâni maddî ve mânevî esbabın tehacümatına karşı bir nokta-i istinat ve medar-ı tesellî olan dostluk ve kardeşâne cemaat ve toplanmak ve samimâne uhrevî cemiyetve uhuvvet, hem siyasî cephesi olmadığı halde ve bilhassa hem dünya, hem din, hem âhiret saadetlerine kat’î vesile olarak iman ve Kur’ân dersinde hâlis bir dostluk ve hakikat yolunda bir arkadaşlık ve vatanına ve milletine zararlı şeylere karşı birtesanüt taşıyan Risale-i Nur şakirtlerinin pek çok takdir ve tahsine şâyân ders-i imanda toplanmalarına, “cemiyet-i siyasiye” nâmını verenler, elbette ve herhalde, ya gayet fena bir surette aldanmış veya gayet gaddar bir anarşisttir ki, hem insaniyete vahşiyâne düşmanlık eder, hem İslâmiyete Nemrudâne adavet eder, hemhayat-ı içtimaiyeye anarşiliğin en bozuk ve mütereddî tavrıyla husumet eder ve bu vatana ve millete ve hâkimiyet-i İslâmiyeye

                    [BILGI]Dipnot-1 Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.[/BILGI]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Ankara: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]Nemrudâne: Nemrud gibi dinsizcesine[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
                    [TD]anarşilik: düzene düşman olma, kargaşa çıkarma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                    [TD]cemaat: topluluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cemiyet: topluluk, örgüt[/TD]
                    [TD]cemiyet-i siyasiye: siyasi topluluk, örgüt[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cemiyetçilik: dernekçilik, özgütçülük[/TD]
                    [TD]ders-i iman: iman dersi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi[/TD]
                    [TD]esbab: sebebler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fıtrat-ı beşeriye: insanın yaratılışı, tabiatı[/TD]
                    [TD]gaddar: acımasız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat[/TD]
                    [TD]husumet: düşmanlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâcet-i zaruriye: zorunlu ihtiyaç[/TD]
                    [TD]hâkimiyet-i İslâmiye: İslâmiyetin hâkimiyeti[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâlis: içten, katıksız[/TD]
                    [TD]ifa: yerine getirme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ittiham: suçlama[/TD]
                    [TD]kabile: topluluk, toplum[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kardeşâne: kardeşçe[/TD]
                    [TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
                    [TD]makam-ı iddia: iddia makamı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]medar-ı tesellî: teselli kaynağı[/TD]
                    [TD]medâr-ı zarar: zarar sebebi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mukabele: karşılık[/TD]
                    [TD]musammem: kararlaştırılmış, hakkında karar verilmiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]musırrâne: ısrarlı bir şekilde[/TD]
                    [TD]mütereddî: bozulmuş soysuzlaşmış[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle[/TD]
                    [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nâm: ad, isim[/TD]
                    [TD]râbıta: bağ[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                    [TD]samimâne: samimi olarak, içtenlikle[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                    [TD]taaccüp: hayret etme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tahsin: beğenme, güzelliğini dile getirme[/TD]
                    [TD]takdir: beğendiğini dile getirme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
                    [TD]tehacümat: hücum etmeler, saldırılar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tesanüt: dayanışma[/TD]
                    [TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
                    [TD]vahşiyâne: vahşice[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âhiret: öldükten sonra sonsuz olarak yaşanacak olan yer[/TD]
                    [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şâyân: lâyık, yaraşır[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #779704
                    Anonim

                      ve dinî mukaddesata karşı mürtedâne, mütemerridâne, anûdâne mücadele eder. Veya ecnebî hesabına bu milletin can damarını kesmeye ve bozmaya çalışan el-hannâs bir zındıktır ki, hükümeti iğfal ve adliyeyi şaşırtır, tâ o şeytanlara, firavunlara,anarşistlere karşı şimdiye kadar istimal ettiğimiz mânevî silâhlarımızı, kardeşlerimize ve vatanımıza çevirsin veya kırdırsın.

                      Mevkuf
                      Said Nursî
                      endOfSection.gifendOfSection.gif

                      Efendiler,

                      Otuz kırk seneden beri ecnebî hesabına ve küfür ve ilhad namına bu milleti ifsad ve bu vatanı parçalamak fikriyle, Kur’ân hakikatine ve iman hakikatlerine her vesileylehücum eden ve çok şekillere giren bir gizli ifsad komitesine karşı, bu meselemizde kendilerine perde yaptıkları insafsız ve dikkatsiz memurlara ve bu mahkemeyi şaşırtan onların Müslüman kisvesindeki propagandacılarına hitaben, fakat sizin huzurunuzda zâhiren sizinle bir kaç söz konuşacağıma müsaade ediniz.
                      (Fakat ikinci gün beraat kararı o dehşetli konuşmayı geriye bıraktı.)

                      Tecrid-i mutlakta ve haps-i münferitte
                      mevkuf
                      Said Nursî
                      endOfSection.gifendOfSection.gif


                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                      [TD]anarşist: düzene karşı çıkan, kargaşa çıkaran[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]anûdâne: inat edercesine, inat ederek[/TD]
                      [TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
                      [TD]el-hannâs: fırsatını bulamayınca gizlenen, bulunca vesvese vermek için gelen sinsi şeytan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]firavun: (bk. bilgiler)[/TD]
                      [TD]haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hücum: saldırı[/TD]
                      [TD]ifsad: bozma, bozgunculuk yapma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ilhad: dinsizlik, inkâr[/TD]
                      [TD]insafsız: vicdansız[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istimâl: kullanma[/TD]
                      [TD]iğfal: kandırma, aldatma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kisve: elbise, örtü[/TD]
                      [TD]komite: kötü bir maksat için toplanmış gizli cemiyet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mevkuf: tevkif edilmiş, tutuklu[/TD]
                      [TD]mukaddesât: mukaddes olan şeyler, kutsal değerler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mürtedâne: dinden çıkarak[/TD]
                      [TD]mütemerridâne: inatla, inatçı bir şekilde[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]namına: adına[/TD]
                      [TD]propaganda: bir şeyin kıymetini artırmak için yapılan konuşma ve eylem[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecrid-i mutlak: tam bir yalnızlık, yalnız başına bırakma[/TD]
                      [TD]zâhiren: görünüşte[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zındık: dinsiz[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #811353
                      Anonim

                        Büyük memurlardan bir kaç zât benden sordular ki: “Mustafa Kemal sana üç yüz lira maaş verip, Kürdistana ve vilâyât-ı Şarkiyeye, Şeyh Sinûsî yerine vâiz-i umumîyapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilâl yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun” dediler.

                        Ben de onlara cevaben dedim ki: Yirmişer, otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüz binler vatandaşa, herbirisine milyonlar seneuhrevî hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zâyiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbiolmayan ve sırr-ı ihlâsı taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. Hattâ ben, hapistemuhterem kardeşlerime demiştim: Eğer Ankara’ya gönderilen Risale-i Nur’un şiddetli tokatları için beni idama mahkûm eden zâtlar, Risale-i Nur ile imanlarını kurtarıpidam-ı ebedîden necat bulsalar, siz şahit olunuz, ben onları da ruh u canımla helâl ederim.
                        Beraetimizden sonra Denizli’de beni tarassutla tâciz edenlere ve büyük âmirlerine ve polis müdürüyle müfettişlere dedim: Risale-i Nur’un kàbil-i inkâr olmayan birkerametidir ki, yirmi sene mazlumiyet hayatımda, yüzer risale ve mektuplarımda ve binler şakirtlerde hiçbir cereyan, hiçbir cemiyet ile ve dahilî ve haricî hiçbir komite ile hiçbir vesika, hiçbir alâka, dokuz ay tetkikatta bulunmamasıdır. Hiçbir fikrin vetedbirin haddi midir ki, bu hârika vaziyeti versin? Birtek adamın, birkaç senedekimahrem esrarı meydana çıksa, elbette onu mes’ul ve mahcup edecek yirmi madde bulunacak. Madem hakikat budur; ya diyeceksiniz ki, “Pek harika ve mağlûp olmaz bir deha bu işi çeviriyor.” Veya diyeceksiniz: “Gayet inayetkârâne bir hıfz-ı İlâhîdir.” Elbette böyle bir dehâ ile mübareze etmek hatadır. Millete ve vatana büyük bir zarardır; ve böyle bir hıfz-ı İlâhî ve inâyet-i Rabbâniyeye karşı gelmek, firavunâne birtemerrüddür.

                        Eğer deseniz: “Seni serbest bıraksak ve tarassut ve nezaret etmesek derslerinle ve gizli esrarınla hayat-ı içtimaiyemizi bulandırabilirsin.”

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Ankara: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Kürdistan: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]Mustafa Kemal: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması[/TD]
                        [TD]cemiyet: topluluk, dernek, örgüt[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
                        [TD]dehâ: olağanüstü zeka ve akıl sahibi kimse[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]esrar: sırlar[/TD]
                        [TD]firavunâne: Firavun gibi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]haricî: dışa ait[/TD]
                        [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat[/TD]
                        [TD]hıfz-ı İlâhî: Allah’ın koruması, himayesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
                        [TD]ihtilâl: ayaklanma, karışıklık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inayetkârâne: lütfederek, ihsan ve ikram ederek[/TD]
                        [TD]inâyet-i Rabbâniye: Allah’ın inâyeti, yardımı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kabil-i inkâr: inkâr edilebilir[/TD]
                        [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak görülen olağanüstü hâl ve fiiller[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]komite: kötü bir maksat için toplanmış gizli cemiyet[/TD]
                        [TD]mahcup: utanan; utanmış[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahrem: gizli[/TD]
                        [TD]mazlumiyet: zulme uğramışlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer[/TD]
                        [TD]mübareze: karşı koyma, çarpışma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mühim: önemli[/TD]
                        [TD]necat: kurtuluş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nezaret: gözetim altında tutma[/TD]
                        [TD]risale: mektup, kitapçık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ruh u can: ruh ve can[/TD]
                        [TD]sırr-ı ihlâs: ihlâs sırrı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tarassut: gözetleme[/TD]
                        [TD]tedbir: idare[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teklif: öneri[/TD]
                        [TD]temerrüd: inat etme, ayak direme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tetkikat: araştırmalar, incelemeler[/TD]
                        [TD]tâbi: bağlı olma, uyma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tâciz: rahatsız etme[/TD]
                        [TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vesika: belge[/TD]
                        [TD]vilâyât-ı Şarkiye: Doğu illeri[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vâiz-i umumî: genel vaiz[/TD]
                        [TD]zâyiât: kayıplar, zararlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Şeyh Sinûsî: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]şahit: tanık, delil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şakirt: talebe, öğrenci[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #811496
                        Anonim

                          Ben de derim: Benim derslerim, bilâistisna bütünü hükûmetin ve adliyenin eline geçmiş; bir gün cezayı mûcip bir madde bulunmamış. Kırk elli bin nüsha risale, o derslerden milletin ellerinde dikkat ve merakla gezdiği halde, menfaatten başka hiçbir zararı hiçbir kimseye olmadığı, hem eski mahkemenin, hem yeni mahkemeninmucib-i mes’uliyet bir madde bulamamaları cihetiyle, yenisi ittifakla beraetimize ve eskisi, dünyaca bir büyüğün hatırı için yüz otuz risaleden beş on kelime bahane edip, yalnız kanaat-ı vicdaniye ile yüz yirmi mevkuf kardeşlerimden yalnız on beş adama altışar ay ceza verebilmesi kat’î bir hüccettir ki, bana ve Risale-i Nur’a ilişmeniz mânâsız bir tevehhümle çirkin bir zulümdür. Hem daha yeni dersim yok ve bir sırrım gizli kalmadı ki nezaretle tâdiline çalışsanız…

                          Ben şimdi hürriyetime çok muhtacım. Yirmi seneden beri lüzumsuz ve haksız ve faidesiz tarassutlar artık yeter! Benim sabrım tükendi. İhtiyarlık zafiyetinden, şimdiye kadar yapmadığım bedduayı yapmak ihtimali var. “Mazlumun âhı tâ Arşa kadar gider”blank.gif1 diye bir kuvvetli hakikattir.

                          Sonra o zâlim, dünyaca büyük makamlarda bulunan bedbahtlar dediler: “Sen, yirmi senedir birtek defa takkemizi başına koymadın. Eski ve yeni mahkemelerin huzurunda başını açmadın, eski kıyafetinle bulundun. Halbuki on yedi milyon bu kıyafete girdi.”
                          Ben de dedim: On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızasıyla ve kalben kabulüyle ancak yedi bin Avrupa-perest sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer’iye ve cebr-i kanunî cihetiyle girmektense, azîmet-i şer’iye ve takvâ cihetiyle, yedi milyar zâtların kıyafetlerine girmeyi tercih ederim. Benim gibi yirmi beş seneden berihayat-ı içtimaiyeyi terkeden adama “inat ediyor, bize muhaliftir” denilmez. Haydi, inat dahi olsa, madem Mustafa Kemal o inadı kıramadı ve iki mahkeme kırmadı ve üç vilâyetin hükûmetleri onu bozmadı; siz neci oluyorsunuz ki, beyhude hem milletin, hem hükümetin zararına, o inadın kırılmasına çabalıyorsunuz? Haydi siyasî muhalifde olsa, madem tasdikinizle yirmi senedir dünya ile alâkasını kesen ve mânen yirmi seneden beri ölmüş bir adam, yeniden dirilip, faidesiz kendine çok zararlı olarakhayat-ı siyasiyeye girerek sizin

                          [BILGI]Dipnot-1 Buharî, Cihad: 18, Zekât: 62, Mağâzî: 60, Mezalim: 9; Müslim, İman: 29; Ebu Davud, Zekât: 5; Tirmizî, Zekât: 6, Birr: 67; Nesâî, Zekât: 1, 46; İbni Mâce, Zekât: 1; Müsned: 1:222, 2:102.[/BILGI]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Arş: göğün en yüksek katı; Cenâb-ı Hakkın sınırsız egemenliğinin tecellî ettiği yer[/TD]
                          [TD]Avrupa-perest: Avrupa düşkünü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Mustafa Kemal: (bk. bilgiler)[/TD]
                          [TD]alâka: bağlantı, ilgi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]azîmet-i şer’iye: dinî azimet; dinde takva ile hareket etmek[/TD]
                          [TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bedduâ: Allah’tan bir başkası için kötülük isteme, kötü dua[/TD]
                          [TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]beyhude: boşu boşuna, faydasız[/TD]
                          [TD]bilâistisna: istisnasız, ayırt etmeksizin[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cebr-i kanunî: kanunî zorlama[/TD]
                          [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat[/TD]
                          [TD]hayat-ı siyasiye: siyaset hayat[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hüccet: güçlü kanıt, delil[/TD]
                          [TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kanaat-i vicdâniye: vicdânî kanaat[/TD]
                          [TD]mazlum: zulme uğramış[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]menfaat: yarar[/TD]
                          [TD]mevkuf: tevkif edilmiş, tutuklu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
                          [TD]mûcib-i mes’uliyet: sorumluluk gerektiren[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mûcip: gerektirici[/TD]
                          [TD]nezaret: gözetim[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nüsha: kopya[/TD]
                          [TD]risale: küçük kitap, mektup[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ruhsat-ı şer’iye: dinin verdiği izin[/TD]
                          [TD]takke: şapka[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınma[/TD]
                          [TD]tarassut: gözetleme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
                          [TD]tevehhüm: olmayan birşeyi var saymak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tâdil etme: düzeltme[/TD]
                          [TD]vilâyet: il[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zulüm: haksızlık, eziyet, işkence[/TD]
                          [TD]zâlim: zulmeden, acımasız[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #811497
                          Anonim

                            ile uğraşmaz. Bu halde onun muhalefetinden tevehhüm etmek, divaneliktir.Divanelerle ciddî konuşmak dahi bir divanelik olmasından, sizin gibilerle konuşmayı terk ediyorum. Ne yaparsanız minnet çekmem dediğim, onları hem kızdırdı, hem susturdu. Son sözüm:
                            حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1
                            حَسْبِىَ اللهُ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ blank.gif2

                            endOfSection.gifendOfSection.gif




                            [BILGI]Dipnot-1 “Bize Allah yeter. O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173

                            Dipnot-2 “Allah bana yeter. Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:129.

                            [/BILGI]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]divane: deli, akılsız[/TD]
                            [TD]divanelik: akılsızlık, delilik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhalefet: karşıt olma, aykırılık[/TD]
                            [TD]tevehhüm: olmayan birşeyi varsaymak

                            [/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #811498
                            Anonim

                              Bu defaki küçük müdafaatımda demiştim:

                              “Risale-i Nur’daki şefkat, vicdan hakikat, hak, bizi siyasetten men etmiş. Çünkü mâsumlar belâya düşerler; onlara zulmetmiş oluruz.” Bazı zâtlar bunun izahını istediler. Ben de dedim:

                              Şimdiki fırtınalı asırda gaddar medeniyetten neş’et eden hodgâmlık ve asabiyet-i unsuriye ve umumî harpten gelen istibdadat-ı askeriye ve dalâletten çıkan merhametsizlik cihetinde öyle bir eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdadat meydan almış ki, ehl-i hak, hakkını kuvvet-i maddiye ile müdafaa etse, ya eşedd-i zulüm ile,tarafgirlik bahanesiyle çok bîçareleri yakacak; o hâlette o da azlem olacak ve mağlûpkalacak. Çünkü, mezkûr hissiyatla hareket ve taarruz eden insanlar, bir iki adamın hatasıyla yirmi otuz adamı, âdi bahanelerle vurur, perişan eder. Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zayiata mukàbil yalnız biri kazanır,mağlûp vaziyetinde kalır. Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânesiyle, o ehl-i hakdahi bir ikinin hatasıyla yirmi otuz biçareleri ezseler, o vakit, hak namına dehşetli bir haksızlık ederler.

                              İşte, Kur’ân’ın emriyle, gayet şiddetle ve nefretle siyasetten ve idareye karışmaktan kaçındığımızın hakikî hikmeti ve sebebi budur. Yoksa bizde öyle bir hak kuvveti var ki, hakkımızı tam ve mükemmel müdafaa edebilirdik.
                              Hem madem herşey geçici ve fânidir ve ölüm ölmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Ve zahmet ise rahmete kalb oluyor. Elbette biz sabır ve şükürle tevekkül edip sükûtederiz. Zarar ile, icbar ile sükûtumuzu bozdurmak ise, insafa, adalete, gayret-i vataniyeye ve hamiyet-i milliyeye bütün bütün zıttır, muhaliftir.

                              Hülâsa-i kelâm: Ehl-i hükûmetin ve ehl-i siyasetin ve ehl-i idarenin ve inzibatın ve adliye ve zabıtanın bizimle uğraşacak hiçbir işleri yoktur. Olsa olsa, dünyada hiçbir hükûmetin müdafaa edemediği ve aklı başında hiçbir insanın hoşlanmadığı küfr-ü mutlak ve dehşetli bir tâun-u beşerî ve maddiyunluktan gelen

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Azlem: çok zulmeden, çok zâlim[/TD]
                              [TD]asabiyet-i unsuriye: ırkçılık damarı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]asır: yüzyıl[/TD]
                              [TD]bîçare: çaresiz, zavallı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                              [TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık, dinsizlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ehl-i hak: hak ve doğru yolda olan kimseler[/TD]
                              [TD]ehl-i hükûmet: hükümette olanlar yöneticiler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ehl-i idare: idareciler[/TD]
                              [TD]ehl-i siyaset: siyasetçiler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]eşedd-i istibdadat: baskının en şiddetlisi[/TD]
                              [TD]eşedd-i zulüm: zulmün en şiddetlisi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fâni: geçici[/TD]
                              [TD]gaddar: acımasız, çok zulmeden[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]gayret-i vataniye: vatan için yapılan gayretler[/TD]
                              [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hakikî: gerçek[/TD]
                              [TD]hamiyet-i milliye: millî fedakârlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]harp: savaş[/TD]
                              [TD]hikmet: sebep, gaye[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hissiyat: duygular, hisler[/TD]
                              [TD]hodgâmlık: bencillik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hâlet: durum, hâl[/TD]
                              [TD]hülâsa-i kelâm: sözün özü, kısası[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]icbâr: zorlama[/TD]
                              [TD]inzibat: âsayiş, düzen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istibdadat-ı askeriye: askerî baskılar[/TD]
                              [TD]izah: açıklama[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kaide-i zâlimâne: zâlimce kural, kaide[/TD]
                              [TD]kalb olma: dönüşme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kuvvet-i maddiye: maddî kuvvet[/TD]
                              [TD]küfr-ü mutlak: tam anlamıyla küfür, inkâr, hiçbir kutsal değere inanmama[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]maddiyunluk: materyalizm; herşeyi madde ile açıklamaya çalışma[/TD]
                              [TD]mağlup: yenilme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]men etme: yasaklama[/TD]
                              [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
                              [TD]mukabele-i bilmisil: misilleme yaparak karşılık verme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mukàbil: karşılık[/TD]
                              [TD]müdafaa: savunma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müdafaat: savunmalar[/TD]
                              [TD]namına: adına[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]neş’et etme: doğma, ortaya çıkma[/TD]
                              [TD]rahmet: merhamet, şefkat, ihsan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
                              [TD]taarruz: saldırı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tarafgirlik: taraftarlık[/TD]
                              [TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tâun-u beşerî: insanlık hastalığı[/TD]
                              [TD]umumî: genel[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zayiat: kayıplar[/TD]
                              [TD]şefkat: içten ve karşılıksız merhamet[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #811499
                              Anonim

                                zındıkanın taassubuyla, bir kısım gizli zındıklar şeytanetiyle bazı resmî memurları aldatarak evhamlandırıp, aleyhimize sevk etmek var. Biz de deriz:
                                Değil böyle bir kaç vehhamı, belki dünyayı aleyhimize sevk etseler, Kur’ân’ın kuvvetiyle, Allah’ın inâyetiyle kaçmayız. O irtidatkâr küfr-ü mutlaka ve o zındıkayateslim-i silâh etmeyiz!

                                Said Nursî

                                endOfSection.gifendOfSection.gif


                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                                [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]inayet: lütuf, iyilik, yardım[/TD]
                                [TD]irtidatkâr: dinden çıkmış, inkârcı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]küfr-ü mutlak: tam anlamıyla küfür, inkâr, hiçbir kutsal değere inanmama[/TD]
                                [TD]sevk etmek: göndermek, yönlendirmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]teslim-i silâh: silâhı teslim etme, mücadeleden vazgeçme[/TD]
                                [TD]vehham: aşırı derecede vehimli, kuruntulu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zındıka: dinsizlik, inançsızlık[/TD]
                                [TD]şeytanet: şeytanlık[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                              14 yazı görüntüleniyor - 16 ile 29 arası (toplam 29)
                              • ‘On İkinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.