- Bu konu 15 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
5 Eylül 2012: 10:25 #678414
Anonim
Sekizinci Meselenin Bir HülâsasıYedincide haşri çok makamattan soracaktık. Fakat Hâlıkımızın isimleriyle verdiği cevap o derece kuvvetli yakîn ve kanaat verdi ki, daha başka sorgulara ihtiyaç bırakmadığından, orada kısa kestik. Şimdi bu meselede,âhiret imanının, hem âhiretin saadetine, hem dünya saadetine dair temin ettiği faideler ve neticelerinden yüzden biri hülâsa edilecek. Saadet-i uhreviyeye ait kısmı, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın izahatı daha hiç birbeyana ihtiyaç bırakmamış. Onu ona havale ederek ve saadet-i dünyeviyeye ait kısmı izah cihetini Risale-i Nur’a bırakıp, yalnız kısa birhülâsa ile insanın hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiyesine ait yüzer neticelerinden üç-dört tanesini beyan ederiz.
Birincisi
İnsan, sair hayvanata muhalif olarak, hanesiyle alâkadar olduğu misillü, dünya ilealâkadardır. Ve akaribiyle münasebettar olduğu gibi, nev-i beşer ile de ciddî ve fıtrîmünasebettardır. Ve dünyada muvakkat bekàsını arzuladığı gibi, bir dâr‑ı ebedîdebekàsını, aşk derecesinde arzuluyor. Ve midesinin gıda ihtiyacını temin etmeye çalıştığı gibi, dünya kadar geniş, belki ebede kadar uzanan sofraları ve gıdaları, akıl ve kalb ve ruh ve insaniyet mideleri için tedarik etmeye fıtraten mecburdur, çabalıyor. Ve öyle arzuları ve matlapları var ki, ebedî saadetten başka hiçbir şey onları tatmin etmiyor. Hattâ, Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, bir zaman, küçüklüğümde, hayalimden sordum: “Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, bâki fakat âdive meşakkatli bir vücudu mu istersin?” dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden “Ah!” çekti. “Cehennem de olsa bekà isterim” dedi.
İşte, madem mahiyet-i insaniyenin bir hizmetkârı olan kuvve-i hayaliyeyi bu dünya lezzetleri tatmin etmiyor; elbette gayet câmi’ mahiyet-i insaniye, ebedi-yetle
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[TD]akarib: akrabalar, yakınlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[TD]bekà: kalıcılık, süreklilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[TD]bâki: kalıcı, devamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]câmi’: kapsamlı, içine alan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dar-ı ebedî: sonsuzluk yurdu[/TD]
[TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebediyet: sonsuzluk[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtraten: yaratılış gereği[/TD]
[TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı şahsiye: kişisel hayat[/TD]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: öz, özet, esas[/TD]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]izahat: açıklamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i hayaliye: hayal gücü[/TD]
[TD]mahiyet-i insaniye: insanın mahiyeti, iç yüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makamat: makamlar[/TD]
[TD]matlap: istek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşakkatli: sıkıntılı[/TD]
[TD]misillü: gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalif olmak: zıt, aykırı olmak[/TD]
[TD]muvakkat: geçici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebettar: ilgili, bağlantılı[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]saadet-i dünyeviye: dünya hayatındaki mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i uhreviye: âhiret hayatındaki mutluluk[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tatmin etmek: ikna etmek[/TD]
[TD]tedarik etmek: elde etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[TD]yakîn: şüphesiz ve kesin olarak bilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âdi: basit, değersiz[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 10:26 #807216Anonim
fıtraten alâkadardır. İşte bu hadsiz arzu ve emellere bağlı olduğu halde, sermayesi bircüz’î cüz-ü ihtiyarî ve fakr-ı mutlak bir insana, âhirete iman ne derece kuvvetli ve kâfive vâfi bir hazine, bir medar-ı saadet ve lezzet, bir medar-ı istimdat, bir merci ve dünyanın hadsiz gamlarına karşı bir medar-ı tesellî olduğu öyle bir meyve ve faidedir ki, onu kazanmak yolunda dünya hayatını feda etse yine ucuzdur.
İkinci meyvesi ve hayat-ı şahsiyeye bakan bir faidesi:
Üçüncü Meselede izah edilen ve Gençlik Rehberinde bir haşiye bulunan çokehemmiyetli bir neticedir.
Evet, her insanın, her zaman düşündüğü en ehemmiyetli endişesi, mezaristana giren kendi dostları ve akrabaları gibi o idamhaneye girmek keyfiyetidir. Birtek dostu için ruhunu feda eden o bîçare insanın, binler, belki milyonlar, milyarlar dostlarıebedî bir müfarakat içinde idam olmalarını tevehhüm edip Cehennem azabından beter bir elem, o düşünmek ucundan göründüğü vakit, âhirete iman geldi, gözünü açtırdı ve perdeyi kaldırdı… “Bak” dedi. O, imanla baktı. Cennet lezzetinden haber veren bir lezzet-i ruhâniyeyi, o dostları ebedî ölümlerden ve çürümelerden kurtulupmesrurâne bir nuranî âlemde onu da bekliyorlar vaziyetinde müşahedesiyle aldı.
Risale-i Nur’da bu netice hüccetlerle izahına iktifaen kısa kesiyoruz.
Hayat-ı şahsiyeye ait üçüncü bir faidesi:
İnsanın sair zîhayatlar üstündeki tefevvuku ve rütbesi ise, yüksek seciyeleri vecemiyetli istidatları ve küllî ubudiyetleri ve geniş vücudî daireleri itibarıyladır. Halbuki o insan hem mâdum, hem ölü, hem karanlık olan geçmiş ve gelecek zamanların ortasında sıkışmış bir kısa zaman olan hazır vaktin mikyasıyla, ölçüsüyle hamiyeti,muhabbeti, kardeşliği, insaniyeti gibi seciyeler alır.
Meselâ, eskiden tanımadığı ve ayrılıktan sonra da hiç göremeyeceği babasını, kardeşini, karısını, milletini ve vatanını sever, hizmet eder. Ve tam sadakate ve
[TABLE]
[TR]
[TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
[TD]bîçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemiyetli: kapsamlı, geniş[/TD]
[TD]cüz-i ihtiyarî: insandaki irade, seçme gücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[TD]elem: acı, keder[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emel: arzu, istek[/TD]
[TD]fakr-ı mutlak: mutlak, sınırsız fakirlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtraten: yaratılış gereği[/TD]
[TD]gam: sıkıntı, üzüntü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hamiyet: din gibi mukaddes değerleri ve aile ve vatanı koruma duygusu ve gayreti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı şahsiye: kişisel hayat[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
[TD]idamhane: idam yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktifaen: yetinerek[/TD]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
[TD]itibarıyla: özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keyfiyet: durum, nitelik[/TD]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: büyük ve kapsamlı, tür[/TD]
[TD]lezzet-i ruhâniye: ruhun aldığı lezzet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı istimdat: medet, yardım isteme kaynağı[/TD]
[TD]medar-ı saadet: mutluluk sebebi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı tesellî: teselli kaynağı, vesilesi[/TD]
[TD]merci: kaynak, başvurulacak yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesrurâne: sevinçli bir şekilde[/TD]
[TD]mezaristan: mezarlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mikyas: ölçü[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâdum: yok, ölü[/TD]
[TD]müfarakat: ayrılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede: gözlem[/TD]
[TD]nuranî: nurlu, aydınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadakat: bağlılık, doğruluk[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seciye: huy, karakter[/TD]
[TD]sermaye: servet, varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefevvuk: üstünlük[/TD]
[TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
[TD]vâfi: yeterli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücudî: varlıkla ilgili[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 10:27 #807217Anonim
ihlâsa pek nâdir muvaffak olabilir; o nisbette kemâlâtı ve seciyeleri küçülür. Değil hayvanların en ulvîsi, belki baş aşağı, akıl cihetiyle en biçaresi ve aşağısı olmak vaziyetine düşeceği sırada, âhirete iman imdada yetişir. Mezar gibi dar zamanını, geçmiş ve gelecek zamanları içine alan pek geniş bir zamana çevirir ve dünya kadar, belki ezelden ebede kadar bir daire-i vücut gösterir.
Babasını dâr-ı saadette ve âlem-i ervahta dahi pederlik münasebetiyle ve kardeşini tâ ebede kadar uhuvvetini düşünmesiyle ve karısını Cennette dahi en güzel bir refika-i hayatı olduğunu bilmesi haysiyetiyle sever, hürmet eder, merhamet eder, yardım eder. Ve o büyük ve geniş daire-i hayatta ve vücuttaki münasebetler için olanehemmiyetli hizmetleri, dünyanın kıymetsiz işlerine ve cüz’î garazlarına vemenfaatlerine âlet etmez. Ciddi sadakate ve samimi ihlâsa muvaffak olarak, kemâlâtı ve hasletleri, o nisbette, derecesine göre yükselmeye başlar, insaniyeti teâli eder. Hayat lezzetinde serçe kuşuna yetişmeyen o insan, bütün hayvanat üstünde,kâinatın en müntehap ve bahtiyar bir misafiri ve Sahib‑i Kâinatın en mahbup vemakbul bir abdi olmasıdır. Bu netice dahi Risale-i Nur’da hüccetlerle izahına iktifaenkısa kesildi.
Dördüncü bir faidesi ki, insanın hayat-ı içtimaiyesine bakıyor:
Risale-i Nur’dan Dokuzuncu Şuâda beyan edilen o neticenin bir hülâsası şudur:
Nev-i insanın dörtten birini teşkil eden çocuklar, âhiret imanıyla insanca yaşayabilirler ve insaniyetin istidatlarını taşıyabilirler. Yoksa, elîm endişeler içinde, kendini uyutturmak ve unutturmak için çocukça oyuncaklarıyla, haylâz bir hayatla yaşayacak. Çünkü, her vakit etrafında onun gibi çocukların ölmesiyle onun nazikdimağında ve ileride uzun arzuları taşıyan zayıf kalbinde ve mukavemetsiz ruhunda öyle bir tesir yapar ki, hayatı ve aklı o biçareye âlet-i azap ve işkence edeceği zamanda, âhiret imanının dersiyle, görmemek için oyuncaklar altında onlardan saklandığı o endişeler yerinde, bir sevinç ve genişlik hissederek der:
[TABLE]
[TR]
[TD]Sahib-i Kâinat: evrenin ve herşeyin sahibi olan Allah[/TD]
[TD]abd: kul[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
[TD]daire-i hayat: hayat dairesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i vücut: varlık dairesi[/TD]
[TD]dimağ: akıl, bilinç, beyin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı saadet ve ebediyet: sonsuzluk ve mutluluk yeri[/TD]
[TD]ebed: sonu olmayan, sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[TD]elîm: acıklı, üzücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk[/TD]
[TD]garaz: kötü kasıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haslet: huy, özellik, karakter[/TD]
[TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haysiyetiyle: özelliğiyle[/TD]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
[TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
[TD]iktifaen: yetinerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imdat: yardım[/TD]
[TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]mahbup: sevgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
[TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukavemetsiz: karşı konulmaz, direnilmez[/TD]
[TD]muvaffak olmak: başarılı olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
[TD]müntehap: seçilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i insan: insanlar, insanlık[/TD]
[TD]nisbet: oran, ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş[/TD]
[TD]sadâkat: bağlılık, doğruluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seciye: huy, karakter[/TD]
[TD]tesir: etki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teâli etmek: yücelmek, yükselmek[/TD]
[TD]teşkil etmek: meydana getirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: varlık[/TD]
[TD]âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i ervah: ruhlar âlemi[/TD]
[TD]âlet-i azap: azap âleti, sıkıntı veren unsur[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 10:29 #807218Anonim
“Bu kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennetin bir kuşu oldu. Bizden daha iyi keyf eder, gezer. Ve validem öldü, fakat rahmet-i İlâhiyeye gitti, yine beni Cennette kucağına alıp sevecek ve ben de o şefkatli anneciğimi göreceğim” diye insaniyete lâyık bir tarzda yaşayabilir.
Hem insanın bir rub’unu teşkil eden ihtiyarlar, yakında hayatlarının sönmesine ve toprağa girmelerine ve güzel ve sevimli dünyalarının kapanmasına karşı tesellîyi, ancak ve ancak âhiret imanında bulabilirler. Yoksa o merhametli muhterem babalar ve fedakâr şefkatli analar, öyle bir vâveylâ-yı ruhî ve bir dağdağa‑i kalbî çekeceklerdi ki, dünya onlara meyusâne bir zindan ve hayat işkenceli bir azap olurdu. Fakat âhiret imanı onlara der:
“Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat venihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve zâyi ettiğiniz evlât ve akrabalarınızla sevinçlerle görüşeceksiniz. Ve ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş; mükâfatlarını göreceksiniz” diye, iman-ı âhiret onlara öyle bir tesellî ve inşirah verir ki; her birinin yüz ihtiyarlık birden başlarına toplansa onları meyus etmez.
Nev-i insanın üçten birisini teşkil eden gençler, hevesatları galeyanda, hissiyatamağlûp, cüretkâr akıllarını her vakit başına almayan o gençler, âhiret imanını kaybetseler ve Cehennem azabını tahattur etmezlerse, hayat-ı içtimaiyede, ehl-i namusun malı ve ırzı ve zayıf ve ihtiyarların rahatı ve haysiyeti tehlikede kalır. Bazı, bir dakika lezzeti için bir mes’ut hanenin saadetini mahveder ve bu gibi, hapiste dört beş sene azap çeker, canavar bir hayvan hükmüne geçer. Eğer iman-ı âhiret onunimdadına gelse, çabuk aklını başına alır. “Gerçi hükümet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben onlardan saklanabilirim. Fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelâlin melâikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zayıf olacağım” diye, birden, zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar. Bu mânânın dahi Risale-i Nur’da burhanlarıyla izahınaiktifaen kısa kesiyoruz.
Hem nev-i beşerin ehemmiyetli bir kısmı, hastalar ve mazlumlar ve bizim gibi musibet zedeler ve fakirler ve ağır ceza alan mahpuslar, eğer iman-ı âhiret onların
[TABLE]
[TR]
[TD]Padişah-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Padişah, Allah[/TD]
[TD]cüretkâr: cesur, atılgan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dağdağa-i kalbî: kalp sıkıntısı, huzursuzluğu[/TD]
[TD]ebedî: sonsuz, sonu olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[TD]ehl-i namus: namusuna düşkün olanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenalık: kötülük[/TD]
[TD]galeyan: coşup taşma, azgınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hafiye: gizli çalışan polis, ajan[/TD]
[TD]hane: ev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
[TD]haysiyet: şeref, onur, itibar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevesat: heves ve arzular[/TD]
[TD]hissiyat: duygular, hisler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktifaen: yetinerek[/TD]
[TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imdad: yardım[/TD]
[TD]inşirah: ferahlama, rahatlık, huzur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]mahpus: hapsedilmiş, mahkum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahvetmek: yok etmek[/TD]
[TD]mağlûp: yenilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]mes’ut: mutlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meyus: ümitsiz[/TD]
[TD]meyusâne: ümitsizce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
[TD]muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibetzede: felâkete uğrayan[/TD]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insan türü[/TD]
[TD]nev-i insan: insanlar, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın rahmeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rub’: dörtte bir[/TD]
[TD]saadet: mutluluk, huzur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahattur etmek: hatırlamak[/TD]
[TD]tecavüz etmek: saldırmak, sataşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil etmek: yapmak, meydana getirmek[/TD]
[TD]vaveylâ-i ruhî: ruhun feryadı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazifedar: görevli[/TD]
[TD]zayi: ziyan, kayıp[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[TD]ırz: şan ve şeref, nâmus[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 10:30 #807219Anonim
imdadına yetişmezse, her vakit hastalığın ihtarıyla gözü önüne gelen ölüm ve intikamını alamadığı ve namusunu elinden kurtaramadığı zâlimin mağrurâne ihaneti ve büyük musibetlerde boşu boşuna malını, evlâdını kaybetmekle gelen elîmmeyusiyeti ve bir-iki dakika veya bir iki saat keyif yüzünden beş on sene böyle bir hapis azabını çekmekten gelen kederli sıkıntı, elbette o biçarelere dünyayı zindan ve hayatı bir işkenceli azaba çevirir. Eğer âhirete iman imdatlarına yetişse, birden onlar nefes alırlar; sıkıntıları, meyusiyetleri ve endişeleri ve intikam hiddetleri, derece-i imanına göre kısmen ve bazan tamamen zâil olur.
Hattâ diyebilirim ki, benim ve bir kısım kardeşlerimin bu sebepsiz hapsimizde vedehşetli musibetimizde, eğer iman-ı âhiret yardım etmeseydi, bir gün dayanmak, ölüm kadar tesir edip bizi hayattan istifa etmeye sevk edecekti. Fakat hadsiz şükür olsun, benim canım kadar sevdiğim pek çok kardeşlerimin bu musibetten gelenelemlerini de çektiğim ve gözüm kadar sevdiğim binler Risale-i Nur risaleleri ve benim yaldızlı ve süslü ve çok kıymettar kitaplarımın ziyaları ve ağlamalarından teessüflerini çektiğim ve eskiden beri az bir ihaneti ve tahakkümü kaldıramadığım halde; sizikasemle temin ederim ki, iman-ı bil’âhiret nuru ve kuvveti bana öyle bir sabır vetahammül ve tesellî ve metanet, belki mücahidâne, kârlı bir imtihan dersinde daha büyük mükâfatı kazanmak için bir şevk verdi ki, ben bu risalenin başında dediğim gibi, kendimi medrese-i Yusufiye ünvanına lâyık bir güzel ve hayırlı medresede biliyorum. Arasıra gelen hastalıklar ve ihtiyarlıktan neş’et eden titizlikler olmasaydı, mükemmel ve rahat-ı kalb ile derslerime daha ziyade çalışacaktım. Her ne ise, bu makam münasebetiyle saded harici girdi; kusura bakılmasın.
Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir. Eğer iman-ı âhiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı, herbiri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elîm endişeler ve azaplar çeker. O cenneti, cehenneme döner veyahut muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur. Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor. Başını kuma sokar, tâ görünmesin. Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zevâl ve firak onu görmesin. Divanece,muvakkat iptal-i his nev’inden bir çare bulur. Çünkü, meselâ
[TABLE]
[TR]
[TD]alâkadarlık: ilgili olma[/TD]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]derece-i iman: iman derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]divanece: akılsızca, delice[/TD]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elem: acı, keder[/TD]
[TD]elîm: acıklı, üzücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firak: ayrılık[/TD]
[TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hane: ev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükmetmek: hâkim olmak, egemen olmak[/TD]
[TD]ihtar: hatırlatma, uyarıp ikaz etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı bil’âhiret: “âhiret gününe iman”[/TD]
[TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imdad: yardım[/TD]
[TD]iptal-i his: hisleri uyuşturma, duyguları vazifelerini yapamaz hâle getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kasem: yemin[/TD]
[TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mağrurâne: gururlu bir şekilde[/TD]
[TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishaneye verilen ad[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]metanet: sağlamlık, kararlılık[/TD]
[TD]meyusiyet: ümitsizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvakkat: geçici[/TD]
[TD]mücahidâne: cihad edercesine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[TD]nev’î: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et etmek: çıkmak, yetişmek[/TD]
[TD]rahat-ı kalb: kalp rahatlığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]saded: asıl mevzu, konu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
[TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahammül: dayanma, katlanma[/TD]
[TD]teessüf: eseflenme, üzülme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvim etmek: uyutmak, uyuşturmak[/TD]
[TD]zevâl: geçip gitme, yok olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâil olmak: geçip gitmek, yok olmak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 11:07 #807220Anonim
valide, ruhunu feda ettiği evlâdını daima tehlikelere mâruz gördükçe titrer. Ve pederini ve kardeşini eksik olmayan belâlardan kurtaramayan evlâtlar, daim bir keder, bir korkaklık hisseder. Buna kıyasen, bu dağdağalı, kararsız hayat-ı dünyeviyede, o mes’ut zannedilen aile hayatı çok cihetlerle saadetini kaybeder. Ve kısacık bir hayattaki münasebet ve karâbet dahi, hakiki sadakati ve samimî ihlâsı vegarazsız bir hizmeti ve muhabbeti vermez. Ahlâk o nisbette küçülür, belki sukut eder.
Eğer âhirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak. Ortalarındaki münasebetve şefkat ve karâbet ve muhabbet, kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette, saadet-i ebediyede dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle samimî hürmet eder, sever, şefkat eder, sadakat eder, kusurlarına bakmaz gibi ahlâk yükseklenir.Hakikî insaniyet saadeti o hanede başlar inkişafa.
Bu mânâ dahi hüccetlerle Risale-i Nur’da beyanına binaen kısa kesildi.
Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aileefradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet,hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık,hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş veinsaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriyezehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar.
Buna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir millî ailenin hanesidir. Eğer iman-ı âhiret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimî hürmet ve ciddî merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret veriyâsız ihsan ve fazilet ve enâniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar.
Çocuklara der: “Cennet var, haylazlığı bırak.” Kur’ân dersiyle temkin verir.
[TABLE]
[TR]
[TD]anarşistlik: kural tanımama, her türlü düzen ve otoriteye karşı çıkma[/TD]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: -dayanarak[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dağdağalı: karışık, sıkıntılı, gürültülü[/TD]
[TD]dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[TD]enaniyetsiz: kendinini beğenmeme, gurursuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fazilet: değer ve üstünlük[/TD]
[TD]garaz: kötü kasıt, art niyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakiki: gerçek[/TD]
[TD]hamiyet: din gibi mukaddes değerleri ve aile ve vatanı koruma duygusu ve gayreti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hane: ev[/TD]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı şehriye: şehir hayatı[/TD]
[TD]hodgâmlık: bencillik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
[TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
[TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkişaf: açığa çıkma, ortaya çıkma[/TD]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]karâbet: yakınlık[/TD]
[TD]kavî: güçlü, kuvvetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat: fayda, çıkar[/TD]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muavenet: yardım[/TD]
[TD]muaşeret: birlikte yaşayıp iyi geçinme, görgü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[TD]mâruz: birşeyle karşı karşıya kalma, tesir ve etkisinde kalma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: ilgi, bağlantı[/TD]
[TD]nisbet: kıyas, ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riya: gösteriş[/TD]
[TD]rızâ-yı İlâhî: Allah’ın rızası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadâkat: bağlılık, doğruluk[/TD]
[TD]samimiyet: içtenlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sevab-ı uhrevî: âhiret sevabı[/TD]
[TD]sukut etmek: düşmek, alçalmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasannu: yapmacık hareket, zorla birşeyi daha iyi göstermeye çalışma[/TD]
[TD]temkin: ağırbaşlılık, ölçülü heraket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahşet: ürküntü, korku[/TD]
[TD]valide: anne[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhirî: görünürde[/TD]
[TD]âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâyiş: huzur, emniyet[/TD]
[TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 11:09 #807221Anonim
Gençlere der: “Cehennem var, sarhoşluğu bırak.” Aklı başlarına getirir.
Zâlime der: “Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin.” Adalete başını eğdirir.
İhtiyarlara der: “Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî biruhrevî saadet ve taze, bâki bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmaya çalış.” Ağlamasını gülmeye çevirir.
Bunlara kıyasen, cüz’î ve küllî herbir taifede hüsn-ü tesirini gösterir, ışıklandırır.Nev-i beşerin hayat-ı içtimaiyesiyle alâkadar olan içtimaiyyun ve ahlâkıyyûnların kulakları çınlasın! İşte, iman-ı âhiretin binler faidelerinden, işaret ettiğimiz beş altı nümunelerine sairleri kıyas edilse, kat’î anlaşılır ki, iki cihanın ve iki hayatın medar-ısaadeti yalnız imandır.
Risale-i Nur’da, Yirmi Sekizinci Sözde ve başka risalelerinde, haşrin cismaniyeticihetinde gelen zayıf şüphelere kuvvetli cevaplarına iktifaen burada yalnız bir kısa işaretle deriz ki:
Esmâ-i İlâhiyenin en cemiyetli âyinesi cismâniyettedir. Ve hilkat-i kâinattakimakàsıd-ı İlâhiyenin en zengini ve faal merkezi cismaniyettedir. Ve ihsanat-ı Rabbâniyenin en çok çeşitleri ve rengârenkleri cismaniyettedir. Ve beşerin ihtiyacat dilleriyle Hâlıkına karşı dualarının ve teşekküratının en kesretli tohumları yinecismaniyettedir. Mâneviyat ve ruhâniyat âlemlerinin en mütenevvi çekirdekleri yinecismaniyettedir.
Bunlara kıyasen, yüzer küllî hakikatler cismaniyette temerküz ettiğinden, Hâlık-ı Hakîm, zemin yüzünde cismaniyeti çoğaltmak ve mezkûr hakikatlere mazhar eylemekiçin, öyle sür’atli ve dehşetli bir faaliyetle kàfile kàfile arkasına mevcudata vücut giydirir, o meşhere gönderir. Sonra onları terhis eder, başkalarını gönderir.Mütemadiyen kâinat fabrikasını işlettirir. Cismanî mahsulâtı dokuyup, zemini âhirete ve Cennete bir fidanlık bahçesi hükmüne getirir. Hattâ insanın
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Hâlık-ı Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahlâkiyyun: ahlâk bilimciler[/TD]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan[/TD]
[TD]bâki: devamlı, kalıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemiyetli: kapsamlı, geniş[/TD]
[TD]cihan: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]cismaniyet: bedenle, maddî vücutla ilgili oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cismanî: maddi vücuda sahip[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]faal: çalışkan, hareketli[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
[TD]haşrin cismaniyeti: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanmasının hem beden, hem de ruh itibariyle olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat-i kâinat: kâinatın, evrenin yaratılışı[/TD]
[TD]hüsn-ü tesir: iyi, güzel tesir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsânât-ı Rabbâniye: Allah’ın lütuf ve bağışları[/TD]
[TD]iktifaen: yetinerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
[TD]içtimaiyyun: sosyologlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[TD]kesretli: çok sayıda[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kàfile: grup, topluluk[/TD]
[TD]küllî: büyük, geniş, kapsamlı, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahsulat: ürünler[/TD]
[TD]makàsıd-ı İlâhiye: Allah’ın gözettiği yüce maksatlar, gayeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar eylemek: eriştirmek, ayna yapmak[/TD]
[TD]medar-ı saadet: mutluluk, huzur kaynağı, vesilesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşher: sergi[/TD]
[TD]mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
[TD]ruhâniyat âlemleri: ruhanî olanların âlemleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[TD]temerküz etmek: odaklaşmak, toplanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terhis etmek: göreve son vermek[/TD]
[TD]teşekkürat: teşekkürler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
[TD]vücut giydirmek: var etmek, bir bedene sokmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 11:11 #807222Anonim
cismânî midesini memnun etmek için o midenin hâl diliyle bekàsına dair duasınıkemâl-i ehemmiyetle dinleyip kabul ederek fiilen cevap vermek için, hadsiz ve hesapsız ve yüz binler tarzlarda ve binler çeşit çeşit lezzetlerde gayet san’atlı taamları ve gayet kıymetli nimetleri cismaniyete ihzar etmek, bedahetle ve şeksiz gösterir ki,dâr-ı âhirette Cennetin en çok ve en mütenevvi lezzetleri cismanîdir. Ve saadet-iebediyenin en ehemmiyetli ve herkesin istediği ve ünsiyet ettiği nimetleri cismanîdir.
Acaba hiçbir cihet-i ihtimali ve imkânı var mı ki, bu âdi midenin hal diliyle bekàduasını kabul edip nihayetsiz mu’cizatlı maddî taamlarla onu minnettar ederek, her vakit tesadüfsüz, kastî olarak fiilen cevap veren bir Kadîr-i Rahîm, bir Alîm-i Kerîm, kâinatın en ehemmiyetli neticesi ve arzın halifesi ve o Hâlıkın güzidesi veperestişkârı olan nev-i insanın insaniyet mide-i kübrâsı ile küllî ve yüksek ve daimaarzu ettiği ve ünsiyet ettiği ve fıtraten istediği cismanî lezzetleri, dâr-ı bekàda verilmesine dair hadsiz umumî duaları kabul olmasın ve haşr-i cismânî ile fiilen cevap verilmesin, onu ebedî minnettar etmesin? Adeta sineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin! Ve âdi bir neferin kemâl-i ehemmiyetle techizatına baksın; orduya hiç bakmasın, ehemmiyet vermesin! Bu yüz derece muhal ve bâtıldır.
Evet,
1 وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ اْلأَنْفُسُ وَتَلَذُّ اْلاَعْيُنُ âyetinin sarahat-i kat’iyesiyle, insan, en ziyade ünsiyet ettiği ve dünyada nümunesini tatmış olduğu cismanî lezzetleri Cennete lâyık bir tarzda görecek, tadacak. Ve lisan, göz ve kulak gibi âzâların ettikleri hâlis şükürler ve hususî ibadetlerin mükâfatları, o uzuvlara mahsus cismânîlezzetler ile verilecektir. Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, o derece[NOT]Dipnot-1 “Orada canların çekeceği, gözlerin zevk alacağı herşey vardır.” Zuhruf Sûresi, 43:71.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Alîm-i Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Rahîm: gücü herşeye yeten, rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]bedâhet: apaçıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bekà: kalıcılık, devamlılık[/TD]
[TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet-i ihtimal: ihtimal yönü[/TD]
[TD]cismaniyet: bedenle, maddî vücutla ilgili olarak; maddî vücudu olan varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cismanî: bedenle ilgili, bedensel[/TD]
[TD]dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan yer, âhiret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: önem[/TD]
[TD]fıtraten: yaratılış gereği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]güzide: seçilmiş, seçkin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]halife: yeryüzünde Allah namına hareket eden insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr-i cismanî: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanmasının hem beden, hem de ruh itibariyle olması[/TD]
[TD]hususî: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâlis: içten, katıksız, samimi[/TD]
[TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[TD]kastî: bilerek ve isteyerek yapma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i ehemmiyet: tam ve mükemmel bir önem[/TD]
[TD]küllî: büyük, geniş, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]mide-i kübrâ: büyük mide[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]minnettar etmek: nimetlendirmek, borçlu kılmak[/TD]
[TD]muhal: imkansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizât: mu’cizeler; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütenevvi: çeşit çeşit[/TD]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i insan: insanlar, insanlık[/TD]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nümune: örnek, misal[/TD]
[TD]perestişkâr: tapan, ibadet eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[TD]sarahat-i kat’iye: kesin açık mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
[TD]techizat: donanım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[TD]uzuv: organ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]âdi: basit, normal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzâ: azalar, organlar[/TD]
[TD]ünsiyet etmek: alışmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeksiz: kuşkusuz, şüphesiz[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 11:51 #807225Anonim
cismanî lezzetleri sarih bir surette beyan eder ki, başka te’villerle mânâ-yı zâhirîyi kabul etmemek imkân haricindedir.
İşte, iman-ı âhiretin meyveleri ve neticeleri gösteriyorlar ki, nasıl ki âzâ-yı insanîden midenin hakikati ve ihtiyacatı, taamların vücuduna kat’î delâlet eder; öyle de, insanın hakikati ve kemâlâtı ve fıtrî ihtiyacatı ve ebedî arzuları ve iman-ı âhiretinmezkûr netice ve faidelerini isteyen hakikatleri ve istidatları daha kat’î olarak âhirete ve Cennete ve cismanî bâki lezzetlere delâlet ve tahakkuklarına şehadet ettiği gibi, bukâinatın hakikat-i kemâlâtı ve mânidar tekvînî âyâtı ve insaniyetin mezkûrhakikatlerle alâkadar bütün hakikatleri, dâr-ı âhiretin vücuduna ve tahakkukuna vehaşrin gelmesine ve Cennet ve Cehennemin açılmasına delâlet ve şehadetettiklerini, Risale-i Nur eczaları ve bilhassa Onuncu ve Yirmi Sekizinci (iki makamı), Yirmi Dokuzuncu Sözler ve Dokuzuncu Şuâ ve Münacât risaleleri hüccetlerle, parlak ve şüphe bırakmaz bir tarzda ispat etmişler. Onlara havale ederek bu uzun kıssayı kısa kesiyoruz.
Cehenneme dair beyanat-ı Kur’âniye o kadar vâzıh ve zâhirdir ki, başka izahata ihtiyaç bırakmamış. Yalnız bir iki zayıf şüpheyi izale edecek iki üç nükteyi, tafsiliniRisale-i Nur’a havale edip gayet kısa bir hülâsasını beyan edeceğiz.
Birinci Nükte
Cehennem fikri, geçmiş iman meyvelerinin lezzetlerini korkusuyla kaçırmıyor. Çünkü, hadsiz rahmet-i Rabbâniye, o korkan adama der: “Bana gel, tevbe kapısıyla gir. Tâ Cehennemin vücudu, değil korkutmak, belki sana Cennetin lezzetlerini tam bildirsin ve senin ve hukuklarına tecavüz edilen hadsiz mahlûkatın intikamlarını alsın, sizi keyiflendirsin.”
Eğer sen dalâlette boğulup çıkamıyorsan, yine Cehennemin vücudu bin dereceidam-ı ebedîden hayırlıdır ve kâfirlere de bir nevi merhamettir. Çünkü insan,
[TABLE]
[TR]
[TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyanat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın açıklamaları[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: devamlı, kalıcı[/TD]
[TD]cismanî: bedenle ilgili, bedensel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecza: kısımlar, parçalar[/TD]
[TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hakikat: gerçek yapı, mahiyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i kemâlât: mükemmelliklerin esası, gerçeği[/TD]
[TD]havale etmek: göndermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]hüccet: delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyacat: ihtiyaçlar[/TD]
[TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izahat: açıklamalar[/TD]
[TD]izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]kıssa: ibretli hikâye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlukât: yaratıklar[/TD]
[TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânidar: anlamlı[/TD]
[TD]mânâ-i zâhirî: görünürdeki mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâcât: Allah’a yalvarış, dua[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
[TD]rahmet-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın sonsuz merhamet ve rahmeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: mektup; Risale-i Nur Külliyatı’ndan her bir bölüm[/TD]
[TD]sarih: açık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsil: ayrıntı[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekvînî âyât: kâinattaki âyetler, deliller[/TD]
[TD]te’vil: yorum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[TD]zâhir: açık, görünen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzâ-yı insanî: insanın azaları, organları[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 11:52 #807226Anonim
hattâ yavrulu hayvanat dahi, akrabasının ve evlâdının ve ahbabının lezzetleriyle vesaadetleriyle lezzetlenir, bir cihette mes’ut olur. Şu halde, sen ey mülhid, dalâletinitibariyle ya idam-ı ebedî ile ademe düşeceksin veya Cehenneme gireceksin. Şerr-i mahz olan adem ise, senin bütün sevdiklerin ve saadetleriyle memnun ve bir derecemes’ut olduğun umum akraba ve asıl ve neslin, seninle beraber idam olmasından, binler derece Cehennemden ziyade senin ruhunu ve kalbini ve mahiyet-i insaniyeni yandırır. Çünkü Cehennem olmazsa Cennet de olmaz. Herşey senin küfrünle ademe düşer. Eğer sen Cehenneme girsen, vücut dairesinde kalsan, senin sevdiklerin ve akrabaların ya Cennette mes’ut veya vücut dairelerinde bir cihette merhametleremazhar olurlar. Demek, herhalde Cehennemin vücûduna taraftar olmak sana lâzımdır. Cehennem aleyhinde bulunmak ademe taraftar olmaktır ki, hadsizdostlarının saadetlerinin hiç olmasına taraftarlıktır.
Evet, Cehennem ise, hayr-ı mahz olan daire-i vücudun Hâkim-i Zülcelâlininhakîmâne ve âdilâne bir hapishane vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcutülkesidir. Hapishane vazifesini de görmekle beraber, başka pek çok vazifeleri var. Ve pek çok hikmetleri ve âlem-i bekàya ait hizmetleri var. Ve zebâni gibi pek çokzîhayatın celâldarâne meskenleridir.
İkinci Nükte
Cehennemin vücudu ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakiki adalete ve israfsız,mizanlı hikmete zıddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onun vücudunu isterler. Çünkü, nasıl bin mâsumların hukukunu çiğneyen bir zâlimi cezalandırmak ve yüz mazlum hayvanları parçalayan bir canavarı öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zâlimi affetmek ve canavarı serbest bırakmak, birtek yolsuz merhamete mukàbil, yüzer biçarelere yüzer merhametsizliktir.
Aynen öyle de, Cehennem hapsine girenlerden olan kâfir-i mutlak, küfrüyle hemesmâ-i İlâhiyenin hukukuna inkâr ile tecavüz, hem o esmâya şehadet eden
[TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah[/TD]
[TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahbab: dostlar, sevilenler[/TD]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celâl: büyüklük, azamet ve haşmet[/TD]
[TD]celâldarâne: haşmetlice, heybetli ve görkemli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]daire-i vücut: varlık dairesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hakiki: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde[/TD]
[TD]hayr-ı mahz: mutlak hayır, hayrın tâ kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
[TD]itibariyle: özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâfir-i mutlak: hiçbir dinî değere inanmayan inkârcı[/TD]
[TD]mahiyet-i insaniye: insanın niteliği, iç yüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
[TD]mazlum: zulme uğramış, suçsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesken: ev, mekân[/TD]
[TD]mes’ut: mutlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut: var[/TD]
[TD]mizanlı: ölçülü, dengeli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[TD]mülhid: dinsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zebâni: cehennemlikleri Cehenneme atmakla vazifeli melekler[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]zıddiyet: zıtlık, karşıtlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âdilâne: adaletli bir şekilde[/TD]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[TD]şerr-i mahz: mutlak kötülük, kötülüğün ta kendisi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 11:54 #807227Anonim
mevcudatın şehadetlerini tekzip ile hukuklarına tecavüz ve mahlûkatın o esmâya karşı tesbihkârâne yüksek vazifelerini inkâr etmekle hukuklarına tecavüz ve kâinatıngaye-i hilkati ve bir sebeb-i vücudu ve bekàsı olan tezâhür-ü rububiyet‑i İlâhiyeye karşı ubûdiyetlerle mukabelelerini ve âyinedarlıklarını tekzip ile hukukuna bir nevitecavüz ettiği haysiyetiyle öyle azîm bir cinayet, bir zulümdür ki, affa kàbiliyeti kalmaz,
1 إِنَّ اللهَ لاَيَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ .. âyetinin tehdidine müstehak olur. Onu Cehenneme atmamak, bir yersiz merhamete mukàbil, hukuklarına taarruz edilenhadsiz dâvâcılara hadsiz merhametsizlikler olur. İşte o dâvâcılar Cehenneminvücudunu istedikleri gibi, izzet-i celâl ve azamet-i kemâl dahi kat’î isterler.Evet, nasıl bir serseri âsi ve raiyete tecavüz eden bir adam, oranın izzetli hâkimine dese, “Beni hapse atamazsın ve yapamazsın” diye izzetine dokunsa, elbette o şehirde hapis olmasa da o edepsiz için bir hapis yapacak, onu içine atacak. Aynen öyle de, kâfir-i mutlak, küfrüyle izzet-i celâline şiddetle dokunuyor. Ve azamet-i kudretine inkâr ile dokunduruyor. Ve kemâl-i rububiyetine tecavüzüyle ilişiyor. Elbette Cehennemin pek çok vazifeler için pek çok esbab-ı mucibesi ve vücudununhikmetleri olmasa da, öyle kâfirler için bir Cehennemi halk etmek ve onları içine atmak, o izzet ve celâlin şe’nidir.
Hem mahiyet-i küfür dahi Cehennemi bildirir. Evet, nasıl ki imanın mahiyeti eğertecessüm etse, lezzetleriyle bir cennet-i hususiye şekline girebilir ve Cennetten bu noktadan gizli haber verir. Aynen öyle de, Risale-i Nur’da delilleriyle ispat ve baştaki meselelerde dahi işaret edilmiş ki, küfrün ve bilhassa küfr-ü mutlakın ve nifakın veirtidadın öyle karanlıklı ve dehşetli elemleri ve mânevî azapları var, eğer tecessümetse, o mürted adama bir hususî cehennem olur ve
[NOT]Dipnot-1 “Muhakkak ki Allah, Kendisine ortak koşulmasını affetmez.” Nisâ Sûresi, 4:48.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]azamet-i kemâl: kusursuzluk ve mükemmelliğin büyüklüğü[/TD]
[TD]azamet-i kudret: güç ve iktidarın büyüklüğü, yüceliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azîm: büyük[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celâl: büyüklük, haşmet[/TD]
[TD]cennet-i hususiye: özel cennet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]elem: acı, keder[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab-ı mucibe: gerektirici sebepler[/TD]
[TD]esmâ: isimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaye-i hilkat: yaratılış gayesi[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
[TD]haysiyetiyle: itibariyle, özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[TD]hususî: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkim: idâreci, yönetici[/TD]
[TD]irtidad: dinden dönme, İslâm dinini terk ederek başka bir dini seçme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet: itibar, mağlubiyeti kabul etmeyen bir yücelik[/TD]
[TD]izzet-i celâl: haşmet, azamet ve yüceliğin izzeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i rububiyet: Allah’ın varlıkları terbiye ve idare edişindeki mükemmellik[/TD]
[TD]kàbiliyet: kabul edilebilirlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâfir-i mutlak: hiçbir dinî değere inanmayan inkârcı[/TD]
[TD]küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr; hiçbir dinî değere inanmamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet: esas nitelik, özellik[/TD]
[TD]mahiyet-i küfür: küfrün iç yüzü, esası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabele: karşılık[/TD]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürted: dinden çıkan[/TD]
[TD]müstehak: lâyık, hak etmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: tür[/TD]
[TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]raiyet: halk, tabi olanlar[/TD]
[TD]sebeb-i vücud ve bekà: varlık ve varlığın kalıcılık sebebi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taarruz etmek: saldırmak[/TD]
[TD]tecessüm etmek: cisimleşmek, maddi yapı kazanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekzip: yalanlama[/TD]
[TD]tesbihkârâne: tesbih ederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezâhür-ü rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının açıkça görülmesi[/TD]
[TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[TD]âsi: isyan eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyinedarlık: aynalık, yansıtma[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: bir şeyin gereği[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 11:57 #807229Anonim
büyük Cehennemden bu cihette gizli haber verir. Ve bu fidanlık dünyamezraasındaki hakikatçikler âhirette sümbüller vermesi noktasında bu zehirli çekirdek, o zakkum ağacına işaret eder, “Ben onun bir mâyesiyim,” der. “Ve beni kalbinde taşıyan bedbaht için o zakkum ağacının bir hususi nümunesi, benim meyvem olur.”
Madem küfür hadsiz hukuka bir tecavüzdür; elbette hadsiz bir cinayettir. Öyle isehadsiz bir azaba müstehak eder. Madem bir dakika katl, on beş sene cezada (sekiz milyona yakın dakikada) hapis azabını çekmesini adalet-i beşeriye kabul edipmaslahata ve hukuk-u âmmeye muvafık görür. Elbette bir küfür bin katl kadar olmasıcihetiyle, bir dakika küfr-ü mutlak, sekiz milyara yakın dakikalarda azap çekmesi, okanun-u adalete muvafık geliyor. Bir sene ömrünü o küfürde geçiren, iki (2) trilyon sekiz yüz seksen (880) milyara yakın dakikada azaba müstehak ve
1 خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا sırrına mazhar olur.Her ne ise… Kur’ân-ı Hakîmin Cennet ve Cehennem hakkındaki mu’cizâne izahatı ve Kur’ân’ın tefsiri ve ondan gelen Risale-i Nur’un Cennet ve Cehenneminvücutlarına dair hüccetleri, daha başka beyana ihtiyaç bırakmamışlar.
وَيَتَفَكَّرُونَ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
2رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا اِنَّهَا سَاۤءَتْ مُسْتَقَرّاً وَمُقَامًا
3
gibi pek çok âyetlerin ve başta Resul-i Ekrem (a.s.m.) ve umum peygamberler ve ehl-ihakikatın, her vakit dualarında en ziyade,[NOT]Dipnot-1
“Onlar orada ebedî olarak kalıcıdırlar.” Nisâ Sûresi, 4:169.Dipnot-2
“Göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler. ‘Bu kâinatı boş yere yaratmadın, ey Rabbimiz,’ derler. ‘Seni bütün noksanlardan tenzih ederiz. Sen bizi Cehennem ateşinin azâbından koru.” Âl-i İmran Sûresi, 3:191.Dipnot-3
“Cehennem azâbını bizden uzaklaştır. Onun azâbı dâimî bir helâktır. Gerçekten de orası ne kötü bir durak, ne kötü bir konaktır!” Furkan Sûresi, 25:64-65.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakim: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adalet-i beşeriye: insanlığın adaleti[/TD]
[TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hakikat: hak ve doğruluk üzere olan kimseler[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hukuk-u âmme: kamusal haklar, umumun hukuku[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususi: özel[/TD]
[TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izahat: açıklamalar[/TD]
[TD]kanun-u adalet: adalet kanunu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]katl: öldürme[/TD]
[TD]küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr; hiçbir dinî değere inanmamak, dinsizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
[TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezra: tarla[/TD]
[TD]muvafık: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizâne: mu’cizeli bir şekilde[/TD]
[TD]mâye: maya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstehak: hak etmiş, lâyık[/TD]
[TD]nümune: örnek, misal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: varlık[/TD]
[TD]zakkum: Cehennemde bir ağacın ismi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 11:59 #807230Anonim
اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ.. نَجِّنَا مِنَ النَّارِ.. خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ ve vahiy ve şuhuda binaen onlarcakat’iyet kesb eden “Cehennemden bizi hıfz eyle” demeleri gösteriyor ki, nev-i beşerin en büyük meselesi Cehennemden kurtulmaktır. Ve kâinatın pek çokehemmiyetli ve muazzam ve dehşetli bir hakikati Cehennemdir ki, bir kısım o ehl-işuhud ve keşif ve tahkik onu müşahede eder. Ve bir kısmı tereşşuhatını ve gölgelerini görür, dehşetinden feryat ederler, “Bizi ondan kurtar” derler.
Evet, bu kâinatta hayır-şer, lezzet-elem, ziya-zulmet, hararet-bürudet, güzellik-çirkinlik, hidayet-dalâlet birbirine karşı gelmesi ve içine girmesi, pek büyük bir hikmetiçindir. Çünkü şer olmazsa hayır bilinmez. Elem olmazsa lezzet anlaşılmaz. Zulmetsizziya, ehemmiyeti olmaz. Soğukla, hararetin dereceleri tahakkuk eder. Çirkinlikle,hüsnün tek bir hakikati, bin hakikat ve binler çeşit hüsün mertebeleri vücut bulur. Cehennemsiz, Cennetin pek çok lezzetleri gizli kalır. Bunlara kıyasen, herşey, bircihette zıddıyla bilinebilir. Ve birtek hakikatı, sümbül verip çok hakikatler olur.
Madem bu karışık mevcudat dâr-ı fâniden dâr-ı bekàya akıp gidiyor. Elbette, nasıl ki hayır, lezzet, ışık, güzellik, iman gibi şeyler Cennete akar; öyle de, şer, elem, karanlık, çirkinlik, küfür gibi zararlı maddeler Cehenneme yağar. Ve bu mütemadiyençalkanan kâinatın selleri o iki havza girer, durur.
Kerametli Yirmi Dokuzuncu Sözün âhirindeki remizli nüktelerine havale ederek kısa kesiyoruz.
Ey bu medrese-i Yusufiyede benim ders arkadaşlarım!
Bu dehşetli haps-i ebedîden kurtulmanın kolayı, çaresi, bu dünyevî hapsimizdenistifade ederek, elimiz mecburiyetle yetişmeyen çok günahlardan kurtulduğumuzla beraber, eski günahlardan tevbe edip farzlarımızı edâ ederek herbir saat bu hapisteki ömrümüzü bir gün ibadet hükmüne getirmekle o ebedî hapisten
[TABLE]
[TR]
[TD]binaen: -dayanarak[/TD]
[TD]bürudet: soğukluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dar-ı fâni: gelip geçici yer, dünya[/TD]
[TD]dehşet: korku, ürküntü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret yurdu[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edâ etmek: yerine getirmek[/TD]
[TD]ehemmiyet: önem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i şuhud ve keşf ve tahkik: maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip, hakikatleri delilleriyle bilen veli zâtlar[/TD]
[TD]feryat etmek: bağırıp çağırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]haps-i ebedî: sonsuz bir hapis, Cehennem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
[TD]havale etmek: göndermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayır: iyilik[/TD]
[TD]hidayet: doğru ve hak yolu gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[TD]hüsn: güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hıfz eylemek: korumak[/TD]
[TD]istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak sevgili kullarında görünen olağanüstü hâl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesb etmek: kazanmak[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lezzet-elem: tatlı-acı[/TD]
[TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
[TD]remizli: işaretli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk etmek: gerçekleşmek[/TD]
[TD]tereşşuhat: sızıntılar, izler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahiy: Cenâb-ı Hak tarafından Cebrail (a.s.) vasıtası ile peygamberlere gelen bilgi[/TD]
[TD]vücut bulmak: var olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık, aydınlık[/TD]
[TD]zulmet: karanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son[/TD]
[TD]şer: kötülük, fenalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuhud: kalp gözüyle görme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 12:01 #807231Anonim
necatımız ve o nuranî cennete girmemiz için en iyi bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırırsak, dünyamız ağladığı gibi âhiretimiz dahi ağlayacak
1 خَسِرَ الدُّنْيَا وَاْلاٰخِرَةَ tokadını yiyeceğiz.Bu makam yazıldığı zaman Kurban Bayramı geldi.
Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber’lerle nev-i beşerin beşten birisine, üç yüz milyon insanlara birden Allahu ekber dedirmesi; koca küre-i arz, büyüklüğünisbetinde o Allahu ekber kelime-i kudsiyesini semâvâttaki seyyârât arkadaşlarına işittiriyor gibi, yirmi binden ziyade hacıların Arafat’ta ve iydde beraber birden Allahu ekberdemeleri, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bin üç yüz sene evvel âl vesahabeleriyle söylediği ve emrettiği Allahu ekber kelâmının bir nevi aks-i sadâsı olarak, rububiyet-i İlâhiyenin Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-Âlemîn azamet-i ünvanıyla küllîtecellisine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukabeledir diye tahayyül ve his ve kanaat ettim.
Sonra, acaba bu kelâm-ı kudsînin bizim meselemizle dahi münasebeti var mı diyetahattur ettim. Birden hatıra geldi ki:
Başta bu kelâm olarak sâir bâkiyat-ı salihat ünvanını taşıyan Lâ ilâhe illâllah, ve’l-hamdü lillâh ve Sübhanallah gibi şêairden çok kelâmlar cüz’î ve küllî, meselemiziihtar ve tahakkukuna işaret ederler.
Meselâ; Allahu ekber‘in bir vech-i mânâsı Cenâb-ı Hakkın kudreti ve ilmi herşeyinfevkinde büyüktür; hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Ve korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür. Demekhaşri getirmekten ve bizi ademden kurtarmaktan ve saadet-i ebediyeyi vermekten daha büyüktür. Her acip ve tavr-ı aklın haricindeki herşeyden
[NOT]Dipnot-1 “O, dünyayı da, âhireti de kaybetmiştir.” Hac Sûresi, 22:11.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Allahu ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
[TD]Arafat: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Lâ ilâhe illâllah: “Allah’tan başka ilâh yoktur”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabbü’l-Arz: dünyanın Rabbi olan Allah[/TD]
[TD]Rabbü’l-Âlemîn: âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aks-i sadâ: yankı[/TD]
[TD]azamet-i ünvan: ünvanın büyüklüğü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâkiyât-ı sâlihat: ebedî âlemde sevap olarak bâki kalan kutsal sözler, dine uygun iyi ve yararlı işler[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i ilim: ilim dairesi[/TD]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]ihtar: hatırlatma, uyarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iyd: bayram[/TD]
[TD]kelime-i kudsiye: kutsal söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
[TD]kelâm-ı kudsî: kutsal kelâm, söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı, geniş tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]necat: kurtuluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbetinde: ölçüsünde[/TD]
[TD]nuranî: nurlu, aydınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahâbe: Hz. Peygamber’i (a.s.m.) dünya gözüyle gören ve onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
[TD]semâvât: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyarat: gezegenler, gök cisimleri[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahattur etmek: hatırlamak[/TD]
[TD]tahayyül: hayal etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf-u kudret: Allah’ın sonsuz kudretinin işleyişi[/TD]
[TD]tavr-ı akıl: akıl ölçüsü, çizgisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma, görünme[/TD]
[TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vech-i mânâ: mânâ ve anlamlarının bir yönü[/TD]
[TD]ve’lhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]âl: soy, aile[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeâir: işaretler, İslâm’a sembol olmuş iş ve ibadetler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]5 Eylül 2012: 12:03 #807232Anonim
daha büyüktür ki,
1 مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ إِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ âyetinin sarahat-i kat’iyesiyle, nev’i beşerin haşri ve neşri, birtek nefsin icadı kadar o kudrete kolay gelir. Bu mânâ itibarıyledir ki, darb-ı mesel hükmünde büyük musibetlere ve büyük maksatlara karşı, herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der, kendine tesellî ve kuvvet ve nokta-i istinat yapar.Evet, nasıl ki Dokuzuncu Sözde, bu kelime iki arkadaşıyla bütün ibâdâtın fihristesi olan namazın çekirdekleri ve hülâsaları ve içinde ve tesbihatında tekrar ile namazın mânâsını takviye için Sübhânallah, Elhamdü lillâh, Allahu ekber üç muazzamhakikatlere ve insanın kâinatta gördüğü medar-ı hayret, medar-ı şükran ve medar-ı azamet ve kibriyâ, acip ve güzel ve büyük, pek çok fevkalâde şeylerden aldığı hayret ve lezzet ve heybetten neş’et eden suallerine pek kuvvetli cevap verdiği gibi, On Altıncı Sözün âhirinde izah edilen şu: Nasıl bir nefer, bayramda bir müşir ile beraberhuzur-u padişaha girer; sair vakitte, zabitinin makamıyla onu tanır. Aynen öyle de, her adam hacda bir derece velîler gibi Cenâb-ı Hakkı Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-Âlemînünvanı ile tanımaya başlar. Ve o kibriyâ mertebeleri kalbine açıldıkça, ruhunu istilâeden mükerrer ve hararetli hayret suallerine yine Allahu ekber tekrarıyla umumuna cevap verdiği misillü, On Üçüncü Lemanın âhirinde izahı bulunan ki, şeytanların en ehemmiyetli desiselerini köküyle kesip cevab-ı kat’î veren yine Allahu ekber olduğu gibi, bizim âhiret hakkındaki suâlimize de kısa fakat kuvvetli cevap verdiği misillü,Elhamdû lillâh cümlesi dahi haşri ihtar edip ister. Bize der: “Mânâm âhiretsiz olmaz. Çünkü, ezelden ebede kadar her kimden ve her kime karşı bütün hamd ve şükür
[NOT]Dipnot-1 “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, sadece tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Allahu ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”[/TD]
[TD]Rabbû’l-Arz: dünyanın Rabbi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
[TD]Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]cevab-ı kat’i: şüphe bırakmayacak kesin cevap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]darb-ı mesel: meşhur söz, atasözü[/TD]
[TD]desise: hile, aldatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebed: sonu olmayan, sonsuzluk[/TD]
[TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
[TD]fihriste: içindekiler, içerik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamd: övgü ve minnet duyma[/TD]
[TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]huzur-u padişah: padişahın huzuru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
[TD]ibâdât: ibadetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, vücuda getirme[/TD]
[TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilâ etmek: kuşatmak[/TD]
[TD]itibarıyle: özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
[TD]kibriyâ: yücelik, büyüklük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam: konum, rütbe, derece[/TD]
[TD]medar-ı azamet ve kibriyâ: haşmet, yücelik ve büyüklük sebebi, kaynağı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı hayret: hayret sebebi[/TD]
[TD]medar-ı şükran: teşekkür sebebi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misillü: gibi[/TD]
[TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
[TD]mükerrer: tekrar tekrar, defalarca[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşir: mareşal[/TD]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs: can, hayat, kişinin kendisi[/TD]
[TD]nev’i beşer: insan türü, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et etmek: çıkmak, yetişmek[/TD]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]sarahat-i kat’iye: tam bir açıklıkla mânâ ifade etmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat: tesbihler; Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]veli: Allah dostu[/TD]
[TD]zabit: subay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şükür: teşekkür[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.