• Bu konu 22 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 24)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678457
    Anonim
      Sekizinci Hüccet-i İmâniye

      Münâcât

      Bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye, vücub-u vücuda ve vahdâniyete delâletettiği gibi, hem delâil-i kat’iye ile rububiyetin ihatasına ve kudretinin azametine delâlet eder. Hem hâkimiyetinin ihatasına ve rahmetinin şümulüne dahi delâlet ve ispat eder. Hem kâinatın bütün eczasına hikmetinin ihatasını ve ilminin şümulünü ispat eder.

      Elhasıl: Bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye’nin herbir mukaddimesinin sekiz neticesi var. Sekiz mukaddimelerin herbirinde, sekiz neticeyi delilleriyle ispat eder ki; bu cihette bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye’de yüksek meziyetler vardır. Said Nursî

      besmele.jpg

      إِنَّ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِى تَجْرِى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللهُ مِنْ السَّمَاۤءِ مِنْ مَاۤءٍ فَأَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَاۤبَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاۤءِ وَاْلاَرْضِ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ blank.gif1


      Yâ İlâhî ve yâ Rabbî,

      Ben imanın gözüyle ve Kur’ân’ın talimiyle ve nuruyla ve Resul-i EkremAleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle ve ism-i Hakîmin göstermesiyle görüyorum ki,semâvâtta hiçbir deveran ve hareket yoktur ki, böyle intizamıyla Seninmevcudiyetine işaret ve delâlet etmesin.

      [NOT]Dipnot-1 “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için Allah’ın varlık ve birliğine, kudret verahmetine işaret eden nice deliller vardır.” Bakara Sûresi, 2:164. [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Hüccet-i İmaniye: iman delili[/TD]
      [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
      [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
      [TD]delâil-i kat’iye: kesin deliller[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
      [TD]deveran: dönme, dolaşma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ecza: kısımlar, bölümler[/TD]
      [TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hikmet: Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
      [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
      [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi[/TD]
      [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevcudiyet: varlık[/TD]
      [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mukaddime: başlangıç, giriş[/TD]
      [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rububiyet: Rablık; Cenâb-ı Hakkın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
      [TD]semâvât: gökler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]talim: öğretme[/TD]
      [TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz olması ve hiçbir ortağının bulunmaması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
      [TD]yâ Rabbî: ey Rabbim[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]yâ İlâhî: ey İlâhım, ey Allah’ım[/TD]
      [TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık

      [/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #809240
      Anonim

        Ve hiçbir ecram-ı semâviye yoktur ki, sükûtuyla, gürültüsüz vazife görerek direksiz durmalarıyla, Senin rubûbiyetine ve vahdetine şehadeti ve işareti olmasın.

        Ve hiçbir yıldız yoktur ki, mevzun hilkatiyle, muntazam vaziyetiyle ve nuranî tebessümüyle ve bütün yıldızlara mümâselet ve müşabehet sikkesiyle Senin haşmet-i ulûhiyetine ve vahdâniyetine işaret ve şehadette bulunmasın.

        Ve on iki seyyareden hiçbir seyyare yıldız yoktur ki, hikmetli hareketiyle ve itaatlimusahhariyetiyle ve intizamlı vazifesiyle ve ehemmiyetli peykleriyle Senin vücub-u vücuduna şehadet ve saltanat-ı ulûhiyetine işaret etmesin.

        Evet, gökler sekeneleriyle, herbiri tek başıyla şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, derece-i bedahette, ey zemin ve gökleri yaratan Yaratıcı, Senin vücub-u vücuduna öyle zâhir şehadet, ve ey zerrâtı muntazam mürekkebatıyla tedbirini gören ve idare eden ve bu seyyare yıldızları manzum peykleriyle döndüren, emrine itaat ettiren, Senin vahdetine ve birliğine öyle kuvvetli şehadet ederler ki, göğün yüzünde bulunan yıldızlar sayısınca nuranî burhanlar ve parlak deliller o şehadetitasdik ederler.

        Hem bu sâfi, temiz, güzel gökler, fevkalâde büyük ve fevkalâde sür’atli ecramıyla muntazam bir ordu ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir saltanat donanması vaziyetini göstermek cihetiyle, Senin rububiyetinin haşmetine ve herşeyi icad eden kudretinin azametine zâhir delâlet ve hadsiz semâvâtı ihâta eden hâkimiyetinin ve herbir zîhayatı kucağına alan rahmetinin hadsiz genişliklerine kuvvetli işaret ve bütün mahlûkat-ı semâviyenin bütün işlerine ve keyfiyetlerine taallûk eden ve avucuna alan, tanzim eden ilminin herşeye ihatasına ve hikmetinin her işe şümûlüne şüphesiz şehadet ederler. Ve o şehadet ve delâlet o kadar zâhirdir ki,

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
        [TD]burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
        [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]derece-i bedahet: apaçıklık derecesi[/TD]
        [TD]ecram: gök cisimleri, yıldızlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri[/TD]
        [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
        [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşmet: görkem, büyüklük[/TD]
        [TD]haşmet-i ulûhiyet: Allah’ın ilâhlığının büyüklüğü, haşmeti[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]heyet-i mecmua: hepsiyle beraber, bütün ferdlerin toplamı[/TD]
        [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
        [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
        [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]intizamlı: düzenli, tertipli[/TD]
        [TD]keyfiyet: durum, nitelik, özellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
        [TD]mahlûkat-ı semâviye: gökteki yaratıklar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]manzum: düzenli[/TD]
        [TD]mevzun: ölçülü, dengeli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
        [TD]musahhariyet: boyun eğmişlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mümaselet: benzerlik[/TD]
        [TD]mürekkebat: bir bütünü oluşturan parçalar, birleşikler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müşabehet: benzeyiş[/TD]
        [TD]nuranî: nurlu, aydınlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]peyk: uydu[/TD]
        [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
        [TD]saltanat-ı Ulûhiyet: ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sekene: sakinler, ikamet edenler[/TD]
        [TD]semâvât: gökler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]seyyare: gezici, gezen[/TD]
        [TD]sikke: damga, mühür[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sâfi: duru, temiz[/TD]
        [TD]sükût: sessiz kalma, sessizlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sür’atli: hızlı[/TD]
        [TD]taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
        [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme[/TD]
        [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu[/TD]
        [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zemin: yer[/TD]
        [TD]zerrât: zerreler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
        [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
        [TD]şehadette bulunmak: şahit olmak, tanıklık etmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #809241
        Anonim

          güya yıldızlar, şahit olan göklerin şehadet kelimeleri ve tecessüm etmiş nuranî delilleridirler.

          Hem semâvât meydanında, denizinde, fezasındaki yıldızlar ise, mutî neferler,muntazam sefineler, harika tayyareler, acâip lâmbalar gibi vaziyetiyle, Senin saltanat-ı ulûhiyetinin şâşaasını gösteriyorlar. Ve o ordunun efradından bir yıldız olan güneşimizin seyyarelerinde ve zeminimizdeki vazifelerinin delâlet ve ihtarıyla güneşin sâir arkadaşları olan yıldızların bir kısmı âhiret âlemlerine bakarlar ve vazifesiz değiller; belki bâki olan âlemlerin güneşleridirler.

          Ey Vâcibü’l-Vücud, ey Vâhid-i Ehad,

          Bu harika yıldızlar, bu acîp güneşler, aylar, Senin mülkünde, Senin semâvâtında, Senin emrinle ve kuvvetin ve kudretinle ve Senin idare ve tedbirinle teshir ve tanzimve tavzif edilmişlerdir. Bütün o ecram-ı ulviye, kendilerini yaratan ve döndüren ve idare eden bir tek Hâlıka tesbih ederler, tekbir ederler, lisan-ı hal ile Sübhânallah,Allahu Ekberderler. Ben dahi onların bütün tesbihatıyla Seni takdis ederim.

          Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyâsından ihtifa etmiş olanKadîr-i Zülcelâl, ey Kàdir-i Mutlak,Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tâlimiyle anladım: Nasıl ki gökler, yıldızlar Senin mevcudiyetine ve vahdetine şehadet ederler. Öyle de, cevv-i semâ, bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra’dları ve rüzgârlarıyla ve yağmurlarıyla, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler.

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
          [TD]Allahu Ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Halık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
          [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
          [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
          [TD]Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
          [TD]Vâhid-i Ehad: birliği herşeyi kaplayan ve herbir şeyde birliği görülen Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]acaib: şaşırtıcı, garip şeyler[/TD]
          [TD]acîp: şaşırtıcı, hayranlık verici[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]azamet-i kibriyâ: Allah’ın büyüklüğünün kuşatıcı olması, devamlı ve sonsuz derece yüce olması[/TD]
          [TD]bâki: devamlı, sürekli, ölümsüz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cevv-i semâ: hava boşluğu, atmosfer[/TD]
          [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ecrâm-ı ulviye: gökteki yüksek cisimler[/TD]
          [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]feza: uzay[/TD]
          [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihtifa etmek: gizlenmek[/TD]
          [TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lisan-ı hal: hal dili[/TD]
          [TD]mevcudiyet: var oluş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
          [TD]mutî: emre uyan, itaatkâr[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nefer: asker, er[/TD]
          [TD]nuranî: nurlu, parlak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ra’d: gök gürültüsü[/TD]
          [TD]saltanat-ı Ulûhiyet: Allah’ın ilâhlık saltanatı, egemenliği[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sefine: gemi[/TD]
          [TD]semâvât: gökler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]seyyare: gezegen[/TD]
          [TD]sâir: diğer, başka[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
          [TD]talim: öğretme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tanzim: düzenleme, düzene koyma[/TD]
          [TD]tavzif etmek: görevlendirmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tayyare: uçak[/TD]
          [TD]tecessüm etmek: cisimleşmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tedbir: idare etme, önlem alma[/TD]
          [TD]tekbir etmek: Allah’ın büyüklüğünü dile getirmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
          [TD]tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]teshir: emir altında tutma[/TD]
          [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için hiçbir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
          [TD]zemin: yer[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
          [TD]âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şaşaa: gösteriş, parlaklık[/TD]
          [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şiddet-i zuhur: çok kuvvetli şekilde görünme[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #809242
          Anonim

            Evet, câmid, şuursuz bulut, âb-ı hayat olan yağmuru, muhtaç olan zîhayatların imdadına göndermesi, ancak Senin rahmetin ve hikmetinledir; karışık tesadüf karışamaz.

            Hem elektriğin en büyüğü bulunan ve fevâid-i tenviriyesine işaret ederek ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise, senin fezadaki kudretini güzelce tenvir eder.

            Hem yağmurun gelmesini müjdeleyen ve koca fezayı konuşturan ve tesbihatının gürültüsüyle gökleri çınlatan ra’dat dahi, lisan-ı kàl ile konuşarak Seni takdis edip, rububiyetine şehadet eder.

            Hem zîhayatların yaşamasına en lüzumlu rızkı ve istifadece en kolayı ve nefesleri vermek ve nüfusları rahatlandırmak gibi çok vazifelerle tavzif edilen rüzgârlar dahi,cevvi âdeta bir hikmete binaen “Levh-i mahv ve isbat” ve “yazar, ifade eder sonra bozar tahtası” suretine çevirmekle, Senin faaliyet-i kudretine işaret ve Senin vücûduna şehadet ettiği gibi, Senin merhametinle bulutlardan sağıp zîhayatlara gönderilen rahmet dahi, mevzun, muntazam katreleri kelimeleriyle Senin vüs’at-ı rahmetine ve geniş şefkatine şehadet eder.

            Ey Mutasarrıf-ı Fa’âl ve ey Feyyâz-ı Müteâl,

            Senin vücub-u vücuduna şehadet eden bulut, berk, ra’d, rüzgâr, yağmur, birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, keyfiyetçe birbirinden uzak, mahiyetçe birbirine muhalif olmakla beraber, birlik, beraberlik, birbiri içine girmek ve birbirinin vazifesine yardım etmek haysiyetiyle, Senin vahdetine ve birliğine gayet kuvvetli işaret ederler.

            Hem koca fezayı bir mahşer-i acâip yapan ve bazı günlerde birkaç defa doldurup boşaltan rububiyetinin haşmetine ve o geniş cevvi, yazar değiştirir bir levha gibi ve sıkar ve onunla zemin bahçesini sulattırır bir sünger gibi tasarruf eden kudretinin azametine ve herbir şeye şümulüne şehadet ettikleri gibi, umum zemine ve bütün

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Feyyâz-ı Müteâl: hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan çok bereket ve bolluk veren yüce Allah[/TD]
            [TD]Mutasarrıf-ı Fa’âl: her zaman Zâtına has ve lâyık iş yapan, daima faaliyette bulunan, idâre eden ve tasarrufta bulunan Cenâb-ı Hak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
            [TD]berk: şimşek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]binaen: dayanarak[/TD]
            [TD]cevv: hava, gök boşluğu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]câmid: cansız, katı[/TD]
            [TD]faaliyet-i kudret: Allah’ın sonsuz kudretiyle ortaya çıkan fiiller, işler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fevâid-i tenvir: aydınlatmanın, nurlandırmanın faydaları[/TD]
            [TD]feza: uzay[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haysiyet: itibar[/TD]
            [TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hikmet: gaye, fayda, sır; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapılması[/TD]
            [TD]imdad: yardım[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]katre: damla[/TD]
            [TD]keyfiyet: durum, nitelik, özellik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
            [TD]levh-i mahv, isbat: bir şeyin yıkılıp tekrar kuruluşunu gösteren manevî levha, yaz boz tahtası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lisân-ı kàl: sözlü ifade[/TD]
            [TD]mahiyet: öz nitelik, temel özellik, esas[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahşer-i acaip: hayret verici şeylerin toplandığı yer[/TD]
            [TD]mevzun: ölçülü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
            [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nüfus: nefisler[/TD]
            [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ra’d: gök gürültüsü[/TD]
            [TD]ra’dât: gök gürültüleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
            [TD]suret: şekil, biçim[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
            [TD]tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak ve yönetmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tavzif etmek: görevlendirmek[/TD]
            [TD]tenvir etmek: aydınlatmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler[/TD]
            [TD]umum: bütün[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vahdet: birlik[/TD]
            [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücûd: varlık[/TD]
            [TD]vüs’at-ı rahmet: rahmetin genişliği, büyüklüğü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zemin: yer[/TD]
            [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âb-ı hayat: hayat suyu[/TD]
            [TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
            [TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #809243
            Anonim

              mahlûkata cevv perdesi altında bakan ve idare eden rahmetinin ve hâkimiyetinin hadsiz genişliklerine ve herşeye yetişmelerine delâlet eder.

              Hem fezadaki hava o kadar hakîmâne vazifelerde istihdam ve bulut ve yağmur, o kadar alîmâne faidelerde istimâl olunur ki, herşeye ihâta eden bir ilim ve herşeye şâmil bir hikmet olmazsa, o istimal, o istihdam olamaz.

              Ey Fa’âlün limâ Yürid,

              Cevv-i fezadaki faaliyetinle her vakit bir nümune-i haşir ve kıyamet göstermek, bir saatte yazı kışa ve kışı yaza döndürmek, bir âlem getirmek, bir âlem gayba göndermek misillü şuûnatta bulunan kudretin, dünyayı âhirete çevirecek ve âhirette şuûnat-ı sermediyeyi gösterecek işaretini veriyor.

              Ey Kadîr-i Zülcelâl,

              Cevv-i fezadaki hava, bulut ve yağmur, berk ve ra’d Senin mülkünde, Senin emrin ve havlinle, Senin kuvvet ve kudretinle musahhar ve vazifedardırlar. Mahiyetçe birbirinden uzak olan bu feza mahlûkatı, gayet sür’atli ve âni emirlere ve çabuk ve acele kumandalara itaat ettiren Âmir ve Hâkimlerini takdis ederek rahmetini medh ü senâ ederler.

              Ey arz ve semâvâtın Hâlık-ı Zülcelâli,

              Senin Kur’ân-ı Hakîminin talimiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle iman ettim ve bildim ki:

              Nasıl semâvât yıldızlarıyla ve cevv-i feza müştemilâtıyla Senin vücub-u vücuduna ve Senin birliğine ve vahdetine şehadet ediyorlar. Öyle de, arz, bütün mahlûkatıyla veahvâliyle Senin mevcudiyetine ve vahdetine, mevcudatı adedince şehadetler ve işaretler ederler.

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
              [TD]Fa’âlün limâ Yürid: dilediğini mükemmel şekilde yapan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Hâkim: herşeye hükmeden, herşeyi hükmü altında tutan, herşeye galip olan Allah[/TD]
              [TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi yaratıcı, Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
              [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
              [TD]ahvâl: haller, vaziyetler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]alîmâne: herşeyi çok iyi bilerek[/TD]
              [TD]arz: dünya[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]berk: şimşek[/TD]
              [TD]cevv: hava boşluğu, gök[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cevv-i feza: uzay boşluğu[/TD]
              [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]feza: uzay[/TD]
              [TD]gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
              [TD]hakîmâne: hikmetli bir biçimde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]havl: güç, iktidar[/TD]
              [TD]hikmet: kâinattaki ve yaratılıştaki İlâhî gaye ve fayda[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
              [TD]ihata etmek: kuşatmak, kapsamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istihdam: çalıştırma, kullanma[/TD]
              [TD]istimâl: kullanma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı[/TD]
              [TD]mahiyet: öz nitelik, esas özellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
              [TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
              [TD]mevcudiyet: varlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]misillü: gibi[/TD]
              [TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
              [TD]nümune-i haşir: haşir nümunesi, dirilme örneği[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
              [TD]ra’d: gök gürültüsü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]semâvât: gökler[/TD]
              [TD]sür’atli: hızlı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
              [TD]vahdet: birlik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vazifedar: vazifeli[/TD]
              [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Âmir: emreden, yöneten, Allah[/TD]
              [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
              [TD]şuûnat: işler, hâller, nitelikler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şuûnat-ı sermediye: sonsuza kadar sürüp giden işler, haller ve nitelikler[/TD]
              [TD]şâmil: kapsayan[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #809244
              Anonim

                Evet, zeminde hiçbir tahavvül ve ağaç ve hayvanlarında her senede urbasını değiştirmek gibi hiçbir tebeddül—cüz’î olsun, küllî olsun—yoktur ki, intizamıyla Senin vücuduna ve vahdetine işaret etmesin.

                Hem hiç bir hayvan yoktur ki, zaafiyet ve ihtiyacının derecesine göre verilen rahîmâne rızkıyla ve yaşamasına lüzumlu bulunan cihazatın hakîmâne verilmesiyle, Senin varlığına ve birliğine şehadeti olmasın.

                Hem her baharda gözümüz önünde icad edilen nebatat ve hayvanâttan hiçbir tanesi yoktur ki, san’at-ı acîbesiyle ve lâtif ziynetiyle ve tam temeyyüzüyle ve intizamıyla ve mevzuniyetiyle Seni bildirmesin.

                Ve zemin yüzünü dolduran ve nebatat ve hayvanat denilen kudretinin hârikaları vemu’cizeleri, mahdut ve maddeleri bir ve müteşabih olan yumurta ve yumurtacıklardan ve katrelerden ve habbe ve habbeciklerden ve çekirdeklerden yanlışsız, mükemmel, süslü, alâmet-i fârikalı olarak yaratılışları, Sâni-i Hakîmlerinin vücuduna ve vahdetine ve hikmetine ve hadsiz kudretine öyle bir şehadettir ki, ziyanın güneşe şehadetinden daha kuvvetli ve parlaktır.

                Hem, hava, su, nur, ateş toprak gibi hiçbir unsur yoktur ki, şuursuzluklarıyla beraber şuurkârâne, mükemmel vazifeleri görmesiyle; basit ve istilâ edici, intizamsız, her yere dağılmakla beraber, gayet muntazam ve mütenevvi meyveleri ve mahsullerihazine-i gaybdan getirmesiyle, Senin birliğine ve varlığına şehadeti bulunmasın.

                Ey Fâtır-ı Kàdir, ey Fettâh-ı Allâm, ey Fa’âl-i Hallâk,

                Nasıl arz bütün sekenesiyle Hâlıkının Vâcibü’l-Vücud olduğuna şehadet eder. Öyle de, Senin—ey Vâhid-i Ehad, ey Hannân-ı Mennân, ey Vehhâb-ı Rezzâk—vahdetine ve ehadiyetine, yüzündeki sikkesiyle ve sekenesinin yüzlerindeki sikkeleriyle

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Fa’âl-i Hallâk: herşeyi devamlı olarak yaratan, dilediğini dilediği gibi yapan Allah[/TD]
                [TD]Fettâh-ı Allâm: herşeyi en ince ayrıntılarına varıncaya kadar bilen ve her şeye ayrı ayrı sûretler veren; Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Fâtır-ı Kàdir: herşeye gücü yeten yaratıcı; Allah[/TD]
                [TD]Hannân-ı Mennân: rahmetlerin en hoş cilvesini kullarına bağışlayan ve sonsuz minnete lâyık olduğunu gösterecek şekilde kullarını nimetlendiren Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Vehhâb-ı Rezzâk: çok bağışta bulunan ve bütün yaratılmışların rızkını veren; Allah[/TD]
                [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah[/TD]
                [TD]alâmet-i farika: ayırt edici işaret[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]arz: yer, dünya[/TD]
                [TD]cihâzât: donanım, cihazlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cüz’î: az, birey, ferd[/TD]
                [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]habbe: tane, tohum[/TD]
                [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde[/TD]
                [TD]hayvanât: hayvanlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hazine-i gayb: gayb hazinesi[/TD]
                [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
                [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istilâ edici: kuşatıcı[/TD]
                [TD]katre: damla[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
                [TD]küllî: tür, bütün fertler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]lâtif: ince, güzel, hoş[/TD]
                [TD]mahdut: sınırlanmış[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mevzuniyet: ölçülü olma[/TD]
                [TD]muntazam: düzenli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
                [TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müteşâbih: birbirine çok benzeyen[/TD]
                [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rahîmâne: şefkatli ve merhametli şekilde[/TD]
                [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]san’at-ı acîbe: hayrette bırakan ve hayranlık veren san’at[/TD]
                [TD]tahavvül: değişim, başkalaşma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tebeddül: değişim[/TD]
                [TD]temeyyüz: benzerlerinden farklı, üstün olan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]urba: elbise[/TD]
                [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                [TD]zaafiyet: zayıflık, ihtiyaç hâli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zemin: yer[/TD]
                [TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ziynet: süs[/TD]
                [TD]şehadet: şahitlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde[/TD]
                [TD]şuursuzluk: bilinçsizlik, idraksizlik[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #809245
                Anonim

                  ve birlik ve beraberlik ve birbiri içine girmek ve birbirine yardım etmek ve onlara bakan rububiyet isimlerinin ve fiillerinin bir olmak cihetinde, bedahet derecesinde, Senin vahdetine ve ehadiyetine şehadet, belki mevcudat adedince şehadetler eder.

                  Hem nasıl, zemin bir ordugâh, bir meşher, bir talimgâh vaziyetiyle ve nebatat ve hayvanât fırkalarında bulunan dört yüz bin muhtelif milletlerin ayrı ayrı cihazatları muntazaman verilmesiyle, Senin rububiyetinin haşmetine ve kudretinin herşeye yetişmesine delâlet eder. Öyle de, hadsiz bütün zîhayatın ayrı ayrı rızıkları, vakti vaktine, kuru ve basit bir topraktan, rahîmâne, kerîmâne verilmesi ve hadsiz o efradınkemâl-i musahhariyetle evâmir-i Rabbâniyeye itaatleri, rahmetinin herşeye şümulünü ve hâkimiyetinin herşeye ihatasını gösteriyor.

                  Hem zeminde değişmekte bulunan mahlûkat kàfilelerinin sevk ve idareleri, mevt ve hayat münavebeleri ve hayvan ve nebatatın idare ve tedbirleri dahi, herşeye taallûk eden bir ilimle ve herşeyde hükmeden nihayetsiz bir hikmetle olabilmesi, senin ihata-i ilmine ve hikmetine delâlet eder.

                  Hem zeminde kısa bir zamanda hadsiz vazifeler gören ve hadsiz bir zaman yaşayacak gibi istidat ve mânevî cihazatla techiz edilen ve zemin mevcudatınatasarruf eden insan için, bu talimgâh-ı dünyada ve bu muvakkat ordugâh-ı zeminde ve bu muvakkat meşherde bu kadar ehemmiyet, bu hadsiz masraf, bu nihayetsiztecelliyat-ı rububiyet, bu hadsiz hitabât-ı Sübhâniye ve bu gayetsiz ihsanat-ı İlâhiye, elbette ve herhalde, bu kısacık ve hüzünlü ömre ve bu karışık kederli hayata, bu belâlı ve fâni dünyaya sığışmaz. Belki, ancak başka ve ebedî bir

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]bedahet: açıklık[/TD]
                  [TD]cihazat: cihazlar, donanımlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihet: yön[/TD]
                  [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                  [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
                  [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]evâmir-i Rabbâniye: Allah’ın idare ve terbiyeye dair emirleri (r-b-b)[/TD]
                  [TD]fâni: geçici, yok olucu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fırka: grup, taife[/TD]
                  [TD]gayetsiz: sonsuz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                  [TD]hayvanât: hayvanlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haşmet: büyüklük, görkem[/TD]
                  [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları[/TD]
                  [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
                  [TD]ihata-i ilim: ilminin kuşatıcılığı ve genişliği[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihsanat-ı İlâhiye: Allah’ın lûtuf ve bağışları[/TD]
                  [TD]istidat: ruhî özellik, yetenek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kemâl-i musahhariyet: tam bir boyun eğmişlik[/TD]
                  [TD]kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
                  [TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                  [TD]mevt: ölüm[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]meşher: sergi yeri[/TD]
                  [TD]muhtelif: çeşit çeşit[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muntazaman: düzenli olarak[/TD]
                  [TD]muvakkat: gelip geçici[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]münavebe: nöbetleşe iş görme[/TD]
                  [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                  [TD]ordugâh: ordunun barınıp konakladığı yer[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ordugâh-ı zemin: ordunun barınıp konakladığı yer; dünya[/TD]
                  [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
                  [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
                  [TD]sekene: sakinler, oturanlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sikke: damga, mühür[/TD]
                  [TD]taallûk eden: alâkalı olan, ilgilendiren[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]talimgâh: öğrenim yeri[/TD]
                  [TD]talimgâh-ı dünya: öğrenim yeri olan dünya[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tasarruf eden: kullanan[/TD]
                  [TD]tecelliyat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye edişinin tecellileri, yansımaları[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teçhiz etmek: donatmak[/TD]
                  [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
                  [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
                  [TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık

                  [/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #809246
                  Anonim

                    ömür ve bâki bir dâr-ı saadet için olabildiği cihetinden, âlem-i bekàda bulunan ihsânat-ı uhreviyeye işaret, belki şehadet eder.

                    Ey Hâlık-ı Külli Şey,

                    Zeminin bütün mahlûkatı, Senin mülkünde, Senin arzında, Senin havl ve kuvvetinle ve Senin kudretin ve iradetinle ve ilmin ve hikmetinle idare olunuyorlar ve musahhardırlar. Ve zemin yüzünde faaliyeti müşahede edilen bir rububiyet, öyleihata ve şümul gösteriyor ve onun idaresi ve tedbiri ve terbiyesi öyle mükemmel ve öyle hassastır ve her taraftaki icraatı öyle birlik ve beraberlik ve benzemeklik içindedir ki, tecezzî kabul etmeyen bir küll ve inkısamı imkânsız bulunan bir küllî hükmünde birtasarruf, bir rubûbiyet olduğunu bildiriyor. Hem zemin bütün sekenesiyle beraber,lisan-ı kàlden daha zâhir hadsiz lisanlarla Hâlıkını takdis ve tesbih ve nihayetsiz nimetlerinin lisan-ı halleriyle Rezzâk-ı Zülcelâlinin hamd ve medh ü senâsını ediyorlar…

                    Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyâsından istitar etmiş olanZât-ı Akdes,

                    Zeminin bütün takdisat ve tesbihatıyla, Seni kusurdan, aczden, şerikten takdis ve bütün tahmidat ve senâlarıyla Sana hamd ve şükrederim.

                    Ey Rabbu’l-Berri ve’l-Bahr,

                    Kur’ân’ın dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle anladım ki:

                    Nasıl gökler ve feza ve zemin, Senin birliğine ve varlığına şehadet ederler. Öyle de,bahirler, nehirler ve çeşmeler ve ırmaklar, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine bedahet derecesinde şehadet ederler.

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                    [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
                    [TD]Rabbu’l-Berri ve’l-Bahr: karaların ve denizlerin Rabbi olan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                    [TD]Rezzâk-ı Zülcelâl: bütün yaratılmışların rızkını veren büyüklük ve azamet sahibi Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve noksandan uzak ve yüce olan Zât, Allah[/TD]
                    [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]arz: dünya[/TD]
                    [TD]azamet-i kibriyâ: büyüklüğünün sınırsız ve ebedî oluşu[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bahir: deniz[/TD]
                    [TD]bedahet: açıklık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bâki: devamlı ve kalıcı[/TD]
                    [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret[/TD]
                    [TD]feza: uzay[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                    [TD]hamd: övgü, minnet ve şükür[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]havl: güç, iktidar[/TD]
                    [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
                    [TD]ihsânat-ı uhreviye: âhiretteki ihsanlar, bağışlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
                    [TD]iradet: istek, dileme, tercih[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istitar etmek: gizlenmek[/TD]
                    [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]küll: bütün, genel[/TD]
                    [TD]küllî: bütün fertleri içine alan, kapsamlı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lisan: dil[/TD]
                    [TD]lisan-ı hâl: hâl dili[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lisan-ı kàl: söz ile anlatım[/TD]
                    [TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
                    [TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
                    [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
                    [TD]sekene: sakinler, oturanlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]senâ: övme ve yüceltme[/TD]
                    [TD]tahmidat: Allah’ı öven ve Ona şükürlerini sunan sözler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]takdis: kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
                    [TD]takdisat: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
                    [TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme[/TD]
                    [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tesbihat: tesbihler[/TD]
                    [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
                    [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
                    [TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
                    [TD]şerik: ortak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şiddet-i zuhur: açık-seçik olma ve açığa çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti[/TD]
                    [TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık

                    [/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #809247
                    Anonim

                      Evet, bu dünyamızın menba-ı acâip buhar kazanları hükmünde olan denizlerde hiçbir mevcut, hattâ hiçbir katre su yoktur ki, vücuduyla, intizamıyla, menfaatiyle ve vaziyetiyle Hâlıkını bildirmesin.

                      Ve basit bir kumda ve basit bir suda rızıkları mükemmel bir surette verilen garip mahlûklardan ve hilkatleri gayet muntazam hayvanât-ı bahriyeden, hususan bir tanesi bir milyon yumurtacıklarıyla denizleri şenlendiren balıklardan hiçbirisi yoktur ki, hilkatiyle ve vazifesiyle ve idare ve iaşesiyle ve tedbir ve terbiyesiyle yaratanına işaret ve rezzâkına şehadet etmesin.

                      Hem denizde, kıymettar, hâsiyetli, ziynetli cevherlerden hiçbirisi yoktur ki, güzelhilkatiyle ve câzibedar fıtratıyla ve menfaatli hâsiyetiyle Seni tanımasın, bildirmesin.

                      Evet, onlar birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, beraberlik ve birbiri içinde karışmak ve sikke-i hilkatte birlik ve icatça gayet kolay ve efratça gayet çokluk noktalarından Senin vahdetine şehadet ettikleri gibi; arzı, toprağıyla beraber bu küre-i arzı kuşatan muhit denizlerini muallâkta durdurmak ve dökmeden ve dağıtmadan güneşin etrafında gezdirmek ve toprağı istilâ ettirmemek ve basit kumundan ve suyundan, mütenevvi ve muntazam hayvanâtını ve cevherlerini halketmek ve erzak vesair umûrlarını küllî ve tam bir surette idare etmek ve tedbirlerini görmek ve yüzünde bulunmak lâzım gelen hadsiz cenazelerinden hiçbirisi bulunmamak noktalarından, Senin varlığına ve Vâcibü’l-Vücud olduğuna mevcudatı adedince işaretler ederek şehadet eder.

                      Ve Senin saltanat-ı rububiyetinin haşmetine ve herşeye muhit olan kudretinin azametine pek zâhir delâlet ettikleri gibi, göklerin fevkindeki gayet büyük ve muntazam yıldızlardan, tâ denizlerin dibinde bulunan gayet küçücük ve intizamla iaşeedilen balıklara kadar herşeye yetişen ve hükmeden rahmetinin ve hâkimiyetinin hadsiz genişliklerine delâlet ve intizâmâtıyla ve faideleriyle ve hikmetleriyle

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Hâlık: Yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                      [TD]Rezzâk: bütün canlıların rızıklarını veren Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                      [TD]arz: dünya[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
                      [TD]cevher: asıl, öz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]câzibedar: çekici[/TD]
                      [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                      [TD]erzak: rızıklar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
                      [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                      [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hayvanât: hayvanlar[/TD]
                      [TD]hayvanât-ı bahriye: denizde yaşayan hayvanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haşmet: görkem, büyüklük[/TD]
                      [TD]heyet-i mecmua: bütün ferdler; bireylerin tamamı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                      [TD]hususan: özellikle[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
                      [TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
                      [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]intizâmât: düzenler, tertipler[/TD]
                      [TD]katre: damla[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
                      [TD]küllî: kapsamlı ve bütün fertleri içine alan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
                      [TD]kıymettar: kıymetli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mahlûk: yaratılmış[/TD]
                      [TD]menba-ı acâip: hayrette bırakan kaynaklar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                      [TD]mevcut: varlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muallâk: asılı, boşta[/TD]
                      [TD]muhit: her tarafı kuşatan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                      [TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                      [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]saltanat-ı Rububiyet: Rablık saltanatı; Allah’ın herşeyi kuşatan terbiye ve egemenliği[/TD]
                      [TD]sikke-i hilkat: yaratılış mührü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]suret: şekil[/TD]
                      [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme, önlem alma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma[/TD]
                      [TD]umûr: işler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
                      [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                      [TD]ziynet: süs[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
                      [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek

                      [/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #809248
                      Anonim

                        ve mizan ve mevzuniyetleriyle, Senin herşeye muhit ilmine ve herşeye şâmil hikmetine işaret ederler.

                        Ve Senin bu misafirhane-i dünyada yolcular için böyle rahmet havuzların bulunması ve insanın seyr ü seyahatine ve gemisine ve istifadesine musahhar olması işaret eder ki, yolda yapılmış bir handa, bir gece misafirlerine bu kadar deniz hediyeleriyle ikram eden Zât, elbette makarr-ı saltanat-ı ebediyesinde öyle ebedî rahmet denizleri bulundurmuş ki, bunlar onların fâni ve küçük nümuneleridirler. İşte denizlerin böyle gayet harika bir tarzda arzın etrafında vaziyet-i acibesiyle bulunması ve denizlerin mahlûkatı dahi gayet muntazam idare ve terbiye edilmesi, bilbedahegösterir ki, yalnız Senin kuvvetin ve kudretinle ve Senin irade ve tedbirinle, Senin mülkünde, Senin emrine musahhardırlar ve lisan-ı halleriyle Hâlıkını takdis edip Allahu Ekber derler.

                        Ey dağları zemin sefinesine hazineli direkler yapan Kadîr-i Zülcelâl,

                        Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım ki, nasıl denizler acâipleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de,dağlar dahi, zelzele tesiratından zeminin sükûnetine ve içindeki dahilî inkılâbatfırtınalarından sükûtuna ve denizlerin istilâsından kurtulmasına ve havanın gazât-ı muzırradan tasfiyesine ve suyun muhafaza ve iddiharlarına ve zîhayatlara lâzım olan madenlerin hazinedarlığına ettiği hizmetleriyle ve hikmetleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar.

                        Evet, dağlardaki taşların envâından ve muhtelif hastalıklara ilâç olan maddelerin aksamından ve zîhayata hususan insanlara çok lâzım ve çok mütenevvi olanmadeniyatın ecnâsından ve dağları, sahrâları çiçekleriyle süslendiren ve meyveleriyle şenlendiren nebatatın esnafından hiçbirisi yoktur ki, tesadüfe havalesi mümkün olmayan hikmetleriyle, intizamıyla, hüsn-ü hilkatiyle, faideleriyle, hususan

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                        [TD]Allahu Ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                        [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
                        [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bilbedâhe: apaçık bir şekilde[/TD]
                        [TD]dahilî: iç[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                        [TD]ecnâs: cinsler, türler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]envâ: neviler, türler[/TD]
                        [TD]esnaf: sınıflar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fâni: geçici, yok olucu[/TD]
                        [TD]gazât-ı muzırra: zararlı gazlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]havz: havuz[/TD]
                        [TD]hazinedar: hazine bekçisi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
                        [TD]hususan: özellikle[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hüsn-ü hilkat: yaratılışın güzelliği[/TD]
                        [TD]iddihar: biriktirme, depolama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inkılâbat: inkılâplar, değişimler[/TD]
                        [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]irade: dileme, tercih[/TD]
                        [TD]istilâ: kuşatma, basma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
                        [TD]lisan-ı hâl: hâl dili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]madeniyat: madenler[/TD]
                        [TD]mahlukât: yaratıklar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]makarr-ı saltanat-ı ebediye: sonsuz saltanat merkezi olan âhiret[/TD]
                        [TD]mevzuniyet: ölçülü olma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi[/TD]
                        [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhafaza: koruma, saklama[/TD]
                        [TD]muhit: kaplayan, kuşatan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhtelif: çeşitli, bir çok[/TD]
                        [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
                        [TD]musahhar olmak: boyun eğmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
                        [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nümune: örnek[/TD]
                        [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sahrâ: çöl[/TD]
                        [TD]sefine: gemi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]seyr ü seyahat: seyir ve seyahat[/TD]
                        [TD]sükûnet: durgunluk, hareketsizlik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sükût: sessizlik[/TD]
                        [TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten uzak ve yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]talim: öğretme[/TD]
                        [TD]tasfiye: safileştirme, arındırma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme[/TD]
                        [TD]tesirat: tesirler, etkiler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vaziyet-i acibe: şaşırtıcı durum[/TD]
                        [TD]zelzele: deprem, sarsıntı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zemin: yer[/TD]
                        [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şamil: içine alan, kapsayıcı[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #809249
                        Anonim

                          madeniyatın tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi sureten birbirine benzemekle beraber, tatlarının şiddet-i muhalefetiyle ve bilhassa nebatatın basit bir topraktan çeşit çeşit envâlarıyla, ayrı ayrı çiçek ve meyveleriyle, nihayetsiz Kadîr, nihayetsiz Hakîm, nihayetsiz Rahîm ve Kerîm bir Sâniin vücub-u vücuduna bedahetle şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasındaki vahdet-i idare ve vahdet-i tedbir ve menşe ve mesken ve hilkat ve san’atça beraberlik ve birlik ve ucuzluk ve kolaylık ve çokluk ve yapılmakta çabukluk noktalarından, Sâniin vahdetine ve ehadiyetine şehadet ederler.

                          Hem nasıl ki dağların yüzünde ve karnındaki masnular, zeminin her tarafında, herbir nevi aynı zamanda, aynı tarzda, yanlışsız, gayet mükemmel ve çabuk yapılmaları ve bir iş bir işe mâni olmadan, sair nevilerle beraber karışık iken karıştırmaksızın icadları, Senin rububiyetinin haşmetine ve hiçbir şey ona ağır gelmeyen kudretinin azametine delâlet eder. Öyle de, zeminin yüzündeki bütün zîhayat mahlûkların hadsiz hâcetlerini, hattâ mütenevvi hastalıklarını, hattâ muhtelif zevklerini ve ayrı ayrı iştihalarını tatmin edecek bir surette, dağların yüzlerini ve içlerini muntazam eşcar ve nebatat ve madeniyatla doldurmak ve muhtaçlara teshiretmek cihetiyle, Senin rahmetinin hadsiz genişliğine ve hâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atine delâlet ve toprak tabakatı içinde gizli ve karanlık ve karışık bulunduğu halde, bilerek, görerek, şaşırmayarak, intizamla, hâcetlere göre ihzar edilmeleriyle Senin herşeye taallûk eden ilminin ihatasına ve herbir şeyi tanzim eden hikmetinin bütün eşyaya şümulüne ve ilâçların ihzârâtı ve madenî maddelerin iddihârâtıyla rububiyetinin rahîmâne ve kerîmâne

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah[/TD]
                          [TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Kerîm: cömertlik ve ikram sahibi olan Allah[/TD]
                          [TD]Rahîm: herbir varlığa özel rahmet ve merhamet tecellîsi olan Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                          [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bedahet: açıklık[/TD]
                          [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                          [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]envâ: neviler, türler[/TD]
                          [TD]eşcar: ağaçlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                          [TD]haşmet: görkem, büyüklük[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]heyet-i mecmua: hepsi birden, fertlerin tamamı[/TD]
                          [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                          [TD]hususan: özellikle[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hâcet: ihtiyaç[/TD]
                          [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                          [TD]iddihârât: biriktirmeler, depolamalar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihata: herşeyi kuşatma[/TD]
                          [TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihzârât: hazırlamalar[/TD]
                          [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde[/TD]
                          [TD]kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]madeniyat: madenler[/TD]
                          [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
                          [TD]menşe: kaynak, kök[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mesken: ev, mekân[/TD]
                          [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                          [TD]mâni: engel[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
                          [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                          [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                          [TD]rahîmâne: merhamet ve şefkat ederek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
                          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sulfato: sülfirik asit, tuz veya esteri[/TD]
                          [TD]suret: şekil, biçim[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak[/TD]
                          [TD]tabakat: tabakalar, dereceler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
                          [TD]teshir etmek: boyun eğdirmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
                          [TD]vahdet-i idare: idarenin tek elde olması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vahdet-i tedbir: bir elden yönetme[/TD]
                          [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vüs’at: genişlik[/TD]
                          [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                          [TD]şap: alüminyum ve potasyum sülfatından meydana gelen renksiz madde[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
                          [TD]şiddet-i muhalefet: birbirinden çok farklı ve zıt olması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #809250
                          Anonim

                            olan tedâbirinin mehâsinine ve inâyetinin ihtiyatlı letâifine pek zâhir bir surette işaret ve delâlet ederler.

                            Hem bu dünya hanında misafir yolcular için koca dağları levâzımâtlarına ve istikbaldeki ihtiyaçlarına muntazam ihtiyat deposu ve cihazat ambarı ve hayata lüzumu olan çok definelerin mükemmel mahzeni olmak cihetinde işaret, belki delâlet, belki şehadet eder ki, bu kadar kerîm ve misafirperver ve bu kadar hakîm ve şefkatperver ve bu kadar kadîr ve rububiyetperver bir Sâniin, elbette ve herhalde, çok sevdiği o misafirleri için, ebedî bir âlemde, ebedî ihsânâtının ebedî hazineleri vardır. Buradaki dağlara bedel, orada yıldızlar o vazifeyi görürler.

                            Ey Kàdir-i Külli Şey,

                            Dağlar ve içindeki mahlûklar Senin mülkünde ve Senin kuvvet ve kudretinle ve ilim ve hikmetinle musahhar ve müdahhardırlar. Onları bu tarzda tavzif ve teshir eden Hâlıkını takdis ve tesbih ederler.

                            Ey Hâlık-ı Rahmân ve ey Rabb-i Rahîm,

                            Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım:

                            Nasıl ki semâ ve feza ve arz ve deniz ve dağ, müştemilât ve mahlûklarıyla beraber Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, zemindeki bütün ağaç ve nebatat, yaprakları ve çiçekleri ve meyveleriyle Seni bedâhet derecesinde tanıttırıyorlar ve tanıyorlar.

                            Ve umum eşcârın ve nebatatın cezbedârâne hareket-i zikriyede bulunan yapraklarından ve ziynetleriyle Sâniinin isimlerini tavsif ve tarif eden çiçeklerinden

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                            [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkatle herşeyi yaratan Allah[/TD]
                            [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Kàdir-i Külli Şey: sınırsız güç sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah[/TD]
                            [TD]Rabb-i Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                            [TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]arz: dünya[/TD]
                            [TD]bedâhet derecesinde: apaçık bir şekilde[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cezbekârâne: kendinden geçmiş bir şekilde[/TD]
                            [TD]cihazat: cihazlar, donanımlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                            [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                            [TD]eşcâr: ağaçlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]feza: uzay[/TD]
                            [TD]hakîm: her işini hikmetle yapan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hareket-i zikriye: zikir hareketi[/TD]
                            [TD]hikmet: Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihsânât: bağışlar, ikramlar, iyilikler[/TD]
                            [TD]ihtiyat: önlem alma, tedbirli davranma; yedek gıda[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inâyet: Allah’ın yardımı[/TD]
                            [TD]istikbal: gelecek zaman[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi[/TD]
                            [TD]kerîm: cömert, ikram sahibi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar[/TD]
                            [TD]letaif: güzellikler, incelikler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]levâzımât: gerekli olan şeyler[/TD]
                            [TD]mahlûk: yaratılmış[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahzen: depo[/TD]
                            [TD]mehâsin: güzellikler, iyilikler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]misafirperver: misafir ağırlamayı seven[/TD]
                            [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
                            [TD]müdahhar: depolanmış, biriktirilmiş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
                            [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rububiyetperver: terbiye etmeyi ve olgunlaştırıp mükemmelleştirmeyi çokça seven[/TD]
                            [TD]semâ: gök[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]suret: şekil, biçim[/TD]
                            [TD]takdis: kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]talim: öğretme[/TD]
                            [TD]tavsif: vasıflandırma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tavzif: görevlendirme[/TD]
                            [TD]tedâbir: tedbirler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tesbih etmek: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anmak[/TD]
                            [TD]teshir etmek: boyun eğdirmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]umum: bütün[/TD]
                            [TD]zemin: yer[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ziynet: süs[/TD]
                            [TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şefkatperver: çokça acıyan, merhametli[/TD]
                            [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek

                            [/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #809251
                            Anonim

                              ve letâfet ve cilve-i merhametinden tebessüm eden meyvelerinden herbirisi, tesadüfe havalesi hiçbir cihet-i imkânı olmayan harika san’at içindeki nizam ve nizamiçindeki mizan ve mizan içindeki ziynet ve ziynet içindeki nakışlar ve nakışlar içindeki güzel ve ayrı ayrı kokular ve kokular içindeki meyvelerin muhtelif tatlarıyla,nihayetsiz Rahîm ve Kerîm bir Sâniin vücub-u vücuduna bedâhet derecesinde şehadet ettikleri gibi; heyet-i mecmuasıyla, bütün zemin yüzünde birlik ve beraberlik, birbirine benzemeklik ve sikke-i hilkatte müşabehet ve tedbir ve idarede münasebetve onlara taallûk eden icad fiilleri ve Rabbânî isimlerde muvafakat ve o yüz bin envâın hadsiz efradlarını birbiri içinde şaşırmayarak birden idareleri gibi noktalar, o Vâcibü’l-Vücud Sâniin bilbedâhe vahdetine ve ehadiyetine dahi şehadet ederler.

                              Hem nasıl ki, onlar Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ediyorlar. Öyle de, rû-yi zeminde dört yüz bin milletlerden teşekkül eden zîhayat ordusundaki hadsiz efradın yüz binler tarzda iaşe ve idareleri, şaşırmayarak karıştırmayarak mükemmel yapılmasıyla, Senin rububiyetinin vahdâniyetteki haşmetine ve bir baharı bir çiçek kadar kolay icad eden kudretinin azametine ve herşeye taallukuna delâlet ettikleri gibi; koca zeminin her tarafında, hadsiz hayvanatına ve insanlara, hadsiz taamların çeşit çeşit aksamını ihzar eden rahmetinin hadsiz genişliğine ve o hadsiz işler vein’âmlar ve idareler ve iaşeler ve icraatlar kemâl-i intizamla cereyanları ve herşey, hattâ zerreler o emirlere ve icraata itaat ve musahhariyetleriyle hâkimiyetinin hadsiz vüs’atine kat’î delâlet etmekle beraber; o ağaçların ve nebatların ve herbir yaprak ve çiçek ve meyve ve kök ve dal ve budak gibi herbirisinin herbir şeyini, herbir işini bilerek, görerek faidelere, maslahatlara, hikmetlere göre yapılmakla, Senin ilminin herşeye ihatasına ve

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Kerîm: cömert, ikram sahibi Allah[/TD]
                              [TD]Rabbânî: bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’a ait[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Rahîm: herbir varlıkta rahmet ve merhameti tecellî eden Allah[/TD]
                              [TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                              [TD]aksam: kısımlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
                              [TD]bedâhet: açıklık, aşikâr olma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
                              [TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihet-i imkân: mümkün olma yönü[/TD]
                              [TD]cilve-i merhamet: merhamet cilvesi, görüntüsü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                              [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
                              [TD]envâ: neviler, türler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                              [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]haşmet: görkem, büyüklük[/TD]
                              [TD]heyet-i mecmua: fertlerin tamamı; hepsi birden[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
                              [TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
                              [TD]icraat: faaliyetler, işler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
                              [TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]in’âm: nimetlendirme[/TD]
                              [TD]kemâl-i intizam: mükemmel bir düzenlilik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
                              [TD]letâfet: hoşluk, güzellik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
                              [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhtelif: çeşit çeşit[/TD]
                              [TD]musahhariyet: boyun eğmişlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muvafakat: uygunluk[/TD]
                              [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müşabehet: benzeme[/TD]
                              [TD]nebat: bitki[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                              [TD]nizam: düzen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                              [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
                              [TD]sikke-i hilkat: yaratılış mührü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]taallûk: bağlantılı olmak, ait olmak[/TD]
                              [TD]taam: yemek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme[/TD]
                              [TD]teşekkül etmek: oluşmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vahdet: birlik[/TD]
                              [TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
                              [TD]vüs’at: genişlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zemin: yer[/TD]
                              [TD]zerre: atom, çok küçük parça[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ziynet: süs[/TD]
                              [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #809252
                              Anonim

                                hikmetinin herşeye şümulune pek zâhir bir surette delâlet ve hadsiz parmaklarıyla işaret ederler. Ve Senin gayet kemâldeki cemâl-i san’atına ve nihayet cemâldeki kemâl-i nimetine hadsiz dilleriyle senâ ve medhederler.

                                Hem bu muvakkat handa ve fâni misafirhanede ve kısa bir zamanda ve az bir ömürde, eşcar ve nebatatın elleriyle, bu kadar kıymettar ihsanlar ve nimetler ve bu kadar fevkalâde masraflar ve ikramlar, işaret belki şehadet eder ki, misafirlerine burada böyle merhametler yapan kudretli, keremkâr Zât-ı Rahîm, bütün ettiği masrafı ve ihsanı, kendini sevdirmek ve tanıttırmak neticesinin aksiyle, yani bütün mahlûkat tarafından “Bize tattırdı, fakat yedirmeden bizi idam etti” dememek ve dedirmemek ve saltanat-ı ulûhiyetini iskat etmemek ve nihayetsiz rahmetini inkâr etmemek ve ettirmemek ve bütün müştak dostlarını mahrumiyet cihetinde düşmanlara çevirmemek noktalarından, elbette ve herhalde, ebedî bir âlemde, ebedî bir memlekette, ebedî bırakacağı abdlerine, ebedî rahmet hazinelerinden, ebedî cennetlerinde, ebedî ve cennete lâyık bir surette meyvedar eşcar ve çiçekli nebatlar ihzar etmiştir. Buradakiler ise, müşterilere göstermek için nümunelerdir.

                                Hem ağaçlar ve nebatlar, umumen yaprak ve çiçek ve meyvelerinin kelimeleriyle Seni takdis ve tesbih ve tahmid ettikleri gibi, o kelimelerden herbirisi dahi ayrıca Senitakdis eder. Hususan meyvelerin bedî bir surette, etleri çok muhtelif, san’atları çokacip, çekirdekleri çok harika olarak yapılarak o yemek tablalarını ağaçların ellerine verip ve nebatların başlarına koyarak zîhayat misafirlerine göndermek cihetinde,lisan-ı hal olan tesbihatları, zuhurca lisan-ı kàl derecesine çıkar. Bütün onlar Senin mülkünde, Senin kuvvet ve kudretinle, Senin irade ve ihsanatınla, Senin rahmet ve hikmetinle musahhardırlar ve Senin herbir emrine mutîdirler.

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Zât-ı Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat merhamet sahibi Zât; Allah[/TD]
                                [TD]abd: kul[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                                [TD]bedî: güzel, benzersiz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cemâl: manevî güzellik[/TD]
                                [TD]cemâl-i san’at: sanat güzelliği[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                                [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                                [TD]eşcar: ağaçlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                                [TD]fâni: geçici, yok olucu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                                [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hususan: özellikle[/TD]
                                [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihsanat: ihsanlar, iyilikler, bağışlar[/TD]
                                [TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]irade: dileme, tercih[/TD]
                                [TD]iskat etmek: hiçliğe düşürmek, yok etmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
                                [TD]kemâl-i nimet: nimetin tam ve mükemmel olması[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]keremkâr: lûtfeden, bağışlayan[/TD]
                                [TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kıymettar: kıymetli[/TD]
                                [TD]lisan-ı hal: hal dili[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]lisan-ı kàl: söz ile anlatım[/TD]
                                [TD]mahlukât: yaratıklar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]medhetmek: övmek[/TD]
                                [TD]meyvedar: meyveli, meyve veren[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhtelif: çeşit çeşit[/TD]
                                [TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mutî: emre uyan, itaatkâr[/TD]
                                [TD]muvakkat: gelip geçici[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müştak: çok istekli, arzulu[/TD]
                                [TD]nebat: bitki[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                                [TD]nihayet: son derece[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nümune: örnek, misal[/TD]
                                [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]saltanat-ı Ulûhiyet: hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın İlâhlık saltanatı, egemenliği[/TD]
                                [TD]senâ: övme ve yüceltme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]suret: şekil, biçim[/TD]
                                [TD]tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]takdis etmek: kutsamak, Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
                                [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler[/TD]
                                [TD]umumen: bütünüyle[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zuhur: belirme, ortaya çıkma[/TD]
                                [TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                                [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #809253
                                Anonim

                                  Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey kibriyâ-yı azametinden tesettür etmiş olan Sâni-i Hakîm ve Hâlık-ı Rahîm,

                                  Bütün eşcar ve nebatatın, bütün yaprak ve çiçek ve meyvelerin dilleriyle ve adediyle Seni kusurdan, aczden, şerikten takdis ederek hamd ü senâ ederim.

                                  Ey Fâtır-ı Kadîr, ey Müdebbir-i Hakîm, ey Mürebbî-i Rahîm,

                                  Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ve iman ettim ki nasıl nebatat ve eşcar Seni tanıyorlar, Senin sıfât‑ı kudsiyeni ve Esmâ-i Hüsnânı bildiriyorlar. Öyle de, zîhayatlardan ruhlu kısmı olan insan ve hayvanattan hiçbirisi yoktur ki; cisminde gayet muntazam saatler gibi işleyen ve işlettirilen dahilî ve haricî âzâlarıyla ve bedeninde gayet ince bir nizam ve gayet hassas bir mîzan ve gayet mühim faidelerle yerleştirilen âlât ve duygularıyla ve cesedinde gayet san’atlı bir yapılış ve gayet hikmetli bir tefriş ve gayet dikkatli bir muvazene içinde konulan cihazat-ı bedeniyesiyle, Senin vücub-u vücuduna ve sıfatlarının tahakkukuna şehadet etmesin. Çünkü, bu kadar basîrâne nazik san’at veşuurkârâne ince hikmet ve müdebbirâne tam muvazeneye, elbette kör kuvvet veşuursuz tabiat ve serseri tesadüf karışamazlar ve onların işi olamaz ve mümkün değildir. Ve kendi kendine teşekkül edip öyle olması ise, yüz derece muhâl içinde muhâldir. Çünkü, o halde herbir zerresi, herbir şeyini ve cesedinin teşekkülünü, belki dünyada alâkadar olduğu herşeyini bilecek, görecek, yapabilecek, âdeta ilâh gibiihatalı bir ilim ve kudreti bulunacak, sonra teşkil-i ceset ona havale edilir ve “kendi kendine oluyor” denilebilir.

                                  Ve heyet-i mecmuasındaki vahdet-i tedbir ve vahdet-i idare ve vahdet-i nev’iye

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                                  [TD]Esmâ-i Hüsna: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Fâtır-ı Kadîr: herşeye gücü yeten yaratıcı, Allah[/TD]
                                  [TD]Hâlık-ı Rahîm: herbir varlığa hususî rahmet ve merhamet tecellîsi olan yaratıcı; Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
                                  [TD]Müdebbir-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan ve herşeyi idare eden Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Mürebbî-i Rahîm: şefkat ve merhamet herbir varlık üzerinde görülen ve herşeyi yaratılış gayelerine göre terbiye eden Allah[/TD]
                                  [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah[/TD]
                                  [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]alâkadar olmak: ilgili olmak[/TD]
                                  [TD]basîrâne: görerek, bilerek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cihazat-ı bedeniye: bedendeki organlar[/TD]
                                  [TD]dâhilî: iç[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]eşcar: ağaçlar[/TD]
                                  [TD]hamd ü senâ: şükretme ve övme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]haricî: dış[/TD]
                                  [TD]havale etmek: bir işi başka birine bırakma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                                  [TD]heyet-i mecmua: hepsi birden, fertlerin tamamı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma[/TD]
                                  [TD]ihatalı: kuşatıcı, kapsayıcı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kibriya-yı azamet: zât ve sıfatların büyüklüğün sonsuz ve daimî oluşu[/TD]
                                  [TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muhâl içinde muhâl: imkânsızlık içinde imkânsızlık, akla aykırılık[/TD]
                                  [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muvazene: denge[/TD]
                                  [TD]mîzan: tartı, ölçü[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müdebbirâne: tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek[/TD]
                                  [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
                                  [TD]sıfât-ı kudsiye: kutsal vasıflar ve özellikler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
                                  [TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]talim: öğretme, eğitme[/TD]
                                  [TD]tefriş: döşeme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tesettür etmek: gizlenmek, örtünmek[/TD]
                                  [TD]teşekkül: oluşma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]teşkil-i ceset: cesedi oluşturma, meydana getirme[/TD]
                                  [TD]vahdet-i idare: idare birliği[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vahdet-i nev’iye: tür birliği[/TD]
                                  [TD]vahdet-i tedbir: tedbir, idare birliği[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu ve var olmak için bir sebebe ihtiyacının olmayışı[/TD]
                                  [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âlât: âletler, organlar[/TD]
                                  [TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
                                  [TD]şerik: ortak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şiddet-i zuhur: açık seçik olma ve açığa çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti[/TD]
                                  [TD]şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 24)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.