- Bu konu 22 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Ekim 2012: 13:21 #809254
Anonim
ve vahdet-i cinsiye ve umumun yüzlerinde göz, kulak, ağız gibi noktalarda ittifak cihetinde müşahede edilen sikke-i fıtratta birlik ve herbir nev’in efradı simalarında görülen sikke-i hikmette ittihad ve iaşede ve icadda beraberlik ve birbirinin içinde bulunmak gibi keyfiyetlerinden hiçbirisi yoktur ki, Senin vahdetine kat’î şehadette bulunmasın ve herbir ferdinde kâinata bakan bütün isimlerin cilveleri bulunmakla, vâhidiyet içinde, Senin ehadiyetine işareti olmasın.
Hem nasıl ki insan ile beraber hayvanatın, zeminin bütün yüzünde yayılan yüz bin envâı, muntazam bir ordu gibi teçhiz ve talimat ve itaat ve musahhariyetle ve en küçükten tâ en büyüğe kadar, rububiyetin emirleri intizamla cereyanlarıyla o rububiyetinin derece-i haşmetine ve gayet çoklukla beraber gayet kıymetli ve gayet mükemmel olmakla beraber gayet çabuk yapılmaları ve gayet san’atlı olmakla beraber gayet kolay yapılışlarıyla, kudretinin derece-i azametine delâlet ettikleri gibi;şarktan garba, şimalden cenuba kadar yayılan mikroptan tâ gergedana kadar, en küçücük sinekten tâ en büyük kuşa kadar bütün onların rızıklarını yetiştiren rahmetinin hadsiz vüs’atine ve herbiri emirber nefer gibi vazife-i fıtriyesini yapmak ve zemin yüzü her baharda, güz mevsiminde terhis edilenler yerinde yeniden taht-ı silâha alınmış bir orduya ordugâh olmak cihetiyle, hâkimiyetinin nihayetsiz genişliğine kat’î delâlet ederler.
Hem nasıl ki hayvanâttan herbirisi kâinatın bir küçük nüshası ve bir misal-i musağğarı hükmünde gayet derin bir ilim ve gayet dakik bir hikmetle, karışık eczaları karıştırmayarak ve bütün hayvanların ayrı ayrı suretlerini şaşırmayarak hatasız,sehivsiz, noksansız yapılmalarıyla, ilminin herşeye ihatasına ve hikmetinin herşeyeşümulüne, adetlerince işaretler ederler. Öyle de, herbiri birer mu’cize-i san’at ve birerharika-i hikmet olacak kadar san’atlı ve güzel yapılmasıyla, çok sevdiğin ve teşhirini istediğin san’at-ı Rabbâniyenin kemâl-i hüsnüne ve
[TABLE]
[TR]
[TD]cenub: güney[/TD]
[TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dakik: ince, derin[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i azamet: büyüklük derecesi[/TD]
[TD]derece-i haşmet: heybet ve görkemin derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta görünen birlik tecellisi[/TD]
[TD]emirber: emre hazır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: neviler, türler[/TD]
[TD]garb: batı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]harika-i hikmet: hikmet harikası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[TD]iaşe: besleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
[TD]ittifak: birleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihad: birlik[/TD]
[TD]kemâl-i hüsün: mükemmel güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keyfiyet: durum, asıl nitelik, asıl özellik[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]misal-i musağğar: küçültülmüş örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[TD]musahhariyet: boyun eğmişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize-i san’at: san’at mu’cizesi[/TD]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[TD]nev’i: tür, cins[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]ordugâh: ordunun barındığı yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]san’at-ı Rabbâniye: herşeyi terbiye edip idaresi altında bulunduran Allah’ın san’atı[/TD]
[TD]sehivsiz: hatasız, yanılmaksızın[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sikke-i fıtrat: yaratılış mührü[/TD]
[TD]sikke-i hikmet: hikmet mührü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil[/TD]
[TD]taht-ı silâh: silâh altı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talimat: bildiriler, emirler[/TD]
[TD]terhis etmek: vazifeye son vermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhiz: cihazlanma, donanım[/TD]
[TD]teşhir: ilân etme, duyurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün, genel[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet-i cinsiye: cins birliği[/TD]
[TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâhidiyet: birlik[/TD]
[TD]vüs’at: genişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]şark: doğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[TD]şimal: kuzey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Ekim 2012: 13:23 #809255Anonim
gayet derecede güzelliğine işaret ve herbirisi, hususan yavrular, gayet nazdar,nâzenin bir surette beslenmeleriyle ve heveslerinin ve arzularının tatmini cihetiyle, Senin inâyetinin gayet şirin cemâline hadsiz işaretler ederler.
Ey Rahmânürrahîm, ey Sâdıku’l-Vâ’di’l-Emîn, ey Mâlik-i Yevmiddîn,
Senin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmının tâlimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin irşadıyla anladım ki:
Madem kâinatın en müntehap neticesi hayattır. Ve hayatın en müntehap hülâsası ruhtur. Ve zîruhun en müntehap kısmı zîşuurdur. Ve zîşuurun en camii insandır. Ve bütün kâinat ise hayata musahhardır ve onun için çalışıyor. Ve zîhayatlar zîruhlara musahhardır; onlar için dünyaya gönderiliyorlar. Ve zîruhlar insanlara musahhardır; onlara yardım ediyorlar. Ve insanlar fıtraten Hâlıkını pek ciddî severler ve Hâlıkları onları hem sever, hem kendini onlara her vesile ile sevdirir. Ve insanın istidadı ve cihazat-ı mâneviyesi, başka bir bâki âleme ve ebedî bir hayata bakıyor. Ve insanın kalbi ve şuuru, bütün kuvvetiyle bekà istiyor ve lisanı, hadsiz dualarıyla bekà için Hâlıkına yalvarıyor. Elbette ve herhalde, o çok seven ve sevilen ve mahbub vemuhib olan insanları dirilmemek üzere öldürmekle, ebedî bir muhabbet için yaratılmış iken, ebedî bir adâvetle gücendirmek olamaz ve kàbil değildir.
Belki, başka bir ebedî âlemde mes’udâne yaşaması hikmetiyle, bu dünyada çalışmak ve onu kazanmak için gönderilmiştir. Ve insana tecellî eden isimlerin, bufâni ve kısa hayattaki cilveleriyle âlem-i bekàda onların âyinesi olan insanların, ebedî cilvelerine mazhar olacaklarına işaret ederler.
Evet, ebedînin sâdık dostu ebedî olacak. Ve bâkinin âyine-i zîşuuru bâki olmak lâzım gelir.
Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymanî (a.s.) ve Neml’i
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]Mâlik-i Yevmiddîn: kıyamet gününün sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Neml: karınca, Hz. Süleyman’ın karıncası[/TD]
[TD]Rahmânü’r-Rahîm: herbir kuluna karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Sâdıku’l-Va’di’l-emîn: vaad ve sözünde mutlaka duran, vaadinin doğruluğundan emin olunan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
[TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: devamlı, kalıcı, sonsuz[/TD]
[TD]cami: kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: manevî güzellik[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihâzât-ı mâneviye: mânevî donanım, cihazlar[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[TD]fâni: geçici, yok olucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtraten: yaratılış itibariyle[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: gaye[/TD]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüdhüd-ü Süleymânî: Hz. Süleyman’ın emri altında çalışan kuş[/TD]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inâyet: Allah’ın herşeyi düzen altına alıp huzur ve saadet veren ve yardım eden sıfatı[/TD]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidad: yetenek, ruha konulmuş özellik[/TD]
[TD]kàbil: mümkün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahbub: sevgili[/TD]
[TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mes’udâne: mutlu bir şekilde[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhib: seven[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, itaat ettirilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müntehap: seçilmiş[/TD]
[TD]nazdar: nazlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzenin: ince, nâzik[/TD]
[TD]sadık: doğru, dürüst[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil[/TD]
[TD]talim: öğretme, eğitme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma, görünme[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
[TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[TD]âyine-i zîşuur: şuurlu ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Ekim 2012: 13:28 #809256Anonim
ve Nâka-i Salih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf
1 gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve herbir nev’in, arasıra istimâl için birtek cesedi bulunacağı, rivâyet-i sahihadan anlaşılmakla beraber; hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza ederler.Ey Kàdir-i Kayyûm,
Bütün zîhayat, zîruh, zîşuur, Senin mülkünde, yalnız Senin kuvvet ve kudretinle ve ancak Senin irade ve tedbirlerinle ve rahmet ve hikmetinle, rububiyetinin emirlerine teshir ve fıtrî vazifelerle tavzif edilmişler. Ve bir kısmı, insanın kuvveti ve galebesi için değil, belki fıtraten insanın zaafı ve aczi için rahmet tarafından ona musahhar olmuşlar. Ve lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile Sânilerini ve Mâbudlarını kusurdan, şerikten takdis ve nimetlerine şükür ve hamd ederek, herbiri ibadet-i mahsusasını yapıyorlar.
Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyâsından perdelenmiş olan Zât-ı Akdes,
Bütün zîruhların tesbihatıyla seni takdis etmek, niyet edip
سُبْحَانَكَ يَا مَنْ جَعَلَ مِنَ الْمَاۤءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ
2
diyorum.Yâ Rabbe’l-Âlemîn, yâ İlâhe’l-Evvelîne ve’l-Âhirin, yâ Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn,
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ve iman ettim ki:
[NOT]Dipnot-1 bk. Alûsî, Ruhu’l-Beyân: 5:226; Kurtubî: 1:372.
Dipnot-2 “Ey su ile herşeyi canlandıran Zât-ı Akdes, Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim.”[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]Kàdir-i Kayyûm: ezelden ebede kadar bütün varlıkları ayakta tutan sonsuz kudret sahibi, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâbud: kendisine ibadet edilen Allah[/TD]
[TD]Nâka-i Salih: Hz. Salih’in devesi [bk. bilgiler – Salih (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn: göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allah[/TD]
[TD]Rabbü’l-Âlemin: âlemlerin Rabbi, bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve noksandan yüce olan Zât, Allah[/TD]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet-i kibriyâ: Zâtının büyüklüğü ve sıfatlarının sınırsız oluşu[/TD]
[TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad-ı mahsusa: özel fertler[/TD]
[TD]fıtraten: yaratılış itibariyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
[TD]hakikat: gerçek mahiyet, asıl ve esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamd etmek: şükür ve övgülerini sunmak[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli bir gaye ve faydaya yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibadet-i mahsusa: kendine özgü ibadet[/TD]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, tercih[/TD]
[TD]istimâl: kullanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelb-i Ashâb-ı Kehf: Ashâb-ı Kehf’in köpeği[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı hâl: hâl dili[/TD]
[TD]lisan-ı kàl: söz ile anlatım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musahhar olmak: boyun eğmek[/TD]
[TD]nev’: tür, cins[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rivâyât-ı sahîha: Peygamberimizden dosdoğru olarak, sahih olarak nakledilmiş rivâyetler, sözler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
[TD]takdis etmek: kutsamak, Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talim: öğretme[/TD]
[TD]tavzif etmek: vazifelendirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme[/TD]
[TD]tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teshir: emir altında tutma[/TD]
[TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
[TD]İlâhe’l-Evvelîne ve’l-Âhirin: baştakilerin ve sondakilerin İlâhı, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[TD]şiddet-i zuhur: açık seçik olma ve açığa çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Ekim 2012: 13:52 #809257Anonim
Nasıl sema, feza, arz, berr ve bahr, şecer, nebat, hayvan, efradıyla, eczasıyla, zerrâtıyla Seni biliyorlar, tanıyorlar ve varlığına ve birliğine şehadet ve delâlet ve işaret ediyorlar. Öyle de, kâinatın hülâsası olan zîhayat ve zîhayatın hülâsası olan insan ve insanın hülâsası olan enbiya, evliya, asfiyanın hülâsası olan kalblerinin ve akıllarının müşahedat ve keşfiyat ve ilhamat ve istihracatıyla yüze ricma ve yüzer tevatür kuvvetinde bir kat’iyetle, Senin vücub-u vücuduna ve Senin vahdâniyet ve ehadiyetine şehadet edip ihbar ediyorlar, mu’cizat ve kerâmât ve yakînî burhanlarıyla haberlerini ispat ediyorlar.
Evet, kalblerde, perde-i gaybda ihtar edici bir Zâta bakan hiç bir hâtırat-ı gaybiye veilham edici bir Zâta baktıran hiç bir ilhâmât-ı sâdıka; ve hakkalyakîn sûretinde sıfât-ı kudsiye ve Esmâ-i Hüsnânı keşfeden hiçbir itikad-ı yakîne; ve enbiya ve evliyada, birVâcibü’l-Vücudun envârını aynelyakîn ile müşahede eden hiçbir nuranî kalp; veasfiya ve sıddîkînde, bir Hâlık-ı Külli Şey’în âyât-ı vücûbunu ve berâhin-i vahdetiniilmelyakîn ile tasdik eden, ispat eden hiçbir münevver akıl yoktur ki, Senin vücub-u vücuduna ve sıfât-ı kudsiyene ve Senin vahdetine ve ehadiyetine ve Esmâ-i Hüsnânaşehadet etmesin, delâleti bulunmasın ve işareti olmasın.
Ve bilhassa, bütün enbiya ve evliya ve asfiya ve sıddıkînin imamı ve reisi vehülâsası olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ihbarını tasdik eden hiçbir
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Esmâ-i Hüsna: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Küll-i Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi hâlis kullar[/TD]
[TD]aynelyakîn: gözle görerek kesin bilgi edinme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahr: deniz[/TD]
[TD]berr: kara[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]berâhin-i vahdet: birlik delilleri[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâr: nurlar, ışıklar[/TD]
[TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feza: uzay[/TD]
[TD]hakkalyakîn: bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâtırat-ı gaybiye: gayptan gelen hatıralar, mânevî bilgiler[/TD]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâ: fikir birliği[/TD]
[TD]ihbar etmek: haber vermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
[TD]ilham: kalbe gelme, gönüle doğma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilhamat: ilhamlar[/TD]
[TD]ilhâmât-ı sâdıka: doğru ilhamlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilmelyakîn: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme[/TD]
[TD]istihracat: çıkarmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itikad-ı yakîn: şüphesiz ve kesin olarak inanma[/TD]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerâmât: kerametler, Allah’ın bir ikramı olarak veli kullarında görülen olağanüstü hal ve hareketler[/TD]
[TD]keşfetmek: gizli bir şeyi açığa çıkarmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşfiyat: keşifler, mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri gözlemleme[/TD]
[TD]mu’cizât: insanların benzerini yapmada âciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından peygamberlere verilen olağanüstü hâl ve hareketler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münevver: nurlu, aydın, aydınlanmış[/TD]
[TD]müşahedat: gözlemler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[TD]nebat: bitki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perde-i gayb: mânevî âlemleri gözümüzden saklayan perde[/TD]
[TD]semâ: gök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: tarz, biçim[/TD]
[TD]sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere çok sâdık olanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât-ı kudsiye: kutsal sıfatlar, kusursuz özellikler[/TD]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevatür: yalan söylemesi mümkün olmayan topluluklardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu[/TD]
[TD]vücub-u vücud: varlığın zorunlu oluşu ve var olmak için bir sebebe ihtiyacın olmayışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yakînî: kesin, şüphesiz[/TD]
[TD]zerrât: zerreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]âyât-ı vücub: varlığının vacip ve zorunlu olduğunu gösteren âyetler, deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecer: ağaç[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Ekim 2012: 13:53 #809258Anonim
mu’cizat-ı bâhiresi ve hakkaniyetini gösteren hiç bir hakikat-i aliyesi ve bütün mukaddes ve hakikatli kitapların hülâsatü’l-hülâsası olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın hiçbir âyet-i tevhidiye-i kàtıası ve mesâil-i imaniyeden hiçbir mesele-i kudsiyesi yoktur ki, Senin vücub-u vücuduna ve kudsî sıfatlarına ve Senin vahdetine ve ehadiyetine ve esmâ ve sıfâtına şehadet etmesin ve delâleti olmasın ve işareti bulunmasın.
Hem nasıl ki bütün o yüz binler muhbir-i sâdıklar, mu’cizatlarına ve keramâtlarına ve hüccetlerine istinad ederek, Senin varlığına ve birliğine şehadet ederler. Öyle de, herşeye muhit olan Arş-ı Âzamın külliyat-ı umurunu idareden, tâ kalbin gayet gizli vecüz’î hâtırâtını ve arzularını ve dualarını bilmek ve işitmek ve idare etmeye kadarcereyan eden rububiyetinin derece-i haşmetini ve gözümüz önünde hadsiz muhtelifeşyayı birden icad eden, hiçbir fiil bir fiile, bir iş bir işe mâni olmadan, en büyük bir şeyi en küçük bir sinek gibi kolayca yapan kudretinin derece-i azametini, icmâ ile,ittifak ile ilân ve ihbar ve ispat ediyorlar.
Hem nasıl ki, bu kâinatı, zîruha, hususan insana mükemmel bir saray hükmüne getiren ve Cenneti ve saadet-i ebediyeyi cin ve inse ihzar eden ve en küçük birzîhayatı unutmayan ve en âciz bir kalbin tatminine ve taltifine çalışan rahmetininhadsiz genişliğini ve zerrattan tâ seyyârâta kadar bütün envâ-ı mahlûkatı emirlerine itaat ettiren ve teshir ve tavzif eden hâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atini haber vererek,mu’cizat ve hüccetleriyle ispat ederler. Öyle de, kâinatı, eczaları adedince risaleler içinde bulunan bir kitab-ı kebir hükmüne getiren ve
[TABLE]
[TR]
[TD]Arş-ı Âzam: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Muhbir-i Sadık: doğru sözlü haber verici olan Peygamber Efendimiz (a.s.m.)[/TD]
[TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cin ve ins: cinler ve insanlar[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî, küçük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]derece-i azamet: büyüklük derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i haşmet: heybet ve görkemin derecesi[/TD]
[TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta görünen birlik tecellisi[/TD]
[TD]envâ-ı mahlûkat: bütün yaratılmış varlık türleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: asıl, esas[/TD]
[TD]hakikat-i aliye: yüksek, yüce gerçek ve doğru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[TD]hâtırat: hâtıralar, anılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[TD]hülâsatü’l-hülâsa: Yedinci Şuâ olan Âyetü’l-Kübrâ Risalesinin özetinin özeti mahiyetinde, Arapça olarak yazılan tefekkürî bir eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
[TD]icmâ: fikir birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihbar: haber verme[/TD]
[TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istinad etmek: dayanmak[/TD]
[TD]ittifak: birleşme, fikir birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerâmât: kerametler, Allah’ın bir ikramı olarak veli kullarında görülen olağanüstü hal ve hareketler[/TD]
[TD]kitab-ı kebîr: büyük kitap, kâinat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]külliyat-ı umur: genel, evrensel işler[/TD]
[TD]mesele-i kudsiye: kutsal mesele[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesâil-i imâniye: imanî meseleler[/TD]
[TD]muhit: her şeyi kuşatan, kapsayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşit çeşit[/TD]
[TD]mukaddes: kutsal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizat-ı bâhire: apaçık mu’cizeler[/TD]
[TD]mu’cizât: mu’cizeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâni olmak: engel olmak[/TD]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]risale: mektup, küçük çaplı kitap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
[TD]sıfât: nitelikler, özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taltif: iyilik ve güzellikle muamele etme[/TD]
[TD]tavzif etmek: görevlendirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teshir: emir altında tutma[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe ihtiyacının olmaması[/TD]
[TD]vüs’at: genişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
[TD]âciz: güçsüz, zayıf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyet-i tevhidiye-i kàtıa: Allah’ın birliğini bildiren kesin âyet[/TD]
[TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Ekim 2012: 13:55 #809259Anonim
Levh‑i Mahfuzun defterleri olan İmam-ı Mübîn ve Kitab-ı Mübînde, bütün mevcudatın bütün sergüzeştlerini kaydedip yazan ve umum çekirdeklerde umum ağaçlarının fihristlerini ve programlarını ve zîşuurun başlarında bütün kuvve-i hâfızalarda, sahiplerinin tarihçe-i hayatlarını yanlışsız, muntazaman yazdıran ilminin herşeye ihatasına ve herbir mevcuda çok hikmetleri takan, hattâ herbir ağaçta meyveleri sayısınca neticeleri verdiren ve herbir zîhayatta âzâları, belki eczaları ve hüceyratları adedince maslahatları takip eden, hattâ insanın lisanını çok vazifelerde tavzif etmekle beraber, taamların tatları adedince zevkî olan mizancıklarla teçhiz ettiren hikmet-i kudsiyenin herbir şeye şümulüne; hem bu dünyada nümuneleri görülen celâlî ve cemâlî isimlerinin tecellileri daha parlak bir surette ebedü’l-âbâdda devam edeceğine ve bu fâni âlemde nümuneleri müşahede edilen ihsanatının daha şâşaalı bir surette dâr-ı saadette istimrarına ve bekàsına ve bu dünyada onları gören müştakların ebedde dahi refakatlerine ve beraber bulunmalarına bi’l-icmâ, bi’l-ittifak şehadet ve delâlet ve işaret ederler.
Hem yüzer mu’cizât-ı bâhiresine ve âyât-ı kàtıasına istinaden, başta Resul-i EkremAleyhissalâtü Vesselâm ve Kur’ân-ı Hakîmin olarak, bütün ervâh-ı neyyire ashâbıolan enbiyalar ve kulûb-u nuraniye aktâbı olan evliyalar ve ukul-ü münevvere erbabıolan asfiyalar, bütün suhuf ve kütüb-ü mukaddesede, Senin çok tekrar ile ettiğin vaadlerine ve tehditlerine istinaden ve Senin kudret ve rahmet ve
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Kitâb-ı Mübîn: herşeyin açıkça yazılı olduğu, kudret defteri.[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir ünvanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]asfiya: hem âlim hem velî olan büyük zâtlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
[TD]bi’l-icmâ: ittifakla, fikir birliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bi’l-ittifak: ittifakla[/TD]
[TD]celâl: büyüklük, haşmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: manevî güzellik[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret[/TD]
[TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedü’l-âbad: sonsuzların sonsuzu, âhiret[/TD]
[TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[TD]ervâh-ı neyyire ashabı: nur saçan ruh sahipleri—peygamberler gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
[TD]fihrist: indeks, içindekiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: geçici, yok olucu[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; ilim, yüsek bilgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i kudsiye: kutsal, kusursuz ve eksiksiz hikmet[/TD]
[TD]hüceyrât: hücreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[TD]ihsanat: ihsanlar, iyilikler, bağışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istimrar: devamlılık[/TD]
[TD]istinaden: dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[TD]kulûb-u nuraniye aktabı: nuranî kalp sahiplerinin kutupları, en önde gelenleri—velilerin ileri gelenleri gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek[/TD]
[TD]kütüb-ü mukaddese: kutsal olan kitaplar—Tevrat, Zebur, İncil, Kur’ân-ı Kerim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcud: varlık[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazaman: düzenli olarak[/TD]
[TD]mu’cizat-ı bâhire: apaçık mu’cizeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nümune: örnek, misal[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]refakat: arkadaşlık[/TD]
[TD]sergüzeşt: serüven, biyografi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife halindeki kitaplar[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taam: yemek[/TD]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikayesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavzif etmek: vazifelendirmek[/TD]
[TD]tecelli: görünme, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhiz etmek: donatmak[/TD]
[TD]ukul-ü münevvere erbabı: nurlu akıllar, aydınlanmış akıl sahipleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
[TD]âyât-ı kàtıa: kesin âyetler, deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
[TD]İmâm-ı Mübîn: İlâhî ilim ve emirlerin, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı kader defteri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[TD]şâşaa: gösteriş, göz alıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Ekim 2012: 13:58 #809260Anonim
inâyet ve hikmet ve celâl ve cemâlin gibi kudsî sıfatlarına ve şe’nlerine ve izzet‑icelâline ve saltanat-ı rububiyetine itimaden ve keşfiyat ve müşahedat ve ilmelyakîn itikadlarıyla saadet-i ebediyeyi cin ve inse müjdeliyorlar ve ehl-i dalâlet için Cehennem bulunduğunu haber verip ilân ediyorlar ve iman edip şehadet ediyorlar.
Ey Kadîr-i Hakîm, ey Rahmân-ı Rahîm, ey Sâdıku’l-Vâ’di’l-Kerîm,, ey izzet veazamet ve celâl sahibi Kahhâr-ı Zülcelâl,
Bu kadar sadık dostlarını ve bu kadar vaadlerini ve bu kadar sıfât ve şuûnatını tekzip edip, saltanat-ı rububiyetinin kat’î mukteziyatını ve sevdiğin ve onlar dahi Seni tasdik ve itaatle kendilerini Sana sevdiren hadsiz makbul ibâdının hadsiz dualarını ve dâvâlarını reddederek, küfür ve isyan ile ve Seni vaadinde tekzip etmekle Senin azamet-i kibriyâna dokunan ve izzet-i celâline dokunduran ve ulûhiyetinin haysiyetine ilişen ve şefkat-i rububiyetini müteessir eden ehl-i dalâlet ve ehl-i küfrü, haşrin inkârında tasdik etmekten yüz bin derece mukaddessin ve hadsiz derece münezzehve âlîsin. Böyle nihayetsiz bir zulümden, bir çirkinlikten, Senin nihayetsiz adaletini vecemâlini ve rahmetini takdis ediyorum.
1 سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا âyetini, vücudumun bütün zerrâtı adedince söylemek istiyorum. Belki, Senin o sadık elçilerin ve doğru dellâl-ı[NOT]Dipnot-1 “Allah, onların söyledikleri şeylerden pek münezzehtir ve pek büyük bir yücelikle yücedir.” İsrâ Sûresi, 17:43. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Kadîr-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan sonsuz kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Kahhâr-ı Zülcelâl: haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye her zaman mutlak galip gelen ve kahretmeye gücü yeten Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahmân-ı Rahîm: herbir varlığa ve bütün varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah[/TD]
[TD]Sâdıku’l-Va’di’l-Kerîm: vaad ve sözünde mutlaka duran, cömertlik ve ikram sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]azamet-i kibriyâ: büyüklüğün sınırsız, yüce ve ebedî oluşu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celâl: azamet, yücelik, haşmet[/TD]
[TD]cemâl: güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cin ve ins: cinler ve insanlar[/TD]
[TD]dellâl-ı saltanat: saltanatın ilâncısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler[/TD]
[TD]ehl-i küfür: inkârcılar, inançsızlar, kâfirler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]haysiyet: itibar, şeref, değer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]hikmet: Allah’ın herşeyi belirli gaye ve faydaya yönelik olarak mânâlı ve tam yerli yerinde yapma sıfatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibâd: kullar[/TD]
[TD]ilmelyakîn: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inayet: Allah’ın herşeyi düzen altına alarak saadet ve huzur veren sıfatı[/TD]
[TD]itikad: inanç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet: değer, itibar, yücelik[/TD]
[TD]izzet-i celâl: büyüklük ve azametin izzeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[TD]keşfiyat: keşifler, mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
[TD]küfür: inkâr, inançsızlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
[TD]mukaddes: kutsal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukteziyat: bir şeyin gerektirdikleri[/TD]
[TD]münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteessir etmek: etkilemek, tesiri altında bırakmak[/TD]
[TD]müşahedat: gözlemler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[TD]sadık: doğru, dürüst[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği[/TD]
[TD]sıfât: sıfatlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekzip etmek: yalanlamak[/TD]
[TD]ulûhiyet: İlâhlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaad: söz verme[/TD]
[TD]zerrât: zerreler, atomlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]şefkat-i rubûbiyet: herşeyi idare ve terbiye eden Allah’ın şefkati[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
[TD]şe’n: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuûnat: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Ekim 2012: 14:00 #809261Anonim
saltanatının hakkalyakîn, aynelyakîn, ilmelyakîn suretinde Senin uhrevî rahmet hazinelerine ve âlem-i bekàda ihsanatının definelerine ve dâr-ı saadette tamamiyle zuhur eden güzel isimlerinin harika güzel cilvelerine şehadet, işaret, beşaret ederler. Ve bütün hakikatlerin mercii ve güneşi ve hâmîsi olan Hak isminin en büyük bir şuâı, bu hakikat-ı ekber-i haşriye olduğunu, iman ederek Senin ibâdına ders veriyorlar.
Ey Rabbu’l-Enbiyâ ve’s-Sıddıkîn,
Bütün onlar Senin mülkünde, Senin emrin ve kudretinle, Senin irade ve tedbirinle, Senin ilmin ve hikmetinle musahhar ve muvazzaftırlar. Takdis, tekbir, tahmid, tehlilile küre-i arzı bir zikirhâne-i âzam, bu kâinatı bir mescid-i ekber hükmünde göstermişler.
Yâ Rabbî ve yâ Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn, yâ Hâlıkî ve yâ Hâlık-ı Külli Şey,
Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtıyla ve bütün mahlukatı bütün keyfiyatıylateshir eden kudretinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetininhakkı için, nefsimi bana musahhar eyle ve matlubumu bana musahhar kıl. Kur’ân’a ve imana hizmet için, insanların kalblerini Risale-i Nur’a musahhar yap. Ve bana veihvanıma iman-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver. Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâma denizi veHazret-i İbrahim Aleyhisselâma ateşi ve Hazret-i Dâvud Aleyhisselâma dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâma cinni
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhisselâm: Allah selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Hak: doğru ve gerçek olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i Dâvud: [bk. bilgiler – Dâvud (a.s.)][/TD]
[TD]Hazret-i Mûsa: [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i Süleyman: [bk. bilgiler – Süleyman (a.s.)][/TD]
[TD]Hazret-i İbrahim: [bk. bilgiler – İbrahim (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Küll-i Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
[TD]Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn: göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabbu’l-Enbiyâ ve’s-Sıddıkîn: daima doğruluk üzere, Allah’a ve peygambere çok sâdık olanların ve peygamberlerin Rabbi[/TD]
[TD]aynelyakîn: gözle görür derecesinde kesin bilgi edinme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşaret etmek: müjdelemek[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, Cennet[/TD]
[TD]hakikat-ı ekber-i haşriye: büyük haşir gerçeği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakkalyakîn: bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli bir gaye ve faydaya yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[TD]hâmî: koruyucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn-ü hâtime: güzel son, imanlı bir şekilde ölme[/TD]
[TD]ibâd: kullar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsanat: ihsanlar, iyilikler, bağışlar[/TD]
[TD]ihvan: kardeşler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilmelyakîn: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[TD]iman-ı kâmil: tam ve mükemmel iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, tercih[/TD]
[TD]iradet: istek, dileme, tercih[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keyfiyat: özellikler, nitelikler[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]matlub: istek, arzu[/TD]
[TD]merci: kaynak, başvurulacak yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mescid-i ekber: en büyük mescid[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazzaf: vazifeli, görevli[/TD]
[TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: kişinin kendisi; insanı hazır zevk ve isteklere sevk eden kuvvet[/TD]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil[/TD]
[TD]tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis: kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
[TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tehlil: “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” mânâsındaki “lâ ilâhe illallah” sözünü söylemek[/TD]
[TD]tekbir: “Allah en büyüktür” mânâsında “Allahu Ekber” demek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teshir etmek: boyun eğdirmek[/TD]
[TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yâ Halıkî: ey Yaratıcım[/TD]
[TD]yâ Rabbî: ey bütün varlıkları terbiye ve idare eden Allah’ım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zikirhâne-i âzam: çok büyük zikir yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[TD]şuâ: ışık kaynağından çıkan ışık telleri, ışın[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Ekim 2012: 14:03 #809262Anonim
ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma şems ve kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur’a kalbleri ve akılları musahhar kıl. Ve beni ve Risale-i Nur Talebelerini nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennetü’l-Firdevste mes’ut kıl. Âmin, âmin, âmin.
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
1وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ أَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
2
Kur’ân’dan ve münâcât-ı Nebeviye olan Cevşenü’l-Kebîrden aldığım bu dersimi, bir ibadet-i tefekküriye olarak Rabb-i Rahîmimin dergâhına arz etmekte kusur etmişsem, kusurumun affı için Kur’ân’ı ve Cevşenü’l-Kebîri şefaatçi ederek rahmetinden affımı niyaz ediyorum.Said Nursî
[NOT]Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
Dipnot-2 “Onların dualarının sonu da şudur: Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” Yûnus Sûresi, 10:10.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Cennetü’l-Firdevs: Firdevs Cenneti; Cennetin en yüksek yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cevşenü’l-Kebir: Peygamberimize Cebrâil’in (a.s.) getirdiği ve “Zırhı çıkar, bu duâyı oku” dediği meşhur duâ[/TD]
[TD]Rabb-i Rahîm: varlıklara özel rahmet ve merhamet tecellîsi bulunan ve herşeyin Rabbi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cin ve ins: cinler ve insanlar[/TD]
[TD]ibadet-i tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme ibadeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kamer: ay[/TD]
[TD]mes’ud: mutlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musahhar etmek: boyun eğdirmek, hizmetine vermek[/TD]
[TD]münâcât-ı Nebeviye: Peygamberimizin (a.s.m.) Cenâb-ı Allah’a duası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]niyaz etmek: yalvarmak, dua etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
[TD]teshir etmek: boyun eğdirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmin: “Allahım kabul eyle”[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer: kötülük, fenalık[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.