- Bu konu 25 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
2 Mayıs 2012: 09:39 #679572
Anonim
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Esselamün aleyküm kardeşlerim.Bu ayın ilk dersinde, er ya da geç karşılaşacağımız ölüm hakikatini, Risale-i Nur’daki şu kısımdan anlamaya çalışalım inşaallah. Hepinizi anladıklarınızı paylaşmaya davet ediyorum. Derse katılan kardeşlerimizden şimdiden Allah cc. razı olsun. Amin.
[BILGI]
İKİNCİ SUAL: Furkan-ı Hakîmde,1 اَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً gibi ayetlerde, “Mevt dahi hayat gibi mahlûktur; hem bir nimettir” diye ifham ediliyor. Halbuki, zâhiren mevt inhilâldir, ademdir, tefessühtür, hayatın sönmesidir, hâdimü’l-lezzâttır. Nasıl mahlûk ve nimet olabilir?
Elcevap: Birinci sualin cevabının âhirinde denildiği gibi, mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebde’dir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir.
Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir. Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san’at olduğunu gösteriyor.
Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sümbülün hayatıyla tezahür ediyor.
Demek çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.
Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan, o mevt onların hayatından daha muntazam ve mahlûk denilir.
İşte, en ednâ tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti böyle mahlûk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yeraltına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sünbülü verecektir. Amma mevt nimet olduğunun ciheti ise, çok vücuhundan dört vechine işaret ederiz.
Birincisi: Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan ve tekâlif-i hayatiyeden âzâd edip, yüzde doksan dokuz ahbabına kavuşmak için âlem-i berzahta bir visal kapısı olduğundan, en büyük bir nimettir.
İkincisi: Dar, sıkıntılı, dağdağalı, zelzeleli dünya zindanından çıkarıp, vüs’atli, sürurlu, ıztırapsız, bâki bir hayata mazhariyetle, Mahbûb-u Bâkînin daire-i rahmetine girmektir.
Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi, şerâit-i hayatiyeyi ağırlaştıran birçok esbab vardır ki, mevti, hayatın pek fevkinde nimet olarak gösterir. Meselâ, sana ıztırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validenle beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet, mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin. Hem meselâ, güzel çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin, kışın şedâidi içinde hayatları ne kadar zahmet ve ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılır.
Dördüncüsü: Nevm, nasıl ki bir rahat, bir rahmet, bir istirahattir; hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için. Öyle de, nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi, musibetzedelere ve intihara sevk eden belâlarla müptelâ olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir. Amma ehl-i dalâlet için, müteaddit Sözlerde kat’î ispat edildiği gibi, mevt dahi hayat gibi nikmet içinde nikmet, azap içinde azaptır; o bahisten hariçtir.
1 : “Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da yaratan Odur.” Mülk Sûresi, 67:2.
Mektubat
[/BILGI][TAVSIYE]Benzer dersler için tıklayın:
Risale-i Nur Açıklamalı 1: Zahirî Çirkinliklerin Altındaki Güzellikler
Açıklamalı Risale Dersleri 26 – Küre-i Arzdan Beşerin Haşrine Misaller
Diğer derslerimiz için: Risale Açıklamalı[/TAVSIYE]
2 Mayıs 2012: 11:11 #812946Anonim
Aleyküm Selam,اَلَّذِى خَلَقَ اْلمَوْتَ وَاْلحَيَوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً –1-
gibi âyetlerde, “Mevt dahi hayat gibi mahlûktur; hem bir nimettir” diye ifham ediliyor.
Halbuki, zâhiren mevt inhilâldir, ademdir, tefessühtür, hayatın sönmesidir, hâdimü’l-lezzâttır. Nasıl mahlûk ve nimet olabilir?
[HR][/HR]
1- Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da yaratan Odur.Mülk Sûresi: 67:2.
Ölüm kendiliğinden olan bir durum değildir.
Hayat nasıl Allah (c.c) ‘nin bir sanatı bir fiili olup faili de Allah ise…
Aynı şekil de ölüm de Allah (c.c) tarafından,yukarıdaki ayetin de belirttiği gibi iyiyi ve güzeli ayırt etme yolunda hazırlanmış bir fiildir ve yine faili Allah ‘tır.
Halbuki diyor ölüm zahiren yani görünenler olarak;
inhilaldir yani çözülüp dağılarak yok olmasıdır;
ademdir yani hiçliktir,yokluktur;
hayatın sönmesidir yani bir bitiş yok olma halidir;
hâdimü’l-lezzâttır Ayetin hizmetkarı olma eyleminde çok büyük bir lezzettir.Nasıl mahluk ve nimet olur sorusuna cevaplar aranıyor…
2 Mayıs 2012: 11:57 #812947Anonim
Birinci sualin cevabının âhirinde denildiği gibi, mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir.Ölüm İmtihan dünyasından ebedi bir hayata geçiştir.Cenab-ı Hakk intizamlı bir surette dünyayı yarattıysa aynı şekilde ölümü de var ederek imtihan sahiplerinin ücretlerini alacakları bir mekan değişimini de yaratmıştır.Bunda en ufak bir zorlanma yoktur O’nun için…Öyle bir hayata geçişin;hastalanan,rahatsızlanan,aksayan ve yaşlanarak yok olan bir vücuda da ihtiyacı yoktur.
Yeryüzünde dahi öyle bölgelere gidiliyor ki kimisi aşırı soğuk kimisi ise aşırı sıcak..Buralara gidenler yanlarında gideceği yere uygun kıyafetleri alırlar ama ne olursa olsun tam olarak iklimini bilmedikleri için hep bir eksiklik de olur.
Bu örneği Ahiri Aleme taşıyacak olursak; yanımıza bizim alabileceğimiz bir seçenek yoktur.Fakat bu seçenek baştan zaten izale edilmiş olup çözülmüştür.Ölüm bu manada bu kıyafeti yaratıldığı toprağa bırakıyor.Aslından aldığı emaneti aslına teslim ettiriyor Cenab-ı Hak..
Ölen yok olan hiçbirşey yok…Hayyum ve Kayyum olan Allah (c.c) başlangıçlara hazırladığı insanı hazırlıyor.Hayat da ölüm de O’nun için mahlukattır.Yaratmak O’na aittir ve öldürmek de..diriltmek de..
“75/3. Insan, kemiklerini bir araya toplayamayiz mi saniyor?
75/4. Evet, Biz onu, parmak uclarina varincaya kadar butun incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.”
2 Mayıs 2012: 12:25 #812948Anonim
Aslında en güzel ,en öz haber veren Ayet-i Celiledir ölüm hususunda ;
İnna Lillahi ve İnna ileyhi Racı’un ………………
3 Mayıs 2012: 11:24 #812949Anonim
Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san’at olduğunu gösteriyor.
Ustad Hazretleri Risale-i Nurlarda birçok temsili hikayede bizleri kulluk dairesinde askere benzetmiştir.Şayet dünya bizler için bu manada bir eğitim yeri yani talim yeri ise kışlanın gereklerine de intizamlı hareketlerin uygulanması kaçınılmazdır.Madem hepimiz askeriz,kışlaya gelirken insan olma vasfını alarak seçildiysek ve Allah (c.c)’nin hayat vermesiyle varlık alemine ayna olduysak bu kışlanın terhisi de aynı düzen içinde muntazam bir şekilde hazırlanmıştır ve yaşanacaktır.
Hayatın varlığı askere almak ise,ölümün varlığı da terhis etmektir.3 Mayıs 2012: 14:30 #812950Anonim
Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san’at olduğunu gösteriyor.Her daim yenilenen ve ölen tekrar hayat bulup tekrar tekrar dirilen bitki aleminde dahi bir çiçeğin Allah Azze ve Cellenin Rububiyeti ile yani tedbir ve iradesiyle olması mükemmel bir sanatı ve bu sanatın sahibini bizlere her kış ve baharda hayat ve ölümü hatırlatmaktadır.Hepsi birer küçük temsildir esasında…
Görünen ve görülmek istenen asıl gayeye ulaştırmaktır.Yani şehadet aleminin ardındaki gayb alemine düşündürmek ve vazifeyi idrakle kul olabilmek…
Göz görebildiği ölçüde görüp aklı düşündürürken, kalp ise hissedebildiği alemde açılır ve hayatın hakiki manasını aramaya koyulur.
Zaten akıl da bu cihette verilmiştir.
أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا نَسُوقُ الْمَاء إِلَى الْأَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ أَنْعَامُهُمْ وَأَنفُسُهُمْ أَفَلَا يُبْصِرُونَE ve lem yerev ennâ nesûkul mâe ilel ardıl curuzi fe nuhricu bihî zar’an te’kulu minhu en’âmuhum ve enfusuhum e fe lâ yubsirûn(yubsirûne).
Ya hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla bir ekin çıkarıyoruz.Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de.
Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı?
Secde -27
3 Mayıs 2012: 21:46 #812951Anonim
Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde,Tohumların,meyvelerin,yaprakların,çiçeklerin dal dal dağılıp bozulan yok olduğu sanılan görünür bu çürümenin ardında,
gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı
Çok mükemmel bir nizam ile suret suret yenilenme ve ardında hayatın vücudu gibi bir ölüm vücudu sergileniyor .
Askeriyeye asker alımı düzensiz olmadığı gibi askerliğin terhisine giden süreç için de aynı düzen ve aynı planlı fiil uygulanmaktadır.
Tesadüfi bir tabiat olayı asla söz konusu olamaz.
zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sümbülün hayatıyla
tezahür ediyor.
Her hale Sahip olan Allah (c.c) bizim ikinci olarak bildiğimiz bana göre birinci hayata Allah’ın Muhyi ismi ile hayat verirken Mumit ismi ile de ölümün Sahibi olduğunu anlıyoruz.
Demek çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır;
Meyvenin dalında oluşu gözümüze ne kadar rengarenk ve alımlı gözükür…O alımının, latif yaratılışının Allah’ın vahyinden gelen güzelliği ve emre tabi olması…
Belki bir gün sonra sofrada ve ardından midemizde…
Ortada olmayan bir meyvenin kokusu,rengi hatta ismi dahi geçse verilen tepkiler neyin nesidir o halde ?
Limon denildiğinde neden bir surat ekşir mesela ?
Bunların hepsi esas hayata birer geçişin çekirdeğidir.
Bir meyve vazife itibariyle yaratılışının gerçeğine kavuşmuştur.
İnsan yediklerinin karşılığını da bu bakımdan bedenen yansıtır.
Aynen insan da çekirdek hükmünde olan bu emaneti vücudu Allah namına hareket ederek asıl hayatına bir köprü vazifesi yapacak inşaAllah…
belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.
Ölüm de ebedi bir hayatın gerçeğidir.Çekirdeği de sırr-ı imtihan dünyamızdır.
Ölüm de hayat gibi bir diriliştir Ahiri Aleme…
Mahlukattır…
3 Mayıs 2012: 22:02 #812952Anonim
Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan, o mevt onların hayatından daha muntazam ve mahlûk denilir.Hem insanların hem de hayvan aleminin bu nimetlerden faydalanması netice itibariyle hayatlarının devamını sağladığından ; Allah’ın nebatat alemine bir görev giydirdiğini gösteriyor.Başı boş yapılan tesadüfi yaratılan hiç bir zerre olmadığını,mahlukat oluşuna delildir.
Bir insan midesinin ihtiyacını bir elma nereden bilebilir ?
Ya da bir portakalın asit vs.düzeylerini usta bir kimyacı,eczacı ,mühendis gibi kim tasarlayabilir ?
Karınca ile insan..Ya da en mikro canlıdan en makro canlıya kadar bütün bir yapıyı bilmeyen o yapının ihtiyaçlarına cevap veremez.
Elmaya bu görevi Veren Zat elbette o midenin de ihtiyacını bilir.
3 Mayıs 2012: 22:34 #812953Anonim
[TAVSIYE]
Meselâ toprakta, her bir zerresi, kâbildir ki, muhtelif bütün tohumlar ve çekirdeklere medâr ve menşe’ olsun. Eğer memur olmazsa, lâzım geliyor ki, otlar ve ağaçlar adedince mânevî cihazât ve makineleri tazammun etsin;veyahut onların bütün tarz-ı teşkilâtını bilir, yapar, bütün onlara giydirilen sûretleri tanır, dikebilir bir san’at ve kudret vermek lâzım gelir. Daha sâir mevcudâtı da kıyas et; tâ, anlayacaksın ki, her şeyde âşikâre, Vahdâniyetin çok delilleri var.
Evet, bir şeyden Herşeyi yapmak ve Herşeyi birtek şey yapmak, her şeyin Hâlıkına has bir iştir.وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ -1- ferman-ı zîşânına dikkat et.
Demek, Vâhid-i Ehadi kabul etmemekle, mevcudât adedince ilâhları kabul etmek lâzım gelir.
Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp, Onu tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi: 44.)Onuncu Söz – Haşr Risalesi
[/TAVSIYE]
3 Mayıs 2012: 23:20 #812954Anonim
Hayatı veren ve hayatın rızkla devamı sağlayan Allah (c.c) elbetteki ölümü de verecektir ve mahlukat taifelerinin hepsine ölümü tattıracaktır.Zira mevcudat varlıklarıyla Cenab-ı Allah’ın vucub-u vücuduna delalet ettikleri gibi ölümleriyle dahi Allah’ın baki ve sermedi olduğuna delalet ederler.Zira mevcudatta fanilik olacak ki Allah’ın Baki ismi tecelli edecek..
Ölüm dahi hayat gibi mahluktur ve nimettir.Zira ölüm bir yok olma ,idama mahkum olma ve zevale uğrama değildir.Zira ölüm Cenab-ı Hak tarafından görevlendirildiğimiz hayat vazifesinden terhistir, paydostur,mekan değiştirmedir.Allah ölümle bizi baki hayata davet eder.Ölüm baki hayatın başlangıcıdır.Çünkü ticaret ve memuriyet için önemli vazifelerle görevlendirilen insan kendilerine verilen ömür sermayesi ile ticaretlerini yapıp vazifelerini bitirip hizmetlerini tamamladıktan sonra kendilerini yaratan her şeyin yaratıcısı olan ve büyüklük sahibi olan Hallak-ı Zülcelal’e dönecekler fani dünyadan gidip baki alemlere gidip Cenab-ı Allah’la müşerref olacaklardır.
Allah ölümle insanı ebedi saltanat merkezine alacak ve rızası dairesinde hareket eden kullarına Cennet’i hediye edecek ve Cennet’tede cemalini görme şerefine erdirecektir.Dünyanın bin sene mesudane hayatı Cennet’in bir saat hayatına mukabil gelmediği gibi Allah Teala Hazretlerinin cemalini 1 saat müşahade etmek Cennet’in bin senelik mesudane hayatından daha güzeldir.
Ölüm tahrip ve sönmek değildir.Zira bir tohumu toprağın altına gömersen görünüşte çürür ve yok olur.Fakat hakikatte o çürüme neticesi sünbüllenir,neşv ü nema bulur ağaç olr ve meyve verir.Aynen onun gibi insanda ölümle toprağa girerek zahiren yok oluşa mahkum oluyor gibi görünse de insan bu ölümle baki hayata giriş yapar ve sünbüllenir. Ve eğer mümin ise ve Allah (c.c.) rızası dairesinde kendisine verilen ömür sermayesini harcamış ve vazifesini yerine getirmişse sümbüllenir ve Cennet’e layık bir makam kazanır.Ölüm ile insan kabre girer ve burada üç ihtimal ile karşılaşır.
1-Allah’ı tanımadıysa Allah’a iman etmediyse ölüm onun için idam-ı ebedidir.
2-Allah’a imanı var fakat onun rızası dairesinde hareket etmeyerek ömrünü sefahat içinde geçirdiyse kabir onun için haşir meydanında toplanıncaya kadar tek başına kalacağı hapsi münferid olur.
3-Eğer ölen mümin ise ve salih amel işlemişse takva dairesinde hareket etmişse ,vazifesini yerine getirmiş ise kabir onun için baki hayatın başlangıcı ve Cennet’e ulaşmak için uğradığı bir istasyon olacaktır.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri(r.a) Mektubat isimli eserinin 1.Mektubunda ölümün nimet olduğu hususunda çeşitli örnekler vermiştir.Ölüm,ağırlaşan hayat vazifesinden hayat yükünden kurtulup vefat eden dost ve ahbablarımıza kavuşmak için bir kapı olduğu gibi,sıkıntılı ve dar dünya hayatından çıkıp geniş,ızdırapsız baki bir hayata ulaşma ve Allah’ın rahmet dairesine girmeye vesiledir.Ayrıca ihtiyarlar için ölüm pek büyük bir nimettir.Zira bu dar,sıkıntılı,dağdağalı dünya hayatında ölüm olmasaydı atalarımız yaşlı halleriyle yanımızda bulunsaydı ne kadar sıkıntıya düçar olacaktık.Ölüm musibetzedelere ve hasta insanlara dahi bir nimettir.Zira ölüm ile bu insanlar bu sıkıntılardan kurtulmaktadırlar.Ölümün nimet olması mümin insanlar için geçerlidir.Zira dalalet ehli için ölüm azap içinde azaptır.
Yazın güze ve kışa yer vermesi ve gündüzün akşama ve geceye değişmesi katiyetinde gençlik ihtiyarlığa ve ölüme değişecek.Zira her gün bir şehri mezaristana boşaltan ölümün hayattan ziyade bir isteği vardır.Allah ölümle bizi huzuruna alacak ve hesaba çekecektir.Dolayısıyla fani ve zevale mahkum olan şeyleri bırakıp kalbimizi Allah’a yönlendirip Allah için çalışmalı,Allah için işlemeli ve onun rızası dairesi hareket etmeliyiz.Dünya bize bir gün haydi çık demeden biz ona Allahaısmarladık demeliyiz
Allah ölümü, Allah(c.c)’a Resulüne (a.s.m) ve Üstadımıza(a.s) kavuşma vesilesi sayan ve ölümü gülerek karşılayan kullarından eylesin… amin
4 Mayıs 2012: 09:59 #812955Anonim
İşte, en ednâ tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti böyle mahlûk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yeraltına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sümbülü verecektir. Amma mevt nimet olduğunun ciheti ise, çok vücuhundan dört veçhine işaret ederiz.
Meyvenin çekirdeğinin toprak altında çürümesi ; yüzeyde yeni bir ağacın oluşmasına,meyveler vermesine ve hayat bulmasına ona emredilen vahye tabi oluşudur,kaynak oluşudur.İnsanın da ölümle bedenen çürüyüp (aynen meyvenin çekirdeği gibi ) yeniden sümbüllenerek ahiri aleme giden yolda (çekirdeğin ölümünün ) o ebedi hayata bir başlangıç olduğu gerçeğini göstererek kabrin son olmadığını aksine başlangıçlara açılan kapı olduğunu ifade eder.
4 Mayıs 2012: 11:36 #812956Anonim
İKİNCİ SUAL: Furkan-ı Hakîmde,
1 اَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً gibi ayetlerde, “Mevt dahi hayat gibi mahlûktur; hem bir nimettir” diye ifham ediliyor. Halbuki, zâhiren mevt inhilâldir, ademdir, tefessühtür, hayatın sönmesidir, hâdimü’l-lezzâttır. Nasıl mahlûk ve nimet olabilir?
1 : “Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da yaratan Odur.” Mülk Sûresi, 67:2.
Ayet kim daha güzel ameller işleyecek diye ölümü de hayatı da yaratanın Allah olduğunu söylüyor. Demek ki en başta ölümün yaratılmasında bir imtihan gereği var. Zahiren ise ölüm kötü telakki ediliyor. Çünkü ölüm bir anda insanın yüzünü solduruyor, maddi cesedini çürütüyor. En sevdiğimiz birinin dahi mevtası olsa, kısa bir süre sonra yanına yaklaşamıyoruz. Ruhun çıkması ile cesed kokmaya başlıyor.
Sadece maddi cesedin bozulması değil ölümü kötü telakki ettiren. Bununla birlikte insanı manen de sarsan en büyük imtihanlardandır ölüm. Bu dünya üzerinde bir daha ölen kişiyle konuşamayacağımız, hiçbirşey paylaşamayacağımız anlamına geliyor görünüşte ölüm. Hiç tanımadığımız biri dahi olsa ölen kişi ölümün adını duymakla insanın bir anda zevklerini acıya dönüştürebiliyor. Çünkü kendininde fani olduğunu bilen her insana aynı akıbete uğrayacağını ihtar ediyor. Bu da lezzetleri acılaştırıyor. Hele ki çok alakadar olduğumuz birinin ölümü, maddi ve manevi olarak sarsabiliyor biz insanları. Ölen kişi açısından ölümü bir yok oluş gibi değerlendirebiliyoruz.
Bu kadar olumsuz gibi görünen şeylerden sonra ölümü nasıl bir mahluk ve bir nimet olarak değerlendirebiliriz ?
Şüphesiz ki ölüm hakkındaki bu anlayış (bir bitiş, yokluk, çürümek, lezzetlerin bitişi gibi), en başta imanımızın zaaflarından ileri geliyor. Halbuki ayet ölümün yaratılışında bir hikmetten bahsediyor. Yaratılmış olması hasebiyle onunda bir mahluk olduğunu telkin ediyor. Ve en başta da belirttiğimiz gibi ölümün bir imtihan gereği yaratıldığını ders veriyor.
Derse katılan kardeşlerimiz gibi (Allah razı olsun), biz de bu dersten anladıklarımızı mümkün mertebe dile getirmeye çalışacağız.inşaallah.
4 Mayıs 2012: 20:40 #812957Anonim
Birincisi: Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan ve tekâlif-i hayatiyeden âzâd edip, yüzde doksan dokuz ahbabına kavuşmak için âlem-i berzahta bir visal kapısı olduğundan, en büyük bir nimettir.Dünya hayatının tüm sıkıntılarından,kulluk vazifesinin imtihan noktasındaki zorluklarından ve üzüntülerden azad olup kendi gibi kaybettiği sevdikleri ve yakınlık duyduklarına kavuşma vazifesi olduğundan çok büyük bir nimettir.4 Mayıs 2012: 20:55 #812958Anonim
[TAVSIYE]
Saniyen: Ölüm, sureten göründüğü gibi dehşetli değil. Çok risalelerde gayet katî, şeksiz, şüphesiz bir surette,Kur’ân-ı Hakîmin verdiği nurla ispat etmişiz ki, ehl-i İmân için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir.
Hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten bir paydostur.
Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir.
Hem hakikî vatanına ve ebedî makam-ı saadetine girmeye bir vasıtadır.
Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna bir davettir.
Hem Hâlık-ı Rahîminin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir.
Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur;
ona dehşetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir mukaddemesi nazarıyla bakmak gerektir.
Hastalar Risalesinden
[/TAVSIYE]
5 Mayıs 2012: 06:24 #812959Anonim
@ASHAB-I BEDR 335152 wrote:
Hepsi birer küçük temsildir esasında…
Görünen ve görülmek istenen asıl gayeye ulaştırmaktır.Yani şehadet aleminin ardındaki gayb alemine düşündürmek ve vazifeyi idrakle kul olabilmek…
Göz görebildiği ölçüde görüp aklı düşündürürken, kalp ise hissedebildiği alemde açılır ve hayatın hakiki manasını aramaya koyulur.
Zaten akıl da bu cihette verilmiştir.
Ne kadar güzel insan sürekli sorgulamalı, ve sorularına cevabı bulmalı.
İnsan öğrendikçe hayran kalıyor, teşekkür ederim kardeşim ALLAH (C.C.) Razı olsun…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.