• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680292
    Anonim

      Bilmemek namaz için engel değildir
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      Hüseyin Bey: “Sanki fetret devri yaşıyoruz. Bazen
      namaz kılmasını hiç bilmeyen, hiç duâ ve sûre
      öğrenmemiş bulunan gençlerle karşılaşıyoruz. Bunlar
      İslâm’ı yeni seçmiş kişiler değil. Ama nasıl bir
      ihmalliktir bilemiyorum. Böyle bir genç namaz kılmak
      isterse nasıl kılacaktır?”
      KAYBEDİLECEK TEK FERT YOKTUR
      Ülkemiz bir İslâm ülkesi olmakla beraber, asrımızda bir
      fetret dönemi yaşadığı muhakkak. Din namına tek bir
      kelime bile öğrenmemiş olarak yetişen insanımızın
      varlığı üzücü bir tablo olmakla beraber, bir gerçek.
      Fakat zararlı yolun neresinden dönülürse kârdır. Namaz
      kılmasını hiç bilmeyen, hiç namaz kılmamış, hiç duâ ve
      sûre bilmeyen birisi isterse elbette namaz kılabilir.
      Dinimiz böyle insanları da kucaklamaya hazırdır. Ahiret
      ve ebedi hayat söz konusu olunca, kaybedilecek tek
      fert yoktur.
      BİLGİSİZLİK NAMAZA ENGEL DEĞİLDİR
      Namaz kılmaya bilgisizlik engel değildir. Yeter ki kul
      istesin. Yeter ki gönül bunu arzu etsin.
      Çünkü İslâmiyet namazı insanın özel şartlarına kadar
      indirgemiş ve kolaylaştırmıştır.
      Çünkü İslâmiyet’te esasen zorluk yoktur. İslâmiyet’in
      bütün emir ve tekliflerine kolaylık nüfuz etmiştir.
      Çünkü İslâmiyet rahmet dinidir.
      Çünkü Allah Ğafûr ve Rahîm’dir.1
      Çünkü Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) “Âlemlere
      rahmet olarak gönderilmiştir.”2
      Çünkü İslâmiyet bütün dünya insanını kucaklamakta,
      bütün bölgelerin halklarını muhatap almaktadır.
      Çünkü insan—farkında olsun veya olmasın—rahmete ve
      mağfirete ekmekten, sudan ve havadan daha çok
      muhtaçtır. İnsan acizdir. İnsan zayıftır. İnsan fakirdir.
      İnsan günahkârdır.
      İLK YAPILACAKLAR
      İslâmiyet’e yeni giren veya ibadete yeni başlayan bir
      Müslüman, ilk plânda namazın on iki farzını öğrenir ve
      hemen ilk vakitte uygulamaya başlar. Yani namazın
      farzları arasında bulunan temizliği, gusül abdesti ve
      namaz abdesti almayı, üstünü, başını ve namaz kıldığı
      yeri temiz tutmayı ve tahareti birinci plânda öğrenir.
      Namazı vakti içinde kıbleye dönerek kılacağını öğrenir.
      Bunlar zor şeyler değildir ve namazın farzlarındandır.
      Sonra hemen Fatiha Sûresini öğrenir. Fakat Fatiha
      Sûresini öğrenme süreci içerisinde namaz vakti
      girmişse namazını ihmal etmez; kılar. Bu durumda
      namazını şöyle kılar:
      Dört mezhebe göre, bu durumda kişi Kur’ân-ı
      Kerîm’den Fatiha’ya denk herhangi bir âyet biliyor ise
      Fatiha yerine okur; yalnızca kısa bir âyet biliyor ise
      bildiği âyeti Fatiha Sûresi kadar tekrar eder. Nitekim
      Cenâb-ı Hak; “O halde Kur’ân’dan kolay geleni
      okuyun”3 buyurmuştur. Peygamber Efendimiz de
      (asm): “Namaza kalktığın zaman abdestini tam al;
      sonra kıbleye dön; sonra da Kur’ân’dan sana kolay
      geleni oku”4 buyurmuştur.
      Bunu da yapmaya şimdilik güç yetiremeyen kimse,
      Fatiha Sûresi okuma süresi kadar içinden “Allah…
      Allah… Allah… Allah…” der. Bunu da bilmiyor ise
      kıyamda Fatiha Sûresi okuyabilecek kadar bekleyip
      susar, tefekkür eder.
      Veya Fatiha Sûresini öğreninceye kadar namazda bir
      imama uyar.
      Fatiha Sûresinden sonra Ettahıyyâtü’yü öğrenir. Daha
      sonra zamm-ı sûre olarak okuyabileceği kısa sûreleri
      öğrenir.
      Daha sonra ise namazın diğer duâ, zikir, tekbir ve
      tesbihlerini öğrenir. Fakat bu süreçlerin hiçbir yerinde
      namazı terk etmez.
      BİLMEYENİN İZLEYECEĞİ YOL
      Duâ, zikir, tekbir ve tesbihleri yerli yerince bilmese de
      namazını kılar. Şöyle kılar:
      1- Mümkünse bir imama uyar. Bu durumda hiçbir şey
      okumasına gerek kalmaz.
      2- Bir imama uyma imkânı yoksa kendisi Allah rızası
      için namaz kılmaya niyet eder, başlangıç tekbirini alır,
      kıyamda durur, kıraatini yukarıda ifade ettiğimiz
      şekillerden biriyle yapar, rükû yapar, secde yapar,
      ikinci rekâtı da aynı şekilde kılar, ardından teşehhüt
      miktarı (Ettahıyyâtü’yü okuyacak kadar) oturur.
      3- Bu hareketlerin içinde yer alan tesbih, tekbir, duâ ve
      zikirleri bilmese de bu hareketleri yapar; bu duâları ise
      bilâhare öğrendikçe okumaya başlar. Öğrendikçe
      namazını kemale erdirir.
      4- Yeni öğrenen birisinin, eksikleriyle beraber kıldığı bu
      namaz, inşaallah salihlerin namazından yazılır.
      Bediüzzaman der ki: “Bir âmînin—velev hissetmezse—
      namazı, büyük bir velinin namazı gibi, şu nurdan bir
      hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır.”5
      Allah kabul etsin.
      Dipnotlar:
      1- Zümer Sûresi, 39/53.
      2- Enbiyâ Sûresi: 107.
      3- Müzemmil Sûresi, 73/20.
      4- Buhârî, Vüdû’, 29.
      5- Sözler, s. 247.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.