• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680348
    Anonim

      Önemli bir af ve uhuvvet formülü
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      İsmi mahfuz okuyucumuz: “Kendimizi eleştireceğimiz
      yerde, bir birimizi daha çok eleştiriyoruz. Af ikinci
      plâna atılıveriyor. Bu da gerçek muhabbetin tesisini
      önlüyor. Bu durumdan kurtulmanın yolları var mıdır?
      Müminlerin hata ve kusurları, hattâ kötülükleri
      karşısında uhuvvetimizi bozmadan nasıl bir davranış
      sergilemeliyiz?”
      KENDİMİZİ SEVER GİBİ BAŞKALARINI SEVMELİYİZ
      Hindistan’ın bayraktar isimlerinden Mahatma
      Gandhi’nin bir duâsı vardır: “Allah’ım! Kendimi sever
      gibi başkalarını sevmeyi; başkalarını yargılar gibi
      kendimi yargılamayı öğret bana!”
      Nitekim Bedîüzzaman da diyor ki: “Nefsini itham eden,
      kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder…
      İnsan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie
      ile dağ gibi hasenatı örter, unutur, mü’min kardeşine
      adavet eder.”1
      Bediüzzaman adavete de şöyle yön çizer: “Adavet
      etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et, onun
      ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i
      emmârene ve hevâ-i nefsine adavet et, ıslahına çalış.
      O muzır nefsin hatırı için mü’minlere adavet etme. Eğer
      düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur;
      onlara adavet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı
      muhabbete lâyıktır. Öyle de, adavet hasleti, her şeyden
      evvel kendisi adavete lâyıktır.”2
      ELEŞTİRİ SİLÂHI UHUVVETİ ÖLDÜRÜYOR
      Kardeşler arasında kurmakla, korumakla ve yaşatmakla
      yükümlü olduğumuz uhuvvet, “eleştiri silâhının” o
      mahrem alana girmesini istemez.
      Farkındayız, ya da değiliz; ama bir imtihan konumuzdur
      bu bizim!
      Şüphesiz nefsin kendisini yargılayıp, başkasını serbest
      bırakması kolay bir reçete değildir.
      Zordur ve pahalıdır!
      Bahası Allah’ın rızasıdır, rahmetidir, tevfikidir,
      yardımıdır… Sevaptır ve cennettir!
      Zordur; çünkü Cennetin fiyatıdır!
      İçimizdeki-–şeytan artığı—adavet tohumlarını daha
      çimlenmeden kurutmamız bundan önemlidir. Ölünceye
      kadar savaşımız budur bizim.
      Çünkü adavet en başta kendimize cinayettir.
      “Mü’minler ancak kardeştirler; kardeşlerinizin arasını
      ıslah ediniz.”3, “Kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık
      ver. Bir de bakarsın ki, aranızda düşmanlık bulunan
      kimse candan bir dost oluvermiştir.”4, ve “Onlar
      bollukta ve darlıkta bağışta bulunurlar, öfkelerini
      yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik
      yapanları sever.”5 âyetlerini uhuvvet ana başlığı
      altında tefsir eden Said Nursî Hazretleri, mü’minin
      mü’mine üç günden fazla küsmesini haram kılan
      hadis-i şerife de atıfta bulunarak, mü’mine
      hatalarından, kusurlarından ve zaaflarından dolayı
      kesinlikle adavet duyulmaması gerektiğini, bilakis
      acınması ve affedilmesi gerektiğini kaydeder.
      FENALIKTA DÖRT HİSSE FORMÜLÜ
      Bediüzzaman’a göre, fenalığı karşısında mü’mine
      küsmek ve bundan sırf onu yargılamak zulümdür.
      Çünkü başka pay sahipleri de vardır.
      Eğer küsülecekse bu, bütün pay sahiplerine eşit
      dağıtılmalıdır!
      Nitekim fenalığın dörtte biri kadere aittir. Bu hisseyi bir
      ayırmalıyız. Kaderin hissesinden dolayı mü’mine
      adavet etmemeliyiz! Kaderin hissesini çıkarıp kader ve
      kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmeliyiz.
      Sonra bu fenalıkta nefis ve şeytanın da bir payı vardır.
      Fenalık sahibi mü’min, nihayet nefis ve şeytanına yenik
      düşmüştür. Bu durumda ise, mü’mine adavet değil,
      bilakis acınmalı ve pişmanlık duyacağını beklemelidir.
      Bu pay da çıkarılırsa, adavet yarıya inmiş olur.
      Sonra o fenalıkta bir pay da kendi nefsimize aittir.
      Oysa biz bunu görmüyoruz.
      Bunu da görmeliyiz.
      Bu payı da çıkardığımızda, adavetin dörtte üçü erimiş,
      bitmiş olacaktır.
      Geriye dörtte bir kalmıştır.
      AF, SAFH VE ULUVVİCENAPLIK ÖLMESİN!
      Fenalığın sadece son dörtte birlik payının hasma, yani
      yanlış davranış sahibi mü’mine verilmesi gerektiğini
      beyan eden Bediüzzaman, böyle dörtte birlik bir pay
      için de mü’mine adavet duyulmasını haksız ve yersiz
      bulur; muhakkak af ve safh ile ve uluvvücenaplıkla
      mukabele edilmesini tavsiye eder.6
      Çünkü afvı, safhı, bağışlamayı ve öfkeleri yutmayı
      emreden esasen Cenab-ı Hak’tır. Nitekim Allah buyurur
      ki: “Eğer affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız,
      muhakkak ki, Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet
      edicidir.”7
      Dipnotlar:
      1- Lem’alar, s. 91
      2- Mektubat, s. 256
      3- Hucûrât Sûresi: 10
      4- Fussilet Sûresi: 34
      5- Âl-i İmrân Sûresi: 134
      6- Mektûbât, s. 253-256
      7- Tegâbün Sûresi: 14

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.