- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Temmuz 2013: 15:58 #680348
Anonim
Önemli bir af ve uhuvvet formülü
Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
İsmi mahfuz okuyucumuz: “Kendimizi eleştireceğimiz
yerde, bir birimizi daha çok eleştiriyoruz. Af ikinci
plâna atılıveriyor. Bu da gerçek muhabbetin tesisini
önlüyor. Bu durumdan kurtulmanın yolları var mıdır?
Müminlerin hata ve kusurları, hattâ kötülükleri
karşısında uhuvvetimizi bozmadan nasıl bir davranış
sergilemeliyiz?”
KENDİMİZİ SEVER GİBİ BAŞKALARINI SEVMELİYİZ
Hindistan’ın bayraktar isimlerinden Mahatma
Gandhi’nin bir duâsı vardır: “Allah’ım! Kendimi sever
gibi başkalarını sevmeyi; başkalarını yargılar gibi
kendimi yargılamayı öğret bana!”
Nitekim Bedîüzzaman da diyor ki: “Nefsini itham eden,
kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder…
İnsan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie
ile dağ gibi hasenatı örter, unutur, mü’min kardeşine
adavet eder.”1
Bediüzzaman adavete de şöyle yön çizer: “Adavet
etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et, onun
ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i
emmârene ve hevâ-i nefsine adavet et, ıslahına çalış.
O muzır nefsin hatırı için mü’minlere adavet etme. Eğer
düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur;
onlara adavet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı
muhabbete lâyıktır. Öyle de, adavet hasleti, her şeyden
evvel kendisi adavete lâyıktır.”2
ELEŞTİRİ SİLÂHI UHUVVETİ ÖLDÜRÜYOR
Kardeşler arasında kurmakla, korumakla ve yaşatmakla
yükümlü olduğumuz uhuvvet, “eleştiri silâhının” o
mahrem alana girmesini istemez.
Farkındayız, ya da değiliz; ama bir imtihan konumuzdur
bu bizim!
Şüphesiz nefsin kendisini yargılayıp, başkasını serbest
bırakması kolay bir reçete değildir.
Zordur ve pahalıdır!
Bahası Allah’ın rızasıdır, rahmetidir, tevfikidir,
yardımıdır… Sevaptır ve cennettir!
Zordur; çünkü Cennetin fiyatıdır!
İçimizdeki-–şeytan artığı—adavet tohumlarını daha
çimlenmeden kurutmamız bundan önemlidir. Ölünceye
kadar savaşımız budur bizim.
Çünkü adavet en başta kendimize cinayettir.
“Mü’minler ancak kardeştirler; kardeşlerinizin arasını
ıslah ediniz.”3, “Kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık
ver. Bir de bakarsın ki, aranızda düşmanlık bulunan
kimse candan bir dost oluvermiştir.”4, ve “Onlar
bollukta ve darlıkta bağışta bulunurlar, öfkelerini
yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik
yapanları sever.”5 âyetlerini uhuvvet ana başlığı
altında tefsir eden Said Nursî Hazretleri, mü’minin
mü’mine üç günden fazla küsmesini haram kılan
hadis-i şerife de atıfta bulunarak, mü’mine
hatalarından, kusurlarından ve zaaflarından dolayı
kesinlikle adavet duyulmaması gerektiğini, bilakis
acınması ve affedilmesi gerektiğini kaydeder.
FENALIKTA DÖRT HİSSE FORMÜLÜ
Bediüzzaman’a göre, fenalığı karşısında mü’mine
küsmek ve bundan sırf onu yargılamak zulümdür.
Çünkü başka pay sahipleri de vardır.
Eğer küsülecekse bu, bütün pay sahiplerine eşit
dağıtılmalıdır!
Nitekim fenalığın dörtte biri kadere aittir. Bu hisseyi bir
ayırmalıyız. Kaderin hissesinden dolayı mü’mine
adavet etmemeliyiz! Kaderin hissesini çıkarıp kader ve
kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmeliyiz.
Sonra bu fenalıkta nefis ve şeytanın da bir payı vardır.
Fenalık sahibi mü’min, nihayet nefis ve şeytanına yenik
düşmüştür. Bu durumda ise, mü’mine adavet değil,
bilakis acınmalı ve pişmanlık duyacağını beklemelidir.
Bu pay da çıkarılırsa, adavet yarıya inmiş olur.
Sonra o fenalıkta bir pay da kendi nefsimize aittir.
Oysa biz bunu görmüyoruz.
Bunu da görmeliyiz.
Bu payı da çıkardığımızda, adavetin dörtte üçü erimiş,
bitmiş olacaktır.
Geriye dörtte bir kalmıştır.
AF, SAFH VE ULUVVİCENAPLIK ÖLMESİN!
Fenalığın sadece son dörtte birlik payının hasma, yani
yanlış davranış sahibi mü’mine verilmesi gerektiğini
beyan eden Bediüzzaman, böyle dörtte birlik bir pay
için de mü’mine adavet duyulmasını haksız ve yersiz
bulur; muhakkak af ve safh ile ve uluvvücenaplıkla
mukabele edilmesini tavsiye eder.6
Çünkü afvı, safhı, bağışlamayı ve öfkeleri yutmayı
emreden esasen Cenab-ı Hak’tır. Nitekim Allah buyurur
ki: “Eğer affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız,
muhakkak ki, Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet
edicidir.”7
Dipnotlar:
1- Lem’alar, s. 91
2- Mektubat, s. 256
3- Hucûrât Sûresi: 10
4- Fussilet Sûresi: 34
5- Âl-i İmrân Sûresi: 134
6- Mektûbât, s. 253-256
7- Tegâbün Sûresi: 14 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.