- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
31 Ağustos 2013: 21:20 #680636
Anonim
Duâmız ve kaderimiz
Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
Aydın Zaloğlu: “Kaza ve kader inancında duânın yeri
nedir?”
DUÂ VE KADER İNANCI BİRBİRİYLE ÇELİŞMEZ
İmanın altı esasından birisi kadere imandır. Kadere
iman, her şeyin Cenâb-ı Hakk’ın bizzat ilmiyle ve
takdiriyle vücuda geldiğine inanmaktır.
Keza duâ da Allah’ın bizden istediği önemli amellerin
başında gelir. Allah duâmız olmazsa kulluğumuzun
hiçbir önem taşımadığını ifade buyuruyor.1
O halde baştan söyleyelim ki, duâ ve kader inancı
birbiriyle çelişmez.
SORUMSUZ DEĞİLSİN; AMA MAĞRUR DA OLMA!
Kaderin Cenâb-ı Hakk’ın ilmini, irâdesini ve fiilini;
cüz’î irâdenin de kulun irâdesini ve fiilini ifâde ettiği
cihetle İslâmiyetin ve îmanın gündemine girdiklerini
beyan eden Bedîüzzaman Hazretleri, her şeyi Cenâb-ı
Hak’tan bilen mü’minin tekliften ve mes’ûliyetten
kaçmamak için karşısına cüz’î irâdenin çıktığını ve ona
“Yaptıklarında mes’ûl ve mükellefsin!” dediğini
hatırlatıyor. Bediüzzaman, insanın kendisinden sâdır
olan iyilikler ve güzellikler karşısında da mağrur
olmamak ve gurura kapılmamak için önüne kaderin
çıktığını ve ona: “Haddini bil; mağrur olma! Yapan sen
değilsin; bu Cenâb-ı Hakk’ın takdiridir!” dediğini
kaydeder.2
Demek, iyilikler ve güzellikler Cenâb-ı Allah’tandır.
Kötülükler ve çirkinlikler de nefistendir. Başka bir
ifadeyle kul iyiliklerini Cenâb-ı Hakk’ın takdirine
vermeli ve şükretmeli; kötülüklerini de kendi nefsinin
cüz’î istek ve arzularına vermeli, sorumluluk üstlenmeli
ve nefsinin şerrinden Allah’a sığınmalıdır.
Nitekim Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Sana gelen her
iyilik Allah’tandır. Sana gelen her kötülük
nefsindendir.”3 Yani iyilikler bizden değil, Allah’tandır!
Kötülüklerin mes’ûliyeti ise kaderin değil, bizimdir!
Yani iyiliklerimiz Cenâb-ı Hakk’ın kader çerçevesi
içinde bizim için takdir buyurduğu çizgilerdendir;
kötülüklerimiz ise, bizim bu çerçeveyi yırtarak, bu
çizgilerden çıkarak, kendi cüz’î istek ve arzumuz ve
nefsânî iştihalarımız peşinde içine düştüğümüz ve
kendimizi pençesinden kurtaramadığımız
hazlarımızdandır.
ASLA KADER DEYİP OTURMAMALI!
Bizim duâmız ibadetimizdir; ibadetimiz duâdan
ibarettir.
Meselâ namazın her rek’âtinde okumamız vâcip olan
Fâtiha Sûresi’nde, günde en az kırk kıyamda: “İyyâke
na’büdü ve iyyâke nesta’îyn. İhdinâ’s-sırât’al-
mustakîm.”4 diyoruz. Yani kaderimizi takdir eden
Cenâb-ı Hak’tan yardım ve hidayet istiyoruz. Bu duâ
bize vahiy diliyle ifade eder ki: Asla kader deyip
oturmamalı; kötülüklerden, seyyiattan ve nefsimizin şer
taleplerinden her an Allah’a sığınmalı; her an Allah’ın
yardım ve inayetini istemeli ve hidayeti doğrudan
Allah’tan dilemeliyiz.
KUL İLE RABBİ ARASINDA BİR KADER ENGELİ YOKTUR
Dikkat ederseniz, Cenâb-ı Hak ne burada, ne de
Kur’ân’ın hiçbir âyetinde kul ile Rabbi arasına bir
“kader” engelini koymamıştır! Anlatılmak istenen odur
ki: Kul Rabbine her an sığınmalı, duâ etmeli ve
istemelidir. Rabb-i Rahîm de her an duâlara cevap
veren5, icabet eden ve dilerse kabul edendir.6 Arada,
zannedildiği gibi bir “kader” engeli yoktur!
Şu halde, kader inancımızı değil; kader anlayışımızı
yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Meselâ kul
musîbetleri Cenâb-ı Hakk’ın takdir ettiğine inanırsa,
sabreder ve Allah’tan yardım diler. Kader inancı,
Allah’tan yardım dilemeye engel değildir. Kendisinin
kusuru olup olmadığını da salim bir akıl ile araştırır.
Kader inancı buna da engel değildir.
CENÂB-I HAK KULUNUN DUÂSINA DEĞER VERİR
Hiç şüphesiz Cenâb-ı Hak kulu ile, kulunun gidişatına,
duâsına, niyazına, kalbine, ihlâsına, yönelişine ve
davranışlarına göre muamele yapar. Bu muamele bizim
için yeterlidir.
Buna isterseniz, ‘Kaderimiz bizim duâmız ve Allah’ın
takdiri ile değişir’ diyelim. Aynen şu âyette olduğu gibi:
“İman edip tevbe eden ve sâlih amel işleyenlerin, Allah
kötülüklerini iyiliklere değiştirir. Allah bağışlar ve
merhamet eder.”7
Nitekim Bediüzzaman, Allah’ın “ata” kanunuyla dilerse
kulunun kaderini kaza etmekten, yani uygulamaktan
kaldırdığını bildiriyor.8
Dipnotlar:
1- Furkan Sûresi: 77.
2- Sözler, s. 427.
3- Nisâ Sûresi, 4/79.
4- Fâtihâ Sûresi, 1/5,6.
5- Mü’min Sûresi, 40/60.
6- Bakara Sûresi, 2/186.
7- Furkan Sûresi, 25/70.
8- Mesnevî-i Nûriye, s. 175 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.