• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680636
    Anonim

      Duâmız ve kaderimiz
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      Aydın Zaloğlu: “Kaza ve kader inancında duânın yeri
      nedir?”
      DUÂ VE KADER İNANCI BİRBİRİYLE ÇELİŞMEZ
      İmanın altı esasından birisi kadere imandır. Kadere
      iman, her şeyin Cenâb-ı Hakk’ın bizzat ilmiyle ve
      takdiriyle vücuda geldiğine inanmaktır.
      Keza duâ da Allah’ın bizden istediği önemli amellerin
      başında gelir. Allah duâmız olmazsa kulluğumuzun
      hiçbir önem taşımadığını ifade buyuruyor.1
      O halde baştan söyleyelim ki, duâ ve kader inancı
      birbiriyle çelişmez.
      SORUMSUZ DEĞİLSİN; AMA MAĞRUR DA OLMA!
      Kaderin Cenâb-ı Hakk’ın ilmini, irâdesini ve fiilini;
      cüz’î irâdenin de kulun irâdesini ve fiilini ifâde ettiği
      cihetle İslâmiyetin ve îmanın gündemine girdiklerini
      beyan eden Bedîüzzaman Hazretleri, her şeyi Cenâb-ı
      Hak’tan bilen mü’minin tekliften ve mes’ûliyetten
      kaçmamak için karşısına cüz’î irâdenin çıktığını ve ona
      “Yaptıklarında mes’ûl ve mükellefsin!” dediğini
      hatırlatıyor. Bediüzzaman, insanın kendisinden sâdır
      olan iyilikler ve güzellikler karşısında da mağrur
      olmamak ve gurura kapılmamak için önüne kaderin
      çıktığını ve ona: “Haddini bil; mağrur olma! Yapan sen
      değilsin; bu Cenâb-ı Hakk’ın takdiridir!” dediğini
      kaydeder.2
      Demek, iyilikler ve güzellikler Cenâb-ı Allah’tandır.
      Kötülükler ve çirkinlikler de nefistendir. Başka bir
      ifadeyle kul iyiliklerini Cenâb-ı Hakk’ın takdirine
      vermeli ve şükretmeli; kötülüklerini de kendi nefsinin
      cüz’î istek ve arzularına vermeli, sorumluluk üstlenmeli
      ve nefsinin şerrinden Allah’a sığınmalıdır.
      Nitekim Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Sana gelen her
      iyilik Allah’tandır. Sana gelen her kötülük
      nefsindendir.”3 Yani iyilikler bizden değil, Allah’tandır!
      Kötülüklerin mes’ûliyeti ise kaderin değil, bizimdir!
      Yani iyiliklerimiz Cenâb-ı Hakk’ın kader çerçevesi
      içinde bizim için takdir buyurduğu çizgilerdendir;
      kötülüklerimiz ise, bizim bu çerçeveyi yırtarak, bu
      çizgilerden çıkarak, kendi cüz’î istek ve arzumuz ve
      nefsânî iştihalarımız peşinde içine düştüğümüz ve
      kendimizi pençesinden kurtaramadığımız
      hazlarımızdandır.
      ASLA KADER DEYİP OTURMAMALI!
      Bizim duâmız ibadetimizdir; ibadetimiz duâdan
      ibarettir.
      Meselâ namazın her rek’âtinde okumamız vâcip olan
      Fâtiha Sûresi’nde, günde en az kırk kıyamda: “İyyâke
      na’büdü ve iyyâke nesta’îyn. İhdinâ’s-sırât’al-
      mustakîm.”4 diyoruz. Yani kaderimizi takdir eden
      Cenâb-ı Hak’tan yardım ve hidayet istiyoruz. Bu duâ
      bize vahiy diliyle ifade eder ki: Asla kader deyip
      oturmamalı; kötülüklerden, seyyiattan ve nefsimizin şer
      taleplerinden her an Allah’a sığınmalı; her an Allah’ın
      yardım ve inayetini istemeli ve hidayeti doğrudan
      Allah’tan dilemeliyiz.
      KUL İLE RABBİ ARASINDA BİR KADER ENGELİ YOKTUR
      Dikkat ederseniz, Cenâb-ı Hak ne burada, ne de
      Kur’ân’ın hiçbir âyetinde kul ile Rabbi arasına bir
      “kader” engelini koymamıştır! Anlatılmak istenen odur
      ki: Kul Rabbine her an sığınmalı, duâ etmeli ve
      istemelidir. Rabb-i Rahîm de her an duâlara cevap
      veren5, icabet eden ve dilerse kabul edendir.6 Arada,
      zannedildiği gibi bir “kader” engeli yoktur!
      Şu halde, kader inancımızı değil; kader anlayışımızı
      yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Meselâ kul
      musîbetleri Cenâb-ı Hakk’ın takdir ettiğine inanırsa,
      sabreder ve Allah’tan yardım diler. Kader inancı,
      Allah’tan yardım dilemeye engel değildir. Kendisinin
      kusuru olup olmadığını da salim bir akıl ile araştırır.
      Kader inancı buna da engel değildir.
      CENÂB-I HAK KULUNUN DUÂSINA DEĞER VERİR
      Hiç şüphesiz Cenâb-ı Hak kulu ile, kulunun gidişatına,
      duâsına, niyazına, kalbine, ihlâsına, yönelişine ve
      davranışlarına göre muamele yapar. Bu muamele bizim
      için yeterlidir.
      Buna isterseniz, ‘Kaderimiz bizim duâmız ve Allah’ın
      takdiri ile değişir’ diyelim. Aynen şu âyette olduğu gibi:
      “İman edip tevbe eden ve sâlih amel işleyenlerin, Allah
      kötülüklerini iyiliklere değiştirir. Allah bağışlar ve
      merhamet eder.”7
      Nitekim Bediüzzaman, Allah’ın “ata” kanunuyla dilerse
      kulunun kaderini kaza etmekten, yani uygulamaktan
      kaldırdığını bildiriyor.8
      Dipnotlar:
      1- Furkan Sûresi: 77.
      2- Sözler, s. 427.
      3- Nisâ Sûresi, 4/79.
      4- Fâtihâ Sûresi, 1/5,6.
      5- Mü’min Sûresi, 40/60.
      6- Bakara Sûresi, 2/186.
      7- Furkan Sûresi, 25/70.
      8- Mesnevî-i Nûriye, s. 175

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.