- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
9 Haziran 2011: 09:11 #672170
Anonim

TÜRKİYE’NİN EN ESKİ PARTİSİNİN YENİ YÜZÜ Yayın Organı : El Cezire TV
Yayın Tarihi : 06 Haziran 2011
Kayıt Tarihi : 08 Haziran 2011
Ülke : Katar
Yazar : Simon Hooper
Çeviri Yeri : Ankara
Çeviri Şekli : Tam Metin
Çeviri Dili : İngilizce
Detay : İnternet SayfasıTürkiye’nin ana muhalefet partisi lideri, pazar günü yapılacak genel seçimler öncesinde partinin imajını değiştirmeye çalışırken Türk toplumunda köklü değişiklikler yapma ve ülkenin en fakir kesiminin haklarını savunma sözü veriyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yıllardır iktidardan uzak. Parti 2007 seçimlerinde oyların beşte birini zar zor alabildi.
İslami muhafazakârlığı liberallikle birleştiren Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisinin (AK Parti) 2002 yılında iktidara gelmesinden bu yana, Türkiye’de eskiden beri laikliğin sadık savunucusu konumunda olan CHP ülke çapında pek de varlık gösteremedi.
Ancak CHP’nin yeni lideri partiyi Kemalist köklerinden uzaklaştırarak daha geniş bir tabana hitap etmeye başladı ve kişisel özgürlükleri, basın özgürlüklerini, Alevi ve Kürtler gibi azınlıkların haklarını artırmaya yöneldi.
Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan Kılıçdaroğlu, CHP genel başkanlığını geçen sene, partinin uzun süredir görev yapan lideri Deniz Baykal’ın bir kaset skandalı sonucu istifa etmek zorunda kalmasıyla devraldı.
Gerek görünüşü gerekse sosyal adalete bağlılığından dolayı kendisine “Gandi Kemal” lakabı takılan eski devlet memuru Kılıçdaroğlu, o günden beri partideki eski kafalıların etkisini azaltmaya girişti. CHP’nin şu an görev yapan 101 milletvekilinden sadece 37′si yeniden aday gösterildi.
Kılıçdaroğlu’nun mesajının anlaşılmaya başladığının bir belirtisi olarak, partinin cumartesi günkü İstanbul mitingi son 20 yılın en geniş katılımlı CHP mitingi oldu.
Mitingden bir kadın el Cezire’ye, “O, dürüstlüğün, yalan dolan karşıtlığının sembolü.” diye konuştu. Bir başkası da “Kılıçdaroğlu devrim, yenilik ve halk dostu politika demek.” diye belirtti.
İstanbul’daki seçim otobüsünde el Cezire muhabiri Anita McNaught’a konuşan Kılıçdaroğlu, “yeni CHP’nin demokrasi, özgürlük ve barış yanlısı olduğunu ve yoksulların haklarını savunduğunu” söyledi.
Kılıçdaroğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeni bir anayasa ve bağımsız yargı gibi yenilikler getireceğiz. Toplumun uzun süredir beklediği hayati değişiklikleri yapacağız. Getireceğimiz bir diğer yenilik ise sosyal devlete vereceğimiz önem. Geçmişte sosyal devlete yeterince önem verilmedi. Bunu sürekli vurguluyoruz… 12 milyon 715 bin fakirin oyunu almaya çalışıyoruz. Onları en iyi şekilde temsil edeceğiz.”
–Despotça Hırslar–
Erdoğan’ın AK Partisi daha özgürlükçü anayasa teklifinde bulunurken Kılıçdaroğlu, partinin sözlerini tutacağına inanmadığını belirtti. Bu yılın başlarında Turkish Policy Quarterly’e bir mülakat veren Kılıçdaroğlu, AK Partiyi “despotça hırslara” sahip olmakla suçlamıştı.
Kılıçdaroğlu, “AK Parti daha önce de demokrasi ve özgürlük sözleri verdi ancak iktidarlarında kitaplar yasaklandı, gazeteciler tutuklandı. Yüzlerce gazeteci gözaltına alındı, bunların 60′ı cezaevinde. İş adamları korkudan konuşamıyor, üzerlerinde çok fazla baskı var.” diye belirtiyor ve ekliyor : “AK Parti demokrasiyi, özgürlüğü sadece kendisi için istiyor, biz ise herkes için istiyoruz.”
Partiyi liberal olmayan geçmişinden uzaklaştırma girişimi dâhilinde CHP’nin yüzde onluk seçim barajını da kaldıracağını söyleyen Kılıçdaroğlu, cemevlerinin Alevilerin ibadet yeri olarak sayılması için çalışacaklarını, çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı güneydoğuda kaybolan insanları soruşturacak bir komite kuracaklarını kaydetti.
Kılıçdaroğlu, CHP’nin Türk ordusunun yetkilerine de sınırlama getireceğini söyledi.
Fakat partinin iktidar için önünde uzun bir yol görünüyor. Kamuoyu anketleri partiye desteğin yüzde 25-30 civarında olduğunu gösterirken, bu rakam ekonomik refah ve istikrar kampanyası yapan AK Partinin yaklaşık olarak 20 puan gerisinde kalıyor.
Bu oy oranı, AK Partinin Anayasa’yı muhalefet partilerinin desteği olmadan ya da referanduma gitmeden değiştirebilecek çoğunluğa erişmesi için yeterli.
El Cezire muhabiri McNaught, “Ekonominin bu kadar iyi gittiği ve Türk halkının kendisine güveninin arttığı bir dönemde herhangi bir muhalefet partisinin hükûmete darbe indirmesi çok zor. Ancak Türkiye ve dış ülkelerden birçok kişi, sağlıklı bir demokrasi için ülkenin güçlü ve etkili bir alternatif sese ihtiyacı olduğunu öne sürüyor.” diyor.
Türk analizci Birol Başkan, CHP’nin Kılıçdaroğlu yönetiminde etkili bir muhalefet görevi yürüttüğünü, AK Partiyi yolsuzluk, eşitsizlik ve yoksullukla ilgili bir şeyler yapmaya zorladığını söylüyor ve ekliyor: “Önceki seçimlerde eski lider Baykal, AK Partiyi Türk devletinin laik yapısına zarar vermekle suçluyordu. Bu, partinin değişmeyen suçlamasıydı ve çoğu kişi olaya böyle bakmıyordu. Ama Kılıçdaroğlu gidişatı değiştirdi. Parti artık yolsuzluk ve eşitsizlikler gibi AK Partinin şimdiye dek ele almadığı gerçek meseleleri tartışıyor. CHP tam da Türkiye’nin çok ihtiyaç duyduğunu düşündüğüm solcu bir parti gibi davranıyor.”
TÜRK DIŞİŞLERİ BAKANI GAZZE FİLOSUNUN BEKLEMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİ Yayın Organı : Israelnetz
Yayın Tarihi : 07 Haziran 2011
Kayıt Tarihi : 08 Haziran 2011
Ülke : Almanya
Çıkış : Ankara
Yazar : Ulrich Sahm
Çeviri Yeri : Ankara
Çeviri Şekli : Tam Metin
Çeviri Dili : Almanca
Detay : İsrail ve Orta Doğu Haberleri Veren Hristiyan Medya Örgütü-KEP’e Bağlı Haber Portalı–Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Zaman Gazetesine Verdiği Mülakatta, Radikal Bir Örgüt Olan İnsani Yardım Vakfının “Mavi Marmara” Gemisiyle Gazze Ablukasını Geçme Planını Yeniden Düşünmesi Gerektiğini Söyledi–
Bir yıl önce Gazze’ye insani yardım götürme denemesi, İsrail askerlerinin gemiye saldırması üzerine dokuz barış eylemcisinin ölümüyle sonuçlandı. Davutoğlu, İHH’ye, Mısır sınırının açılmasının, Gazze’ye nasıl bir etkisinin olacağını görmeleri için bekleme çağrısında bulundu. Davutoğlu bu bağlamda Gazze ablukasının da anlamını yitirmiş olduğunu söyledi ayrıca söz konusu olan “özel bir örgüt” olduğu için Türkiye’nin, İHH’nin planlarını durduramayacağını sözlerine ekledi.
İsrail gazetesi “Yediot Aharonot” salı günü ilk kez, “Mavi Marmara” gemisinde bulunan elleri silahlı barış eylemcilerinin fotoğraflarını yayımladı. Pazartesi günü, İsrailli ordu sözcüsünün, eylemcilerin video görüntüleri arasında bu kanıtları daha yeni bulduğu açıklaması yapıldı. Ayrıca İsrail ordusu fotoğrafların yayımlanmasına henüz izin vermedi.
İHH’nin barış eylemcileri, silahlı olduklarını zaten açıklamıştı. Buna rağmen İsrailliler, özellikle de birçok askerin gemiye zorla girmeye çalışırken silahla yaralanmasını ve bir askerden, İsrail ordusuna ait olmayan 9 mm’lik bir kurşunun ameliyatla çıkarılmasını, eylemcilerin silah bulundurduklarına kanıt olarak göstermekte. Hatta bazı İsrail askerlerinin, eylemcilerin, kanıtları yok etmek için silahları gemiden attıklarını gördükleri söyleniyor.
Ancak Aşdot Limanı’nda gemide yapılan aramada İsrailliler, silah yerine sadece bıçak, sopa ve baltalar ele geçirmişti. Gazetenin haberinde askerlerin, üzerlerine ateş açıldıktan sonra hızlı bir şekilde hareket ettiklerini ve bunun da dokuz barış eylemcisinin ölmesine yol açtığını söyledikleri yazılmakta.
TÜRKİYE İÇİN PROGRAM: İNSAN HAKLARI, HOŞGÖRÜ VE UZLAŞMA Yayın Organı : Deutsch Türkische Nachrichten
Yayın Tarihi : 08 Haziran 2011
Kayıt Tarihi : 08 Haziran 2011
Ülke : Almanya
Yazar : Michael Maier
Çeviri Yeri : Ankara
Çeviri Şekli : Tam Metin
Çeviri Dili : Almanca
Detay : Bağımsız Haber PortalıTüm tahminler iktidardaki AK Parti için açık bir zafer öngörüyor: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın partisi, pazar günü yapılacak genel seçimlerde vatandaştan önemli seviyede ilgi göreceğini umut edebilir. Bu, hem kolay hem de zor bir durum. Zira milletvekili çoğunluğunu elde etmek, daha fazla sorumluluğu da beraberinde getirecektir. Ancak ne olursa olsun bir seçim zaferi elde etmek, Türkiye’yi Putinvari bir başkanlık sistemine geçirmeye yetmeyecektir.
Bunun handikapları büyük. Türkiye ekonomik bir canlanma yaşıyor. Türkiye’de gerçekten iyi işleyen bir şey varsa o da serbest piyasa ekonomisi. Bu, reformlara hız kazandırabilir; şayet aynı derecede iyi işleyen bir demokrasiyle iç içeyse. Her yeni iktidarı bekleyen asli görevlerden biri, ekonominin aşırı ısınmasının önüne geçmektir. Eş zamanlı olarak zengin ile yoksul arasındaki uçurumu azaltmak da zaruri olacaktır. Hâlâ büyük kentler ile kırsal bölgeler arasında muazzam faklılıklar söz konusu. Sosyal çelişkilerin dengeleneceği bir toplum için ön koşul adalettir. Dayanışma kültürü olmaksızın serbest piyasa kaos yaratır. Dayanışma olmazsa ekonomik başarının meyveleri kurur.
Peki bir toplum nasıl dayanışmacı olur? Evvela insan hakları kapsayıcı ve dava açma yolları güvence altına alınmış ise. Ayrıca dinî vecibeleri yerine getirme özgürlüğünün yan sıra ifade ve basın özgürlüğü de sağlanmış ise. Son aylarda şahit olunan ise bazılarında polis devleti endişeleri uyandırıyor. Seçmen Erdoğan’ın gücünü artırdığı oranda o da bu gücü, bağımsız denetim kurumlarıyla işleyen bir sistemle uyumlu hâle getirmeye daha fazla ehemmiyet göstermelidir. Buna, yasama ve yürütmeyi ayırmanın yanı sıra gerçek bir bağımsız yargı da dâhildir.
Böyle bir gelişme ancak bir hoşgörü ortamında meydana gelebilir. Türkiye’deki partiler ve ilgili grupların geçmişte birbirleriyle savaşmalarına neden olan nefret kalkmak zorunda. Bu dindarca bir arzu değil, safça bir istek değil: Hoşgörü, kalıcı demokrasileri yaşatan ruhtur.
Bu ruh, Türkiye’yi ulusal ölçekte bir barışma dönemine sevk etmek için kaçınılmazdır. Erdoğan’ın en önemli görevi bu olacaktır: Mütemadiyen tazelenen düşmanlıklar, suçlamalar, iftiralar ve darbe dedikoduları şeklinde eskiyen gelenekler, siyasal bir pragmatizme boyun eğmek zorundadır. Kürt sorunu öncelikli görevler arasında, partilerin yarattığı dağınıklık görüntüsünün giderilmesi de aynı zamanda öyle.
Bu hususta eski kıta ya da Amerikalılardan ders alınırsa şayet, Türkiye Avrupa’ya yakınlaşmayı başaracaktır. İkisi de Türklerin yakın müttefiki, üstelik sadece NATO üyeliğinden de kaynaklı değil. Türk deneyinin başarılı olması herkesin menfaatine olacaktır. Dünyada zaten yeterince kriz bölgesi bulunuyor.
ANKARA’NIN SURİYE’DEKİ OLAYLARA TEPKİSİ KÖTÜ YÖNETİLDİ Yayın Organı : The Daily Star
Yayın Tarihi : 08 Haziran 2011
Kayıt Tarihi : 08 Haziran 2011
Ülke : Lübnan
Yazar : Rime Allaf
Çeviri Yeri : Ankara
Çeviri Şekli : Geniş Özet
Çeviri Dili : İngilizceAvrupa beklerken Türk liderler komşularında olup bitenlerle ilgilenmeye karar verdi ve İsrail’in bölgedeki tek müttefiki ve bir NATO üyesi olarak kalsa bile Türkiye’nin Arap ve Müslüman dünyasındaki konumu güçlenmiş oldu.
Türkiye bölgesel konulara ne kadar adapte olduysa Amerikalılar ve İsrailliler o kadar endişe duydu.
Amerika’nın Irak’ı işgalinin öncesinde bile, Türkiye’nin yeni konumunun ABD için sorunlu olacağı belliydi. Türkiye, NATO’daki müttefiklerinin toprakları üzerinde uçmasına müsaade etmeyerek savaş ile ilgili tutumunu açık bir biçimde sergilemiş oldu. Bununla, birkaç yıl önce düşman olduğu yeni bir ülke keşfeden Arap ve Müslümanların gönlünü kazanmış oldu.
Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerinin ısınmaya başlaması da bu döneme denk geliyor.
Ancak Türkiye’nin uyguladığı komşularla sıfır sorun politikası (İsrail hariç) büyük bir problem karşısında, yakın bir Arap ve Müslüman müttefik olan Suriye’nin silahını kendi halkına çevirmesiyle aniden perişan oldu. Türkler bundan memnun olmadı ve sessiz de kalamazdı.
Türkiye’nin Suriye’ye uzattığı üst düzey diplomatik elin, yaşanan çatışmaların yoğunluğuna bir etkisi olmadı. Bunu takiben Türk hükûmetinin en üst düzey figürlerinden, Suriye’ye eleştirilerde artış yaşanmaya başlandı. Ayrıca Suriye rejiminin sessizliği ve reform paketini hayata geçirme konusundaki kayıtsızlığı karşısında, üst düzey istihbarat ve hükûmet yetkililerinin Şam’a gerçekleştirdiği diplomatik ziyaretlerde de düşüş yaşanmaya başladı.
Bunların hiçbirisi, Suriye rejimi için beklenmedik ya da şaşırtıcı olmamalı. Ancak Türkiye’den gelen açıklamalara Suriye’nin verdiği tepkiler, oldukça amatörce ve yapıcılıktan uzak oldu. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir başka Hama katliamı daha yaşanmaması yönünde uyarıda bulunmasının ardından, Suriye’nin Ankara büyükelçisi bunun seçim öncesi bir manevra olduğunu iddia etmişti. Acaba Büyükelçi, Türklerin Suriye’deki olaylardan hoşnutsuzluğuna rağmen, ülke rejimi ile olan yakınlığını mı vurgulamaya çalışıyor?
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Tunus, Mısır, Yemen, Libya ve Suriye halklarının haklı taleplerine, Türkiye’nin destek verdiğini bildirmişti.
Suriye rejiminin protestolara verdiği tepki, müttefikleri yeni bir eşiğe getirdi. Türkiye’nin tutumu, Türkiye ve Suriye liderleri arasındaki arkadaşça ilişkiler ve iki ülkenin iş çevreleri arasında artan münasebetler ışığında daha iyi yönetilmeliydi. ABD ve AB’nin yaptırımları ile Suriye’ye karşı uluslararası baskılar artarken, Türkiye’de 12 Haziranda gerçekleşecek seçimlerin ve barış yanlısı protestoculara karşı yürütülen şiddetin sona ermesinin ardından, Türkiye’nin hasarı kontrol altına alıp alamayacağı ya da bunu nasıl yapacağını göreceğiz.
TÜRKİYE’YE GÜVENİN Yayın Organı : L’espresso
Yayın Tarihi : 09 Haziran 2011
Kayıt Tarihi : 08 Haziran 2011
Ülke : İtalya
Yazar : Soli Özel
Çeviri Yeri : Roma
Çeviri Şekli : Tam Metin
Çeviri Dili : İtalyanca
Tirajı : 465000
Eğilimi : Merkez Sol
Detay : Haftalık Dergi–Demokrasiyi Kabul Eden ve Refah Yaratan Ilımlı İslami Partinin Yeni Bir Zaferi Belirmeye Başlıyor. İşte Neyin Değişeceği…–
Bir zamanlar, Latin Amerika’nın siyasi analizi bazı kültürel varsayımların, kimi hâllerde ise tam anlamıyla ön yargıların etkisiyle bozuluyordu. O kıtada neden bir türlü üretken demokrasilerin doğmadığı sorgulanırdı. Bugün ise Latin Amerika ülkelerinin büyük kesimi, mükemmel şekilde işleyen demokrasilere sahip. Durum böyle olunca, dünyanın bazı alanlarında artık uygulanamayan kültürel görünüşe dayalı yorumlar, bugün Müslümanların yaşadığı ülkeler nezdinde kullanılıyor. Dünyada, İslam ve kapitalizm ya da İslam ve demokrasinin birbirine uygunluğu konusunda, daha önceki tezlerdekiyle aynı miyopluğun karakterize ettiği absürt bir tartışma yayıldı. Aslında bakılırsa kapitalizme direnç gösteren İslam değil, İslamistler oldu.
Türkiye’nin durumunu ele alacak olursak, dört yıl süren bir araştırmaya dayanan ve “Pasif Devrim: İslami Muhalefetin Düzenle Bütünleşmesi” adını taşıyan kitabın yazarı Cihan Tuğal, AK Partinin (Anketlere göre önümüzdeki 12 Haziran siyasi seçimlerinin muhtemel galibi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2002′den bu yana iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi) tarihî misyonunun, kapitalizmi halkın daha geniş katmanlarında kabul edilebilir kılmak ve İslamistlerin küresel entegrasyona gösterdikleri direnci yıkmak olduğunu düşünüyor. Antonio Gramsci’den ilham alan Tuğal, dinin geçmişte dışarıda bırakılan grupların, ekonomik sisteme entegrasyonunda spesifik bir rol üstlendiğini ileri sürüyor.
Toplumun bu derin ve komplike değişimi, özellikle ülkenin kentsel görüntüsü üzerine damgasını vuruyor. Kamuya açık alanlarda gitgide daha fazla sayıda başörtülü kadına rastlanıyor ve bu, başörtülü kadınların geleneksel konumuna köklü bir değişiklik getiriyor. Hem kadınlar sosyal hayata daha fazla iştirak ediyor hem de bunu tamamen kadınlara özgü bir anlamda yapıyorlar. Son beş yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüyen bir ekonomide, yeni orta sınıflar açısından tüketicilik, İslami yalın yaşam tarzına üstün geldi. Toplumun laikleşme süreci ile İslamlaşma, paradoksal bir şekilde birlikte ilerliyor. Kadın ile erkek arasındaki ilişkilerde hızlı bir sekülerizme şahit oluyoruz, toplumsal yaşama ilişkin meselelerde ise gittikçe daha güçlü bir muhafazakârlık seziliyor. Örneğin kamuya açık alanda alkol tüketimi gibi bir konuda, bu muhafazakârlık siyasi baskı ve yasakların çoğalmasıyla kendini gösteriyor ancak alkol tüketimine kesin bir yasak getirilmiyor.
AK Parti, yükselmekte olan bir iş adamları sınıfının temsilcisi durumunda. “Banliyölü” yeni kapitalistler, eski ekonomik yapının yerini aldıklarında, bu düzeni tehdit etmeye başladılar. AK Parti, partiye yakın gruplara ve tek tek bireylere avantajlar sundu. Bu esnada, bunun gibi bir küresel entegrasyon sürecinin mağlupları, bir dizi popülist ve popüler düzenlemenin yükünün altına girmişti. Hükûmet, sınırlı olanaklara sahip sınıflar için mal ve hizmet temin etmek amacıyla her aracı kullandı. Son yıllarda sağlık yardımı temininde devrimsel bir değişim kaydedildi. AK Partinin kesintisiz popülerliği büyük ölçüde, un, kömür, şeker, okul kitapları ve uygun fiyatlara yerleşim yerleri gibi birincil öneme sahip malların halka dağıtımıyla açıklanabilir. Özetle söylemek gerekirse AK Parti, iç düzeyde kaynaklarını bir koruma ağı için seferber etmeye devam etmesine rağmen, küresel ekonomik ve mali sistemin kurallarına ayak uydurmayı başaran, otoriter yönde hareket etmeye yatkınlık gösteren tipik popülist bir partidir. Tüm bunların ne kadar süre devam edeceğini görmek gerek; hiç şüphesiz hükûmetin stratejisinin Aşil topuğu budur.
Ankara’nın dış politikası, bu iç gelişmelere dayanan bir faktördür. İş adamları sınıfı, yeni pazarlar arayışı içinde ve Orta Doğu ve Afrika’ya doğru açılıma olumlu bakıyorlar. Son 10 yıllık süre zarfında ülke içi dinamizmi ve çevre bölgelerde ABD ile Avrupa Birliği tarafından yaratılan boşlukla birlikte Türkiye için bir ilgi alanı bulmakta gösterilen gayret, ülkenin profilinin iyileşmesine katkıda bulundu. Nitekim Türkiye, hem bölgede ekonomik ve diplomatik düzeyde çaba gösterdi hem de Ankara kendisine otonom bir eylem alanı oluşturdu ve İran, İsrail gibi konularda müttefikleriyle çatışma içine girdi. Türk toplumunun sanat, genel anlamda gösteri dünyası ve yaşam tarzı alanlarında ulaştığı çağdaşlık ve yaratıcılık seviyesi, hem laik orta sınıflar hem de AK Partinin bölgedeki nüfuz ve başarısına imrenen İslami siyasi güçler için Türkiye’yi taklit edilmesi gereken bir modele dönüştüren yumuşak bir güce hayat verdi.
Kaynak: Dünya Haberleri -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.