- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
2 Mart 2011: 12:36 #669339
Anonim
Hz. Peygamber’in Allah’a Davet Vazifesinin İhmaline Karşı Çıkışı– Kureyş ileri gelenleri Ebu Talib’e geldiler ve -‘Zorluklara Göğüs Germek’ konusunda anlatılacağı gibi- Hz. Peygamber’den yakındılar. Ebu Talib Rasûl-ü Ekrem’e hitaben
“Yeğenim! Allah’a yemin ederim ki benim bildiğime göre sen bana itaat edersin. Kavmin yanıma geldi ve iddialarına göre sen kâbelerinde ve meclislerinde onlara varıp hoşlarına gitmeyen sözler söylüyormuşsun. Eğer onlara bu sözleri söylememeyi münasib görürsen (ne âlâ)” dedi. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem mübarek gözlerini göklere doğru kaldırıp buyurdu:
“Allah’a yemin ederim, vazifemi terketmek hususunda herhangi birinizin şu güneşten bir ateş parıltısını getirmesinden daha güçlü değilim (vazifemi terketmem birinizin şu güneşten bir parça ateş getirmesinden daha zordur)” [1]
– Ebu Talib, Rasûl-ü Ekrem’e“Ey yeğenim! Kavmin bana geldiler. Şöyle şöyle söylediler. Hem kendine hem de bana acı. Gücümün ve senin gücünün yetmediği bir yükü bana yükleme. Senin sözünden kavminin hoşuna gitmeyeni terket!” dedi. Ebu Talib’in bu konuşmaları üzerine Hz. Peygamber Ebu Talib’in kendi hakkındaki himaye fikrinindeğişmiş, bundan böyle kendisine yardımcı olmayacağını, onu kavmine teslim edeceğini ve onunla beraber olmaya gücü kalmamış zannetti. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Ey amcam! Eğer güneş sağ elime, ay da sol elime verilse davamı, Allah bu davayı galib getirinceye veya bu dava uğrunda helâk oluncaya kadar davamı terketmem” dedi ve gözyaşları dökerek ağladı. [2]
– Kureyşliler birgün biraraya gelerek şöyle dediler:“Sihri, kâhinliği ve şiiri en fazla, en güzel bileninizi seçin. Toplumumuzu parçalayan, işlerimizi darmadağın eden, dinimize dil uzatan şu kişiye (Hz. Muhammed’i kastediyorlar) varsın, onunla konuşsun ve onun cevabını dikkatle izlesin”. Onlar (Kureyşliler) Utbe b. Rebia’dan başka bu işi becerecek kimseyi bilmediklerini söyleyince, Utbe’ye hitaben
“Ey Ebu’l-Velid! Şu Muhammed’e bir git” dediler. Utbe de Rasûl-ü Ekrem’e varıp şöyle dedi:
“Ey Muhammed! Sen mi daha hayırlısın yoksa (baban) Abdullah mı?” Rasûl-ü Ekrem sustu. Utbe
“Ey Muhammed! Sen mi daha hayırlısın yoksâ Abdulmuttalib mi?” dedi. Rasûl-ü Ekrem yine sustu. Utbe
“Eğer sen Abdullah ve Abdulmuttalib’in senden daha hayırlı olduklarını söylüyorsan onlar senin bugün ayıpladığın, dil uzattığın tanrılara taptılar. Eğer sen onlardan hayırlı olduğunu iddia ediyorsan, konuş senin sözünü dinleyelim. Allah’a yemin ederim ki kavmi hakkında senden daha bereketsiz bir yavru doğduğunu sanmıyoruz. Sen bizim toplumumuzu parçaladın, işlerimizi darmadağın ettin, dinimize dil uzattın. Araplar arasında bizi rezil ettin. Hatta Araplar arasında şöyle sözler yayıldı. “Kureyş’in içinde bir sihirbaz var. Kureyş’in içinde bir kâhin var”. Allah’a yemin ederim ki biz, ancak bir gebe kadının sayhasını bekliyoruz. O zaman bir kısmımız diğerine kılıçlarla hücum edecek ve yok olacağız. Ey kişi! (Hz. Peygamber’e hitab ediyor)! Senin mala ihtiyacın varsa sana aramızda mal toplayalım da sen Kureyş’in en zengin kişisi olasın. Eğer kadınlara ihtiyacın varsa Kureyş’in hangi hanımını istersen iste onlardan on tanesini seninle evlendirelim” dedi. Rasûl-ü Ekrem
“Sözün bitti mi?” diye sordu. Utbe
‘Evet’ deyince Rasül-ü Ekrem
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Ha, Mim. Bu kitab merhamet eden ve merhametli olan Allah’ın katından indirilmiştir” diye başlayan Fussilet suresinin birinci ayetinden onüçüncü ayete kadar olan bölümü okudu.
“De ki: İşte sizi Âd ve Semud’un başına gelen yıldırıma benzer bir azab ile uyardım” cümlesine vardığında, Utbe
“Yeter, fazla okuma! Bundan başka yanında birşey yok mu? Başka birşey söylemiyor musun?” deyince Hz. Peygamber
“Hayır” dedi. Bunun üzerine Utbe, Kureyş’e geri döndü. Kureyş
“Bize ne haber getirdin?” diye sordular. Utbe
“Söylemedik hiçbir şey bırakmadım. Sizin konuşmak istediğiniz herşeyi konuştum” dedi. Kureyş sordu:
“Muhammed sana cevab verdi mi?” Utbe
“Evet, verdi” dedikten sonra şöyle devam etti:
“Hayır! Şu Kâbe’yi mabed olarak diken Allah’a yemin ederim ki ben Muhammed’in sözlerinden birşey anlamadım. Ancak o sizi Âd ve Semud’un başına inen yıldırım gibi bir yıldırımla uyarmaktadır” dedi. Kureyşliler
“Azab olasıca! Kişi seninle arapça konuştu. Sen ise ne konuştuğunu bilmiyorsun. Bu olur mu?” deyince Utbe
“Hayır, Allah’a yemin ederim ki onun söylediğinden yıldırımın zikrinden başka hiçbir şey anlamadım” dedi. [3]
– Bir başka rivayette Utbe’nin sözü “Eğer senin kafandaki düşünce reislikse, baş olmaksa senin için bayraklarımızı bağlar, sen hayatta kaldıkça bize reis olursun” şeklinde de gelmektedir.[4]
– Rasûl-ü Ekrem “Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: Âd ve Semud’a isabet eden yıldırım gibi bir yıldırımdan sizi uyarırım” cümlesini okuduğu zaman, Utbe Rasûl-ü Ekrem’in ağzını eliyle kapattı ve sıla-i rahimle ona yemin verdirdi ki böyle birşey söylemesin. Bunun üzerine Kureyş’in yanına gitmeyip evine çekildi. Bu manzara karşısında Ebu Cehil, Kureyş’e hitaben şunları söyledi:“Ey Kureyş cemaati! Allah’a yemin ederim, bizim görüşümüze göre, Utbe Muhammed’e meyletti (müslüman oldu). Muhammed’in yemeği onun hoşuna gitti. Bu da Utbe’ye isabet eden bir fakirlikten ileri geliyor. Gelin, Utbe’ye gidelim” dedi ve Utbe’nin yanına vardılar. Ebu Cehil, Utbe’ye hitaben
“Ey Utbe! Allah’a yemin olsun ki biz sana Muhammed’e meylettiğinden, onun durumu hoşuna gittiğinden dolayı geldik. Eğer senin bir malî sıkıntın varsa mallarımızdan seni Muhammed’in yemeğinden zengin kılacak miktarı derleyebiliriz” dedi. Bu sözler karşısında Utbe öfkelenerek ebediyyen lvıuhammed’le konuşmayacağına dair Allah’a yemin etti ve dedi ki:
“Siz Kureyşliler biliyorsunuz ki mal yönünden bütün Kureyşlilerden zenginim. Ben böyle birşey için değil de şunun için onun yanından dönerken size gelmedim” dedi ve Rasûl-ü Ekrem’le aralarında cereyan eden hadiseyi naklettikten sonra sözlerine şunu ekledi: Muhammed bana öyle bir cevab verdi ki, vallahi o ne sihirdir, ne şiirdir, ne de kâhinliktir” dedi ve Fussilet suresini 12. âyete kadar okudu.
“Ben onun ağzını elimle kapattım. Sıla-i rahimle yemin verdirdim ki bizim başımıza böyle bir şey getirmesin. Biliyorsunuz ki Muhammed bir şey söylediği zaman yalan söylemez. Korktum ki azab size de isabet eder”. [5]
– Kureyşliler Rasûlullah’ın önünde bir araya geldiler. Rasûl-ü Ekrem, Mescid-i Haram’da oturuyordu. Utbe b. Rabia Kureyş’e“Bırakın, onun yanına ben gideyim, onunla konuşayım. Umulur ki ben sizden daha fazla ona şefkat göstermiş olayım” dedi. Bunun üzerine Utbe kalkarak Rasûl-ü Ekrem’in yanına gitti, oturdu ve dedi ki:
“Ey yeğenim! (Rasûlullah’ın pederiyle akraba olduğundan dolayı böyle hitab etmiştir). Sen aile olarak bizim en şerefli ailelerimizdensin. Mevki bakımından bizden üstünsün. Sen kavminin içerisine öyle bir şey soktun ki senden önce hiç kimse kavminin içine senin soktuğun şeyin bir benzerini sokmamıştır. Eğer sen bu konuşma ile mal ve servet istiyorsan hepimizden mal bakımından daha zengin oluncaya kadar bunu kavmin senin için toplayacaktır. Eğer şeref istiyorsan seni müşerref kılarız. Kavminden hiç kimse senden şerefli olmaz. Sensiz hiçbir iş yapmayız. Eğer bu sana isabet eden cin felaketi ise ve cinden kurtulmaya gücün yetmiyorsa, hazinelerimizin hepsini verip, seni tedavi ettirmek için çaba sarfederiz. Eğer krallık istiyorsan seni kendimize kral seçeriz” dedi. Bu sözler karşısında Cenabı Peygamber, Utbe’ye hitaben
“Ey Ebu Velid! Sözün bitti mi?” diye sorunca, Utbe
“Evet” dedi. Rasûl-ü Ekrem rivayete göre Secde suresini secdeyi emreden ayete kadar okudu ve secde etti. Utbe de ellerini arkasına bağlamıştı. Rasûl-ü Ekrem okumayı bitirdikten sonra Utbe ayağa kalktı. Kavminin cemaatine ne götüreceğini bilmez şekildeydi. Onun geldiğini gördüklerinde aralarında
“Utbe sizin yanınızdan kalkıp gittiği gibi size geliyor” dediler. Utbe gelip yanlarına oturarak şöyle dedi:
“Ey Kureyş cemaati! Bana emrettiklerinizi Muhammed’le konuştum. Konuşmamı bitirdikten sonra öyle bir söz söyledi, öyle bir konuşma yaptı ki, Allah’a yemin ederim, onun bir benzerini hiçbir zaman işitmemiştim ve ona ne diyeceğimi bilemedim. Ey Kureyş cemaati! Bana bugün itaat edin, bundan sonra -isterseniz- hep isyan edin. Gelin, o kişiyi (Rasûl-ü Ekrem’i kastediyor) terkedin, ondan uzak durun. Allah’a yeminim olsun ki o, üzerinde bulunduğu vazifeyi terketmez. Onunla diğer Araplar arasından çekilin. Eğer o galib gelirse onun şerefi sizin de şerefinizdir. Onun izzeti sizin de izzetinizdir. Eğer mağlub olursa siz onun şerrinden başkasının vasıtasıyla kurtulmuş olursunuz!” Kureyş, Utbe’ye hitaben,
“Ey Ebu Velid! Sen müslüman mı oldun? (veya sen galiba müslüman oldun)” dediler. [6]
______________________
[1] Tabarani; Buhari, Tarih (Akil b. Ebi Talib’ten)
[2] Beyhaki, (Hadisin tamamı ileride gelecektir)
[3] Abd b. Humeyd, Müsned (İbn Ebi Şeybe’den, o da Cabir b. Abdullah’tan)
[4] Beyhaki, (Hakim’den)
[5] Bidaye, 3/62, Ebu Ya’la, (Cabir’den); Ebu Nuaym, Delail, s. 75; Heysemi. 6/20, (Rivayetin ravileri güvenilirdir. Sadece Acleh el-Kindi hakkında İbn Main ‘güvenilir’ derken, Nesai ‘zayıf’ olduğunu söylemiştir.
[6] Ebu Nuaym, Delail, (İbn Ömer’den), sh. 76; Bidaye, 3/63, (İbn İshak’tan); Beyhaki, (İbn Ömer’den); İbn Kesir, Bidaye, 3/64, (İbn Kesir bu rivayetin ‘garib’ olduğunu söylemiştir)
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/41-45.2 Mart 2011: 15:02 #786661Anonim
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Birinci Özellik: Gizli Davet[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]İlk vahiy olan “oku”(alak/1-5) emri ile başlayıp “kalk ve uyar, rabbini yücelt, elbiselerini temiz tut”(müdessir/1-4) emri ile gelişen ve “sana buyrulanı açıkça ortaya koy, müşriklerden yüz çevir, önce yakın akrabalarını uyar”(hicr/94) emirleri ile son bulan gizli davet dönemi makul olan görüşe göre üç senedir. Gizli davetin bizim yaşamımızdaki konumunda ölçü ise üç seneden ziyade gizli davet dönemindeki resul’ün ve ashabının yaşantılarıdır. Bu bağlamda gizli davetin başlangıcı okumakla başlamaktadır. Müminler gizli davet döneminde öncelikli olarak okumakla emrolunmuşlardır. Öyle ise bizlerde gizli davet dönemine girerken öncelikli olarak okumaya önem vermeliyiz. Nitekim insan okumakla bir bilinç ve şuura sahip olurlar. Bu bilinç ve şuur sayesinde kendi gelişimlerini belli bir aşamaya kadar tamamlamış olurlar. Bu aşamadan sonra ancak tebliğ vazifesine geçilip gizli davet döneminde bir gelişme kat edilebilir. Nitekim ayetleri iniş sırasına göre tasniflerken göreceğimiz üzere ilk emir olarak “oku” denilmiş. Daha sonra bu okuma vesilesi ile gelişen mümine ikinci bir emir olarak “kalk ve uyar” emri gönderilmiş. Bu emir ile harekete geçince davetçi müminin “elbiselerini temiz tut” emri gereğince giyim ve kuşamına dikkat etmesi gerekmektedir. Zira tebliğde görünüm etkili bir araçtır. Dikkat edilmesi gereken husus kıyama, uyarmaya, tebliğe geçmeden önce bir bilgi birikimine sahip olma gerekliliğidir. Bu gereklilik sonrası oluşan tebliğ vazifesinde ki kazanımlarımız üzerinde bir değerlendirmeye gidilmelidir. Bu değerlendirmede esas inananların kişiliklerinde oluşan sağlamlık ve eminliktir. Bununla beraber ileriki özelliklerde göreceğimiz üzere toplumun her kesiminden inanan kişilerin tebliğe olumlu yanıt vermesini sağlamaktır. Evet bu aşama ile belli bir sayı ve propagandaya ve güce erişen müminler gizli davet dönemini “sana buyrulanı açıkça ortaya koy, müşriklerden yüz çevir, önce yakın akrabalarını uyar” ayetleri ile sonlandırarak açık tebliğe geçebilirler inşAllah. Malum olduğu üzere Resul gizli davet dönemini yaklaşık olarak üç senede tamamlamıştır. Günümüz müminleri ise bu gizli davet dönemini üç senede tamamlayacak bir kaide yoktur. Bu sebeple gizli davet dönemi şartlar ve oluşumlara göre bir ay sürebileceği gibi on beş senede sürebilir. Bunun tahlilini ve değerlendirmesini iyi yapmak gerekir ki gizli davet tamamlanmadan diğer bir aşamaya geçmek savunulan davanın kesintiye uğramasına sebep olabilir. Öyle ise gizli davetin tamamlanmasına etken faktör olan dava önderinin ferasetinin ve basiretinin ileri düzeyde olması gerekmektedir.[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]İkinci Özellik: Davet Edilecek Kişilerin Seçilmesi[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Gizli davet döneminde tebliğ görevi meclislerde ve meydanlarda herkese açık yapılamayacağı için davet edilecek kişilerin seçiminde titiz davranmak gerekir. Şimdi bu titizliği Resul’ün yaptığı gibi yapabilmek için Resul’ün ilk davetini yaptığı kişilere bir göz atalım. Evet Resul gizli davet döneminde ilk tebliğini Hatice, ebubekir, zeyd bin haris ve ali bin ebu talibe yapmıştır. Resul’ün ilk davetini bu dört kişi üzerinde gerçekleştirmesi gerçekten bizim için önemli bir örnek ve derstir. Gizli davet döneminde davet edilecek kişilerin özenle seçilmesi gerektiğini belirtmiştik. Bu bağlamda davetin ilk ulaştığı kişiler şunlardır. ResuL’ün eşi Hatice, Resul’ün dostu ebu Bekir, resul ile büyüyen köle zeyd, resulun yakını ali bin ebu talib… Görüldüğü tebliğin ilk ulaşıtğı kişiler resulun yakından tanıdığı ve tanındaığı kişiler üzerinde gerçekleşmiştir. Bu bağlamda bizlerde gizli davetimizi yapacak kişileri tesbit ederken bu derece hassas olmalı ve bizi yakından tanıyanlara ve tanınanlara yapmlayız. Gizli davet döneminde davet edilecek kişilerde dikkat etmemiz gereken bir diğer husus ise davet edişlecek kişilerin ferd ve toplum nazarındaki konumlarıdır. Bu bağlamda resul tebliğini ilk olarak toplumun vazgeçilmez parçası olan kadına(hatice) yapmıştır. Zira kadınlar bir toplumu ileriye ve geriye götüren etken faktörlerdendir. Bu sebeple davet alanı içerisinde bayanların olması elzemdir. Daha sonraki davet edilen kişi ise toplum içinde belli bir zenginliğe ve saygınlığa sahip olan ebu berke yapılmıştır. Zira bir davanın gelişimi ve devamı için saygın ve zengin kişiler önemli etkenlerdendir. Bunların davaya kazandırılması içinde bunlardan olan birine daveti ulaştırmak elzemdir. Daha sonra davet edilen kişinin toplumda ezilen kesim olarak algılanan mazlumlar ve köleler üzerinden seçilmesi gerekir. Zira bu sınıftan olan insanlar adalet ve güce ihtiyaç duymaktadırlar. İhtiyaçlarına cevap olan hak davanın bunlara ulaşması için aralarından birinin(zeyd) davaya kazandırılması elzemdir. Daha sonra davet edilecek kişinin toplumun çocuk-genç sınıfından olması davanın selameti ve geleceği açısından önemlidir. Zira yarın yaşayacak olanlar çocuklar ve gençlerdir. Bugün ortaya çıkan bir davanın yarın var olması için yarın yaşayacak olan bugünün çocuklarına ihtiyaç vardır. Bu sebeple davetin çocuklar ve gençler arasında yayılması için davaya ilk davet edilecek kişilerden biride ali olmalıydı. Bu kısa izahlardan sonra özetle şunları söylemek mümkündür. Gizli davet döneminde davet edilecek kişiler iyi tesbit edilmelidir. Zira davet edilecek kişilerin davetin ilk ulaştığı kişiler olup davanın geleceği hakkında fikir vermektedir ki bu ilk davet edilenler davanın temel ve çekirdek kadrosdur. Bu bağlamda çekirdek kadroda her kesimden insanın olması dikkat çekicidir. Bu farklı sınıflara ait kişilerin davaya kazandırılması davanın tebliğini kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Günümüzde bu çekirdek kadroyu oluşturmak için gizli davet döneminde olan bir davetçinin davasına öğretmenleri, bayanları, öğrencileri, esnafı, imamları, doktorları, zenginleri, fakirleri ayrı ayrı kazandırması bir gereklilik olup bu her sınıfa ait bir davetçinin bulunması gerekmektedir.[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Üçüncü Özellik: Davetçinin Kültürel Yapısı ve Sosyal Mevkisine Dayalı Çalışma[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Bir davanın müdavimi olan davetçinin davasına faydalı olabilmesi için kültürel yapısı ve sosyal mevkisi her zaman önemlidir. Nitekim en güzel davetçi olan resul eminlik vasfı ile sevmeyenlerinin gönüllerinde bile yerini almıştı. Ebubekir de aynı şekilde ahlakı ve uğraşı ile kendi toplumunda belli bir saygınlığa ulaşmıştır. Günümüzde dava mensubu davetçilerinde kültürel bir yapıya ulaşmak ve sosyal mevkiyi kazanmak için üç şeye dikkat etmesi gerekir. Bunlar; ahlak, kültürel ilim ve toplum içinde ki makamıdır. Bu bağlamda davetçi kişiler öncelikli olarak ahlaki yapılarını gözden geçirerek en iyiye ulaşmaları lazımdır. Nitekim hadisde buyrulduğu üzere (ibni maceden rivayetle: dünyaya rağbet etmeki Allah seni sevsin. insanların elinde olana rağbet etme ki insanlar seni sevsin.) insanların elinde olana gıpta edilmemeliki kişi sevilebilisin. Bu sebeple her davetçi ahlak olarak toplumun önde gelenleri arasında olmalıdr. Herkes tarafından sevilmelidir. Davetçi ahlakı güzelliği ölçüsünde davetinde etkili olmaktadır. Davetçi kişinin bir diğer dikkat etmesi gereken şey ise kültürel yapısıdır. Ne kadar kültürlü olursa ve bu kültürünü ne kadar çok insanlar ile olan iletişiminde ön plana çıkarırsa o kadar davetinde başarıya ulaşır. Çünkü insanlar davetçinin kültürü hakkında emin bir kanaate varırlarsa artık davetçi o insanların bilmediği yeni bir şeyi söylese bile etkilenme ve kabul etme ihtimallari yüksektir. Kültürünü konuşturan bir davetçi kendi düşüncelerini ve fikrini daha rahat topluma ulaştıracağı gibi kültürü sayesinde davetini daha izahlı ve iknalı bir yöntem ile yapacaktır. Son olarak davetçinin toplum içindeki makamı da daveti açısından önemli rol oynamaktadır. Günümüzde aynı topluma aynı konuyu anlatan iki insanın başarıya ulaşmaları sosyal mevkileri ile oarantılıdır. Bu iki insandan toplum içinde üst kademede olan kişi anlatıulanlar üzerinde daha çok etki bırakacaktır. Misalen bir doktor ve esnafın aynı halka aynı konuyu anlatmalarında analatılanlar her ne kadar aynı olsada dinleyenler esnafın anlattıklarından ziyade doktorun anlattıklarından etkilenecektir. Öyle biz müslüman davetçiler toplum içinde etkili olmak için belli bir mevkiye ulaşmaya gayret etmeliyiz ki davamıza faydamız olsun İnşAllah.[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Dördüncü Özellik: Genel Davet[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]İkinci Özellik başlığı altında kısmen değindiğimiz bu genel davet özelliğinde bir hatırlatma olarak kısaca şunları söylemkte fayda vardır. Genel başlık olarak her ne kadar gizli davet ile çelişiyor gibi görünsede aslında öyle değildir. Zira genel davet’ten kasıt davanın toplumun her kesimine ulaşmasıdır. Malum olduğu üzere gizli davet döneminde toplumun genelindeki her tabaka ve kabilede bulunan insanalra tebliğ ulaştırılmıştır. Ki bu sayede davatin hızında ve kolaylığında bir artış olsun ve gizli davet dönemi sona erebilsin. Peygamberin gizli davet döneminde toplumun bayan(hatice), köle(zeyd), çocuk(ali), zengin(ebubekir) kısmına yaptığı davetten bahsetmiştik. Bunların dışında Peygamberin gizli davet döneminde dava Mekke toplumu içerisinde yaklaşık olarak on farklı kabileye ulaşmış olup farklı kabileler dahil altmışa yakın kişi daveti kabuyl etmiştir. Bizlerde gizli davet dönemini sonlandırmak adına davetimize hız ve kolaylık katmak için toplumun farklı kesimlerinde yer alan kişilerden en aza birine davamızı ulaştırmamız lazım ki davetimizin ulaştığı kesimde yer alan kardeşimiz kendi kesiminde davet görevini üstlenebilsin.[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Beşinci Özellik: Gizlilik Merhalesinde Kadının Rölü[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Gizli davet döneminde müslüman olanların dörtte birini kadınlar oluşturmaktaydı. Gizli davet döneminde kadına önemli rol düşmektedir. Buda şüphesi davanın sırlarını deşifre etmemektir. Gizli davet döneminde müslüman olan kadınlar o kadar sağlam sırdaş idiler ki Mekke toplumu bunlardan neredeyse habersiz durumdaydı. Davanın kendisine ulaştığı her erkeğin hanımıda dava ile beraber olmuştur. Bu beraberliklerinde erkeklere karşı yardımcı çocuklarının yetişmesinde ise bir eğitici konumunda idiler. Bazı rivayetlerde esma’nın çocukluk dönemine rastlayan bu gizli davet döneminde önemli faaliyetlere bulunduğu belirtilmiştir. Günümüz kadınlarıda bu gizli davet döneminde üzerlerine düşen görevi hakkıyla üstlenerek dava içirisindeki önemli yerini alacaktır.[/FONT]alıntı..
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.