• Bu konu 14 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 16)
  • Yazar
    Yazılar
  • #668228
    Anonim


      Bismillahirrahmanirrahim

      Birinci Lem’a ‘dan

      Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın kıssa-i meşhuresinin hülâsası:

      Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümit kesik bir vaziyette,

      لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّۤ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

      münâcâtı, ona sür’aten vasıta-i necat olmuştur.

      Şu münâcâtın sırr-ı azîmi şudur ki:

      O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünkü o halde ona necat verecek öyle bir Zat lâzım ki, hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semâya geçebilsin. Çünkü onun aleyhinde gece, deniz ve hût ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine musahhar eden bir Zat onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları olmazdı. Demek esbabın tesiri yok. Müsebbibü’l-Esbabdan başka bir melce olamadığını aynelyakin gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için, şu münâcat birden bire geceyi, denizi ve hûtu musahhar etmiştir.

      ~~~~
      İşte, Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın birinci vaziyetinden yüz derece daha müthiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle, onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan küre-i zeminimizdir. Bu denizin her mevcinde binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim hevâ-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut, onun hûtundan bin derece daha muzırdır. Çünkü onun hûtu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hûtumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor.

      ~~~~
      Es selamu aleykum ve rahmetullahi ve bereketuh muhterem kardesler…

      derslerimiz devam ediyor, anladıklarımızı paylaşarak, anlamadıklarımızı sorarak katılımlarınızı bekliyoruz .
      Selam ve dua ile.

      [DIKKAT]artık biliyoruz ama ben yine de hatırlatayım, kopyala yapıştır yok :)[/DIKKAT]

      1- “Esbabın sukut etmesi” ne demektir?
      2 – Esbabın tesiri yoksa, sebeblerin var olmasının hikmetleri nelerdir?
      3- “sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf etmesi” nasıl anlaşılmalı?
      4 – Çevremizdeki mahlukat hangi durumlarda bize düşman veya dost olur?
      5 – İstikbalimizin karanlık olmasının sebebleri nelerdir? İstikbalimizi karartan durumlar nelerdir?
      6 – nefsin mertebeleri nelerdir? heva-yı nefsin hayat-ı ebediyemizi sıkması, mahvına çalışması nasıl olur?
      #785116
      Anonim

        1- “Esbabın sukut etmesi” ne demektir?


        Sebeblerin tesiri yoktur, çünkü onların arkasında asıl sebeb Allah’dır.
        sebeplere hakiki vucud vermenin yanlis oldugunu insanoğlunun fıtraten aciz ve fakir yaratılmış olduğunu bilmesi gerek .
        kendini yeterli görmesin, kudretli bir zata sığınsın, mükemmele ulaşsın.
        Bunu en iyi Hz. Yunus (as) denize atılınca acizliğini kimsesizliğini zerresine kadar hissederek zahiri sebeblerin hiç tesiri olmadığını bize en güzel şekilde anlatır…

        #785120
        Anonim

          Selamun Aleykum zuhr kardeşim;
          Allah (c.c) razı olsun sizden çok çok güzel bir paylaşım..yanlız haftasonu çok yoğun programlarım ve hastahanede nöbetim var..;

          hz yunus (a.s) ‘la ilgili bu derse nasip olursa iştirak edecem..Ama şu younluğumu bir atlatayım geleceğim…Benim islam tarihinde ve peygamberler siyerinde en çok etkilendiğim peygamberlerde biri …Ve mubarek hayatından ne anladık nasıl davranmamız gerekecek bize anlatılmak istenen nedir? bu konu hakkında fikirlerimi beyan edecem nasip olursa…;

          dersin konusu çok güzel maş;

          bu kıssanın bize en büyük hediyesi ;

          Lailehe illa ente subhaneke inni kuntüm minel zalimiyn..;

          işte bu duanın anlam ve öenmine değiniriz hep berber inşl ben gelince..dilimizin virdi bu duanın önemini konuşmakta fayda var..selametle geleceğim i,nşl…

          #785122
          Anonim

            1- “Esbabın sukut etmesi” ne demektir?
            Sebepler yalnizca zahiri bir perdedir.
            ALLAH c.c icraatina , Kudretine ortak degillerdir.
            Gercek hakikatlari ,hikmetli amaclari , önemli sonuclari , olaylarin meyvelerini istemek ve irade etmek , ancak Alim ve hakim olan yüce Zatin isidir.

            Sebepler ise cansizdir suursuzdur. Sadece sebepler görüneni görünmeyene baglama isidir.

            #785145
            Anonim

              “Şu münâcâtın sırr-ı azîmi şudur ki:

              O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünkü o halde ona necat verecek öyle bir Zat lâzım ki, hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semâya geçebilsin. Çünkü onun aleyhinde gece, deniz ve hût ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine musahhar eden bir Zat onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları olmazdı. Demek esbabın tesiri yok. Müsebbibü’l-Esbabdan başka bir melce olamadığını aynelyakin gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için, şu münâcat birden bire geceyi, denizi ve hûtu musahhar etmiştir.

              3- “sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf etmesi” nasıl anlaşılmalı?

              Tevhid Allahın bir olduğuna inanmak, görüğümüz ve görmediğimiz herşeyin bir olan Allahın külli iradesi ve kudreti tahtında gerçekleştiğini bilmek ve inanmak gibi anlamlara gelir. “Lailahe illallah” Allahtan başka ilah yoktur demektir.

              Allahın bütün mevcudatın tamamında görünen tecellileri vahdeti, her bir mevcutta ayrı ayrı tecellilerinin görünmesi de ehadiyeti gösterir. Mesela yeryüzünde hayat sahibi olan her canlı tek tek Allahın Hayy olduğunu gösterdiği gibi; bütün hayat sahiplerinin tümüne birden bakıldığında da hepsinin bir elden çıktığına, bütün hayatları verenin aynı Allah olduğuna şahitlik ederiz. Küllde görünen ne varsa cüzde de aynı şekilde görünür. Denizin tamamına bakıldığında nasıl güneşin parıltılarını geniş bir yüzeyde gösteriyorsa, her damlasına bakarakta yine güneşin parıltılarını ayrı ayrı görebiliriz. İşte bunun gibi yukarıdaki kıssada da Allah tüm kainatta sebeplerin arkasındaki gerçek sebep, Müsebbibü’l Esbap olduğundan, Hz. Yunus as. da bu sırrı anlamış olduğundan Allaha münacaat etmiştir ki Allah hakiki sebebin kendisi olsuğunu ona bizat göstermiştir. Yani yaratılışın tamamında sebepleri devre dışı bırakan Allah Hz. Yunus Aleyhisselam içinde, münacatı neticesinde, özel olarak sebepleri devre dışı bırakmıştır.



              #785146
              Anonim
                1-“Esbabın sukut etmesi” ne demektir?

                Bu cümleden ben, o an için sebeplerin düştüğünü, ortadan kaldırıldığını ya da normalde yaptıkları vazifelerini istisnai olarak yerine getirememelerini anlıyorum. Daha önce Mesnevi dersinde’de izah edildiği gibi, sebepler icad edemezler, sadece aracıdırlar, vazifedardırlar lakin İzzet ve Azamet sebepleri gerektirir demiştik.

                Ama bazen öyle durumlar oluyor ki bütün sebepler biraraya geldiği halde o şey olmuyor. Güneş oluyor, toprak oluyor, su oluyor, gübre oluyor ama tohum filizlenmiyor. Ya da bir insan kaza geçiriyor, solunumu duruyor, kalbi duruyor hatta öldü diye morga kaldırılıyor ama sonra bir bakıyorlar ki ölmemiş yaşıyor. Tıpkı Yunus As’ın kıssasında olduğu gibi. Dağdağalı bir denize atılıyor, gecenin o zifiri karanlığında balık tarafından yutuluyor fakat Rabbi’ne sığınıyor.
                Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” niyazıyla yalvarıyor. Asıl icad eden Allah cc’da kudreti ve merhameti ile muamele buyurup denize, geceye ve balığa hükmedip kurtuluş nasip ediyor.

                2 – Esbabın tesiri yoksa, sebeblerin var olmasının hikmetleri nelerdir?

                Sebeplerin tesiri yoktur denilemez. Allah cc Hakîm’dir; yarattığı her şeyi hikmetle yaratır ve hikmetle iş görür. Sebepler var olmaları gereği ile her zaman vazifelerini yerine getirirler, fakat Rahman ve Rahim olan Allah cc bazen sebeplerin etkilerini hiçe indirir. Tıpkı İbrahim As’ın ateşe atılıp, yanmaması, Allah cc’un izni ile kurtuluşa, selamete ermesi gibi. Zaten bu gibi durumlar istisnai durumlardır.

                #785186
                Anonim

                  Bismillahirrahmanirrahim;
                  Zuhur kardeşimizin kısmen paylaştığı ve yoruma açık tuttuğu bu güzel derse; Allah (c.c) razı olsun diğer arkadaşlarda iştirak edip güzelleştirmişler.Müsade ederseniz bizde Gönlümüzde ki hz yunus ‘la ilgili tasvir ile ve nefsimize yansayan ders ile iştirak edelim;

                  Hz yunus kısassıyla baş başayız..Dileyen onu bir hikaye gibi okur,dileyen ise kendi nefsini bu mubarek kıssaya yerleştirir ve nasiplenir;

                  Yunus'(a.s)İlahi vahye mazhar olan alemlerin üstünde yüksek meziyetler verilen Peygamberlerden….
                  Hayatı baştan sona kadar ibretlik bir ders.;

                  Yunus( as) Rabbine itaat eden bir beden;Ama o bir abd’di (kul) aynı zamanda;

                  Hz Yunuz(as) aldığı görev ve sorumlulıuğu kabul eder önce ..Başarısız olur kendince ;Sonra verdiği görevden kaçar putlara köle olan kavminden hızla uzaklaşır..Zoruna gider Yunus’un başarısızlık..Nefsi galeyane gelir..Aldığı görev ve sorumluluğu unutur bir an;

                  Ve hemen kendimize dönelim ;Hizmet yolunda heleki bu ahir zamanda her bir müslümanın belli görev ve sorumlulukları var..Şartlar zorlaştıkça sık sık pes eder dururuz..Aslında temelde ZAHMETSİZ RAHMET OLMAZ düsturunu unuturuz..Zayıf yaratılmış insaoğlu deriz ..Halbuki mücadele ruhudur kemale erdiren yolun başlangıcı;

                  Hz yunusu’sa dönelim;Ne yaptı Hz Yunus kaçtı kavminden ve Rabbinden uzaklara ruhu ızdırab içinde meşakketle yoğrulan bir hayatın şartları ağır geliyordu artık yunusa;

                  Tam burada kendi nefsimizi koyalım devreye;Hayat şartları bizi daraltıığı zaman kaçarız sessiz ve tenha köşelere..Rabb tealanın Kabıd İSMİ ŞERİFİYLE DARALIR RUHUMUZ VE BEDENİMİZ;çaresizdir kul görünürde ,ama çarenin tek kapısı İLAHİ RAHMANIN kapısı olduğunu bile bile ;

                  Hz yunus kaçar kaçmasına ama vicdanı rahat bırakmaz kendisini;İçinin yandığını Ve Rabbine karşı mahçubtur..Ne gelirse ilahi amenna der;

                  Hz yunus artık sıkı bir imtihana tabii tutulur..tıpkı her kul her peygamber gibi;Razıdır gelen her türlü meşakkete;Ve yunus(as) bir balığın karnında zifiri karanlıkta tabii tutulur ,belkide cezalandırılır (ALLAHU ALEM

                  Anlar yunus (as) dönüş Rabbinedir;

                  Ve kendi ruh halimiz;Her gece zifiri karanlıklar bize bir balığın karnıdır aslında..Karanlık sessiz ve daracık yerler zahir öyle değil ama mana aleminde kabirden bir köşededir kul SEYRÜ SEFER’E başlar RABBİNE;

                  TIPKI HZ YUNUS EDASIYLA BAŞLAR TESBİHİNE ;

                  LAİLAHE İLLA ENTE SÜBHANEKE İNNİ KÜNTÜM MİNEL ZALİMİYN;

                  MIRILDANIRIZ SESSİZCE İLAHİ RAHMANA;
                  hangimiz nefimize zulmetmedikki ,hangimiz zaman zaman pes etmedikki,hangimiz dünyanın koşuşuturmalarında heva ve heveslerimize uymadıkki ,beşeri aşkların kölesi olmadı kki,nefislerimizin dizginleri zaman zaman elimizden kaymadık kki;hangimiz pişmanlık ateşinde yanmadı ki ,hangimiz hatalarımızın sonunda yusufu kuyulara düşüpte bu tesbihatada sığınmadıki;Hangimiz günah ateşine düşüpte nasuhi tevbelere sığınmadıki GECELERİN SESSİZ VE MUBERRA DAKİKALARINDA;

                  TIPKI YUNUS EDASIYLA YALVARMADI Kİ;

                  NE DEDİ YUNUS;

                  “”Yarrab!hiç kimsenin secde etmediği yeri ben senin için mescid ettim”””dedi
                  evet yeter ki kul Rabbine dönemyi bilsin..yeterki onu arasın yüreğinin sürgün sahillerinde;Ne demişti hz peygamber ümmetime yeryüzü mescid edildi..;

                  yerin mekanın zamanın ne önemi var ..her yer bize mescid yeterki YUNUSİ bir edayla nasuh tevbelerinde bu zikri yapabilelim;
                  Rabbim nefisimiz zülmumden öte ıslah edenlerin saffından eylesin ..selametle ….

                  #785214
                  Anonim
                    1- “Esbabın sukut etmesi” ne demektir?
                    yani yunus as. balığın karnında ,gece,deniz fırtınalı bir vaziyette kim kurtarabilir?hiç kimse kurtaramaz.ancak hükmü hem balığa hem denize hem geceye geçen zat kurtarabilir..işte sebepler sustu.

                    2 – Esbabın tesiri yoksa, sebeblerin var olmasının hikmetleri nelerdir?
                    Hakimiyetin şeni müdaheleyi redetmektir.Bir padişah idaresine oğlunu bile ortak etmez.tek hüküm veren benim der.aynen öylede Allah sebepleri yaratmış..İzzetini ve azametini muhafaza etmek için.hakimiyetin gereğince hiç bir şeyi hükmüne ortak etmemiş,izin vermezde.tek yaratan kendisi.

                    3- “sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf etmesi” nasıl anlaşılmalı?
                    yunus as. balığın karnında kurtarılması ehadiyetin tecellisidir.ehadiyette hususi imdad vardır.Sebeplerin susmasıyla nuru tevhid inkişaf etmiş.yani tek Allah kurtarabilir.

                    4 – Çevremizdeki mahlukat hangi durumlarda bize düşman veya dost olur? Günahlarımız sebebiyle,küfür halimiz sebebiyle.cehennemin öfkelenmesi niçin küfürden.selin oluşması küfrün ve günahın ilahi gazaba neden olmasıyla.

                    5 – İstikbalimizin karanlık olmasının sebebleri nelerdir? İstikbalimizi karartan durumlar nelerdir?
                    Kimse geleceğini göremez.yarın ne olacağınıda bilmez.bu gaybdandır.

                    6 – nefsin mertebeleri nelerdir? heva-yı nefsin hayat-ı ebediyemizi sıkması, mahvına çalışması nasıl olur?
                    tasavvufta 7 mertebesi vardır..lugatta da izahı vardır.nefse uymak insanı ,insaniyetten hayvanlığa düşürür.bedene dönük hayat yaşar.kalb ve ruha dönük hayat yaşamaz.kalb ve ruha dönük hayat yaşamayınca,keyfe mayeşa şeklinde hayatına devam ederse,marifetullah,muhabbetullaha kulağını kapamakla ebedi hayatını tehlikeye atar.
                    #690788
                    Anonim

                      2 – Esbabın tesiri yoksa, sebeblerin var olmasının hikmetleri nelerdir?

                      Kainata baktigimiz zaman her seyin bir sebepler dairesinde netice verdigini görürüz.Sebep olmadan sonuca ulasmak gibi bir sey mümkün degildir.Hayatimiza bakarsak bir vesile ile bir sebep ile ne kadar cok seyin degistigini de aslinda apacaik görebiliriz.
                      insanlar anne ve babadan , bitkiler cicekler tohumdan meyveler agactan yagmurlar bulutlardan v.s meydana gelir .
                      Peki bu meydana gelme kendi kendinemidir .Yoksa ALLAH c.c dilemesiyle ve yaratmasiylami netice verir .
                      Elbetteki ALLAH c.c yaratmasiyla mümkündür hersey.
                      Topraga Tohum atariz ve gerekli olan bütün bakimi yapariz ama eger herseyi hikmetle yaratan ALLAH c.c dilemezse ne yapsakta ürün alamayiz.
                      Bu nedenle sebepler ihmal edilmemeli ve neticesi YÜCE Mevladan beklenmeli .

                      Bir kaza meydana gelir ve ayni araba icerisinde bulunan insanlardan kimisi ölümle pencelesirken yada hayati son bulmusken bakarizki diger sahis ise burnu kanamadan kurtulmustur.
                      Simdi burada kaza birisinin ölümüne sebep iken digerinin belkide ALLAHa c.c dahada yakinlasmasina ve ona yönelmesine bir sebep teskil edebilir.
                      Olaylarin arkasindaki hikmetleri anlamak ve ALLAH c.c daha iyi tanimak icin sepepler birer perdedir tesirini ise Cenab-i Hak neticesinde gizlemistir.

                      #785252
                      Anonim

                        … Senden başka ilah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum. (Enbiya Suresi, 87)

                        Yüce Allah’ın Hz. Yunus’un samimi duasına karşılık olarak onu mucizevi bir biçimde kurtardığı bildirilmiştir:

                        Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 88)

                        Burada üzerinde önemle durulması gereken bir nokta vardır. Yüce Rabbimiz bir duayı gerçekleştirirken, bunu belli dünyevi sebeplere bağlayabileceği gibi, dilerse istenilen şeyi sebepsiz olarak da gerçekleştirebilir. Bu, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah için son derece kolaydır. Yüce Allah, Hz. Yunus’un duasını kabul ederken de her türlü zor görünen şartı ortadan kaldırmış ve

                        Hz. Yunus’u balığın karnından kurtarmıştır. Bu durum, insanın hiçbir zaman Allah’ın rahmetinden umut kesmemesi ve hep O’na dua etmesi gerektiğinin çarpıcı delillerinden biridir. Kuran’ın “…Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm…” (Bakara Suresi, 186)

                        ayetiyle de bildirildiği üzere, insan Rabbimiz’e içten yöneldiği müddetçe, dualarının karşılığını kesin olarak görecektir

                        Rabbim dualarımızı kabul etsin inşl..darlık ve genişlik anımızda…

                        #785441
                        Anonim



                          6 –

                          nefsin mertebeleri nelerdir?

                           

                          Kaynak belitmem gerektigi için, bu kisim sorularlaislamiyet sitesinden alintidir :
                           
                          “””Sufiler, Kur`an-ı Kerimin çeşitli ayetlerine dayanarak, insan nefsinin altı mertebesinin olduğunu ileri sürmüşler ve kendilerinden de yedincisi diye nefs-i kâmileyi ilave ederek yedi mertebeye çıkarmışlardır.

                          1- Nefs-i Emmâre: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir.

                          2- Nefs-i Levvâme: Allah`ın emirlerine bazen uyan, bazen uymayan, işlediği günahlardan dolayı üzülen ve sevaplardan dolayı sevinen nefistir.

                          3- Nefs-i Mülheme: Mümkün mertebe Allah`ın emir ve yasaklarına uyan nefistir.

                          4- Nefs-i Mutmainne: İmân esaslarına inanan, İslâm`ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiç bir şüphe ve tereddüdü olmayan, neticede Allah ile manevî bir bağ kuran ve bunun lezzetine ulaşan nefistir.

                          5- Nefs-i Radiye: Her yönüyle Hakk`a yönelen, Allah`tan gâfil olmama şuuruna eren ve O`ndan razı olan nefistir.

                          6- Nefs-i Mardiyye: Bütün benliği ile Hakk`a teslim olan ve böylece Allah`ın kendisinden razı olduğu nefistir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur`an Dili, İstanbul 1970, VIII, 5817).

                          7- Nefs-i Kâmile: Bütün kötülüklerden sıyrılıp manevi olgunluğa eren nefis. Bu mertebeye erişen bir kişinin bütün sıfatları güzeldir ve her hali ibadet sayılır (Süleyman Uludağ, Kuşeyri Risalesi tercümesi, s. 222, 277, 290).

                          Aslında nefs, bir şeyin kendisi, benliği, zatı ve hakikatıdır. Ona göre nefs-i mutmainne, o dereceye ulaşan insanın kendisi demektir (Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, VIII, 5814).

                          Nefs-i mutmainne, Kur`anda bir yerde geçmektedir:

                          Ey huzura eren nefis, sen Allah`tan ve O da senden razı olarak Rabb`ine dön!… (lyi) Kullarımın arasına gir!.. Cennetime gir!.. ” (el-Fecr, 89/27, 28, 29, 30).

                          “Nefs-i mutmainne”, genelde Türkçeye “huzura eren nefis” olarak tercüme edilmiştir. Bu dereceye ulaşmış olan bir insan, Allah Resulunün getirdiği her inanç ve ameli hak olarak kabul eder; Allah`ın dininin yasakladığından mecburen değil, seve seve kaçınarak uzak durur; Allah yolunda ne fedakârlık gerekiyorsa yapar; dünyanın İslâm dışı lezzet ve menfaatlerinden mahrum kaldığı halde, onları özlemez ve tersine bu konuda kalbi mutmain olarak hak dini takib edip çeşitli pisliklerden korunur. Nefs-i mutmainne dendiği zaman, bu vasıflara sahip olan insan akla gelir (Muhammed b. Cerir et-Taberî, Camiul-Beyân fi Te`vil`i Ayil-Kur`an, Mısır 1954, XXX,190 vd.; Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmil-Kur`an, Kahire 1967, XX, 57 vd.).

                          Bazı âlimlere göre bu ayet, Hz. Osman (r.a) hakkında nazil olmuştur. Diğer bazı âlimlere göre ise, Hubeyb b. Adiy hakkında nâzil olmuştur. Mekkeli müşrikler onu idam edip yüzünü Medine`ye çevirdikleri zaman, Yüce Allah onun yüzünü Ka`be`ye doğru çevirmişti (el-Kurtubî, el-Cami`, XX, 58).

                          Nefs-i mutmainne derecesine ulaşan insan, dünyada bu şekilde Allah`a tam manasıyle teslim olmuş bir halde yaşar. Gönül huzuruna, ruhî saâdet`e ulaşır. Gam ve kederden uzak olur. Ahirette de Allah`ın iltifâtına nail olur. Yüce Allahın nefs-i mutmainne seviyesindeki insana yönelik bu

                          “Rabb`ine dön, (iyi) kullarım arasına gir, Cennetime gir” meâlindeki hitapların ne zaman vuku bulacağı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Alimlerin değişik tefsirlerine göre bu hitâr ya ölüm anında veya kıyâmet gününde yahutta Cennet`e girişte yapılacaktır (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 233).


                          “””
                           
                          #785443
                          Anonim

                            6-


                            heva-yı nefsin hayat-ı ebediyemizi sıkması, mahvına çalışması nasıl olur?


                            Nesfin hayatimizin mahvina çalismasi, hirs, kin nefret gibi duygularin olusturdugu mekanizmanin insani aldatmasiyla olur.

                            Nefis cogu zaman dost suretiyle yaklasip, yanlisi dogru, ve batili hak olarak gosterir.

                            Kuran hizmetiyle istigal edenlerin, diger insanlara nisbeten nefis konusunda daha dikkatli olmali gerekir. Iman hizmetiyle mesgul oluyorum, nesfin ve seytanin bize zarar vermesi daha zordur, diye dusunulebilir, ama bilakis,seytanin en azillilari iman hizmetiyle istigal edenlerle ugrasir.

                            Bizim duygu ve dusuncelerimiz birer imtihandir, bunun bilincinde olup, seytanin ve nefsin aldatlaraini hesaba katarak mutemadiyen temkinli hareket etmek gerekir.

                            Resulu zisan efendimiz,nefsin ve seytanin kandirmalarina maruz kalmamak için her zaman dua yolunu gostermistir.

                            Ustadimizda su sozleriyle ozetlemistir :”İstiğfar, meyelan-ı hayra kuvvet verir, şerrin kökünü keser; dua da meyelan-ı hayra kuvvet verir”
                             
                             
                             

                            #785447
                            Anonim
                              5 – İstikbalimizin karanlık olmasının sebebleri nelerdir? İstikbalimizi karartan durumlar nelerdir?

                              Üstad Hz., Yunus As. kıssasındaki gece etmeninin bizim istikbalimiz olduğuna dikkat çekiyor. Gece, Yunus As.’ın dünyasına etki ederken, içinde bulunduğumuz gaflet ve dalalet bataklığı bizim istikbalimizi yani ebedi hayatımızı tehdit etmektedir. Nefs-i emmaremizin istek ve arzuları, ebedi hayatımızı mahvetmeye çalışmaktadır.

                              Bu gaflet ve dalalet bataklığından kurtulmanın, istikbalimizi aydınlatmanın yolu Kur’an’ın o büyük nurlu caddesinden ayrılmamak, yani Risale-i Nur’lara sarılmakla mümkündür.

                              “..Hem, her ihtiyacımıza Kur’ân cevap veriyor; onda, lâzım olan her hakîkat sarih olarak vardır. Ve mâdem Kur’ân, en güzel şekilde ders veren, Allah’ın hediyesi, bir nûru ve rahmetidir. Öyle ise, bu hazîne-i rahmeti ve menbâ-i hakîkati ders veren ve hakîki sûrette gençliğin ve avâmın anlayabileceği bir şekilde bildiren Risâle-i Nur’u dikkat ve tefekkürle ve devamlı olarak müsâit vakitlerimizi boşa gidermeden okumak ve yazmak en büyük bir ibâdet ve zevk kaynağıdır; hâl ve istikbâlin ve biz gençlerin çok leziz ve iştiyakla alacağı gayet nâfî ve vâfi bir ilâç ve bir tiryaktır, bir mânevî kurtarıcıdır. Bu katî hakîkatler meydanda iken, ona bütün kuvvetimizle sarılmamak, baştan aşağı Risâle-i Nur’u tetkik etmemek, alâkadar olmamak, ancak gafletin eseri olabilir…” Tarihçe-i Hayat (Ankara Ünv. Nur Talebeleri)

                              #785448
                              Anonim

                                “sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf etmesi” nasıl anlaşılmalı?

                                Kainata ibret nazariyla bakip alemi temasa eden onda CENABI HAKKIN ayetlerini görür. Ve bilirki bunlarin hepsi ALLAH cc birligine isaret eder .Mevcudatta bulunan hersey onun sifatlarini , esmalarini , esmalarinin ayinelerini yansitir . Herseyin bir tek elden cikmis ve ne kadar düzenli ve ölcülü oldugu anlasilir .

                                Bütün mahlukatin riziklari bir elden veriliyor . Bütün emirler ve kanunlar tek bir elden idare ediliyor . Nasilki bir sehirde birden fazla valinin olmayacagi gibi, bir sehre bir vali yeterlidir . Yine diyelim örgü misalinde bir elden örülenle iki elden örülen örgü arasinda fark oldugu gibi hemen ilk bakistada anlasilir bir elden cikmadigi .

                                iste kainata baktigimizda aynen her seyin tek bir zat tarafindan idare edildigini apacik görebiliz. Bu da ALLAH .cc ehediyyet sirridir.

                                Yunus a.s da dar bir alanda baligin karninda , denizde , ve karanlikta bu hali ile anliyorki ne baliga ne denize nede karanliga hükmüm gecmiyor , bunlardan himmet dilenmektense , her seye hükmü gecen ve hersey onun emri altinda bulunan bir Vahid-i Ehada siginmaliyim der ve herseyin anahtari onun elinde bulunan o Büyük zata iltica eder ve bu sirra vakif olup ubudiyyetiyle LAILAHE ILAHE ILLALLAH Senden baska ilah yoktur diyerek nuru tevhidi ilan eder.

                                anladiklarimi ifade etmeye calisiyorum ama yanlislarim varsa da lütfen düzeltiniz . INSALLAH Rabbim herpimize daha iyi anlamayi ve hayatimizda tatbik etmeyi nasip eylesin Amin.

                                #785549
                                Anonim

                                  4 – Çevremizdeki mahlukat hangi durumlarda bize düşman veya dost olur?

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 16)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.