- Bu konu 52 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
3 Aralık 2010: 12:35 #655014
Anonim
İKİNCİ SÖZ
-1-
-2-İmânda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle.
Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbîn, tâlihsiz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sulûk eder, giderler.
Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir mâtemhâne-i umumi şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me’yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdânı azab içinde kalır.
Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumi şenlik görüyor. Her tarafta bir sürûr, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler. Herkes ona dost ve akrabâ görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlîl ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur ve müferrah olur, hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah’a şükreder. Sonra döner, öteki adama rast gelir, halini anlar. Ona der:
“Yahu, sen divâne olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve tâlân etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle. Tâ şu musîbetli perde senin nazarından kalksın. Hakikati görebilesin. Zîrâ nihayet derecede âdil, merhametkâr, raîyyetperver, muktedir intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyât ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz.”
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=123 Aralık 2010: 12:35 #781903Anonim
hodbin adam ile hudabin adamın gördükleri neden farklı oluyor?
ikiside aynı yere bakıyorlar amma gördükleri ve anladıkları başka başka oluyor..
NEDEN ACABA?
3 Aralık 2010: 12:35 #781904Anonim
Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer
Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü
görüldüğü gibi NAZARINDA KELİMESİ SORUMUZA CEVAP VERİYOR..AMMA YETERLİ OLMUYOR..
HODBİNİN NAZARININ KÖTÜ OLMASININ NEDENİ?
VE huDAbinin nazarının iyi olmasının nedeni?
nedir ACABA????
3 Aralık 2010: 12:36 #781905Anonim
Hodbîn( Enâniyetli, bencil, kibirli.) adam
hem hodgâm,( Yalnızca kendini dert edinen)
hem hodendiş,(Kendisi için endişe eden, başkasının işine yaramayan)
hem bedbîn( Kötümser, ümitsiz.)olduğundan;
bedbînlik cezası olarak, nazarında
DEMEK Kİ HODBİN ADAMIN NAZARININ KÖTÜ OLMASINA SEBEP OLAN
BU GİBİ ÖZELLİKLERİYMİŞ…
BAKALIM HUDABİNE..
3 Aralık 2010: 12:36 #781906Anonim
hudâbîn,(Cenâb-ı Hakkı tanıyan; hak ve hakîkati gören)
hudâperest (Allah`a ibâdet eden, dindar.)
ve hakendiş,( Hakkı düşünen, hakkı arayan, doğruluk için endişe eden.)
güzel ahlâklı idi ki, nazarında GÜZEL MEMLEKETE DÜŞTÜ..
DEMEKKİ HUDABİNİN BU ÖZELLİKLERİ NAZARINI GÜZELLEŞTİRMİŞ..
3 Aralık 2010: 12:36 #781907Anonim
hANİ SEKİZİNCİ SÖZDE DAHA KAPSAMLI AÇIKLANIYOR..
oraya bakılabilir..o örnek ibrahim as suhufunda geçiyor..
kulum beni nasıl tanırsa ona öyle muamele yaparım …diye buyuruyor Hz.Allah cc..
şimdi bu bakış açısına göre bizde dünyayı farklı farklı görmekteyiz..
ACABA BAKIŞ AÇIMIZ NASILDIR? DİYE KENDİMİZİ HİZAYA ÇEKMELİ DEĞİL Mİ?
3 Aralık 2010: 12:37 #781908Anonim
hani anlatıyorlarya kabir şöyle böyle…
şunu BİLELİM Kİ BU YUKARDA AÇIKLANAN HAKİKATLAR ÇERÇEVESİNDE..
O ANLATILANLAR KİŞİNİN NAZARINA GÖREDİR..
kimisi için kabir tek başına hapis..
kimisi için kabir yokluk..
kimisi için cennet bahçesinde bir bahçe:..
sonra şunu hatırlayalım..üstad ne diyor..öyle gördüğü ve öyle itikad ettiği için…
AYNINI GÖRECEK…
BAŞKA SÖZE NE HACET VAR MI..
maşaallah üstadım..sadakte..üstadım
3 Aralık 2010: 12:38 #781909Anonim
ŞİMDİ TEMSİLDEKİ HODBİN ADaMIN GÖRDÜKLERİNE BAKALIM;NELER GÖRÜYOR..
İŞTE…
Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer.
Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar.
Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür.
Bütün memleket bir mâtemhâne-i umumi(AĞLANILAN YAS TUTULAN YER) şeklini almış.
Kendisi şu elîm ve muzlim(DEHŞETLİ) hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz.
Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor.
Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me’yusâne(ümitsiz) ağlayan yetimleri görür.
Vicdânı azab içinde kalır.
3 Aralık 2010: 12:38 #781910Anonim
ŞİMDİ HUDABİN ADAMA BAKALIM..NELER GÖRÜYOR GÜZEL AHLAKIYLA..
Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş,
güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü.
İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumi şenlik görüyor.
Her tarafta bir sürûr(SEVİNÇ), bir şehrâyin(ŞENLİK), bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler.
Herkes ona dost ve akrabâ görünür.
Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye(UMUMİ İZİNLER) şenliği görüyor.
Hem tekbir ve tehlîl(BİRLEME) ile mesrurâne(SEVİNÇLE) ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor.
3 Aralık 2010: 12:38 #781911Anonim
ŞİMDİDE İKİSİ ARASINDAKİ FARKA BAKIP..HAKİKATIN GÜZELLİĞİNİ ANLAYALIM..
Evvelki bedbahtın
hem kendi,
hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel;
şu bahtiyar
hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur ve müferrah olur,
hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah’a şükreder.
Sonra döner, öteki adama rast gelir, halini anlar. Ona der:
“Yahu, sen divâne olmuşsun.
Batnındaki çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve tâlân etmek tevehhüm etmişsin.
Aklını başına al, kalbini temizle.
Tâ şu musîbetli perde senin nazarından kalksın.
Hakikati görebilesin.
Zîrâ nihayet derecede âdil, merhametkâr, raîyyetperver, muktedir intizamperver, müşfik bir melikin memleketi,
hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyât ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz.”
3 Aralık 2010: 12:39 #781912Anonim
BU KONU İMANLA KÜFÜR ARASINDAKİ FARKIDA ANLATIYOR..
ÇÜNKÜ İMANın verdiği nazarla aleme bakan..alemi cennet gibi görür..
KÜFÜRün verdiği nazarla aleme bakan..alemi cehennem şeklinde görür..
ve anlayalım ki..
CENNET VE CEHENNEM;KİŞİNİN ANLAYIŞINA,NAZARINA GÖRE
şekillenir….
ne dersiniz..istidatlarımızı ulvileştirelim ki..bakışlarımız da ulvileşsin..
3 Aralık 2010: 12:39 #781913Anonim
Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedâmet eder:
“Evet, ben, işretten divâne olmuştum. Allah senden râzı olsun ki, cehennemî bir hâletten beni kurtardın” der.
3 Aralık 2010: 12:40 #781914Anonim
Ey nefsim!
Bil ki, evvelki adam kâfirdir veya fâsık gâfildir.
Şu dünya onun nazarında
bir mâtemhâne-i umumiyedir.
Bütün zîhayat firâk ve zevâl sillesiyle ağlayan yetimlerdir.
Hayvan ve insan ise, ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır. Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudât ruhsuz, müthiş cenazeler hükmündedirler.
Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham,
küfründen ve dalâletinden neş’et edip, onu mânen tâzib eder.
3 Aralık 2010: 12:40 #781915Anonim
Diğer adam ise mü’mindir.
Cenâb-ı Hâlıkı tanır, tasdik eder.
Onun nazarında
şu dünya bir zikirhâne-i Rahmân,
bir tâlimgâh-ı beşer ve hayvan
ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır.
Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise terhisâttır.
Vazife-i hayatını bitirenler bu dâr-ı fânîden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler.
Tâ yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar.
Bütün tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye ise,
ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir.
Bütün zîhayat birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakîm memnun memurlardır.
Bütün sadâlar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve tefrih veya işlemek neş’esinden neş’et eden nağamâttır.
Bütün mevcudât, o mü’minin nazarında,
Seyyid-i Kerîminin ve Mâlik-i Rahîminin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitâbıdır.
Daha bunun gibi pekçok latîf, ulvî ve leziz, tatlı hakikatler imânından tecellî eder, tezâhür eder.
3 Aralık 2010: 12:40 #781916Anonim
Demek,
İmân bir mânevî Tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor.
Küfür ise mânevî bir Zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor.
Demek selâmet ve emniyet,
yalnız
Öyle ise biz dâimâ,
-1-demeliyiz.
1- İslâm dinini ve mükemmel İmân nimetini ihsan ettiği için Allah’a hamd olsun. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.