• Bu konu 4 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #658819
    Anonim

      Bismillâhirrahmânirrahîm,

      İkinci Lem’a / Dördüncü Nükte

      Yirmi Birinci Sözün Birinci Makamında beyan edildiği gibi,
      Cenâb-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham yolunda dağıtmazsa,
      her musibete karşı kâfi gelebilir.
      Fakat vehmin tahakkümüyle
      ve insanın gafletiyle
      ve fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle,
      sabır kuvvetini mazi ve müstakbele dağıtıp,
      halihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez,
      şekvâya başlar.
      Adeta—hâşâ—Cenâb-ı Hakkı insanlara şekvâ eder.
      Hem çok haksız bir surette ve divanecesine şekvâ edip
      sabırsızlık gösterir.

      bizi ve her bir zerreyi ve her bir şemsi her bir vakti yartan
      zamanın ve zaman içindeki herşeyin sahibi olan Rabbimiz
      her şeyi bir düzen içinde
      ve muazzam bir adalet üzere halk etmiş
      ve yine muazzam kudreti ve iradesi ile
      her şeyi kusursuz idare ediyor
      bir serçe kuşunun gagası ne kadarsa
      yiyeceği de o kadar
      bir yıldızın kütlesi ne kadarsa
      ona çizdirilen yörüngede o kadar
      en küçüğünden en büyüne
      çevremizdeki her şey
      kendi kalıbına uygun
      mizanına uygun bir şekilde var edilmiş ve görevlerini idame ettiriyorlar
      bu Cenab ı Hakkın adaletinden
      ve rahmetinden
      ve sair isimlerinden gelen
      yansımalardır
      bu isimlerin iktizasıdır
      tersi düşünülmez, tersi muhal olur imkansız olur

      Rabbimiz; bu kadar ilmi sonsuz
      iradesi sonsuz
      adaleti sonsuz
      her şeyi ölçüsüne göre yaratmış halk etmiş ve görevlendirmişken;
      kainatın meyvesi olarak halk edilmiş insanın
      bu adaletten yoksun bırakıldığı düşünülemez
      ki bırakılmamıştır
      bizim de yaratılışımızda
      vucudumuzda
      duygularımızda
      verilen cihazlarda
      muazzam bir uyum ve kainat içindeki adalete uygun bir düzen vardır
      fıtratımızla gelen özellikler
      kainatla ve kainat içinde bize biçilmiş olan yer ile muazzam bir uyum içindedir
      başımıza gelen her olay
      bizim ölçümüze göre
      bize has terazide tartılarak bize gönderilmiş.
      bu bir musibette olabilir
      bir hastalıkta olabilir
      bir mutlulukta olabilir
      görevlerimiz ve ibadetlerimizde olabilir
      madem hayat bizimle bu kadar uyumlu
      biz neden hayatla uyumsuzuz
      madem musibetler bize uygun ve bizim kaldıracağımız kadar
      neden kaldıramıyoruz
      ve neden şikayet ediyoruz
      sabrımızın yetmediğini düşünüyoruz
      halbuki Allah ın adaleti, rahmeti, kudreti ve sair isimleri
      bize verilen sabrın da, başımıza gelenlerle orantılı olmasını gerektirir
      ki aslında öyledirde
      ama verilen sabır bize yetmez?

      üstadın giriş cümlelerini bir kere daha okursak
      burada düştüğümüz vartayı daha net görebiliriz;

      vehmin tahakkümüyle
      insanın gafletiyle
      fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle

      evet
      bu üç kurta sabrımızı veriyoruz
      alın yeyin diyoruz
      ve sabrımızı kemiren bu üç düşman
      yani bizim gafilliğimiz
      hayatı hiç bitmeyecek sanmamız
      ve evhamlara kapılmamız
      bizi şikayetlere götürüyor
      sabır kuvvetimiz geçmişe ve geleceğe dağılıyor
      hazır zamana yetmiyor
      Adeta—hâşâ—Cenâb-ı Hakkı insanlara şekvâ eder.
      neden başıma bu geldi
      ben bunu hakedecek ne yaptım
      tuh nasıl bu iş böyle oldu
      neden böyle oldu
      bu cümleleri kurmaya başlayan kişi
      Allah muhafaza
      Adeta—hâşâ—Cenâb-ı Hakkı insanlara şekvâ eder.

      Hem çok haksız bir surette ve divanecesine şekvâ edip sabırsızlık gösterir.
      Çünkü, geçmiş herbir gün,
      musibet ise zahmeti gitmiş, rahatı kalmış;
      elemi gitmiş, zevâlindeki lezzet kalmış;
      sıkıntısı geçmiş, sevabı kalmış.
      Bundan şekvâ değil, belki mütelezzizâne şükretmek lâzım gelir.
      Onlara küsmek değil, bilâkis muhabbet etmek gerektir.
      Onun o geçmiş fâni ömrü,
      musibet vasıtasıyla bâki ve mes’ut bir nevi ömür hükmüne geçer.
      Onlardaki âlâmı vehimle düşünüp bir kısım sabrını onlara karşı dağıtmak divaneliktir.

      hadisi şeriflerden ve bir kısım ayetlerden biliyoruz ki
      müslümanların başına gelen musibetler
      onaları sabırla karşılamaları ile
      kendilerine büyük sevablar kazandırıyor
      birer bonus adeta
      kısa ömrümüzde
      yaşadığımız olumsuzluklara sabretmek
      bize büyük mükafatlar kazandırıyor
      böyle güzel neticeler ile geride kalmış olan sıkıntılı günleri düşünüp
      onlara üzülmek onlardan şikayet etmek yerine;
      bize yakışan, Elhamdulillah diyerek şükretmektir inşallah

      Amma gelecek günler ise,
      madem daha gelmemişler,
      içlerinde çekeceği hastalık veya musibeti şimdiden düşünüp sabırsızlık göstermek,
      şekvâ etmek, ahmaklıktır.
      “Yarın, öbür gün aç olacağım, susuz olacağım” diye bugün mütemadiyen su içmek, ekmek yemek
      ne kadar ahmakçasına bir divaneliktir.
      Öyle de
      gelecek günlerdeki, şimdi adem olan musibet ve hastalıkları düşünüp,
      şimdiden onlardan müteellim olmak, sabırsızlık göstermek,
      hiçbir mecburiyet olmadan kendi kendine zulmetmek öyle bir belâhettir ki,
      hakkında şefkat ve merhamet liyakatini selb ediyor.

      evet
      ihtimalleri düşünmeye başlarsak
      yarın deprem olabilir
      yarın göktaşı düşebilir
      yarın işe yada okula yada herhangi bir yere giderken araba çarpabilir
      yarın yanımıza ölümcül bulaşıcı hastalıklı birisi gelip o hastalığı bize bulaştırabilir
      yarın çok şey olabilir
      hatta
      bir bilimsel araştırmaya göre
      şuan ölmemiz için 200 sebeb ve ihtimal var
      ama yaşamamız için hiçbir sebeb ve ihtimal yok
      şimdi bu olması muhtemel
      ama henüz olmamış şeyleri düşünmek
      ve bunlardan korkmak
      ve bunlar olabilir diye vehime kapılmak
      bize ne kazandırır
      ve ne kaybettirir

      kendimi düşünüyorum
      sanırım sürekli bunları düşünsem
      sabaha kadar deliririm
      var olan aklımı kaybederim
      elimde bana hayırda kullanılmak için verilmiş cihazlarımı ziyan ederim
      zaman
      akıl
      düşünceler
      bunlar harap olur
      kayıplarım bunlar
      kazancım ne olur
      bir kazanç bulamadım

      sineğin ısırmasından kaçarken yılana hedef oluruz yani
      evet aynen bu olur
      ve işin kötüsü
      bu halimden ötürü
      kimsenin şefkatini merhametini de isteyemem
      bekleyemem
      aklı akılsızlık yolunda kullanmışım çünkü

      korku insana
      hayatı zehir etmek için verilmemiş
      hayatı muhafaza için verilmiş
      ve sabırda böyle bir gelecek korkusuna harcanmak için verilmemiş

      Elhasıl,
      nasıl şükür nimeti ziyadeleştiriyor;
      öyle de, şekvâ musibeti ziyadeleştirir.
      Hem merhamete liyakati selb eder.

      evet sabrımızı har vurup harman savurursak
      ve korkumuzu ve diğer hasselerimizi boşa harcarsak
      düşeceğimiz şekva
      bizi kurtaracağı yerde tam tersine
      bizi daha da çok müsibetlere gark etmeye vesile olacak
      ve oluyor
      ve merhamettende yoksun kalmamıza vesile oluyor
      Rabbimiz herşeyi düzen içinde yartmış ve öyle idare ediyor
      nefsimize ve şeytanımıza uymadan
      Rabbimizin verdiklerini kullanmak ile
      bizde hem bu dünyamızda
      hem kabrimizde
      hem ahiretimizde
      selamette olanlarlardan olacağız inşallah

      Allah doğruyu gören ve yaşaşyan ve anlatanlardan eylesin
      Amin

      سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

      el Fatiha

      #774191
      Anonim

        Amin inşALLAH.
        Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
        (Size gelen her musibet, kendi ellerinizle işleyip kazandığınız günahlar yüzündendir.
        Bununla beraber Allah bir çoğunu da affeder, musibete uğratmaz.)
        [Şura 30]
        Demek ki işlediğimiz günahların bir kısmına ceza olarak musibet geliyor.
        Böylece ahirete kalmadan dünyada günahımızın cezasını ahirete göre çok hafif olarak çekiyoruz.
        İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
        (İnsanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ile var olmaktadır.
        Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız
        her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz
        için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur.)
        Gelen bela ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek büyük nimettir.
        Sabredemeyen felakete düçar olur. Bir hastalık, bir bela gelince
        bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çaresi
        Allahü teâlânın takdirine razı olmaktır. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz.
        Bir kimse başına gelen felaketlere sabretmezse devamlı huzursuz olur, doğru
        dürüst ibadet edemez. Kim Allah’tan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur.
        Sabreden muradına erer. Her hayra sabırla ulaşılır.

        #783939
        Anonim

          @heysem 204250 wrote:

          İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
          (İnsanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ile var olmaktadır.
          Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız
          her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz
          için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur.)
          QUOTE]

          Karsilastigimiz herseyi aradigimiz seyler olarak nasil gorebiliriz ? (hastalik musibet dahil)

          #783940
          Anonim

            @Kırık Testi 230386 wrote:

            İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
            (İnsanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ile var olmaktadır.
            Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız
            her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz
            için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur.)

            Karsilastigimiz herseyi aradigimiz seyler olarak nasil gorebiliriz ? (hastalik musibet dahil)

            Şöyle bir misal verebiliriz.
            Mesela biz Allaha el açıp deriz ki;
            “Allahım bana hayırlı bir ömür ver. Ecrimi artır.”
            Allahta bizlerin sevap hanesini genişletmek için, ahiretini güzelleştirmek için karşımıza musibetler çıkartır.
            Bu musibetlere sabırla şükürle mukabele ederiz.
            Hastalık, musibet gibi şeyler duanın vakti olması hasebiyle daha çok duaya yöneliriz.
            Acizliğimizin daha çok farkına varırız ki Kadir olan Allaha daha çok iltica etmemize vesile olur.
            Amellerimiz musibet anında daha çok ihlaslı olur.
            Ve neticede bu ömrümüz hayırlı ve sevaplarla dolu dolu bir hale gelir.
            Bu da bizim, ilk baştaki duayla aradığımızın karşılığıdır diyebiliriz.

            #783945
            Anonim

              Sonsuz merhamet, şefkat ve güç sahibi olan Allah,[c.c] hiç bir kuluna kaldıramayacağı dert yüklemez;Nitekim İLAHİ KİTABIMIZDA şöyle buyrulur;

              bismillahi Teala;

              İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)

              Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar. (Mü’minun Suresi, 62)

              başımıza gelen her musibetide sabırla süslemeliyiz;

              ZAHMETSİZ RAHMET OLMAZ..;

              SABıR ZORDUR AMA MEYVESİ TATLIDIR …………

              Cenabı Hakk razı olsun Zuhr kardeşimiz;güzel bir konuydu..ders tadındaydı..Allah kabul etsin hizmetinizi inşl..

              #783953
              Anonim

                @HuSeYni 230390 wrote:

                Şöyle bir misal verebiliriz.
                Mesela biz Allaha el açıp deriz ki;
                “Allahım bana hayırlı bir ömür ver. Ecrimi artır.”
                Allahta bizlerin sevap hanesini genişletmek için, ahiretini güzelleştirmek için karşımıza musibetler çıkartır.
                Bu musibetlere sabırla şükürle mukabele ederiz.
                Hastalık, musibet gibi şeyler duanın vakti olması hasebiyle daha çok duaya yöneliriz.
                Acizliğimizin daha çok farkına varırız ki Kadir olan Allaha daha çok iltica etmemize vesile olur.
                Amellerimiz musibet anında daha çok ihlaslı olur.
                Ve neticede bu ömrümüz hayırlı ve sevaplarla dolu dolu bir hale gelir.
                Bu da bizim, ilk baştaki duayla aradığımızın karşılığıdır diyebiliriz.

                Allah razi olsun abi verdiginiz misal cok aciklayici ve doyurucu olmus.

              6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.