• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662417
    Anonim

      Bismillâhirrahmânirrahîm,

      Elhamdülillâhi rabbil âlemîn velâkıbetülil müttekîn vessalêtü vessalêmü alê seyyidine Muhammedivve alê êlihi vesahbihi ecmain, alê rasulüne salevât

      sabah ve akşam namazlarının ardından tesbihatımızı yaparken
      onar kere tekrarladığımız bir cülme-i tevhid var

      لاۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ
      bir rivâyet-i sahîhada İsm-i Âzam mertebesini taşıyan
      şu cümle-i tevhidiyenin on bir kelimesi var.
      Herbir kelimesinde, hem birer müjde ve beşaret,
      hem birer mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet,
      hem bir İsm-i Âzam noktasında bir kibriyâ-i vahdet
      ve bir kemâl-i vahdâniyet vardır.
      Bu büyük ve ulvî hakikatlerin izahını sair Sözlere havale edip, bir vaade binaen,
      şimdilik mücmel bir hülâsa suretinde iki makam, bir mukaddime ile ona bir fihriste yapacağız.

      bu gece mukaddemeyi okuyalım birlikte

      Mukaddime
      Kat’iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi
      ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır.

      hiçbir yaratılmış yoktur ki bir hikmete bir gayeye binaen var edilmesin
      ve hatta sadece bir değil pek çok gayelere hizmet için, ulaşması için yaratılmış
      toprağından suyuna, güneşinden yağmuruna
      bitkisinden hayvanına
      ve insana kadar
      kainattaki herşey halk edilmiş, bir suret verilerek var edilmiş,
      ve her birisinin içine envai çeşit özellik konmuş, fıtratlar tayin edilmiş

      misal bir insan eli ayasıyla, beş parmağıyla ile halk edilmiş,
      ve fıtratına tutma özelliği konmuş

      fıtrat yalan söylemez.
      biz halk edilmiş, var edilmiş herşeyi,
      fıtratlarındaki özelliklerine göre kullanırız
      elin tutma özelliği varsa, tutmak için kullanılır
      amuda kalkıp üzerinde yürümek için kullanılmaz
      bu onun fıtratına ters düşer

      sürekli fıtrata ters hareket etmek
      fıtratın, verilen istidatların, özelliklerin bozulmasına sebeb olur

      yaratılış gayelerinin en yüksek mertebesine,
      ancak onları Allah a iman yolunda kullanmakla ulaşabiliriz;
      o gayelere ve özelliklere en uygun en doğru kullanım,
      her bir var edilmişten Allah a bir yol bulmak,
      O na c.c ulaşacak bir pencere açmak
      ve imanı kazanmakta kullanmaktır

      misal aklımıza baksak,
      düşünmek için var edilmiş, bu özelliğe sahip
      neyi düşünmek için sorusu onun var edilme amacını bulmak için sorulur
      ve bu soruya verilecek en güzel cevab
      “Allah ı bulmak, tanımak, anlamak ve inanmak için”
      şeklinde olur
      bundan daha ali bir cevabı olamaz, daha ali bir amacı yoktur

      sair latifeler, cihazlar buna kıyas edilerek, her birisi için bu soruya cevablar aranabilir ve aranmalıdır

      Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı,
      iman-ı billâh içindeki marifetullahtır.

      insaniyet dendiğinde akla gelen ne kadar özellik varsa;
      “insaniyet namına şunu yap” gibi cümlelerimiz olur misal
      bunlar, yardımlaşma, sevgi, merhamet, hoşgörü gibi
      sair latif hallerdir
      işte bu özelliklerin en güzel inkişafı
      en yüksek mertebeleri
      Allah a iman ettikten sonra O nu c.c tanımakla kazanılabilir

      her bir istidad bir isme bakar
      bütün latif ve güzel istidadlar özellikler Rabbimizin isimlerine bakar, onlara ayna olur
      biz Allah ı tanımakla, isimlerini anlamakla
      bizdeki bu güzel özelliklerin asıl menbaını bulmakla
      onları gerçek kaynağına bağlayabilir,
      onları gerçek kaynağından doyurabilir
      ve bu hiç bitmeyen kaynaktan besleyebiliriz
      ve ancak o zaman, insaniyetin en ali mertebelerine ulaşılabilir

      ve buna ulaşmış olan en kamil insan
      efendimiz a.s.m ın hayatına baktığımızda
      iman-ı billahtan sonra gelen marifetullah ile
      ne kadar muazzam derecelere ulaşılabileceği görülebilir

      keza sahabe efendilerimiz, alim zatlar
      her birisinde bu mertebeler gözlenir
      ve makamları da yine bu nisbette yükselir

      Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti,
      o marifetullah içindeki muhabbetullahtır.

      normalde yoldan geçen bir insan ile aramızda hiç bir bağ, hiçbir iletişim olmaz
      bambaşka memleketlere gideriz
      öncesinde oradaki insanların varlıklarını dahi bilmeyiz
      ama onları gördüğümüzde,
      işlerini gördüğümüzde,
      var olduklarına inanır, varlıklarını biliriz
      sonra tanımaya başlarız
      ve tanımanın ardından sevmek gelir
      arada bir muhabbet oluşmaya başlar
      ve o noktadan sonra o kişilerle, kardeşlerimizile, dostlarımızla olmak
      bize huzur vermeye başlar
      muhabbetimiz arttıkça
      onların yanındaki huzurumuz da artar
      bu huzur bir numunedir bizim için
      Allah ın yarttığı bir mahluka duyulan cüz i muhabbet ile verilen cüz i huzur
      cüz i saadet, cüzi mutluluk
      Cenab-ı Hakkı o nisbette ve daha da fazla tanıyıp O na c.c muhabbetimiz artıkça
      nasıl muazzam bir huzura, sevince, mutluluğa ulaşacağımızı gösteren
      küçük bir misaldir

      Rabbim hepimize gerçek huzuru saadeti yaşamayı nasib etsin

      Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç,
      o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.

      insan sadece maddeden oluşmamış,
      belki maddeden daha ziyade maneviyatı var
      maddi vucudun beslenme ihtiyacı gibi
      manevi vucudumuzunda beslenmeye ihtiyacı var
      bu besin ancak hakiki iman ile sağlanabiliyor

      hakiki imanın ardından gelen marifetullah ve muhabetullah ile sağlanabiliyor
      maneviyatımız, kalbimiz, ruhumuz ancak Allah ı sevmekle tatmin olabiliyor
      en halis, en temiz, en safi sevincini o zaman yaşayabiliyor

      Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet,
      elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır.
      Onlar, onsuz olamaz.

      onlar;
      yani fıtartın ali mertebelerine ulaşması,
      insaniyetin kemale ermesi
      ruhumuzun huzur
      imanı billah olmadan, muhabbetullah olmadan olmuyor

      ve yine onlar, yani;
      hakiki saadet
      halis surur, halis sevinç
      safi lezzet dahi
      marifetullah ve muhabbetullah ile yakalanabiliyor

      Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara,
      ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.
      Onu hakikî tanımayan, sevmeyen,
      nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.


      günlük şikayetlerimiz ..
      sıkıntılarımız ..
      evhamalarımız ..
      dertlerimiz ..
      şimdi gözümün önünden geçiyorlar
      demek henüz hakiki tanıyamamışız
      hakiki sevememişiz ki
      hala şikayet etmeye, mutsuz olmaya devam edebiliyoruz ..

      Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette,
      âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder?

      sekizinci sözdeki sol yolun yolcusundan bahs edilirken, dünyanın nasıl perişan göründüğünü anlatır üstad hazretleri,
      her yerde ölümler, bitmeler, sıkıntılar ..

      böyle bir ortamda eli hiçbir yere yetişmeyen gücü hiç bir olumsuzluğu düzeltmeye yetmeyen insan
      koca dünyanın sultanı olsa ne fayda

      İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada,
      insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa,
      ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar.
      Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa,
      o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder.
      O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.

      kalabalığın ortasında annesini kaybetmiş üç yaşında bir çocuk düşünün
      etrafında tanımadığı koca koca insanlar
      kendi aciz fakir ne yapacağını şaşırmış
      sağa sola koşturuyor ama ne fayda
      elinde en pahalısından bir oyuncağı var
      ama hüngür hüngür ağlıyor
      feryat figan ediyor
      bu halde o çocuğa kim fayda verebilir
      kim onu mutlu edebilir
      dünyayı verseniz o çocuk sakinleşebilir mi?
      ama ne zaman annesini görür
      onun merhametli kollarına sarılır
      işte o zaman ne derdi kalır ne tasası
      ne ortasında oldukları kalabalıktan korkar
      ne de başka bir dert ona ilişebilir
      annesinin merhametine sığınır
      ve annesinin kuvvetinden güç alır

      insan dahi .. bu avare dünyada hengame içinde acziyeti ve fakirliği ile
      o çocuğa benzer ..
      ne zaman Rabbini bulur
      Rabbini görür
      o zaman O nun c.c merhametine iltica eder, bütün fakirlikleri yoksunlukları biter
      O nun kudretine dayanır o zaman fakirliği acizliği son bulur

      Rabbim kendisine hakiki kul olabilmeyi nasib etsin
      her daim hakiki imanı yaşamayı nasib etsin hepimize inşallah

      Subhâneke lâ ılmelene illema allemtene inneke entel alîmul hakîm ve ahiru de’vehüm enilhamdülillahi rabbil âlemin, el fatiha

      #770688
      Anonim
      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.