• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662459
    Anonim

      Bismillâhirrahmânirrahîm, elhamdülillâhi rabbil âlemîn velâkıbetülil müttekîn vessalêtü vessalêmü alê seyyidine Muhammedivve alê êlihi vesahbihi ecmain, alê rasulüne salevât

      yirmibirinci mektub un birinci makamında kaldığımız yerden devam edelim inşallah
      sabah ve akşam namazlarından sonra okunmasında pek çok fazileti bulunan
      ve bir rivâyet-i sahîhada İsm-i Âzam mertebesini taşıyan
      şu cümle-i tevhidiyenin on bir kelimesi var.

      ÜÇÜNCÜ KELİME
      لاٰشَرِيكَ لَهُ
      Yani, nasıl ki ulûhiyetinde ve saltanatında şeriki yoktur; Allah bir olur, müteaddit olamaz.
      Öyle de, rububiyetinde ve icraatında ve icâdâtında dahi şeriki yoktur.


      uluhiyet, ilahlık
      tek hüküm sahibi irade sahibi Allah olduğu gibi;
      bu kâinat saltanatında ve sonsuzluğunda ilah olan yalnız Allah olduğu gibi;
      bu saltanatta rububiyet makamının da tek sahibi yine Allah tır cc.

      yani her bir varlığın gayeler üzere yaratılaması
      ve o gayelere ulaşma süreçlerini de yaratan, onları idare eden
      bu işlerin sahibi ve yaptıranı da yine sadece Allah dır

      bir su damlasını yaratır;
      sonra onu şekillendirir insan yapar

      bir zerre yaratır;
      sonra onu terbiye eder çekirdek yapar
      sonra o çekirdeği terbiye eder yani gayesi neyse ona uygun hale sokar ve ağaç yapar

      burada suyun, çekirdeğin, zerrenin, insanın, ağacın ve sair varlıkların hükümdarı, ilah ı sadece Allah olduğu gibi
      onların terbiye edicisi, icraatcısı da yalnız Allah dır

      Bazan olur ki, sultan bir olur, saltanatında şeriki olmaz;
      fakat icraatında, onun memurları onun şeriki sayılırlar
      ve onun huzuruna herkesin girmesine mâni olurlar,
      “Bize de müracaat et” derler.
      Fakat Ezel-Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hak,
      saltanatında şeriki olmadığı gibi,
      icraat-ı rububiyetinde dahi
      muinlere, şeriklere muhtaç değildir.


      misal bizim bir cumhurbaşkanımız var;
      ülke idaresinde son karar mercii odur, her iş aslında onun izni ile olur,
      ama o tek başına her işi yapmaz;
      her işle görevli memurları, bakanları vardır.
      o bakanlar, memurlar hükümet namına kararlar alır, işleri yönetirler, yaparlar
      biz bir işimiz düştüğünde, cumhurbaşkanına gitmek derdimizi anlatmak istesek,
      karşımıza bir sürü engel çıkar
      bir sürü memura takılırız, derdini bize anlat,
      bize müracaat et diyerek bizim cumhurbaşkanına direkt ulaşmamızı önlerler

      suyumuz kesilse cumhurbaşkanına gidemeyiz
      git sular idaresini ara derler

      ama Cenab-ı Hak
      ezel ve ebed sultanı
      evveliden ahire ne olup ne bittiyse hepsini idare etmeye
      hepsinin işlerini görmeye muktedir olan tek zat-ı zülkemal;
      her an ulaşılabilir durumdadır
      hiç bir işinde -haşa- ona eş olabilecek, onun namını kullanabilecek bir şeriki olmadığından,
      her durumda biz direkt kendisine müracaat edebiliriz
      kimse bizi engelleyemez

      gecenin üçünde içimiz sıkılsa derdimiz olsa
      belki en yakınımız annemizi kaldırıp dert anlatamayız,
      kalksa dinlemez, dinlese anlamaz, anlasa yardım edemez

      ama bir zat-ı zülcelal var ki
      her daim bizim her derdimizi, daha biz anlatmadan bilir
      daha biz anlatmadan anlar
      ve her birisinin çözümünü bilir ve bize yardım eder

      Emir ve iradesi, havl ve kuvveti olmazsa,
      hiçbir şey hiçbir şeye müdahale edemez.
      Doğrudan doğruya herkes Ona müracaat edebilir.
      Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama
      “Yasaktır, Onun huzuruna giremezsin” denilmez.
      İşte, şu kelime ruh-u beşer için şöyle bir müjde verir ki:
      İmanı elde eden ruh-u beşer,
      mânisiz, müdahalesiz,
      hâilsiz, mümanaatsız, her halinde,
      her arzusunda,
      her anda,
      her yerde,
      o ezel ve ebed ve hazâin-i rahmet mâliki
      ve defâin-i saadet sahibi olan Cemîl-i Zülcelâl,
      Kadîr-i Zülkemâlin huzuruna girip
      hâcâtını arz edebilir.
      Ve rahmetini bulup kudretine istinad ederek
      kemâl-i ferah ve süruru kazanabilir.


      hadsiz ihtiyaçlarımız
      ve sonsuz fakirliğimiz
      hadsiz elemlerimiz
      ve sonsuz aczimiz
      ve bu halde en kuvvetli dayanak noktamız
      en şefkatli destek noktamız
      en merhametli olan
      kudreti sonsuz
      merhameti sonsuz olan Rabbimiz dir
      insan imanı bulsa o imanla Rabbine yönelse,
      O nun rahmetini bulsa,
      O nun kudretine dayansa,
      işte ancak o zaman tam bir huzura kavuşabilir

      hiç bir yaprak bile yoktur ki O nun izni ve emri dışında hareket edebilsin
      her bir olay, her bir durum ancak O nun izni ve kudreti ile olabilir
      O izin vermese
      hiçbir şey olamaz
      başımıza gelen her musibet O nun onayından geçip başımıza gelmiştir
      içlerine sonsuz hikmetler konmuş
      öylece bize verilmiştir
      sürpriz yumurta
      dışındaki sıkıntıya sabır gösterip
      içindeki muazzam mukafatlara ulaşmamız için
      bize sunulmuş sınavlar

      bu haldeki insanın en sağlam dayanak noktası, en merhametli yardım noktası
      kudreti sonsuz, merhameti sonsuz Cenab-ı Hak dan başkası değildir

      ruhumuz ve kalbimiz ancak O nunla, imanla mutmain olabilir

      Rabbim hepimize kamil mertebelerde iman versin
      merhametini bizden esirgemesin inşallah
      âmin

      Subhâneke lâ ılmelene illema allemtene inneke entel alîmul hakîm ve ahiru de’vehüm enilhamdülillahi rabbil âlemin, el fatiha

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.