• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #646041
    Anonim

      Bismillâhirrahmânirrahîm
      Elhamdülillâhi rabbil âlemîn velâkibetülil müttekîn vessalêtü vessalêmü alê seyidine Muhammedivve alê êlihi vesahbihi ecmain,alê rasulüne salevât

      Hz. Muhammed’in (a.s.m.) birden fazla evliliğinin ve özellikle Hz. Zeyneb ile evlenmesinin hikmetlerini açıklar.
      1بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
      2وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
      اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَداً دَاۤئِمًا
      3
      Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.
      2 : “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
      3 : Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi ebediyen, dâima üzerinize olsun.

      AZİZ kardeşlerim,
      Bana söylemek üzere Şamlı Hâfıza iki şey demişsiniz:
      Samli Hafiz Tevfik Turkiye’lidir ama Samda tahsil gormustur.
      Ustad Bediuzzaman’a mutevaziyane talebe olmus
      ve ciddi hizmet etmistir; O zat bu sualleri getiriyor Ustada
      Birincisi: “Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın Zeyneb’i tezevvücünü, eski zaman münafıkları gibi yeni zamanın ehl-i dalâleti dahi medar-ı tenkit buluyorlar; nefsanî, şehevânî telâkki ediyorlar” diyorsunuz.
      Elcevap: Yüz bin defa hâşâ ve kellâ! O dâmen-i muallâya şöyle pest şübehâtın eli yetişmez. Evet, on beş yaşından kırk yaşına kadar, hararet-i gariziyenin galeyanı hengâmında ve hevesât-ı nefsaniyenin iltihabı zamanında, dost ve düşmanın ittifakıyla kemâl-i iffet ve tamam-ı ismetle Haticetü’l-Kübrâ (r.a.) gibi ihtiyarca birtek kadınla iktifa ve kanaat eden bir zâtın, kırktan sonra, yani hararet-i gariziye tevakkufu hengâmında ve hevesât-ı nefsâniyenin sükûneti zamanında kesret-i izdivaç ve tezevvücâtı, bizzarure ve bilbedâhe, nefsanî olmadığını ve başka ehemmiyetli hikmetlere müstenit olduğunu, zerre kadar insafı olana ispat eder bir hüccettir.
      Boyle seviyesiz asagi supheler , oyle bir Peygamberin eteginede yetisemez
      insanlarin bedensel olarak en aktif olduklari ve nefse her yone aktigi 15 ve 40 yaslari arasinda
      O Zat (sav) Haticetul Kubra ra., ihtiyar bir kadin ile iktifa ve kannat ederek onunla evliligini surdurerek
      tam bir iffet ve tertemiz bir ismet sergilemistir.
      Ki o zamanlarda herkes cok kadinla evlenebildigi halde O boyle bir seyi tercih etmemistir
      Boyle bir insanin 40 yasindan sonra
      yani duygularin nisbete dengeye ulastigi bir zamanda evlenmesi kesin olarak nefsi degildir
      baska onemli sebeplerin oldugunu zerre kadar insafi olan anlar
      konusurkende dikkatli konusmasi lazim
       

      O hikmetlerden birisi şudur ki: Zât-ı Risaletin akvâli gibi, ef’al ve ahvâli ve etvar ve harekâtı dahi menâbi-i din ve şeriattır ve ahkâmın me’hazlarıdır. Şıkk-ı zâhirîsine Sahabeler hamele oldukları gibi, hususî dairesindeki mahfî ahvâlâtından tezahür eden esrar-ı din ve ahkâm-ı şeriatın hameleleri ve râvileri de ezvâc-ı tâhirattır ve bilfiil o vazifeyi ifa etmişlerdir. Esrar ve ahkâm-ı dinin hemen yarısı, belki onlardan geliyor. Demek bu azîm vazifeye, birçok ve meşrepçe muhtelif ezvâc-ı tâhirat lâzımdır.
      Ozellikle gonderilmis olan O Zatin fiilleri sozleri her hali ve her tavri dini hukumlerin kaynagidir
      yani O (sav) ne dediyse ne islediyse
      Onun oturup kalmasindan tutun butun halleri bizim icin dindir
      dinin kaynagini teskil eder
      Efendimizin herkesin onunde yasadigi hayatini sahabeler bize nakletmislerdir
      Ama sahabelere bile kapali olan özel hayatini ,ve oradan dogan dini hukumleri,
      orada yasanan dini hukumleri bize nakledenler ,efendimizin tertemiz zevceleridir
      ve onlar o vazifeyi bize anlatmakta hakkiyla ifa etmislerdir

      Dini hukumlerin ve inceliklerin hemen hemen yarisi onlardan geliyor
      yani validelerimizden, ezvaci tahirattan geliyor
      onlar nakletmislerdir
      Demekki bu vazifeye fitratlari farkli olan bi cok zevce lazimdir

      Gelelim Hazret-i Zeyneb’in tezevvücüne: Yirmi Beşinci Sözün Birinci Şulesinin Üçüncü Şuaının misallerinden olan
      ماَكاَنَ مُحَمَّدٌ اَباَۤ اَحَدٍ مِنْ رِجاَلِكُمْ وَلٰكِنْ رَسوُلَ اللهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّنَ
      “Muhammed, erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; o Allah’ın Resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur.” Ahzâb Sûresi, 33:40.

      âyetine dair şöyle yazılmış ki, insanların tabakatına göre birtek âyet, müteaddit vücuhlarla, herbir tabakanın fehmine göre bir mânâ ifade ediyor.
      bir tek ayet insanlarin fitratlarina gore cesitli manalar ifade ediyor
      bir tek ayet, o ayeti okuyanlarin ictimai konumuna gore cesitli manalar ifade eder,ayetlerin herkese ayri bir sozu vardir
      “Muhammed, erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir
      kendi cocuklarinin disinda hic kimsenin babasi degildir

      Ama O Allahin elcisidir
      ve nebilerin sonuncusudur
      Efendimiz yuksek makami icabiyle bazilarina evladim diye hitap etsede
      butun ummet ona baba gozule baksada o kendi cocuklarinin disinda hic kimsenin babasi degildir
      O sizin aranizda Allah elcisidir
       
      Bir tabakanın şu âyetten hisse-i fehmi=anladigi şudur ki:
      Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın hizmetkârı veya “Oğlum” hitabına mazhar olan Zeyd (r.a.), rivayet-i sahiha ile itirafına binaen,
      izzetli zevcesini kendine mânen küfüv bulmadığı için tatlik etmiş. Yani, Hazret-i Zeyneb, başka yüksek bir ahlâkta yaratılmış ve bir peygambere zevce olacak fıtratta olduğunu, Zeyd ferâsetle hissetmiş. Ve kendisini ona zevc olacak fıtratta kendine küfüv bulmadığından, mânevî imtizaçsızlığa sebebiyet verdiği için tatlik etmiştir. Allah’ın emriyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm almış.
      Yani, 2زَوَّجْناَكَهَا nın işaretiyle, o nikâh bir akd-i semâvî olduğuna
      delâletiyle, harikulâde ve örf ve muâmelât-ı zâhiriye fevkinde, sırf kaderin hükmüyledir ki, Resul-i Ekrem
      Aleyhissalâtü Vesselâm o hükm-ü kadere inkıyad göstermiştir ve mecbur olmuştur; nefis arzusuyla değildir.
      bizzat kendisi izah ediyorki, izzetli zevcesini yani Hz. Zeynebi manen kendine küfüv bulmadigi icin bosamis
      yani hz Zeynep baska yuksek bir ahlakta yaratilmis
      Onun bir peygambere es olacak fitratta oldugunu Zeyd ferasetle hissetmis, ve kendini ona koca olacak seviyede gormediginden manevi bir uyumsuzluk neticesinde
      Hz Zeynebi bosamistir
      onu daha sonra Allahin emriyle Resulu ekrem as almis
      “biz onu sana nikahladik” cumlesinin isareti ile o nikah semavi bir akittir
      sira disi bir nikahtir
      Hz Zeynep ra efendimize nikahlanmasi semavi bir emirdir
      hem bilinen örf ve gorunen nikah islemininde ustunde kaderin bir hukmudur ki
      Resulu Ekrem asm kaderin bu hukmune sadece itaat gostermistir
      ve mecbur olmustur evlenmeye
      nefis arzusu ile degildir

      Şu kader hükmünün de ehemmiyetli bir hükm-ü şer’î ve mühim bir hikmet-i âmmeyi ve şümullü bir maslahat-ı umumiyeyi tazammun eden
      1لِكَىْ لاَ يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِى اَزْواَجِ اَدْعِياَۤئِهِمْ“Tâ ki, evlâtlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmekte mü’minler için bir günah olmadığı anlaşılsın.” Ahzâb Sûresi, 33:37.
      âyet-i kerimesinin işaretiyle,
      büyüklerin küçüklere “oğlum” demeleri, zıhar meseleleri gibi, yani karısına “Anam gibisin” dese haram olduğu gibi değildir ki, ahkâm onunla değişsin.
      ama kendi oglu olmayan birine oglum demekle, ogul olunmaz
      yani efendimiz sav, hz zeyde zaman zaman sevdigi icin ogul demekle o onun oglu degildir
      ve onun bosadigi kadin, efendimize sav e haram olmaz
      yani kanun karsisinda ogul hukumleri bu konuda uygulanmaz
      Hem büyüklerin raiyetlerine ve peygamberlerin ümmetlerine pederâne nazar ve hitapları, vazife-i risalet itibarıyladır; şahsiyet-i insaniye itibarıyla değildir ki, onlardan zevce almak uygun düşmesin.
      efendimiz sav ummetin peygamberi olarak, herkese sefaat eden bir peygamber olarak
      herkes onun manevi evladi gibidir
      oda herkesin bir manevi babasi gibidir
      vazifei risalet irtibatiyledir
      onlardan zevce almak uygundur
       İkinci bir tabakanın hisse-i fehmi şudur ki: Bir büyük âmir, raiyetine pederâne bir şefkatle bakar.
      Eğer o âmir, zâhirî ve bâtınî bir padişah-ı ruhanî olsa, merhameti pederin yüz defa şefkatinden ileri gittiği için, raiyetinin efradı, onun hakikî evlâdı gibi, ona peder nazarıyla bakarlar.
      Peder nazarı ise, zevc nazarına inkılâp edemediğinden ve kız nazarı da zevce nazarına kolayca değişmediğinden; efkâr ı âmmede=halkin icinde, Peygamberin, mü’minlerin kızlarını alması şu sırra uygun gelmediği için, Kur’ân o vehmi=yanlis anlayisi def maksadıyla der:

      “Peygamber, rahmet-i İlâhiye hesabıyla size şefkat eder, pederâne muamele eder. Ve risalet namına siz onun evlâdı gibisiniz.
      Fakat şahsiyet-i insaniye itibarıyla pederiniz değildir ki, sizden zevce alması münasip düşmesin.

       
      2اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
      Said Nursî
      ekleme yapalim
      Efendimiz sav Zeynep validemiz gibi kendi akrabalarindan birini bir köle ile evlendirmistir
      eskiden hür insanlar, ozellikle ustun kabileden gelen hanimlar bir köle ile azad edilmis bile olsa evlenmezlerdi
      hz zeynebin azadli köle olan zeyd ile evlendirilmesi boyle toplum icerisinde sosyal bir yara gibi bu sekilde
      azadli bir kole ilede evlenilmez
      kuralinida efendimiz sav emriliile yikmistir
      hz zeynep bu konuda bir tevazu
      bir teslimet gostermistir
      hz zeyd ile evlenmis sonunda gecimsizlik vuku bulup evlendiginde de yasadigi bu travmayi telafi edecek en dogru yol onun Efendimiz sav zevceligine yukseltilmseiydi
      ama boylece koleler ile evlenilmez kuralinida yikmisoldu
      hepsinden Allah razi olsun
      onlar hep beraber Allahin emrine uyarak pek cok guzelliklerin yerlesmesine
      yanlislarin yikilmasina vesile oldular
      Subhâneke lâ ilmelene illema allemtene inneke entel alîmul hakîm ve ahiru de’vehüm enilhamdülillahi rabbil âlemin
      el fatiha me as salawat
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.