• Bu konu 27 yanıt içerir, 11 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 16 ile 29 arası (toplam 29)
  • Yazar
    Yazılar
  • #779070
    Anonim
      Ve mübarekâtın hülâsası olan “essalavat” kelimesiyle de,
      zîhayatın hülâsası olan bütün zîruhun
      ibâdât-ı mahsusalarını tasavvur edip
      dergâh-ı İlâhîye o ihâtalı mânasıyla arzediyor.

      El-Mübarakat: Sudan çıkan, suyun canlılık verdiği nimetleri ve canlıları tahattur ettirir akla getirir…Nutfe gibi bir tek sudan…Binlerce hayvanların oluşması gibi..Yada bir nutfeden bir insanın teşekkül etmesi gibi…Fettah olan açıp genişleten…Ve Hallak-ı kainat..Gibi onlarca esması el mübarakata bakıyor… o zaman El-mübarekatü lillah diyeceğiz..

      Mu’minûn Süresinde:

      Bismillah.

      12. Andolsun ki Biz, insanı süzülmüş bir çamurdan yarattık.

      13. Sonra ona sağlam bir karargahta yerleşen bir nutfe kıldık.

      14. Sonra o nutfeyi alaka kıldık(kan pıhtısı), sonra o alakayı bir parça et ve o bir parça eti kemik yaptık(kıkırdak); kemiğe de et giydirdik. Sonra onu bam­başka bir hilkat olarak varettik. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir!

      Bu buyruğa dair açıklamalarımızı beş başlık halinde sunacağız:

      #779071
      Anonim

        1- İnsanın Yaratılışı:

        Yüce Allah’ın: “Andolsun kî Biz insanı” buyruğunda kastedilen insan Âdem -salat ve selam ona-dır.

        Bu açıklamayı Katade ve başkaları yapmıştır. Çünkü o çamurdan süzülerek yaratılmıştır. Buna göre yüce Allah’ın: “Sonra ona sağlam bir karargahta yerleşen bir nutfe kıldık.” buyruğundaki zamir de Âdemoğluna ait olur.


        Her ne ka­dar burada ondan söz edilmiyorsa da durumun herkesçe bilinmesi dolayısıy­la bu uygun düşmüştür.

        Çünkü buyruğun anlamı bu zamirin ondan başka­sına gitmesine elverişli değildir.

        Bunun (bu açıdan) bir benzeri de yüce Allah’ın: “Nihayet o perdenin arkasına girince…” (Sâd, 38/32) buyruğudur. Bu­rada zamir kendisinden söz edilmeyen güneşe aittir.

        #779072
        Anonim

          2- Nutfe:

          Yüce Allah’ın: “Sonra ona sağlam bir karargahta yerleşen bir nutfe kıldık” buyruğuna gelince, nutfe, alaka(kan pıhtısı), mudğa(et parçası) ve bunun ile ilgili hükümlere dair açıklamalar el-Hac Sûresi’­nin baş taraflarında (22/5. âyet, 1. başlık ve devamında) geçmiş bulunmak­tadır.

          #779073
          Anonim

            3- “Bambaşka Bir Yaratılış”:

            Yüce Allah’ın: “Sonra onu bambaşka bir hilkat olarak varettik” buyru­ğunda sözü edilen bu bambaşka hilkatin ne olduğu hususunda ilim adam­ları farklı görüşlere sahiptirler.

            İbn Abbas, eş-Şa’bî, Ebu’l-Âliye, ed-Dahhâk ve İbn Zeyd dedi ki: Bundan kasıt önceleri cansız bir varlık iken daha son­ra ona ruhun üflenmesidir.

            Yine İbn Abbas’tan, dünyaya gelişidir, diye açık­ladığı rivayet edilmiştir.

            Katâde de bir kesimden naklen: Saçlarının bitmesi­dir, diye açıklarken,

            ed-Dahhak ta: Dişlerin çıkması ve saçların bitmesidir, üye açıklamıştır,

            Mücahid de; Gençliğinin kemale ermesidir, demiştir.

            Yine bu açıklama İbn Ömer’den de rivayet edilmiştir.

            Doğru olan, bunun hem bu hususları, hem de bunların dışında kalan ko­nuşmak, idrâk, güzel çabalamalar, makul olan şeyleri elde etmek ve ölün­ceye kadar hayatında görülen gelişmeleri kapsayan umumî bir ifade olduğu­dur…

            #779074
            Anonim

              4- Yaratanların En Güzeli:

              “Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir” buyruğuna ge­lince, rivayet edildiğine göre Ömer b. el-Hattab bu âyet-i kerimenin baş ta­rafından itibaren “sonra onu bambaşka bir hilkat olarak varettik” buyruğuna kadar dinledikten sonra:

              “Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir” demiştir.

              Rasûlullah (sav) bunun üzerine: “Evet, bu böylece (bana) indirilmiştir” diye buyurdu.

              Ebû Dâvûd et-Tayatisî’nin, Müsned’inde kaydedilen rivayete göre:

              “An-dolsun ki Biz, insanı süzülmüş bir çamurdan yarattık” âyeti nazil oldu. Bu âyet nazil olunca, ben de:

              “Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yü­cedir.” dedim.

              Bunun üzerine: “Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı yücedir” buyruğu nazil oldu.

              Bu sözleri söyleyenin Muaz b. Cebel oldu­ğu da rivayet edilmektedir.

              Yine bu sözleri Abdullah b. Ebi Serh’in söyledi­ği de rivayet edilmiştir;

              o bu sebeble irtidad etmiş ve: Muhammed’in getir­diğinin bir benzerini ben de getiriyorum demişti. İşte yüce Allah’ınr “Allah’a yalan iftira edenden, yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken: ‘Bana da vahyolundu’ diye söyleyenden, bir de: ‘Allah’ın indirdiği gibi ben de in­diririm ‘diyenden daha zalim kim olabilir” (el-En’âm, 6/93)

              buyruğu el-En’âm Sûresi’nde açıklandığı gibi, onun hakkında nazil olmuştur.

              #779075
              Anonim

                İbn Cüreyc der ki: Yüce Allah: “Yaratanların en güzeli” diye buyurmuş­tur. Çünkü O, İsa (a.s)a yaratması hususunda belli bir izin vermiştir. Bazıla­rı da bu hususta karar verememiştir. Ancak “san’at” anlamında bu lafzın in­sanlar hakkında kullanılmayacağı söylenemez. Yoktan var etmek ve icad et­mek anlamıyla ise insanlar hakkında kullanılamaz.

                #779076
                Anonim

                  5- İbn Abbas’ın Kur’ân’ı Anlayışına Bir Örnek:

                  Ömer (ra), Ashab-ı Kiram’ın ileri gelenlerine Kadir gecesiyle ile ilgili so­ru sorması üzerine onlar: En iyi bilen Allah’tır, diye cevap vermişler.

                  Ömer (r.a) îbn Abbas’a: Ey İbn Abbas sen ne dersin? diye sorunca, o da -bu âyet-i keri­meden hareketle- şöyle demişti:

                  Ey mü’minlerin emiri! Şüphesiz ki yüce Al­lah gökleri yedi, yeri yedi olarak yaratmıştır. Âdemoğlunu da yediden yarat­tığı gibi, onun rızkını da yedi şeyde kılmıştır. Görüşüme göre Kadir gecesi yir-miyedinci gecedir. Ömer (r.a) da şöyle demişti: Henüz daha yaşını, başını almamış bu gencin dediğinin bir benzerini söylemekten acze mi düştünüz? Bu hadisi İbn Ebi Şeybe uzun uzadıya Müsned’inde kaydetmektedir.

                  #779077
                  Anonim

                    Ve mübarekâtın hülâsası olan “essalavat” kelimesiyle de,
                    zîhayatın hülâsası olan bütün zîruhun

                    ibâdât-ı mahsusalarını tasavvur edip
                    dergâh-ı İlâhîye o ihâtalı mânasıyla arzediyor.

                    Es-Salavat: hava sahifesinde teşekkül eden (oksijenle karbonun hareketi..yada insanın göğüs kafesinde yanan sobanın hikmeti..yada fotosentez hikmeti..bir zerrenin hiçbir sesi karıştırmadan hepsini iletmesi..her hava zerresinin tüm televizyon kanallarının radyoların ve diğer sinyalleri taşıması…yağmurların teşekkülü..gök kubbedeki zararlı şeylerin süzülüşü..meteor yağmurlarının eritilmesi..radyasyonlu güneş ışınlarının yansıtılması..okunan dualar ile şekillenen havanın şifalı olması…gibi binlerce hikmetler…) olay ve nimetlerin tahattur hatra getirmek ile şükürleri Allah’a sunuluyor..

                    #779078
                    Anonim
                      Ve “ettayyibat” kelimesiyle de,
                      zîruhun hülâsaları olan kâmil insanların
                      ve melâike-i mukarrebînin,
                      salâvatın hülâsası olan tayyibat ile
                      nuranî ve yüksek ibadetlerini irade ederek
                      Mâbuduna tahsis ve takdim eder.

                      Et-Tayyibat: Temiz varlıkların ibadetleri, temiz sözler Kur’an Hadis başta olmak üzere tüm virdlerin zikirlerin hepsi nur alemine bakıyor…Efendimiz a.s.m de Allah a ulaşan bu güzel sözlere nazar ediyor..ve Nur aleminin mahsulatını Allah’a arz ediyor…

                      #779079
                      Anonim

                        @nuktepira 145832 wrote:

                        Ve “ettayyibat” kelimesiyle de,
                        zîruhun hülâsaları olan kâmil insanların
                        ve melâike-i mukarrebînin,
                        salâvatın hülâsası olan tayyibat ile
                        nuranî ve yüksek ibadetlerini irade ederek
                        Mâbuduna tahsis ve takdim eder.

                        Hz Peygamber Aleyhisselâtu Vesselâm miracında,
                        124bin enbiyı ilzamın
                        melaikei mukarrebin dediğimiz büyük melaikelerin sunduğu
                        keyfiyetli ve külliyetli ubudiyetlerin hepsi
                        sahabe-i kiramın
                        evliyayı ilzamın
                        bütün asfiyayı kiramın
                        ve bütün müminlerin ubudiyetini
                        ben yapmışım gibi kabul et ya Rabbi diye sunmuş

                        ve Cenabı Hakk onu ondan kabul etmiştir

                        ve aynı yol

                        herbir mümin ümmetine de

                        Cenabı Hakkın izni ile

                        açık olmuş

                        yani her bir mümin
                        ettayibat kelimesini söylemekle
                        başta hz muhammed Aleyhisselâtu Vesselâmın yaptığı bütün ubudiyet
                        bütün enbiya-ı ilzamın ubudiyeti
                        bütün sahabelerin
                        bütün evliyanın
                        bütün ulemanın
                        bütün asfiyanın
                        ve melaike-i mukarrebin dediğimiz sana yakın olan bütün meleklerin
                        ubudiyetlerini
                        ben geldim ve sana sunuyorum
                        onların herbirisinin yapmış olduğu ubudiyeti
                        ben yapmışım gibi benden kabul buyur
                        ve bunu namazda söylememizi
                        bizzat Allah emrediyor
                        ve ne kadar hissedersek
                        o kadar sevabı o sevapları Allah bize verecek

                        …..

                        #779080
                        Anonim

                          @nuktepira 145833 wrote:

                          Hem nasıl ki o gecede Cenâb-ı Hak tarafından
                          “esselamu aleyke ya eyyühennebiyyu” demesi,
                          istikbâlde yüzer milyon insanların her biri,
                          her gün, hiç olmazsa on defa
                          “esselamu aleyke ya eyyühennebiyyu” demelerini
                          âmirâne iş’ar eder

                          bizim teşehhüdümüze bu selam neden girmiş?
                          Cenab-ı Hakk kendi nebisine verdiği selamı,
                          her bir müminin takdim etmesini,
                          amirane istiyor.

                          ve o selâm-ı İlâhî, o kelimeye geniş bir nur
                          ve yüksek bir mânâ verir.

                          bu selamı sıradan biri mi vermiş?
                          haşa
                          bizzat Cenab-ı Hakkın kendisi vermiş
                          işte bizim de bu selamı öyle tartmamız
                          düşünmemiz gerekiyor.
                          Hz.Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm’a
                          bütün insanlar selam getirse
                          veya getirmese
                          hiçbirşey değişmez

                          Cenabı Hakk selam vermiş;

                          innallahe ve melaiketehu yusellune ya eyyunnebi
                          Allah ve melaikeleri o nebiye selam ediyor
                          ya eyyuhellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima
                          işte madem öyledir
                          ey iman edenler
                          siz de ona
                          selam getirmelisiniz

                          …..

                          #779081
                          Anonim

                            @nuktepira 145835 wrote:

                            Öyle de,
                            Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın,
                            o selâma mukàbil “esselamu aleyna ve ala ibadillahissalihiyn” demesi
                            istikbalde muazzam ümmeti
                            ve ümmetinin salihleri,
                            selâm-ı İlâhîyi temsil eden İslâmiyete mazhar olmasını
                            ve İslâmiyetin umumî bir şiarı olan mü’minler ortasındaki
                            “esselamu aleyke ve aleykum selam” umum ümmet demesini
                            râciyâne,
                            dâîyâne Hâlıkından istediğini ifade ve ihtar eder.

                            peygamber Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm
                            selamı Cenabı Allah’tan alıp bırakmıyor,

                            peygamber Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm
                            daha bu dünyaya geldiği ilk gün
                            daha ilk anlarında
                            “ümmeti ümmeti” diye bağırdığı duyuluyor,
                            daha bebek iken ümmetini dileyen bir zat

                            gidelim haşre;

                            herkesin ya rabbi beni kurtar beni muhafaza et dediği o dehşetli hengamda
                            yine bir tek zat
                            secdeye kapanıyor
                            “ümmeti ümmeti” diye bağırıyor

                            bebek iken bile,
                            mahşerde bile, ümmetini dileyen,
                            ümmetini isyteyen bir peygamber
                            miraçtaki haline bakalım;

                            Cenab-ı Hakk ona selam ediyor
                            o selam Allah ın vereceği tüm nimetleri içeriyor
                            biz olsak aleykum selam deriz, tamam eyvallah selamı aldım,

                            ama peygamberimiz Aleyhisselâtu Vesselâm
                            ya Rabbi selamını aldım,
                            ama bütün salih kullarının hissesine de o selamı aldım demek suretiyle
                            bizi hissesiz bırakmıyor
                            o selamda bizi yalnız bırakmıyor

                            Ve o sohbette hissedâr olan Hazret-i Cebrail Aleyhisselâm,
                            emr-i İlâhî ile o gece “eşheduenlailahe ilallah ve eşhedunne muhammeden resulullah” demesi,
                            bütün ümmet kıyamete kadar böyle şehadet edeceğini
                            ve böyle diyeceklerini mübeşşirâne haber verir.
                            Ve bu mükâleme-i kudsiyeyi tahattur ile kelimelerin mânâları parlar, genişlenir.

                            Cenab-ı Hakk hakkıyla anlamayı
                            anladıklarımızla amel etmeyi nasip etsin

                            subhaneke la ilme lena illa maallemtena inneke entel alimul hakim ve ahuru davahum enilhamdulillahi rabbul alemin, el fatiha ma salavat

                            Allah razı olsun.

                            #811382
                            Anonim

                              Allah razi olsun..

                              #814292
                              Anonim

                                Bu dersi yapandan ve buraya yazanlardan tüm emeği geçenlerden Allah ebeden razı olsun inşallah.

                              14 yazı görüntüleniyor - 16 ile 29 arası (toplam 29)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.