• Bu konu 10 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
12 yazı görüntüleniyor - 1 ile 12 arası (toplam 12)
  • Yazar
    Yazılar
  • #655587
    Anonim

      Bismillahirrahmanirrahim

      Şüphesiz ibadetlerimizi Allah istediği, emrettiği için yaparız,
      hikmetlerinden dolayı değil,
      o hikmetler ibadetlerin yapılması sırasında ortaya çıkar
      namaz kılan insan dinç olur mesela,
      günde beş kere tüm vücudunu hareket ettirir,
      bu bir hikmettir ama dinç olmak için namaz kılınmaz
      öyle olsa ibadet olmaz,
      veya perhiz yapmak için oruç tutulmaz,
      öyle olsa sadece aç kalınır,
      ama Allah emrettiği için aç kalınırsa,
      o zaman hem ibadet yapılmış
      hem hikmete mazhar olunmuştur.

      Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim’ Aleyhisselam in kıssası vardır
      “ölüleri nasıl dirilteceksin” diye sormuştur Allah’a
      “inanmıyor musun?” diye cevap almıştır
      “inanıyorum Ya Rabb, ama kalbim tatmin olsun diye” der karşılık olarak

      Cenab-ı Hak bir peygamberinin ağzından, dilinden

      ümmet-i Muhammed’e – aleyhisselatu vesselam
      kıyamete kadar okuyacağı Kur’an’ı bu şekilde indirmiş
      demek ki bize şunu bildiriyor;
      insan anlamakta güçlük çektiği
      hikmetini kavrayamadığı konularda
      kalbi tatmin olsun diye soru sorabilir
      itiraz maksadıyla değil
      kabul etmemek maksadıyla değil
      amenna inanıyorum, bu dinin esasıdır,
      Allah’ın emridir,
      uyguluyorum
      ama kalbim teskin olsun,
      içimde daha iyi yer etsin,
      vicdanımın daha rahat olsun diye,
      bi hikmeti varsa bilmek isterim
      bir açıklama isteyebilirim,
      bir hikmet olması ya da olmaması inancı değiştirmeyecek,
      ama varsa bir hikmet
      bilmek isterim
      peygamber aleyhisselam Allah’a cc. sormuş
      Rabbimiz de ona izah etmiş,
      öyleyse Cenab-ı Allah bu olayı bize Kur’an da anlattığına göre
      biz de bu kıssa dan ders alabiliriz,
      bunun bi sakıncası yok,
      öyleyse biz müslümanlar;
      ben söylendiği gibi günde beş vakit namaz kılmayı aynen kabul ediyorum
      ve kılıyorum da
      ama bunun bir hikmeti varsa
      bilmek isterim
      yoksa da yoktur,
      ama varsa bilmek isterim diyebiliriz;

      işte üstadımız 9.söz de bu konuya değinmiş,
      ve izah etmiştir;

      #750786
      Anonim

        DOKUZUNCU SÖZ

        Herbir namazın vakti,
        mühim bir inkılâp başı olduğu gibi,
        azîm bir tasarruf-u İlâhînin âyinesi
        ve o tasarruf içinde ihsânât-ı külliye-i İlâhiyenin
        birer mâkesi olduğundan,
        Kadîr-i Zülcelâle
        o vakitlerde daha ziyade tesbih ve tazim
        ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnuna karşı
        şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir.
        Şu ince ve derin mânâyı bir parça fehmetmek için,
        Beş Nükteyi nefsimle beraber dinlemek lâzım.

        ÜÇÜNCÜ NÜKTE
        Nasıl ki insan şu âlem-i kebirin bir misal-i musağğarıdır
        ve Fâtiha-i Şerife şu Kur’ân-ı Azîmüşşânın bir timsal-i münevveridir.
        Namaz dahi,
        bütün ibâdâtın envaını şamil bir fihriste-i nuraniyedir
        ve bütün esnâf-ı mahlûkatın
        elvân-ı ibadetlerine işaret eden
        bir harita-i kudsiyedir.

        şimdi sabah öğle ikidi akşam ve yatsı vakitlerinde
        yaptığımız bir ibadet var
        peki Allahu Teala’nın
        bizden bu şekilde bir ibadet yapmamızı istemesinin hikmeti nedir?
        belirli şekilleriyle;
        abdestiyle
        ayakta durulmasıyla
        kıbleye dönülmesiyle
        tesbihiyle
        Kur’an okunmasıyla
        bu şekilde bir ibadetin hikmeti nedir?
        ve bunun belirli vakitlerde yapılmasının hikmeti nedir ?
        akla geliyor yani,
        Cenab-ı Allah bu vakitlerde başka bir ibadeti emretseydi
        hikmete uygun olur muydu olmaz mıydı
        Hikmet-i İlahi neden namaz ibadetini o vakitlerde emretmişte,
        başka bir ibadet şekli veya usulu emretmememiş?

        namaz insana emredilmiş,
        insanı ilgilendiren bir ibadettir,
        ve namazda fatiha okunuyor
        üstadımızın örnekleri de çok ilginç ve tam yerinde;

        Nasıl ki insan şu âlem-i kebirin bir misal-i musağğarıdır

        mesela nasıl ki çekirdek bir ağacın özetidir,
        sanki Cenab-ı Hak ağacı küçültmüş küçültmüş
        ekirdeğin içine koymuş,
        çekirdeği eline alan insan,
        ağacı elimde tutuyorum diyebilir,
        ağacın süzülüp çeirdek yaratılması gibi
        Allah kainat ağacını süzmüş
        ve insanı yaratmış,
        çekirdeği toprağa attığımızda ağacın çıkması gibi
        insanı toprağa atsak bir kainat ortaya çıkacaktı
        ama kainat bir tane
        demek insanın dikilebileceği bir yer yok,
        onun sığabileceği bir yer yok,
        demek insan çekirdeği başka bir alemde dikilecek,
        bu konuyu sair risalelelere havale edip
        namaz bahsine devam edelim;

        ve Fâtiha-i Şerife şu Kur’ân-ı Azîmüşşânın bir timsal-i münevveridir.

        aynı bunun gibi de Fatiha suresini de Kur’an-ı Kerim’den süzmüş;
        Kur’an da ne varsa, bütün konular, bütün ibadetler, bütün hayatlar,
        bütün emir ve yasaklar
        bütün ehli dalaletin hayatları
        bütün ehli imanın hayatları
        ahirete ilgili bütün konular.. gibi konuların
        hepsinin özeti Fatiha suresinde özetle anlatılmıştır;

        mesela; Elhamdu : kainataki bütün hamdleri, tesbiheri, tahmidleri, şükürleri içine alır
        lillah : Allah’a ait bütün esma, sıfat, şuunat ve zatını içine alır
        rabbulalemin : bütün alemler, bütün canlılar, bütün cansızlar, insanlar peygamberler melekler cinler, bütün mevcudat
        Allah’ın Rab isminin nisbet edildiği herseki herşeyi içine alır
        errahman errahim,
        maliki yevmiddin kıyametle ilgili bütün meseleler
        iyyake nabudu bütün ubudiyetleri
        iyyake nestain bütün dualar yalvarmaları
        ihdinas sıratel mustakim bütün orta yolu, hidayeti
        sıratellezine enamte aleyhim bütün sıddıklar şehitler peygamberlerin yollarını
        gayril mağdubi aleyhim gazaba uğrayanların tamamı
        veleddalin dalalette olanarın hepsi
        demek bütün Kur’an burada özetlenmiş
        demek Cenab-ı Allah’ın bir kanunu bu
        büyük bir şeyi süzüyor süzüyor ve bir özde
        küçün bir şeyde topluyor
        insan içinde aynı durum var,
        insan da süzülüyor ve küçücük bir hücre içine sığıyor
        hücre tek başına, içindeki organelleri, yemesi büyümesi bölünmesiyle insanı temsil ederken
        çekirdeğindeki dna,
        insanın tüm özelliklerini içinde barındıran bir fihriste bir öz oluyor
        bu Allah’ın kanunu
        e madem bu Allah ın kanunu
        acaba bütün ibadetlerin özeti bir fihristesi olan bir ibadet var mıdır ?
        evet vardır, o da namazdır.
        Allah’ın bizden istediği
        nekadar ibadet varsa
        hepsi ama hepsi
        namazın içinde vardır
        mesela oruç,
        mesela hac,
        mesela tesbih tehvil zekat Kur’an okumak
        hepsi ve daha fazlası namazın içinde var
        zamanının, bedeninin zekatını verir insan namaz kılarken,
        Kabe’ye döner ve manevi haccını yerine getirir,
        namaz sırasında yemek içmek yasaktır,
        ve hem namaz müminin miracıdır,
        namazı kılan bir insan
        sadece manevi olarak hacca gitmek değil,
        peygamber efendimiz aleyhisselatu vesselamın arkasında
        manevi olarak miraca gitmiş oluyor

        bütün uzuvların, aklın, ellerin gözlerin kulakların,
        hepsinin namazda görevleri var ve hepsinin ibadeti namazda var
        vucut belirli hareketleri yapar,
        gözler belirli noktalarda sabitlenir, sağa sola bakmak olmaz namazda,
        kulaklar okunan Kur’an ı dinler,
        dil Kur’an okur, tesbih eder,
        akıl tekkül eder
        demek namazı, maddi manevi tüm vücudumuzla kılarız

        bütün ibâdâtın envaını şamil bir fihriste-i nuraniyedir
        ve bütün esnâf-ı mahlûkatın
        elvân-ı ibadetlerine işaret eden
        bir harita-i kudsiyedir.

        namaz bir harita gibidir,
        harita bir yerden haber verir, ama o yerin yerini tutmaz,
        misal istanbul’u haritada gösteririz
        ama istanbul orada olmaz
        ama namaz öyle değil
        namaz hem bir harita
        hem haritası olduğu herşeyin temsilidir
        namazda ayakta duran bir insan
        ayakta ibadet eden meleklerin,
        ağaçların dağların ila ahir hepsinin
        ibadetlerini temsilen yerine getirir
        ve namazdaki her hareket
        tüm mevcudatın her hallerindeki ibadetlerini
        hem şeklen
        hem bedenen
        hem manen hem ruhen
        temsil eder, yerine getirir

        şimdi;
        kainatın özeti İNSAN
        Kur’an ın özeti FATİHA
        ibadetlerin özeti NAMAZ
        başka özet yok,
        bir insan namaz kıldığı namaz
        bu üçü bir araya geliyor.
        muazzam bir olay ..
        her bir namazımız bu mahiyeti taşıyor.
        her insanın kıldığı namaz taşıyor
        erkeği kadını yaşlısı çocuğu hiçbir ayrım yapılmıyor;
        her bir mümin inşallah bu değerle süslenebiliyor ..
        namazını kılan bir insan
        kainattan elde edilecek neticeyi elde edebiliyor

        #750787
        Anonim

          DÖRDÜNCÜ NÜKTE

          Nasıl ki haftalık bir saatin
          saniye ve dakika ve saat ve günlerini sayan milleri
          birbirine bakarlar,
          birbirinin misalidirler
          ve birbirinin hükmünü alırlar.

          verilen misal neden saat ?
          Kur’anı Kerimde kıyamet “saat” olarak geçer
          “vakit” olarak, “o an” olarak geçer
          Peygamberimize aleyhissalatu vesselam, kıyamet ile ilgili sorular sorulurken
          “vakit ne zaman” diye sorulurmuş
          “o an ne zaman”, şeklinde

          bizim kolumuzdaki saatimizde,
          bir saniye, bir akrep bir yelkovan var,
          biri saniyeyi gösterir,
          biri dakikayı,
          biri de saati,
          saniye bir devir yaparken;
          dakikayı gösteren ibre üzerinden de geçer,
          saati gösteren ibre üzerinden de geçer,

          saniye bir devir yaptığında
          diğer ibrelerin üzerinden de geçmiş olur
          birbirine bakma, birbirinin misali olma, birbirinin hükmünü alma durumları
          bu olaya bakıyor,

          Öyle de, Cenâb-ı Hakkın bir saat-i kübrâsı olan
          şu âlem-i dünyanın

          Kur’an-ı Kerim’de dünya;
          ahiretten önce yaratılmış herşey olarak kullanılıyor,
          bizim de şan içinde bulunduğumuz, ahiretten önce yaratılan alemler,
          bizim dilimizde, Türkçe de ise,
          yaşadığımız gezegen, yer olarak kullanıyoruz bu kelimeyi,
          ama Kur’an da bu üzerinde yaşadığımız gezegen, küre-i arz olarak, arz olarak geçiyor
          burada da alem-i dünya, kainat oluyor, bu anlamda kullanılıyor;

          saniyesi hükmünde olan gece ve gündüz deveranı
          ve dakikaları sayan seneler
          ve saatleri sayan tabakat-ı ömr-ü insan
          ve günleri sayan edvâr-ı ömr-ü âlem
          birbirine bakarlar,
          birbirinin misalidirler
          ve birbirinin hükmündedirler
          ve birbirini hatırlatırlar.

          evet alem-i dünyanın da bir saati var,
          kainat büyüklüğünde bir saat. bu saatin;
          saniyesi: gece ve gündüz,
          dakikaları: seneler,
          saatleri: insanın hayat tabakaları, çocukluğu gençliği vs.
          günleri de: dünya alemin ömrüdür.

          va biz bir gün yaşadığımızda,
          kainatın bir saniyelik devri tamamlanırken,
          diğer dairelere, devirlere de dokunmuş, onlara da dahil olmuş oluyoruz
          gün geçerken aynı zamanda seneler geçiyor,
          bizim ömrümüzdeki devirler geçiyor,
          kainat ömrünü ilerletiyor.

          ve namazın beç vakti; bu üç özelliğin, her günün ayrı ayrı zamanlarına
          ayrı ayrı durumlarına işaret eden vakitlerdir,
          şimdi örnekler verince durum daha da netleşecek inşallah;

          Meselâ,
          fecir zamanı, tulûa kadar,

          yani imsak vaktinden
          hafif bir aydınlık oluşana kadar,
          sabah namazının vakti;

          evvel-i bahar zamanına,
          hem insanın rahm-ı mâdere düştüğü âvânına,
          hem semâvât ve arzın altı gün hilkatinden birinci gününe benzer
          ve hatırlatır ve onlardaki şuûnât-ı İlâhiyeyi ihtar eder.

          demek günün geceden sıyrıldığı zamanda
          sabah namazını kılan bir kişi,
          baharın ilk zamanlarında,
          kış mevsiminden kışın karanlığından sıyrılmaya başlayan,
          Rahmet-i İlahi ile donmuş topraktan yeni yeni filizmeye başlayan,
          bütün bitkiler alemine, bütün ikramlara karşı bir şükür sunar,
          bunu tefekkür eder,
          sabah vakti, kainat saatinin saniyesi hükmünde olan bu vakit,
          kainat dakikasında bahar mevsimine uğradı,

          insanın ömründen geçerken
          insanın rahm-ı mâdere düştüğü ilk zamanlarına uğruyor,
          henüz dünyaya teşrif etmemiş,
          dünyada, ama karanlıkta olan döneme işaret ediyor, denk geliyor.
          ve insan sabah namazını kılarak,
          anne karnında, Rabbimizin bize sunduğu bütün nimetlere
          o karanlık içinde bize bu kadar cihazları takan,
          bütün maddi manevi lütufları veren
          bu özellikleri yükleyen Rabbimize
          şükrünü sunmuş oluyor,

          semavat ve arzın yaratılışında
          ilk güne, ‘Nur’u Muhammedî’nin yaratılışına karşılık denk geliyor
          ve sabah namazı bize ile bunca nimeti hatırlatıp şükrümüzü sunmaya vesile oluyor

          Zuhr zamanı ise,
          yaz mevsiminin ortasına,
          hem gençlik kemâline,
          hem ömr-ü dünyadaki hilkat-i insan devrine benzer
          ve işaret eder ve onlardaki tecelliyât-ı rahmeti
          ve füyuzât-ı nimeti hatırlatır.

          öğlen vakti,
          günün doğup büyüyüp olgunlaşma vakti
          günün kemale erdiği vakit,
          bu vakit,
          insanın akıl baliğ olma yaşına,
          kemale erme zamanına denk geliyor.
          kainat için;
          kainatın yaratılmasında,
          arz yaratılıyor, sema yaratılıyor,
          bitkiler, hayvanlar yaratılıyor
          ve insan yaratılıyor
          kainatın kemale ermesi, meyve vermesi insanın yaratılması ile oluyor
          demek öğlen vakti kainat ömründe bu zamana denk geliyor,
          inasının kemali de
          bu kainat sahibine yapacağı ibadettir
          fabrikanın mamulunu fabrikaya yedirmek olmayacağı gibi
          bu kainat ağacından çıkan bu insanın meyvesi
          kainattan olmayan, kainat cinsinden olmayan birisine verilmeli
          o da Allah vetekaddes hazretleridir.
          ibadetini Allah için yapmalı, O na sunmalıdır

          bir de bir nokta daha vardı yukarıda söylenen,
          üstadımız iki vakit ortasında toplanmış nimetin yekünününe karşılık gelen nimetlere sunulan
          hamd ve şükür tanımını yapıyor namaz için,
          iki vakit dediğimizde;
          sabah namazı ile öğlen namazı arasında bize sunulan
          nimetler kast edildiği gibi,

          sabah namazının karşılık geldiği vakit olan ilk bahar,
          ve öğlen namazının karşılık geldiği yaz mevsimi arasına da karşılık gelir,
          iki vakit arası olarak, bahar ve yaz arasında bize sunulmuş olan bütün nimetlere de şükrümüzü sunabiliriz

          aynı zamanda;
          insanın anne karnında ilk oluşum zamanlarından
          gençlik dönemine kadar olan zamanı da iki vakit arası oluyor

          ömür boyu namaz kılan bir insan
          tüm kainat nimetlerine şükrünü sunabiliyor
          ve yine diğer vakitlerde
          farklı zaman ve dönemlere karşılık geliyorlar;

          #750788
          Anonim
            Asr zamanı ise,
            güz mevsimine,
            hem ihtiyarlık vaktine,
            hem Âhirzaman Peygamberinin (aleyhissalâtü vesselâm) asr-ı saadetine benzer
            ve onlardaki şuûnât-ı İlâhiyeyi
            ve in’âmât-ı Rahmâniyeyi ihtar eder.

            Mağrib zamanı ise,

            güz mevsiminin âhirinde pek çok mahlûkatın gurubunu,
            hem insanın vefatını,
            hem dünyanın kıyamet iptidasındaki harabiyetini ihtar ile
            tecelliyât-ı celâliyeyi ifham
            ve beşeri gaflet uykusundan uyandırır,
            ikaz eder.

            İşâ vakti ise,

            âlem-i zulümat nehar âleminin bütün âsârını siyah kefeniyle setretmesini,
            hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini,
            hem vefat etmiş insanın bakıye-i âsârı dahi vefat edip nisyan perdesi altına girmesini,
            hem bu dar-ı imtihan olan dünyanın bütün bütün kapanmasını
            ihtar ile Kahhâr-ı Zülcelâlin celâlli tasarrufâtını
            ilân eder.

            Gece vakti ise,
            hem kışı,
            hem kabri,
            hem âlem-i berzahı ifham ile,
            ruh-u beşer rahmet-i Rahmâna ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır.
            Ve gecede teheccüd ise,
            kabir gecesinde
            ve berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir,
            ikaz eder ve bütün bu inkılâbat içinde
            Cenâb-ı Mün’im-i Hakikînin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile,
            ne derece hamd ve senâya müstehak olduğunu ilân eder.

            İkinci sabah ise,

            sabah-ı haşri ihtar eder.
            Evet,
            şu gecenin sabahı
            ve şu kışın baharı ne kadar makul ve lâzım ve kat’i ise,
            haşrin sabahı da,
            berzahın baharı da
            o kat’iyettedir.

            Demek,

            bu beş vaktin herbiri

            bir mühim inkılâp başında olduğu

            ve büyük inkılâpları ihtar ettiği gibi,

            kudret-i Samedâniyenin tasarrufât-ı azîme-i yevmiyesinin işaretiyle,

            hem senevî,

            hem asrî,

            hem dehrî,

            kudretin mucizâtını

            ve rahmetin hedâyâsını hatırlatır.

            Demek

            asıl vazife-i fıtrat ve esas-ı ubûdiyet

            ve kat’i borç olan farz namaz,

            şu vakitlerde lâyıktır ve enseptir.
            #750790
            Anonim

              Allah razi olsun mubarek, okudukdan sonra birde dinlesek mi acaba :U:

              http://www.risaleforum.net/blog/risale-i-nur-download/22076-prof-dr-ahmet-akgunduz-9soz/

              #750807
              Anonim

                @NuruAhsen 144307 wrote:

                Allah razi olsun mubarek, okudukdan sonra birde dinlesek mi acaba :U:

                Prof. Dr. Ahmet Akgündüz 9.Söz

                Allah razı olsun mübareğim, dinliyoruz elhamdulillah,

                Bu arada ben de vesile ile belirteyim; yukarıdaki açıklamalar Ahmet Çolak Ağabey’in dersinden faydalanılarak hazırlanmıştır..

                vesselam ..

                #757379
                Anonim

                  Allah razı olsun nuktepira, ebeden razı olsun.

                  #757385
                  Anonim

                    nukte abi :045::045:

                    Sohbete hazırlanırken çalıntı yapıyoruz :011:

                    Allah hepinizden razı olsun inşaallah…

                    #770112
                    Anonim

                      selam aleyküm. ahmet çokla abinin dersinden yararlandığınız söylemişsiniz. nerden dinleyebilirim. yardımcı olurmusunuz.

                      #770113
                      Anonim

                        @elifnuray 191922 wrote:

                        selam aleyküm. ahmet çokla abinin dersinden yararlandığınız söylemişsiniz. nerden dinleyebilirim. yardımcı olurmusunuz.


                        ve aleykumselam kardesim simdilik burdan bakin insAllah en kisa zamanda Dr. Ahmet coklar’in sohbetleri sitemize eklenecektir
                        [VIMEO]3467733[/VIMEO]
                        #770123
                        Anonim

                          @elifnuray 191922 wrote:

                          selam aleyküm. ahmet çokla abinin dersinden yararlandığınız söylemişsiniz. nerden dinleyebilirim. yardımcı olurmusunuz.

                          InsAllah burdan takip edebilirsiniz dersleri,sohbetleri….

                          #770129
                          Anonim

                            Namaz Miraç hediyesi olmakla mü`minlerin Miracı sayılmıştır. Yani namaz insanı manâ âleminde alabildiğine yükselten bir asansördür. Ona tutunmayanlar aşağıların aşağısında kalacaklardır.

                            Namaza belki de en az muhtaç olan insan, Allah`ın Rasûlü Muhammed`dir. Ama o, aynı zamanda namazı en iyi anlayan insandır. Bu yüzden onun, ayakları şişecek kadar namaz kıldığıolurdu. Aişe annemiz ona bir seferinde acıyarak: “Ey Allah`ın Rasûlü, Allah senin geçmiş gelecek bütün günahlarını bağışladığını söylüyor, öyleyse kendini bunca yormak niçin?” diye sorduğunda O da:

                            “Sükreden bir kul olmayayım mi?” buyurmuştur. (Buharî tefsir 48, teheccüd 6; Müslim, münafikûn 79, 81.) Demek ki namaz, Allah`ımızın verdiği sayısız nimetlere karşı da bir şükür, yani tesekkürdür.

                            Rabbim hakkiyla eda edebilen kullarindan eylesin .

                          12 yazı görüntüleniyor - 1 ile 12 arası (toplam 12)
                          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.