Firkatli ve gurbetli bir esârette, fecir vaktinde ağlayan bir kalbin ağlayan ağlamalarıdır.
” Seher vakti , haşir meydanini andirir. Her şey uyanmiş gelmiş, tesbih ediyorlar. Ey nefsim , ne zamana kadar gaflet uykusu icinde bölye sersem kalacaksin ? Ömrünün ikindi vakti gelmiş , kabre dogru sefer başlamiştir.
Her canlidan ayriliyorsun.
Ney gibi inlemek icin niyaz ve namaza gayret et.
De ki : ” Ya Rab ! pişmanim ; mahcubum , utaniyorum . Sayisiz günahlardan dolayi perişanim .
Zelilim , gözlerim yaş dolu , hayatim kararsiz.
Garibim , kimsesizim yalnizim , zayifim , gücsüzüm , hastayim , acizim , hem ihtiyarim , hem iradesizim.
Aman diliyorum … af ariyorum ..
Yardim istiyorum Senin dergahindan ey Allahim ! ” ….
Hem, muvakkaten onu unutan ve gizlenen dünyayı o dahi unutup, dertlerini kalbin ağlamasıyla dergâh-ı rahmette döküp;
Hem ne olur ne olmaz ölüme benzeyen uykuya girmeden evvel son vazife-i ubûdiyetini yapıp, yevmiye defter-i amelini hüsn-ü hâtime ile bağlamak için salâta kıyam etmek, yani bütün fânî sevdiklerine bedel, bir Ma’bud ve Mahbub-u Bâkînin ve bütün dilencilik ettiği âcizlere bedel, bir Kadîr-i Kerîmin ve bütün titrediği muzırların şerrinden kurtulmak için bir Hafîz-i Rahîmin huzuruna çıkmak;
Ey hapis musîbetine düşen bîçareler! Mâdem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı. Çalışınız; âhiretiniz dahi ağlamasın ve hayat-ı bâkiyeniz gülsün, tatlılaşsın; hapisten istifade ediniz. Nasıl, bâzan ağır şerâit altında düşman karşısında bir saat nöbet, bir sene ibâdet hükmüne geçebilir; öyle de sizin, bu ağır şerâit altında, herbir saat ibâdet zahmeti, çok saatler olup, o zahmetleri rahmete çevirir.
İşte o zevâlâlûd mülâkâtlar, o elemli mecâzî muhabbetler derdinden ve belâsındandır ki, kalbim, İbrâhimvârî Lâ ühıbbü’l-âfilîn ağlamasıyla ağlıyor ve bağırıyor.