- Bu konu 20 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
7 Ekim 2011: 14:59 #797977
Anonim
Hz. Âişe anlatıyor: Safiyye Binti Huyeyy´in devesi hastalandı. Zeyneb Binti Cahş´ın yanında fazla deve vardı. Rasûlullah (s.a.s.)ona: Safiyye´ye bir deve ver! buyurdu. Zeyneb: Ben bu yahudi kızına deve mi verecek mişim diyerek reddetti. Rasûlullah (s.a.s.)ona kızıp, Zilhicce ve Muharrem ayları ile Safer ayının bir kısmı boyunca küstü.Hanımların bazı kusurları ise eğitime fırsat olarak değerlendiriliyordu, Hz. Peygamber (s.a.s.)tarafından. Yine Hz. Âişeanlatıyor: “Safiyye gibi güzel yemek yapanı görmedim. Bir defasında Rasûlullah (s.a.s.)benim odamda iken, Safiyye ona yemek yapıp göndermişti. Çok şiddetli bir kıskançlık hissettim. Öyle ki beni bir titreme sardı, kabını kırdım. Rasûlullah (s.a.s.) annenize kıskançlık geldi buyurdu (ve başka hiçbir şey söylemedi). Sonra da pişman oldum ve: Ey Allah´ın Rasûlü dedim, yaptığım bu hareketin keffâreti nedir , Tabağa aynıyla tabak, yemeğe misliyle yemek! buyurdular.
Hz. Âişe: Ey Allah´ın Rasûlü, sana Safiyye´deki şu şu hal yeter! demiştim. (Bundan memnun kalmadı ve): Öyle bir kelime sarf ettin ki, eğer o denize karıştırılsaydı (denizin suyuna galebe çalıp) ifsat edecekti. buyurdu. Hz. Âişe ilaveten der ki: Ben Rasûlullah a (s.a.s.)bir insanın (tahkir maksadıyla) taklidini yapmıştım. Bana hemen şunu söyledi: Ben bir başkasını (kusuru sebebiyle söz ve fiille) taklit etmem. Hatta (buna mukabil) bana, şu şu kadar (pek çok dünyalık) verilse bile!
7 Ekim 2011: 15:00 #797978Anonim
Eğitim ve Öğretim: Rasûlullah ın (s.a.s.)aile ocağı aynı zamanda bir mekteptir. Bu mektep, meselesi olan kadın-erkek bütün Medinelilere açık idiyse de talebe olarak, öncelikle ümmühat-ı mü minine aitti. Onlar buranın devamlı ve asli talebeleri idiler. Bu mektebe, nikahla yapılan kayıtla talim başlıyordu. Nitekim Rasûlullah (s.a.s.), hanımlarla evlenir evlenmez, gerekiyorsa ismini değiştirmiştir. Cüveyriye, Meymune isim değiştirenlerdendi. Hz. Peygamber (s.a.s.), uygunsuz ismi sevmez, hanımlarına hoşlanmayacakları lakaplarla hitap etmezdi. Normal isimleri ne ise onunla hitap ederdi. Ey Âişe! , Ey Zeyneb! gibi. Rivâyetler, Şifa adlı, muhacirundan, okuma yazma bilen bir kadını Hz. Peygamber in(s.a.s.)Hz. Hafsa ya yazı ve bazı tedavi usullerini öğretmek üzere muallime olarak istihdam ettiğini haber verir.Hz. Peygamber (s.a.s.), hanımlarının yetişmesine gayret eder, hepsinin beraber olduğu akşam toplantılarında eğitici sohbetler yaparlardı. Ve Rasûlullah ın (s.a.s.)refakatinde bilgilenen hanımlar, bilgi ve tecrübelerini diğer kadınlara (hatta Hz. Peygamber in (s.a.s.)vefatından sonra, kadın-erkek herkese) aktarmaya hazır hale gelirlerdi. Hz. Peygamber in (s.a.s.)ev halkı, şehir dahilinde ve haricindeki kadınları kabul eder, itikadi konularla ilgili Hz. Peygamber in (s.a.s.)talimini onlara bildirerek, din eğitimindeki rollerini yerine getirirlerdi.
Rasûlullah (s.a.s.), ailede gördüğü veya işittiği menfi durumlara her seferinde müdahale ederdi. Bir seferinde Hz. Âişe, kız kardeşi Esmâ ile otururken, Rasûlullah (s.a.s.) içeri girer. Esma nın üzerinde geniş kollu (yukarı sıyrılıp açılabilen) veya şeffaf sayılabilecek çok ince bir elbise mevcuttur. Rasûlullah (s.a.s.), Esmâ yı görür görmez derhal çıkar. Hz. Âişe, Esmâ ya: uzaklaş, Rasûlullah (s.a.s.) sende hoşlanmadığı bir şey gördü der. Esma çıkar. Rasûlullah (s.a.s.) tekrar gelince Hz. Âişe niçin çıktığını sorar. Hz. Peygamber (s.a.s.) görmüyor musun durumu, müslüman bir kadının şu kadarı görülebilir der ve elleri ile yenlerini tutup, parmaklara kadar kısmını örter, sonra da elleri ile şakaklarını örter. Sadece yüzünü açık bırakır. Dikkati çekmesi gereken husus, hoşlanmadığı bu manzara karşısında bağırıp çağırmamış, öfkelenmemiş, bunu eğitim fırsatı olarak değerlendirmiştir.
7 Ekim 2011: 15:02 #797979Anonim
Rasûlullah ın (s.a.s.) âilesinde çocukların talimi mühim meselelerden biridir. Doğumla birlikte çocuğun kulaklarına ezanın okunması, talim işinin ne kadar erken ele alınması gerektiğini sembolize eder. Fiilen tâlime konuşma yaşında ve Kur´an´ı Kerim den âyetler ezberletilerek başlandığını şu rivâyetler haber vermektedir: İbn Şuayb der ki, Abdulmuttalib oğullarından bir çocuk konuşmaya başlayınca Hz. Peygamber (s.a.s.) el hamdülillahi llezî lem yettehiz veleden ve lem yekun lehû şerîkün fi l mülki âyetini yedi sefer okutarak tâlim ederdi.
İlk öğretilecek şeyin Lailahe illallah olmasını da emreden Hz. Peygamber (s.a.s.), akıl ve muhakemeye müteallik talimin temyiz yaşından itibaren sistematize edilmesini irşat buyurur. Bundan dolayı yedi yaşında çocuk namaza alıştırılır, on yaşından itibaren düzenli kılması beklenir. Aile bu noktada öyle hassas olmalıdır ki, çocuğu dövmeye mahal kalmayacak şekilde, on yaşına gelinceye dek namaz eğitimini tamamlamış olmalıdır. Ayrıca çocuğa yazı, yüzme, ata binme gibi diğer bilgilerin öğretilmesi de Hz. Peygamber in (s.a.s.)emirleri arasındadır.
Terbiyesinde olan çocuklara karşı davranışlarını, sevgi ve müsamaha üzerine bina etmiştir. Hatalarını tashihte de aynı yolda devam etmiş, azar, tenkit, tahkir, surat ekşitme gibi yollara baş vurmamıştır. Hz. Enes on yıl boyunca Hz. Peygamber e (s.a.s.)hizmet ettiğini, hataları, yanlışları olduğunda bile hiç azar işitmediğini, bir kere olsun of be demediğini, niçin böyle yaptın, şöyle yapsaydın şeklinde eleştirmediğini rivâyeteder.
7 Ekim 2011: 15:03 #797980Anonim
Abdullah İbn Amir anlatıyor: “Bir gün, Rasûlullah (s.a.s.), evimizde otururken, annem beni çağırdı ve:”Hele bir gel sana ne vereceğim!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm anneme: Çocuğa ne vermek istemiştin diye sordu. Ona bir hurma vermek istemiştim deyince, Aleyhissalâtu vesselâm: Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak! buyurdular.
Bu hadisin çocuk terbiyesiyle sıkı alâkası vardır. Efendimiz, terbiyede hiçbir surette yalana yer verilmemesini irşat buyurmaktadır. Bilhassa ağlayan çocuklara bazen yapılmayacak veya verilmeyecek şey vaat edilir, yahut da olmayacak şeyle korkutulur. Bunların hepsi neticede “yalan” olmakta birleşir. Rasûlullah (s.a.s.), bütün bunların haram olduğunu, çocuk terbiyesinde hiçbir surette yalana yer verilmemesi gerektiğini ifade buyurmaktadır. Hadis, çocuğun, böyle basit durumda bile yalandan uzak tutulmasını vurguladığına göre, ciddi durumlarda yalana yer vermenin nasıl büyük bir hata ve yanlış olduğunu ifadede beliğ bir örnektir.
Hz. Peygamber (s.a.s.), çocukların cemiyet şartları içerisinde yetişmesine dikkat ederek, aile dışı temaslara imkânvermiştir. Çocukların bir kısım hizmetlere koşulması, bayram, düğün, ziyafet, mescidin cemaati gibi içtimai tezahürlere iştirak ettirilmeleri, çocukların aile dışı kimselerle karşılaşmasına imkânvermekte, böylece içtimaileşmeleri gerçekleştirilmektedir. Bunların sünnette örneği çoktur.
7 Ekim 2011: 15:05 #797981Anonim
Adâlet: Rasûlullah ın (s.a.s.)evlilik hayatı deyince ilk nazar-ı dikkate çarpan husus, birçok hanımla evlenmiş olmasıdır. Bu meseleye değinmekteki maksadımız çok evliliğinin en önemli sebebini vurgulamak ve zevceleri arasında gözettiği adâletin Kur´an´ı Kerim le nasıl bütünleştiğini göstermektir.
Hemen şunu belirtelim ki, yirmi beş yaşında iken, kendisinden on beş yaş büyük bir kadın olan Hz. Hatice ile evlenip elli küsur yaşına kadar onunla yetinen Hz. Peygamber´in, İslam ahkâmının teşrî ve neşir safhası olan Medine hayatında çok sayıda kadınla evlenmesinin birinci sebebi peygamberlik vazifesi ile ilgilidir. Sünnetinin aile hayatında geçen safhasının tesbitini, onların kadınlara intikal ve neşrini bu hanımlar yapmıştır. Alimler, “Dünyanızdan üç şey sevdirildi…” rivâyetinde, bunlardan birinin, “kadın” olduğunu söyleyen hadisi açıklarken, kadınların, Rasûlullah tarafından sevilmesini, onların “İslâm´ın neşrine olan hizmetleri” sebebiyle izah ederler.
Çok kadınla evlenmede dikkat çeken bir diğer sebep siyasî yöndür. Müteakiben görüleceği üzere Hz. Safiyye ile evlilik, Hayber Yahudileri ile sıla-i rahm´e vesile olmuş, Cüveyriye ile evlilik Benî Müstalik´ten yedi yüz kadar harp esirinin bedava azatlıklarını sağlamıştır. Mekkelilerin lideri EbûSüfyan´ın kızı Ümmü Habibe ile evlilik, EbûSüfyan´ın bozulan Hudeybiye Sulhü´nü yenileyebilmek için, kızını bahane ederek Medine´ye gelmesine, Hz. Peygamber´in hane-i saadetlerine kadar girmesine yol açmış, bu durum onun hasmane duygularını törpülemiştir. Diğer evliliklerinin her birinde tıpkı neşr-i din gibi siyasî bir yönün dahi varlığı inkar edilemez. Rasûlullah´ın evlilik bağının siyasî yönünü nasıl kullandığını anlayabilmek için İslâm´ın ilk baştaki kuruluş ve neşrini sağlayan siyasî lider kadronun evlilik bağıyla birbirine nasıl kenetlendiğini ibretle tetkikte zaruret var: Hülefa-i Raşidîn denen bu çekirdek kadro, evlilik bağlarıyla birbirlerine perçinlenmiş gibidir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. EbûBekir ve Hz. Ömer´in kızlarını almış, onlara damat olmuştur. Hz. Osman ve Hz. Ali´ye kızlarını vermiş, onları kendine damat yapmıştır. Hz. Ali ile olan akrabalık bağının, Hz. Osman´daki eksikliğini, ona ikinci bir kızını da vererek telafi etmiştir. Hz. Hafsa ile evlenmeleri hususundaki teklife menfi cevap verdikleri için Hz. Osman ve Hz. EbûBekr´e karşı kırgınlık içine düşen Hz. Ömer´i memnun etmek ve öbürlerine karşı kalbinde yerleşecek bir gücenmeyi ve bunun kadroda hasıl edeceği çatlağı bertaraf etmek için Rasûlullah´ın Hz. Hafsa´yla evlenmesi fevkalâde siyasî bir ameliyedir.
7 Ekim 2011: 15:06 #797982Anonim
Hz. Peygamber in (s.a.s.) sünnetindeki ideal olan ailevi değerleri( karı-koca münasebetleri, terbiyevî, irşâdî, te dîbî siyaset, maddî-mânevî ihtiyaçların karşılanması vs.) tesbitte, öncelikle bu iki evliliğin esas alınması gerektiği kanaatindeyiz: Hz. Hatice ve Hz.Âişe.
Çünkü, Hz. Hatice ile olan evlilikte siyasi ve teşrii mülahazalardan ziyade, beşeri mülahazalar hakimdir. Normal olarak evlenmelerde birinci derecede rol oynayan hissiyat-ı gariziyyenin insan üzerinde müessir olduğu gençlik döneminde Hz. Peygamber (s.a.s.), sadece Hz. Hatice ile yetinmiş, ikinci bir evlilik ne yapmış ne de düşünmüştür.
Hz. Âişe ye gelince, Hz. Peygamber (s.a.s.) en çok onu sevmiş, onu takdir etmiştir. Üstelik âilevî hayatla ilgili pek çok teferruat onun vâsıtasıyla rivâyet edilmiştir.
Hz. Peygamber in (s.a.s.), Âişe yi çok sevmesi ya da taktir etmesi aynı zamanda gayri iradi bir durumdu. Hiçbir insanın kalbi temayüllere hakim olması söz konusu değildir, Ondan da beklenemez. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu nedenle , farkına varmadan birini diğerlerinden çok sevebililrim, bu da haksızlık olur. Onun için ey Rabbim! Elimden gelmeyen bu hususta Senin rahmetine sığınıyorum diyerek istiğfarda bulunurdu.
Hz. Âişe, beraber kalma hususunda yaptığı taksimde Hz. Peygamber in (s.a.s.)hanımlar arasında hiçbirine imtiyaz tanımayıp, hepsine eşit davrandığını kesin bir dille ifade eder. Sefere çıktığı zaman beraberinde gelecek hanımları da kur a ile tesbit ederdi. Hayatının son günlerinde hanımlarının hücrelerini dolaşamayacak kadar hastalığı artınca, Hz. Âişe nin yanında sabit kalabilmek için, diğer hanımlarının rızasını almıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.), hanımlar arasında uyguladığı adâlet ve eşitliğe hayatı boyunca riâyetetmiştir. İki istisna var ise de, her ikisi de rızâya dayanır: Birincisi, Hz. Sevde çok yaşlı olduğu için kendi arzusuyla gecesini Hz. Âişe ye vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de bunu kabul etmiştir. İkincisi ise, yukarıda zikrettiğimiz, hayatının son günlerinde Hz. Âişe nin odasında kalmasıdır ki bütün hanımlar buna râzı olmuştur.
7 Ekim 2011: 15:07 #797983Anonim
Hz. Peygamber adâleti gözetmesin de kim gözetsin Bakınız o, ne buyuruyor: Bir erkeğin nikahında iki kadın bulunur da, aralarında adâlet gözetmezse, kıyamet gününde bir tarafı felçli olarak diriltilir. Çünkü adâlet, Kur´an´ı Kerim in emridir: Bunlar arasında adâleti sağlayamayacak olursanız, o zaman bir kadın veyahut sahip olduğunuz câriye ile iktifâ ediniz. Bu şekilde adâletten sapmamağa daha yakın olursunuz. (4/Nisâ, 3), Ne kadar gayret ederseniz edin kadınlar arasında adâlete güç yetiremezsiniz… (4/Nisâ, 129)
Şunu belirtmekte fayda var. Mü minlerin anneleri arasında kıskançlığın sevki ile cereyan eden hadiseler,onları birbirlerine karşı insafsız olmaya sevk etmemiş, birbirlerini kötülemeye, aralarında uzun süren dargınlıklara sebep olmamıştır. Belki de, Rasûlullah her gece birinin evinde olmak üzere sistemleştirdiği akşam sohbetlerinden, bunu da hedeflemiş olmalıdır. Rasûlullah ın (s.a.s.)bu siyaseti hedefine öyle ulaşmıştı ki, hepsinin en çok kıskandığı Hz. Âişe nin aleyhinde değerlendirebilecekleri en iyi fırsat olan ifk hadisesi sırasında, hanımların hiçbirinden menfi bir ima bile vaki olmamıştır.
Netice olarak inananlar aile yaşayışında da Hz.Peygamber i (s.a.s.)örnek alıp, önder edinerek saadete ulaşırlar. Çünkü Allah, Kur´an´ı Kerim de, Gerçek şu ki, Allah ı ve âhiret gününü (korku ve umutla bekleyen) ve O nu her dâim zikreden kimseler için Allah ın elçisi güzel bir örnek teşkil eder. (33/Ahzâb, 21); Rasûlün size verdiğini alın, yasakladığından da sakının. (59/Haşr, 7) buyurur. (Ferahiye Sakarya)
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.