• Bu konu 8 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
10 yazı görüntüleniyor - 1 ile 10 arası (toplam 10)
  • Yazar
    Yazılar
  • #657137
    Anonim

      ONUNCU NÜKTE on birinci lema)

      قُلْ اِنْ كُنْتُمْ ُتحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللّهُ Ey rasulum deki;Ey insanlar eğer allahı seviyorsanız, gelin bana uyunki allah da sizi sevsin.(ali imran 3/31)

      Âyetinde i’cazlı bir îcaz vardır Çünki çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir Şöyle ki: Şu Âyet diyor ki:
      “Allah’a (celle celâluhu) îmanınız varsa, elbette Allah’ı seveceksiniz
      Madem Allah’ı seversiniz, Allah’ın sevdiği tarzı yapacaksınız
      Ve o sevdiği tarz ise, Allah’ın sevdiği zata benzemelisiniz
      Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir
      Ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek
      Zaten siz Allah’ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin”

      arkadaşlar burdaki anlatılmak istenen şeyleri bizlere yorumlarınız ve paylaşımlarınızla katılmanızı bekliyoruz

      #756382
      Anonim

        İşte bütün bu cümleler, şu âyetin yalnız mücmel ve kısa bir meâlidir. Demek oluyor ki, insan için en mühim, âli maksat, Cenâb-ı Hakkın muhabbetine mazhar olmasıdır. Bu âyetin nassıyla gösteriyor ki, o matlab-ı âlânın yolu Habibullaha ittibâdır ve Sünnet-i Seniyyesine iktidâdır. Bu makamda üç nokta ispat edilse, mezkûr hakikat tamamıyla tezahür eder.

        BİRİNCİ NOKTA: Beşer, fıtraten, şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünkü fıtrat-ı beşeriyede cemâle karşı bir muhabbet ve kemâle karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır. Cemal ve kemal ve ihsan derecâtına göre o muhabbet tezayüd eder, aşkın en müntehâ derecesine kadar gider.

        Hem bu küçük insanın küçücük kalbinde kâinat kadar bir aşk yerleşir. Evet, kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hafıza, bir kütüphane hükmünde binler kitap kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir.

        Madem fıtrat-ı beşeriyede ihsan ve cemal ve kemâle karşı böyle hadsiz bir istidad-ı muhabbet vardır. Ve madem bu kâinatın Hâlıkı, kâinatta tezahür eden âsârıyla bilbedâhe tahakkuku sabit olan hadsiz cemâl-i mukaddesi, bu mevcudatta tezahür eden nukuş-u san’atıyla bizzarure sübutu tahakkuk eden hadsiz kemâl-i kudsîsi ve bütün zîhayatlarda tezahür eden hadsiz envâ-ı ihsan ve in’âmâtıyla bilyakin ve belki bilmüşahede vücudu tahakkuk eden hadsiz ihsânâtı vardır.

        #756383
        Anonim

          Elbette, zîşuurların en câmii ve en muhtacı ve en mütefekkiri ve en müştâkı olan beşerden, hadsiz bir muhabbeti iktiza ediyor.

          Evet, herbir insan o Hâlık-ı Zülcelâle karşı hadsiz bir muhabbete müstaid olduğu gibi, o Hâlık dahi herkesten ziyade cemal ve kemal ve ihsanına karşı hadsiz bir mahbubiyete müstehaktır. Hattâ insan-ı mü’minde, hayatına ve bekàsına ve vücuduna ve dünyasına 1 ve nefsine ve mevcudata karşı türlü türlü muhabbetleri ve şedit alâkaları, o istidad-ı muhabbet-i İlâhiyenin tereşşuhâtıdır. Hattâ insanın mütenevvi hissiyât-ı şedidesi, o istidad-ı muhabbetin istihaleleridir ve başka şekillere girmiş reşhalarıdır.

          Malûmdur ki, insan kendi saadetiyle mütelezziz olduğu gibi, alâkadar olduğu zatların saadetleriyle dahi mütelezziz oluyor. Ve kendini belâdan kurtaranı sevdiği gibi, sevdiklerini de kurtaranı öyle sever. İşte, bu hâlet-i ruhiyeye binaen, insan, eğer her insana ait envâ-ı ihsânât-ı İlâhiyeden yalnız bunu düşünse ki: “Benim Hâlıkım beni zulümat-ı ebediye olan ademden kurtarıp bu dünyada bir güzel bir dünyayı bana verdiği gibi, ecelim geldiği zaman beni idam-ı ebedî olan ademden ve mahvdan yine kurtarıp bâki bir âlemde ebedî ve çok şâşaalı bir âlemi bana ihsan ve o âlemin umum envâ-ı lezâiz ve mehâsininden istifade edecek ve cevelân edip tenezzüh edecek zâhirî ve bâtınî hasseleri, duyguları bana in’âm ettiği gibi, çok sevdiğim ve çok alâkadar olduğum bütün akarib ve ahbap ve ebnâ-yı cinsimi dahi öyle hadsiz ihsanlara mazhar ediyor ve o ihsanlar bir cihette bana ait oluyor. Zira onların saadetleriyle mes’ut ve mütelezziz oluyorum.
          Madem 1اَ ْلاِنْسَانُ عَبِيدُ اْلاِحْسَانِ sırrıyla, herkeste ihsana karşı perestiş var. Elbette, böyle hadsiz ebedî ihsânâta karşı, kâinat kadar bir kalbim olsa, o ihsana karşı muhabbetle dolmak iktiza eder ve doldurmak isterim. Ben bilfiil o muhabbeti etmezsem de, bil’istidat, bil’iman, binniyet, bilkabul, bittakdir, bil’iştiyak, bil’iltizam, bil’irade suretinde ediyorum” diyecek. Ve hâkezâ, cemal ve kemâle karşı insanın göstereceği muhabbet ise, icmâlen işaret ettiğimiz ihsana karşı muhabbete kıyas edilsin.

          Kâfir ise, küfür cihetiyle, hadsiz bir adâvet eder. Hattâ kâinata ve mevcudata karşı zâlimâne ve tahkirkârâne bir adâvet taşıyor.

          #756385
          Anonim

            İnsan hakiki kemalin sadece allaha ait olduğunu, kendisinde veya başkalrında görülen kemalin allahtan ve O nun yardımı ile geldiğini idrak ettiği zaman;muhabbetini sadece allaha tahsis eder, diğerlerini ise O nun rızası için sever!

            allahı razı edecek en büyük amel ise allah rasulunu sevmek ve sünneti seniyyesine uymak olduğunu bilir .

            Hz peygamber sav bu konuda şöyle buyurmuştur;Yüz çevirenler hariç bütün ümmetim cennete girecektir.
            Sahabe-i kiram:yüz çevirenlerde kim? diye sordular buyurduki:

            Kim bana itaat ederse cennete girer, kim asi olursa o yüz çevirmiş demektir!
            Sünnetime uygun olmayan her amel isyandır!
            (Buhari)

            allah taalayı sevmenin alameti Kuranı Kerimi sevmektir.

            allahı ve Kuranı sevmenin alameti Hz Peygambeti sevmektir.Rasulu ekrem s a v sevmenin alameti sünneti sevmektir .

            Sünneti sevmenin alameti ahireti sevmektir.

            Ahireti sevmenin alameti dunyaya buğz etmektir.

            Dünyaya buğz etmenin alameti ise,karnı doyuracak ve ahiretini kazanacak amelleri yapmayı sağlayacak kadar dunyalık ile yetinmektir!..

            (İmam Gazali)

            Hiç kimse allahın yardımı olmadan O,nun rızasına kavuşamaz.allahın rızasına kavuşmanın yolu ise Muhammed Mustafa sav sevmek ve ona tabii olmaktan geçer.

            (Cüneyd-i Bağdadi hz)

            #756388
            Anonim

              Arkadaş! Vesvese ve evham zulmetleri içinde yürürken, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) sünnetleri birer yıldız, birer lâmba vazifesini gördüklerini gördüm. Her bir sünnet veya bir hadd-i şer’î, zulmetli dalâlet yollarında güneş gibi parlıyor. O yollarda, insan zerre miskal o sünnetlerden inhiraf ve udûl ederse, şeytanlara mel’ab, evhama merkeb, ehval ve korkulara ma’rez ve dağlar kadar ağır yüklere matiye olacaktır.

              Ve keza, o sünnetleri, sanki semâdan tedellî ve tenezzül eden ipler gibi gördüm ki, onlara temessük eden yükselir, saadetlere nâil olur. Muhalefet edip de akla dayananlar ise, uzun bir minare ile semâya çıkmak hamakatinde bulunan Firavun gibi bir firavun olur.

              Mesnevi-i Nuriye s.104

              #756391
              Anonim

                Tüm bunlardan ötürü Allah!a iman ettiğini söyleyip, Efendimize iman etmese insan; mümin yahut mümine olamaz diye hüküm ferman edilmiş..

                Zatına olan muhabbeti, habibine olan muhabbete denk tutmuş Cenab-ı Allah..Allah’ı sevmek Efendimizi sevmekten geçiyor demekki..

                Aslında kurbiyet kesbetme adına da Efendimiz büyük bir nimet bizim için.Zira Allah’a kurbiyet noktasında zirvede olan tek isim O idi..O ne yapmış, nasıl yaşamış diyip sünnetine ittiba etmek; çok kestirme bir yol..

                #756394
                Anonim

                  Ona neden benzemek ve ittiba etmek gerektiğini şu satırlar çok güzel ifade ediyor. İnşallah bu satırlar üzerinde de duralım. Bu kısımdaki Peygamberimizin S.a.v. hal, tavır ve harekatını ne kadar iyi anlarsak, ona benzemek ve ittiba etmenin gerekliliğini de o kadar kavramış oluruz.

                  Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hilkaten en mutedil bir vaziyette ve en mükemmel bir surette halk edildiğinden, harekât ve sekenâtı itidal ve istikamet üzerine gitmiştir. 2 Siyer-i Seniyyesi kat’î bir surette gösterir ki, her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinap etmiştir.

                  Evet, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm 3 فَاسْتَقِمْ كَمَاۤ اُمِرْتَ emrini tamamıyla imtisal ettiği için, bütün ef’al ve akval ve ahvâlinde istikamet, kat’î bir surette görünüyor. Meselâ kuvve-i akliyenin fesat ve zulmeti hükmündeki ifrat ve tefriti olan gabâvet ve cerbezeden müberrâ olarak, hadd-i vasat ve medar-ı istikamet olan hikmet noktasında kuvve-i akliyesi daima hareket ettiği gibi; kuvve-i gadabiyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan korkaklık ve tehevvürden münezzeh olarak, kuvve-i gadabiyenin medar-ı istikameti ve hadd-i vasatı olan şecaat i kudsiye ile kuvve-i gadabiyesi hareket etmekle beraber; kuvve-i şeheviyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan humud ve fücurdan musaffâ olarak, o kuvvenin medar-ı istikameti olan iffette, kuvve-i şeheviyesi daima iffeti, âzamî mâsumiyet derecesinde rehber ittihaz etmiştir. Ve hâkezâ, bütün Sünen-i Seniyyesinde, ahvâl-i fıtriyesinde ve ahkâm-ı şer’iyesinde hadd-i istikameti ihtiyar edip, zulüm ve zulümat olan ifrat ve tefritten, israf ve tebzirden içtinap etmiştir. Hattâ tekellümünde ve ekl ve şürbünde iktisadı rehber ve israftan kat’iyen içtinap etmiştir.

                  On Birinci Lem’a-Üçüncü Mesele

                  2 : bk. Müsned: 6:68, 155; et-Tayâlisî, el-Müsned: s.49; Ebû Ya’lâ, el-Müsned: 4:478; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr: 10:314.
                  3 : “Emrolunduğun gibi dos doğru ol.” Hûd Sûresi, 11:112.

                  #756426
                  Anonim

                    Fatma bacı,Allah sizden Razı olsun…”Güzel bir konu seçmişsiniz,lakin konu başlığı buna dikkatsizlik diyelim,Allah’ın baş harfini ufak yazmışsınız can,bunu söyleme amacım açık bulmak ya da sizi kırmak değil,sadece acizane fikrimi söylemek..”Paylaşım için teşekkür ederim.

                    #756450
                    Anonim

                      @Tambur 158124 wrote:

                      Fatma bacı,Allah sizden Razı olsun…”Güzel bir konu seçmişsiniz,lakin konu başlığı buna dikkatsizlik diyelim,Allah’ın baş harfini ufak yazmışsınız can,bunu söyleme amacım açık bulmak ya da sizi kırmak değil,sadece acizane fikrimi söylemek..”Paylaşım için teşekkür ederim.

                      Sağolun ne demek kırılmak birbirimizi uyarmak dinimizin gereği değilmi .
                      Ben bilerek öyle küçük harfle yazdım kaydedip konu açılınca arapça Allah lafzı oluyor diye. Bu vesileyle konu başlığında değişmediğini öğrendim Allah razı olsun…

                      #756489
                      Anonim

                        Sünnete ittiba etmeyen,tembellik ederse,hasarat-i azime; (çok büyük kayıp)

                        Ehemmiyetsiz görür ise,cinayet-i azime; (çok büyük suç canilik)

                        Tekzibini işmam eden tenkid ise,delaleti azimedir. (yalanlamak çok büyük sapıklık yanlışlıktır)

                        Peygamber efendimiz sav kendisine itaat edenin Allaha itaat etmiş olacağını ferman buyurmuştur

                        Hz. Muhammed(a.s.) nübüvvet cihetiyle bir ay gibidir.
                        Vahyin ışığını Şems-i Ezelîden/Veya Kur’an güneşinden alıyor. Risalet cihetiyle bir güneş gibidir. Güneşin kendisinde bulunan ışığını her taraf saçtığı gibi, o da “konuşan, yaşayan bir Kur’an olarak” kendisinde bulunan hidayet ışığını tüm insanlığa saçmıştır.

                        Medeniyetin insanı bozması ve yoldan çıkarmasına karşılık Efendimize tabi olmanın insanlığın birlik ve dirliğini yeniden kazandıracağı “Onun isminin anılması misk gibidir. Onu her andığımızda mis gibi kokar” sözüyle açıklanmaktadır…

                        Ümmetiyle gerçekten alakadar olan Efendimiz ashabından gerçek alakayı görüyordu. Ashabı bütün hareketlerini O’na benzetmeye çalışıyor; yemede-içmede, gezinmede hep O’nu örnek alıyorlardı…
                        Hayatı boyunca ümmetini düşünen; onların hatalarıyla üzülen, iyilikleriyle sevinen bir Peygamberi bilirsek, tanırsak elbette O’nu severiz.
                        İnsanlığın kendine gelmesi Peygamberimizi sevme ve O’na itaat etmekte mümkün olacaktır. Konuyla alakalı olara
                        “Eğer Allah’ı seviyorsanız gelin bana uyun…” (Al-i İmran, 3/31

                        “Peygamberin müminler üzerinde haiz olduğu hak, onların bizzat kendileri hakkında haiz oldukları haktan daha fazladır. O’nun eşleri de müminlerin anneleridir.” (Ahzâb, 33/6) ayetleri ve “Herhangi biriniz beni kendi annesinden, babasından daha çok sevmedikçe.” hadisinin yorumu yapılıyor.

                        “Üç haslet vardır. Bunlar kimde varsa imanın tadını duyar.
                        Allah ve Rasulünü bu ikisi dışında kalan her şeyden ve herkesten daha çok sevmek.

                        Bir kulu sırf Allah rızası için sevmek.
                        Allah, imansızlıktan kurtarıp İslam’ı nasip ettikten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak.” hadis-i şerifi izah ediyor.
                        Seven itaat eder.
                        İtaati O’nun emirleri çerçevesi içinde yapar. Getirdiklerine karşı tepeden tırnağa saygı içerisinde bulunur.
                        Nebiye saygı, arkada bıraktığı şeylere ihtiram ve tazim gerekir.
                        Çünkü Kur’an-ı Kerim, Efendimizin kıyamete âsâr-ı nebiye saygıda bulunanlara şehadette bulunacağını şu ayetle anlatıyor:
                        “Ey Nebi Seni onlara bir şahit ve müjdeleyici olarak gönderdik.” (Fetih, 48/

                      10 yazı görüntüleniyor - 1 ile 10 arası (toplam 10)
                      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.