- Bu konu 3 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
13 Kasım 2009: 17:58 #658216
Anonim
Allahın bize vermiş olduğu emanetlerden bahs ediliyor. Bu emanetlerin mahiyeti nedir ?
Allahın insana vemiş olduğu ve insanında muhafazasına hamil olduğu bir çok emanet vardır. en ehemmiyetli emanet ise emanet-i kübra ile tabir edilen Büyük emanet, Allah (cc) tarafından verilen sınırlı kabiliyet ve sanat ölçüleriyle Allah’ın (cc) sınırsız ve sonsuz sıfat ve isimlerini anlama ve tanıtma görev ve sorumluluğudur ki bu emaneti insan hariç sair mahlukat almaktan korkmuşlardır. bu büyük emanetten hariç olarak vücut aza hayat mal ve evlat gibi emanetlerde vardır .
sizce bu emanetler nelerdir ve niçin verilmiştir????????
13 Kasım 2009: 18:36 #760178Anonim
tevhid ailesi buyrun birlikte öğrenelim!
katılımlarınızı bekliyorum
14 Kasım 2009: 10:55 #760230Anonim
Emanet-i Kübrâ nedir?
burdan başlayalım inşallah
Diğer tüm varlıklar bir yana, insan, yapıp ettiklerinden sorumludur. İnsan akıl, fikir, şuur, idrâk, irâde ve kalp sahibidir ve kendisini hayra yönlendirmeye yükümlü olduğu gibi, şerden uzaklaştırmaya da yükümlü bulunmaktadır. İşte insan bu vasıflarıyla sâir varlıklardan, yani dağlardan, taşlardan, yerlerden, göklerden ve hayvanlardan farklıdır.
Meselâ Kur’ân’ın diliyle, yıldızlar devamlı secde hâlindedirler, ağaçlar devamlı secde halindedir, göklerde ve yerde ne varsa devamlı halde Allah’ı tesbih ederler, gökte ve yerde hareket eden ne varsa büyüklenmeden devamlı Allah’a secde ederler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve hayvanlar devamlı Allah’a secde ederler.Fakat insanlara gelince, insanların çoğu Allah’a secde ediyorlar. Allah insanı en güzel biçimde yarattığı halde, insan en aşağı seviyeye iniyor. İnsan bu aşağı seviyeden yukarı mertebelere kendi gayretleri ile çıkıyor. İnsan hârika nimetlere ancak çalıştıkça kavuşuyor. İnsan yaptıkları ile ya sevap, ya günah kazanıyor. İnsan yaptıklarına rehindir, ancak kazandıklarının karşılığını görüyor.
İşte insan ile sâir varlıkların, dağların, yerlerin ve göklerin farkı bu. İnsan yaptıklarını irâdesiyle yapıyor. Allah’a irâdesiyle itaat ve ibâdet yapıyor, irâdesiyle secde ve zikir yapıyor veya yine kendi irâdesiyle secdeden ve zikirden, îman ve itaatten uzaklaşıyor. Fakat sâir varlıklarda irâde söz konusu değil. İnsanın dışında tüm varlıklar doğrudan Allah’ın irâdesiyle hareket ederler ve itaat ederler. İnsan ise kendi cüz’i irâdesiyle… Ve bu irâdeden dolayı insan ya sevap ya da günah kazanıyor, yaptıklarının sorumluluğunu üstleniyor. Bu irâdeden dolayı mahşerde insana hesap söz konusu oluyor. Yeryüzünde insan irâdesini etkilemek için şeytan gibi, nefis gibi, dünyanın haram-helâl muhtelif güzellikleri gibi câzibeli şeyler bulunacaktır. İnsanın nefsi bunlara meyledecektir. Fakat insan irâdesiyle bunlara yönelmeyecek, Allah’ın emrine bilerek, isteyerek ve irâde ederek boyun eğecektir. Böylece orijinal ve en güzel biçimde yaratılışının sırrına—şüphesiz yine Allah’ın yardımıyla ve hidâyetiyle—ulaşacaktır.Kur’ân, “Biz, emâneti göklere, dağlara ve yerlere teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten çekindiler. Ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi. İnsan çok zâlim ve çok câhildir.” âyeti ile, insan benliğinin ne olduğuna, sevaba ve günaha nasıl ve niçin meylettiğine, var oluşun gizli sırlarının keşfinde nasıl bir anahtar hüviyeti taşıdığına dikkat çeker.
14 Kasım 2009: 11:15 #760233Anonim
@fatmatoy 166559 wrote:
Allahın bize vermiş olduğu emanetlerden bahs ediliyor. Bu emanetlerin mahiyeti nedir ?
Allahın insana vemiş olduğu ve insanında muhafazasına hamil olduğu bir çok emanet vardır. en ehemmiyetli emanet ise emanet-i kübra ile tabir edilen Büyük emanet, Allah (cc) tarafından verilen sınırlı kabiliyet ve sanat ölçüleriyle Allah’ın (cc) sınırsız ve sonsuz sıfat ve isimlerini anlama ve tanıtma görev ve sorumluluğudur ki bu emaneti insan hariç sair mahlukat almaktan korkmuşlardır. bu büyük emanetten hariç olarak vücut aza hayat mal ve evlat gibi emanetlerde vardır .
sizce bu emanetler nelerdir ve niçin verilmiştir????????
Sahip olduğumuz hiçbir şeyin gerçek manada sahibi biz değiliz. Herşey allah tarafından yaratıldığı gibi, yine O’nun izniyle istifademize sunulmuştur. O’nun nimetlerini saymakla bitiremeyiz. Sadece emanet olarak verdiği vücudumuzdan bir kaç azayı nasıl kullanmamız gerektiğini ve aksi halde; bu azaların kıymetlerinin sükut edeceğini, ebedi alemde emanete hıyanet cezasına muhatap olunacağını Üstad Altıncı Sözde ifade etmiş. Detaylı bilgi için Altıncı Söz’ü tavsiye ediyoruz.
Üçüncü kâr: Her âzâ ve hasselerin kıymeti birden bine çıkar. Meselâ akıl bir alettir. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle meş’um ve müz’iç ve muacciz bir alet olur ki, geçmiş zamanın âlâm-ı hazinanesini ve gelecek zamanın ehvâl-i muhavvifanesini senin bu biçare başına yükletecek; yümünsüz ve muzır bir alet derekesine iner. İşte bunun içindir ki, fâsık adam, aklın iz’aç ve tacizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar. Eğer Mâlik-i Hakikîsine satılsa ve Onun hesabına çalıştırsan, akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini saadet-i ebediyeye müheyya eden bir mürşid-i Rabbânî derecesine çıkar.
Meselâ göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyirle şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir mütalâacısı ve şu âlemdeki mucizât-ı san’at-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.
Meselâ dildeki kuvve-i zâikayı Fâtır-ı Hakîmine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan, o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. Eğer Rezzâk-ı Kerîme satsan, o zaman dildeki kuvve-i zâika, rahmet-i İlâhiye hazinelerinin bir nâzır-ı mâhiri ve kudret-i Samedâniye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkar.
İşte, ey akıl, dikkat et! Meş’um bir alet nerede, kâinat anahtarı nerede? Ey göz, güzel bak! Adi bir kavvad nerede, kütüphane-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede? Ve ey dil, iyi tat! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede, hazine-i hassa-i rahmet nâzırı nerede?
Ve daha bunlar gibi başka aletleri ve âzâları kıyas etsen anlarsın ki, hakikaten mü’min Cennete lâyık ve kâfir Cehenneme muvafık bir mahiyet kesb eder. Ve onların herbiri öyle bir kıymet almalarının sebebi, mü’min imanıyla Hâlıkının emanetini Onun namına ve izni dairesinde istimal etmesidir. Ve kâfir hıyanet edip nefs-i emmâre hesabına çalıştırmasıdır.
Altıncı Söz’den
14 Kasım 2009: 11:15 #760235Anonim
allahın bizlere vermiş olduğu diğer emanetler:
Bediüzzaman hz bu emanetleri ve nasıl korunması gerektiğini sözler isimli eserinde 6. sözde açıklıyor.
Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır.Emaneti, sahib-i hakikîsine satmak..
İşte o satışta, beş derece kâr içinde kâr var.
Birinci kâr: Fâni mal, beka bulur. Çünki Kayyum-u Bâki olan Zât-ı Zülcelal’e verilen ve onun yolunda sarfedilen şu ömr-ü zâil, bâkiye inkılab eder, bâki meyveler verir. O vakit ömür dakikaları, âdeta tohumlar, çekirdekler hükmünde zahiren fena bulur, çürür. Fakat âlem-i bekada, saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler. Ve Âlem-i Berzah’ta ziyadar, munis birer manzara olurlar.İkinci kâr: Cennet gibi bir fiat veriliyor.
Üçüncü kâr:
Her âza ve hasselerin kıymeti, birden bine çıkar.
Meselâ: Akıl bir âlettir.
Eğer Cenab-ı Hakk’a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle meş’um ve müz’iç ve muacciz bir âlet olur ki; geçmiş zamanın âlâm-ı hazînanesini ve gelecek zamanın ehval-i muhavvifanesini senin bu bîçare başına yükletecek, yümünsüz ve muzır bir âlet derekesine iner.İşte bunun içindir ki: Fâsık adam, aklın iz’ac ve tacizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar.
Eğer Mâlik-i Hakikî’sine satılsa ve onun hesabına çalıştırsan; akıl, öyle tılsımlı bir anahtar olur ki: Şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar.
Ve bununla sahibini, saadet-i ebediyeye müheyya eden bir mürşid-i Rabbanî derecesine çıkar. Meselâ: Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder.
Eğer Cenab-ı Hakk’a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan; geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur.
Eğer gözü, gözün Sâni’-i Basîr’ine satsan ve onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan; o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir mütalaacısı ve şu âlemdeki mu’cizat-ı san’at-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve şu Küre-i Arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar. Meselâ: Dildeki kuvve-i zaikayı, Fâtır-ı Hakîm’ine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan; o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. Eğer Rezzak-ı Kerim’e satsan; o zaman dildeki kuvve-i zaika, rahmet-i İlahiye hazinelerinin bir nâzır-ı mahiri ve Kudret-i Samedaniye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkar.
İşte ey akıl, dikkat et! Meş’um bir âlet nerede? Kâinat anahtarı nerede? Ey göz, güzel bak! Âdi bir kavvad nerede? Kütübhane-i İlahînin mütefennin bir nâzırı nerede? Ve ey dil, iyi tad! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede? Hazine-i hâssa-i rahmet nâzırı nerede?
Ve daha bunlar gibi başka âletleri ve âzaları kıyas etsen anlarsın ki: Hakikaten mü’min Cennet’e lâyık ve kâfir Cehennem’e muvafık bir mahiyet kesbeder. Ve onların herbiri, öyle bir kıymet almalarının sebebi: Mü’min, imanıyla Hâlıkının emanetini, onun namına ve izni dairesinde istimal etmesidir. Ve kâfir, hıyanet edip nefs-i emmare hesabına çalıştırmasıdır.
Dördüncü Kâr:
İnsan zaîftir, belaları çok. Fakirdir, ihtiyacı pek ziyade. Âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelal’e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azab içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya sarhoş veya canavar eder.
Beşinci kâr:
Bütün o âza ve âletlerin ibadeti ve tesbihatı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda, Cennet yemişleri suretinde sana verileceğine; ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler.
İşte bu beş mertebe kârlı ticareti yapmazsan, şu kârlardan mahrumiyetten başka, beş derece hasaret içinde hasarete düşeceksin.
Burdan çok güzel anlaşıldığı gibi verilen emanetler allah namına işlerse ve
allaha tevekkül edip Ona dayanırsa bu beş kar ile ahirete göçecektir. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.