- Bu konu 20 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
13 Şubat 2010: 12:15 #660732
Anonim
Akademi A. Heyeti
Allah’ın Emir ve Yasaklarının Hikmetiİslâm dini insan hayatını her yönüyle bir bütün olarak ele alır. İnsana, dünyada ve ahirette mutluluğa, huzura götürecek yolları gösterir, rehberlik eder.
İnsanın inanç dünyası, ibadet hayatı, yeme içme, giyinme, beşeri münasebetler ve sosyal hayat gibi hayatın değişik alanlarıyla ilgili bilgi ve düzenlemeler yapmıştır.
Bu bilgilendirme ve düzenleme, insanın yapısına ve donanımına aykırı bir yük, insanın onurunu kırıcı bir müdahale değil aksine onu destekleyen, ona metafizik bir güç ve anlam kazandıran Allah’ın rahmetinin ayrı bir boyutta tecellisinden ibarettir.
Zira insanı yoktan yaradan Allah, onun için faydalı ve zararlı olan şeyleri de en iyi bilendir.Allah’ın büyük gördüğü şeyleri büyük görmek, küçük gördüğü şeyleri de küçük görüp öylece kabul etmek kalbin Allah ile irtibatının, takva dairesinde yaşamasının alâmetidir.. Bu, İslâm’ın temel bir kuralıdır. Bu hakikat Kur’ân’da şöyle ifade edilmiştir;
“Bu böyledir. Kim Allah’ın şeairini tazim ederse, şüphe yok ki bu, kalplerin takvâsındandır.”(Hacc, 22/32)
Bu itibarla Allah’ın emir ve yasaklarını kendi ölçüleri içinde kabullenme ve hayata taşıma, Allah’a olan imanın, O’nunla irtibatın önemli bir göstergesidir.
Allah, insanı yoktan yaratmış ve onu sayısız nimetlerle donatmıştır. Bu nimetler insana bizzat bahşedilenlerle sınırlı değildir; göklerde ve yerde olan her şey insanın istifadesine hazırlanmış hatta onun emrine verilmiştir. Bu hakikat Kur’ân’da şu şekilde ifade edilmiştir:
“Görmüyor musunuz ki Allah göklerde ve yerde olan şeyleri sizin hizmetinize vermiş. Görünen görünmeyen bunca nimete sizi gark etmiş? Yine de, öyle insanlar var ki hiçbir bilgiye, yol gösterici bir rehbere veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp durur.”(Lokman, 31/20)
“Allah gökleri ve yeri yaratandır. Gökten yağmur indirip size rızık olsun diye, onunla türlü türlü meyveler, ürünler çıkarandır. İzni ile denizde dolaşmak üzere gemileri size râm eden, akan suları da, ırmakları da sizin hizmetinize verendir. Mûtad seyirlerini yapan Güneş ile Ay’ı size âmade kılan, geceyi ve gündüzü istifadenize veren de O’dur. Hâsılı O, Kendisinden dilediğiniz her şeyi verdi. Öyle ki Allah’ın size verdiği nimetleri birer birer saymaya kalkarsanız, mümkün değil, onları toptan olarak bile sayamazsınız. Gerçekten insan zalim ve nankördür.”(İbrahim, 14/32-34)
“O (Allah)’dır ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı.”(Bakara, 2/29)
13 Şubat 2010: 12:20 #766440Anonim
Bu zikredilen ayetlerden şu fıkıh kaidesi alınmıştır; “Can, ırz ve namusun dışında, varlıkta aslolan, mübah olmadır. Bir şeyin haram olduğuna dair bir delil yoksa, mübah olduğuna hükmedilir.”Helâl haram kılma yalnız akıllara kalsaydı, kimi hep mübah der, kimi hep haram der, kimi de şaşırır kalırdı. Nitekim vahyin aydınlığından uzak yerlerde böyle olmuş ve olmaktadır. Burada şuna dikkat etmek gerekir ki, bu serbestlik, insanların hepsine eşit olarak tanınmış, insan insan için yaratılmamış ve birbirlerine mübah kılınmamıştır. Bunun için insanların canları, ırzları birbirlerine mübah değildir. Hatta bir insan kendi canını, ırzını bile dilediği gibi kullanmaya izinli değildir. İnsanlar, kendileri için değil Allah’a kulluk için yaratılmışlardır.
Yeryüzünde mevcut her şeyden insanlar için bir faydalanma yönü vardır. Bu faydalanma şekli bazısında pozitif, bazısında negatif bir durumdadır. Hepsinin faydalı olması, her birinin, her şekilde ve herkes için faydalı olması demek değildir. Bir kısmında zararlı olma durumu da vardır.
Cenab-ı Allah’ın insana lutfettiği helâl dairesi geniştir, dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini rahatını isteyen kimseye, meşru dairedeki lezzetler yeterlidir. Helâl dairesi keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Helâl ve meşru olmayan dairedeki lezzet ve keyiflerde hem dünyevî hem uhrevî birçok ızdıraplar, acılar, sıkıntılar vardır. Helâl dairesinde istikamet üzere yaşayanlara Allah’ın âhirette gayet parlak ve daimî bir hayat lütfedeceğini başta Kur’ân olmak üzere bütün semâvî kitaplar ve fermanlar haber verip müjdelemiştir.
Allah’ın emir ve yasaklarının temelindeki espri şudur: Cenâb-ı Allah hakikî mülk ve tasarruf sahibidir. İnsanlar da O’nun kulları ve dolayısıyla mülküdürler. Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Öyleyse O, bizim tavır ve davranışlarımızı belirlemede de Mutlak Hâkim’dir. Bununla beraber, Allah (c.c) imtihan için gönderdiği insanoğluna bir hilafet manası vermiş, eşyaya müdahale etme hakkı tanımıştır ki, bu izâfî bir malikiyettir. İnsanlar, Allah’ın kendilerinden istediklerine teslim ve tâbî olmalı; âdiyatta da eşyaya müdahale etme mevzuunda kendilerine tanınan izafi ve nisbi hakkı kullanmalıdırlar.
13 Şubat 2010: 12:21 #766441Anonim
Allah ve Resülü, bazı yiyecek ve içecekleri ve bazı davranışları haram kılmış, yasaklamışlardır. Bunların bir kısmının neden haram kılındığını açıklamış bazılarını ise açıklamamışlardır. Açıklanan ve deneyerek anladığımız yüzlerce haram ve yasağın ferd ve toplum halinde insanların faydasına, iyiliğine olduğunu, ebedî saadetlerini hedef aldığını görünce, insaflı bir düşüncenin şöyle bir neticeye varması kaçınılmazdır: “Aklımızın ve bilgimizin kavrayabildiği bunca haramda, bu ölçüde büyük hikmet ve faydalar olduğuna göre, aynı kaynaktan gelen diğer yasakların da mutlaka hikmetleri olacaktır.”
İnanmış bir insanın Allah’ın her işinde ve emrinde bir hikmet ve maslahat olduğunu bilmesi ve buna inanması gerekir. Bununla birlikte Allah’a kulluğu açısından emir ve yasakların hikmet ve maslahatları ne olursa olsun, onları anlasın ya da anlamasın, nasıl bildirildi ve emredildi ise ona göre hareket etmesi ve o onlarda bildiği bilemediği, daha pek çok hikmetler olabileceğini düşünmesi esastır. Emir ve yasaklarda, görünen bilinen hikmetlerinin yanında, kalbin, ruhun, hissin ve sırrın beslenmesi, Allah’a teveccühü gibi maslahatlar da olabilir.
Günlük iş ve muamelatımızda helal veya haram kılınan şeylerin akla, mantığa ve hikmete uygun manalar taşıdığı açıkça görülen ve kabul edilen gerçeklerden olsa bile kul, onlarda “emredilmiş olma”yı esas almalıdır. Böylelikle insan, ibadet ve muamelatını taabbüdilik (sırf Allah’ın emrine uyma) düşüncesiyle yaparsa, kendisini halisane olarak kulluk şuuruna alıştırmış olur.
Şimdi ferdî ve sosyal hayatın vazgeçilmez görülen maddeleri üzerinde durmak istiyoruz.
13 Şubat 2010: 12:24 #766442Anonim
Yiyecekler
Akademi A. Heyetiİnsanın hayatiyetini devam ettirebilmesi için yemesi, içmesi çeşitli gıda maddelerini alması gerektiği her türlü izahın üstünde bir gerçektir. İnsanın; aklının, nefsinin, neslinin, malının korunmasını esas alan İslâm dini, yiyecekler ile ilgili de bir düzenlemede bulunmuştur. Zira yiyecekler, insan sağlığını, aklını, neslini, nefsini ve malını yakından ilgilendirmektedir. Bu ilgi alanı üçüncü şahısların haklarını ilgilendirmekte hatta bazı yönlerden toplum hayatına kadar uzanmaktadır.
Yahudilik ve Hristiyanlık’ta da beslenme ve yiyecekler konusunda bir düzenleme vardır. Yahudilikteki bir kısım kısıtlamaların Hristiyanlık ve İslâmiyet’te kısmen kaldırıldığı söylenebilirse de, bu üç ilâhî dinde de belli tür gıda maddelerinin yenmesi veya içilmesi yasaklanmıştır. Fakat İslâm dininde yasaklar en aza indirilmiş, bu konuda temel esas ve amaçların tesbiti yeterli görülmüştür.
Diğer taraftan Allah’ın emir ve yasaklarının kulları için aynı zamanda bir imtihan vesilesi olduğu da unutulmamalıdır. Emir ve yasaklarda, Allah’ın iradesine samimiyetle teslim olanları olmayanlardan ayırdetme söz konusudur.
Cenabı Allah Kur’ân’ı Kerim’de bütün insanlara hitap ederek ve onların yemeye, içmeye muhtaç varlıklar olduklarına işaret ederek, yer yüzünde bulunan şeylerin helâl, hoş ve temiz olanlarından yemelerini istiyor:
“Ey insanlar! Yeryüzünde olan bütün nimetlerimden helâl hoş olmak şartı ile yeyiniz; fakat şeytanın peşinden gitmeyiniz. Çünkü o sizin besbelli düşmanınızdır.”(Bakara, 2/168)
Bu itibarla insanın her önüne çıkanı, her eline geçeni yememesi, pis, murdar, başkasının hakkı geçmiş ve dinen yasaklanmış şeylerden uzak durması ve tenezzül etmemesi gerekir.
Başka bir ayette de şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenler! Size kısmet ettiğimiz rızıkların temiz ve helâlinden yiyiniz. Eğer yalnız Allah’a ibadet ediyorsanız, O’na şükrediniz.”(Bakara, 2/172)
Cenab-ı Allah yeryüzünde bulunan rızıkların maddeten ve manen temiz olanlarından yenmesini emretmektedir. Zira âlemde helâl, haram ve pis hepsi vardır. Diğer varlıklardan ayrı bir donanıma sahip olan insanın, iradesini kullanarak helâl ve meşru olanları yemesi gerekir. Aksi takdirde insanın hayvandan farkı kalmamış olur. Ayrıca insan helâl ve temiz şeylerden kendisini mahrum etmemeli, temizlerinden temiz temiz yemeli ve bu nimetleri kendisine bahşeden Allah’a şükretmelidir.
Helâl yiyecekler sayılamayacak kadar çoktur. İnsanın gerek beden ve gerekse ruhuna zararlı olan maddelerin yenilip içilmesi dinen haramdır. Böyle bir yasaklamanın en başta gelen amacı, insanın beden ve ruh sağlığının korunmasıdır.
Bu genel bakışdan sonra, helâller ve haramlar üzerinde detaya girmeden belli başlıklar altında durmak istiyoruz.
13 Şubat 2010: 12:27 #766444Anonim
Eti Yenen Hayvanlar
Akademi A. Heyeti
Her dinde yenilip-yenilmemesi gereken hayvanlar ile ilgili hükümler vardır. Bunlardan bazıları aşırılığa kaçarken bazıları da yasakların sınırlarını çok daha dar tutmuşlardır.İslâm dininde, eti yenilen hayvanlar hususunda genel prensipler konulmuş, haram kılınanlar zikredilerek bunun dışındakilerin temiz olmak şartiyle helâl olduğu bildirilmiştir.
Kur’ân’da yenmesi helâl olan etlerin ayrı ayrı belirtilmesi yönüne gidilmemiş, Allah’ın nimetlerini hatırlatmak ve Müslüman’a yaraşan şeylerin yenmesi gerektiğini vurgulamak üzere
“iyi ve temiz şeylerin helâl kılındığı”(Bakara, 2/172; A’raf, 7/32) ifade edilmiştir. Koyun, deve, sığır gibi (behimetü’l-enam) en çok yenilen hayvanlara da işaret edilmiştir. (Maide, 5/1)
Allah insana, istifadesine sunduğu hayvanlardan nasıl yararlanması gerektiğini de öğretmiş ve “temiz”olanların etinden yemeyi helâl kılmıştır. Ancak, yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de bildirdiğinin dışında Peygamber Efendimiz (sas) de Allah’ın kendisine bildirmesiyle bazı hayvanların etinin yenilemeyeceğini Müslümanlara öğretmiştir.
Kur’ân’ı Kerim’de bildirildiği üzere, yeryüzünde ne varsa insan için yaratılmıştır. (Bakara, 2/29) Göklerde ve yerde bulunan her varlık ve imkân, Allah’ın bir lutfu olarak insanın emrine verilmiştir. (Casiye, 45/13) Bununla birlikte iyi ve temiz şeylerin helâl olduğu bildirilmiş “Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılındı.”(Maide, 5/5) pis şeyler ise haram kılınmıştır; “…O Peygamber kendilerine meşrû şeyleri emreder, kötülükleri yasaklar, kendilerine güzel ve hoş şeyleri mübah, murdar şeyleri ise haram kılar..”(el-A’râf, 7/157).
Allah’ın insana bahşettiği sayısız nimetlerin en önemlilerinden biri de hayvanlardır. İnsanlık, tarih boyu hayvanları binek ve taşıma aracı olarak kullanmış; etinden, sütünden, derisinden vs. yararlanmışlardır.
Kur’ân, bir taraftan temiz ve helâl olanlardan istifade edilebileceğini bildirmiş, diğer taraftan da haram olanları zikrederek bunların dışındakilerin helâl olduğunu ifade etmiştir ki, bu ileride ele alınacaktır.
Bu izahtan sonra eti helâl olan hayvanları genel olarak zikretmek istiyoruz;
13 Şubat 2010: 12:30 #766445Anonim
a. Kara hayvanları
Etlerinin yenmesinin helâl olduğunda görüş birliği olan hayvanlar:
1. Koyun, keçi, sığır, manda, deve, tavşan, tavuk, horoz, hindi, kaz, ördek türünden evcil hayvanlar.
2. Geyik, ceylan, dağ keçisi, yabanî sığır ve zebra gibi yabanî hayvanlar
3. Güvercin, serçe, bıldırcın, sığırcık, balıkçıl gibi kuşlar.
4. Tırnak ve pençeleri ile avını parçalamayan, leş ve necâsetle beslenmeyen bütün yabanî kuş çeşitleri.
5. Çekirge, sünnette yenilebileceğine dair özel hüküm bulunması sebebiyle helâl hayvanlar grubunda yer almıştır. (Buharî, Zebaih, 13; Müslim, Zebaih, 52)
6. At eti, dört mezhepte genel kabul edilen görüşe göre helâldir. Ebu Hanife’ye göre ise tenzihen mekruhtur.
b. Su Hayvanları
Suda yaşayanlardan balık sınıfına giren denizdeki bütün canlıların eti yenir. Kur’ân’da deniz avının ve denizden elde edilen yiyeceğin helâl olduğu bildirilmiştir. (Maide, 5/96; Fatır, 35/12) Peygamber Efendimiz, deniz hakkında sorulan bir soruya şöyle cevap vermiştir: “Onun suyu temiz, içinde ölen de temizdir”Bu âyet ve hadisle birlikte hakkında özel bir hüküm bulunmayan konularda mübahlığın esas alınması prensibi, suda yaşayan hayvanlarla ilgili hükmün temelini teşkil eder.
Su hayvanları iki grupta ele alınabilir:
1- Balık türleri:
Balığın her çeşidi helâldir. Bunlarda akıcı kan olmadığı için boğazlama işlemi gerekmez. Hanefilerin yaklaşımına göre, kendiliğinden ölmüş ve suyun üzerine çıkmış balıkların yenilmesi uygun değildir. Şâfiî ve Mâlikîlerin yaklaşımı ise balık sûretinde olmasa bile bütün deniz canlılarının yenilebileceği yönündedir. Hanbelîler’e göre, yılan balığı dışındakiler yenilebilir. Görüldüğü üzere bu konuda bazı mezhepler çerçeveyi dar, bazıları ise geniş tutmuştur. Bu yaklaşım farklılıklarının temel sebebi de nasslarla bildirilen hayvanların dışındakilerde yenilebilirliğin “insan tabiatının çirkin görmesi”prensibinden hareket edilerek yorumlanmasından dolayıdır.
2. Balık cinsi dışında kalan deniz canlılar
ı:
Midye, kurbağa, yengeç gibi su hayvanlarını yemek Hanefî mezhebine göre helâl değildir. Diğer üç mezhebe göre ise, sadece suda yaşayan her türlü hayvan, kendiliğinden ölmüş olsa bile yenebilir.
c. Hem karada hem suda yaşayan hayvanlar
Hem karada hem suda yaşayan kurbağa, kablumbağa, yengeç, yılan, timsah gibi hayvanları yemek helal değildir. Malikîlerin yaklaşımına göre bu tür hayvanlar yenilebilir.
Hayvanların yumurtası ve sütü genellikle etlerinin hükmüne bağlanmıştır. Eti yenen hayvanların süt ve yumurtaları da helâldir. Etinin yenmesi caiz olmayan hayvanların yumurtasını da yemek caiz değildir. Malikî mezhebine göre ise yumurtlayan hayvanlar zararlı değilse yumurtaları yenilebilir.
13 Şubat 2010: 12:32 #766446Anonim
Kesimin Besmele Çekilerek Yapılması
Cenâb-ı Allah, “Eğer Allah’ın ayetlerine inanıyorsanız; üzerine Allah’ın ismi anılanlardan yeyin.”(el-En’âm, 6/118);
aynı sûrenin 121. ayetinde de, “Allah adına kesilmeyen hayvanın etini yemeyin! Bu, Allah yolundan çıkmaktır, isyandır.”buyurmaktadır.
Âyetlerdeki ifade oldukça açıktır. Etin yenebilmesi için hayvanın etinin yenilen cinsten olması, kesim işinin İslâm’a uygun olarak yapılması ve hayvanın da Müslüman bir kimse tarafından kesilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte genel görüşe göre ehl-i kitaptan olan (Yahudi ve Hristiyan) bir kimsenin kestiği de yenebilir. Fakat dini yaşamada “şüpheli şeylerden kaçınma”bir esas olduğundan mümkün mertebe ihtiyatlı olmayı tercih etmek gerekir. Aynı durum besmele ile kesilip kesilmediği belli olmayan etlerde de söz konusudur.
Hanefî mezhebine göre besmeleyi unutarak terk etmek zarar vermez, fakat kesen kimse kasden terk etmiş ise o hayvanın eti helâl olmaz Şafi mezhebine göre besmele şart değil, müstehabdır, ister kasden, ister sehven terk edilsin besmele çekilerek yenilebilir.
Tabiatı itibariyle çirkin, iğrenç ve kötü olmayan ehlî hayvanların etleri, dinî usule uygun olarak kesilirlerse, dînen helâldir, yenebilir. Koyun, keçi, sığır, manda, deve, geyik, tavuk, hindi, kaz, ördek, devekuşu, bıldırcın, güvercin, keklik ve avlandığını bildiğimiz diğer kuş ve hayvanlar, bu kısma girer.
13 Şubat 2010: 12:35 #766448Anonim
Yenilmesi Haram KılınanlarAkademi A. Heyeti
Her işinde bizim bildiğimiz bilemediğimiz birçok hikmetleri olan Allah, bazı hayvanların etlerinin yenmesini haram kılmıştır. Haram kılınan şeyler, İnanç manevîyat, ahlâk ve temizlik gibi değişik açılardan haram kılınmıştır. Dolayısıyla sadece tıbbî yönden değerlendirmek isabetli olmaz. Böyle olsaydı mesela ilkin zehir ve diğer öldürücü şeyler yasaklanırdı. Oysa böyle bir yasak Kur’ân’da görülmez.
Kur’ân’da yiyecekler konusunda haramlıkla ilgili açıklamaların ortak noktası ise, tayyibat (iyi ve temiz) sayılmayan “habais”yani pis ve iğrenç şeylerin yenmemesi gereğidir. Ayrıca insan sağlığına zararlı maddelerin yenilmemesi, İslâm’ın genel prensiplerindendir.
Etinin yenmesi haram kılınan hayvanlar ile ilgili olarak Kur’ân’da şöyle buyrulmuştur: “Ey Muhammed, de ki: Bana vahyolunanlar arasında, yiyen kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Yalnız murdar ölmüş hayvan eti veya akmış kan yahut domuz eti ki, bu, şüphesiz pistir; yahut Allah ‘tan başkası adına bir fısk olarak boğazlanan hayvan müstesnadır. Ancak kim darda kalırsa, aşırı gitmemek ve zarûret miktarını aşmamak şartıyla bunlardan yiyebilir.”(el-En’âm, 6/145).
“Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkasının adına kesilen,-henüz canı çıkmadan yetişip şartına uygun tarzda kestikleriniz müstesna- boğulmuş, bir şey vurularak öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanmış, boynuzlanmış yahut canavar tarafından parçalanmış olup da ölen hayvanların etleri, putlara ait sunaklarda kesilen hayvanların etleri ve zar atarak, kumar oynayarak elde edilen etler.
Bütün bunlar itaat dışına çıkıştır. Artık bugün kâfirler dininizi söndürmekten ümitlerini kestiler. Öyleyse onlardan korkmayın, Benden çekinin.
İşte bugün sizin dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm’ı seçtim, hoşnutluğum ondadır.
Kim günaha meyletmeksizin açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, haram olan etlerden yiyebilir. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur)”(Maide, 5/3)
13 Şubat 2010: 12:37 #766449Anonim
Şimdi yukarıda zikredilen ayetlerde yenilmesi haram kılınan dört şey üzerinde ayrı ayrı durmak istiyoruz:
1- Leş: Haram kılınan şeylerin başında “meyte”tabir edilen “leş”gelmektedir.
Leş yani “meyte”sadece kendiliğinden ölen veya canlının mukabili ölü hayvan olmayıp bu sayılanları da içine alacak şekilde tezkiye edilmeksizin yani dini usule göre boğazlanmadan ölen hayvan demektir. Böyle bir hayvan temiz değildir, yenilmez.
Hayvanın İslam’a Uygun Olarak Kesimi (Tezkiye)
Konuyla ilgisi bakımından bir hususu açıklamakta fayda görüyoruz. Eti helâl olan bir hayvanın dine uygun bir şekilde boğazlanması gerekir ki buna “tezkiye”denilir. Hayvanın tezkiyesi, nefes borusu, yemek borusu ile şahdamarları denilen iki kan damarının kesilmesidir. Böylece hayvan kanın akmasına imkân verecek şekilde boğazlanmış olmaktadır.
Eğer boynun tamamı koparılır, yahut hayvan boğazı sıkılarak veya başka şekilde öldürülürse bunlar, uygun boğazlama sayılmaz. Zira bu durumda kan vücutta kalıp pıhtılaşır, ete yapışır.
Hayvanın damarlarında sıvı halde dolaşan kanda birçok mikroplar, parazitler barınabilmektedir. Hayvanın kesilerek kanının akıtılması suretiyle bu mikroplar, parazitler v.s. zararlı şeyler dışarı atılmaktadır. Kesilmeyip kendiliğinden ölen hayvanda ise; kan atılmadığından, mikroplar, parazitler vs. bünyede kalır, bunlar hızla çoğalır ve hayvanın bünyesi mikrop yuvası haline gelir. Zaten bu yüzden “leş”denmiştir. Müdahalesiz ölen hayvanlar, genellikle şiddetli zayıflık, zehirlenme ve mikrobik hastalıklar sebebiyle ölürler. Onların yenmesi sıhhî yönden tehlikeli neticeler doğurabilir.
Diğer taraftan, insanlar bu tür hayvanları yemeyince, yaşayan kuşlar ve diğer hayvanlar gıda bulma imkânına kavuşurlar. Gerçekten de leşler, diğer hayvanların fıtrî gıdalarıdır. Yine Kur’ân’da bildirildiği üzere (Maide, 5/3) şu hayvanlar da leş hükmündedir: Boğazlanmadan boğularak öldürülen, sopa veya herhangi bir şey ile bir yerine vurulmak suretiyle öldürülmüş olan, yüksek bir yerden düşüp ölen, başka bir hayvanın boynuzuyla, kafasıyla veya tekmesiyle vurması neticesi ölen, bir yırtıcı hayvan tarafından parçalanmak suretiyle ölen hayvanlar.
Ancak bu saydığımız hayvanlara, henüz kendisinde az çok bir hayat emâresi varken yetişilir ve bu hayvanlar besmele ile boğazlanırsa, murdar olmaktan çıkarlar, etleri yenilir hâle gelir.Kendi kendine ölürse, kara hayvanlarının dışında su hayvanları da leş sayılırlar. Leşlerin haram oluşundan maksat, onun etinin yenmemesidir. Zira boynuzlarından, kemiğinden ve kılından faydalanılabilir. Leşin derisinden faydalanmak ise, deriyi tabaklamak suretiyle mümkün olur. Peygamberimiz; “Bir deri tabaklanmakla temiz olur.”buyurmuştur Bundan sadece domuz derisi istisnadır. Domuz derisi tabaklanmakla temizlenmiş olmaz. Eti yenen bir hayvanın etinden, daha kendisi hayatta iken kopan bir uzvu ve parçası da leş hükmündedir. Bir hayvanın kesildikten sonra, henüz kendisinde hayat eseri varken kopan parçası ise, leş sayılmaz. Ancak böyle bir parçayı yemek mekruhtur..
13 Şubat 2010: 12:40 #766450Anonim
2- Akmış kan:
Akan kan haram kılınmıştır. (Enam, 6/145) Hayvanlar kesilince vücuttaki kanın büyük bir kısmı dışarı akar, az bir miktar da ince damarlarda kalır. Kan yemenin haram oluş hikmetlerinden biri, daha önce geçtiği üzere akan kan ile birlikte vücuttaki mikrop ve parazitlerin de dışarı atılmasıdır. İşte bu dışarıya akan kanı yemek, içmek haramdır. Zaten böyle bir şey pis olduğundan bozulmamış insan tabiatı onu yemekten, içmekten tiksinir.
İnce damarın içinde kalan veya dalak ve ciğer gibi âzalarda bulunan kan ise, akmış sayılmadığından et ve sakatat ile birlikte yenilmesi mübahtır.
3- Domuz eti:
Domuz etinin yenmesi Kur’ân’ı Kerim’de açık ve kesin bir ifade ile haram kılınmıştır.
(Bakara, 2/173, Maide, 5/3; Enam, 6/145)
Ve yine ayette bildirildiği üzere domuz etinin pis oluşunda şüphe yoktur. (Enam, 6/145)
Esasen domuz etinin yenmesi bütün ilâhî kaynaklı dinlerde haramdır. Tevrat’ta domuzun murdar olduğu bildirilip etinin yenmesi ve ölüsüne dokunulması yasaklanmıştır: “Domuz çatal tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız.”(Tesniye, 14/
İncil’de, domuz etinin yenilmesini kesin yasaklayan açık bir ifade yoktur. Bununla birlikte birçok yerde domuz aşağılanmıştır. (Bk. Matta, 7/6; Markos, 5/11/14)
Domuz, tabiatı icabı, ekşimiş ve kokuşmuş maddeler yiyen ve pislik içinde yüzen bir hayvandır. Bu sebeple eti, başta trişin ve tenya olmak üzere birçok mikroba yuvalık yapmaktadır. Domuz etinden insana geçebilen trişin, domuzlarda ağır bir hastalık yapmaz. Halbuki insanlarda, çok tehlikeli ve öldürücü bir hastalık meydana getirir.
Domuz etiyle alınan trişin kurtçukları, mide ve bağırsak yoluyla kana geçer. Böylece de, bütün vücuda yayılırlar. Trişin kurtçukları özellikle çene, dil, boyun, yutak ve göğüs bölgelerindeki kas dokularına yerleşirler. Çiğneme, konuşma ve yutma adalelerinde felçler meydana getirirler. Yine kan damarlarında tıkanıklığa, menenjit ve beyin iltihabına sebep olurlar. Bazı ağır vakalar, ölümle sonuçlanır. Bu hastalığın en kötü tarafıysa, kesin bir tedavi şeklinin olmamasıdır.
Trişin gibi zararlı maddeler modern tesislerde istihale ile arındırılabilir. Fakat bu durum onun helâl olduğu manasına gelmez. Her şeyden önce Allah, domuzu haram kılmıştır. Onda bizim bildiğimiz bilemediğimiz birçok zararlar vardır.
Diğer taraftan domuz eti çok yağlıdır. Yenildiği takdirde, bu yağ kana geçer. Böylece kan, yağ tanecikleriyle dolmuş olur. Kandaki bu fazla miktardaki yağ; atar damarların sertleşmesine, tansiyon yükselmesine ve kalp enfarktüsüne sebep olur.
Ayrıca, domuz yağı içerisinde “sutoksin”denilen zehirli maddeler mevcuttur. Vücuda giren bu zehirli maddelerin dışarı atılması için, lenf bezlerinin fazla çalışması icap eder. Bu durum, bilhassa çocuklarda lenf düğümlerinin iltihaplanması ve şişmesi şeklinde kendini gösterir. Hasta çocuğun boğaz bölgesi anormal bir şekilde şişerek, âdeta domuza benzer. Bu sebeple, bu hastalığa “domuz hastalığı”(skrofuloz) adı verilir. Hastalığın ilerlemesi halinde, bütün lenf bezleri cerahatlenerek şişer. Ateş yükselir, ağrı başlar ve tehlikeli bir durum ortaya çıkar.
İnsan ve hayvanlar, yedikleri gıdaların az-çok tesirinde kalırlar. Mesela, köpek, aslan gibi et yiyen hayvanların yırtıcı; koyun, keçi, deve gibi ot ile beslenen hayvanlarınsa daha uysal ve yumuşak huylu oldukları malumdur.
Bu durum insanlar için de geçerlidir. Nebati gıdalarla beslenenlerin, genellikle halim-selim; et ve et ürünleriyle beslenen insanların ise daha sert mizaçlı oldukları tespit edilmiştir.
Domuz, dişisini kıskanmayan bir hayvandır. Domuz eti ile beslenen insanlarda, kıskançlık hissinin zayıfladığı veya dumura uğradığı gözlenmiştir
Fransız filozoflarından Savorin de beslenmenin mizaç üzerindeki bu tesirine çok önem vererek, “Bana ne yediğini söyle, senin ne olduğunu haber vereyim.”demiştir.Denizde veya belli havuzlarda domuz yağı katılmış yemle beslenen balıkların yenmesinde mahzur yoktur. Çünkü bu yem, balıkların vücudunda belli istihalelere, yani kimyevî değişikliklere uğrar. Şu kadar ki, nasıl sokaklarda salma gezen ve pislik yeme durumunda olan hayvanların boğazlanmadan önce birkaç gün bekletilmesi gerekiyorsa, necisü’l-ayn yani tabiatıyla pis bir şey yiyen balıklar da bir-iki gün bekletilmelidi
13 Şubat 2010: 12:43 #766452Anonim
4- Allah’tan başkası adına kesilenler
Hayatı veren de alan da Allah’tır. Allah’ın izin ve iradesiyle insanlar, hayvanları boğazlamaktadırlar. İşte hayvanı keserken, Allah’ın ismini anmak, Allah’ın insana verdiği bu izni tazelemek; ölümün ancak O’nun kudret ve iradesiyle olduğunu hatırlamak içindir.
Ayette bildirildiği üzere Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların etini yemek haramdır. (Bakara, 2/173 )
Hayvanın kesimi sırasında Allah’tan başkasının ismi zikredilince, Allah’ın bu izni ve rızası iptal edilmiş; böylece kesilen hayvandan mahrumiyeti gerektiren büyük bir nankörlük içine girilmiş olur. Hayvanları Allah’tan başkası adına kesme yasağı, aynı zamanda putperestliğin kökünü kazımak, tevhit inancını perçinlemek hikmetini de taşır.
Bir hayvanın etinin helâl olabilmesi için boğazlamadan veya ava ateş etmeden önce “Bismillâh”veya “Bismillâhi Allahu Ekber”diye besmele çekmek gerekir. Allah, unutularak işlenen hatalardan insanı sorumlu tutmayacağı için kasden olmayıp unutularak besmelesiz kesilen hayvanın eti yenilir. Ama hayvan kesilirken kasden besmele çekilmezse o hayvanın etini yemek haramdır.
Ayrıca Peygamber Efendimiz’in teşri yetkisini ifade eden ayetin şu ifadesi, helal olmanın dayandığı temeli de açıkça belirtir::
“O peygamber onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri de haram kılar “(el-A’râf, 157)
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)in sünneti de Kur’ân’ı Kerim’deki bu yasakları teyid ederek, “pis ve iğrenç”yiyeceklerin özelliklerine ilişkin detaylandırıcı açıklamalar içermektedir. Meselâ Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) “Azı dişi olan yırtıcı hayvanların (zî nab: ağzının dört yanında uzun ve sivri dişleri olan hayvanlar) ve “yırtıcı kuşların”(zî mihleb: pençesi ile avını parçalayan kuşlar) etlerinin yenmeyeceğini özellikle belirtmiştir.. İbn Abbâs’ın rivâyetinde bu hadisin devamı şöyledir: “Ve pençesi ile avlanan her kuş haramdır.”
Zikredilen ayetlere açılım getiren hadisler ışığında haram kılınan diğer hayvanlar şunlardır:
Ayet-i kerimede geçen “pis”diye vasıflanabilecek bütün hayvanlar
Burada geçen “pis”olma vasfı insana zararlı olabilecek şekilde zararlı şeylerle beslenen hayvanları içine aldığı gibi, tabiatı gereği insanın iğrendiği bütün hayvanları da içine alır. Yılan, fare, kaplumbağa, köstebek, kirpi, solucan, sinek gibi hayvanlar bu gruba girer.
Akar kanı olmayan böcekler
Çekirge dışındaki böcekler.
Pençesiyle avlanan yırtıcı hayvan ve yırtıcı kuşlar
Hanefi fıkhına göre “siba (yırtıcı hayvanlar)”kelimesi et yiyenler şeklinde kabul edilmiş ve bu gruba giren bütün etçil hayvanların eti haram sayılmıştır. (Aslan, kaplan, kurt, ayı, tilki, çakal, fil, gelincik, sansar, samur, sincap, maymun, köpek, kedi vs.) Şâfiîler ise bu kelimeye “insanlara saldıran ve parçalayan”anlamını verdikleri için tilki ve çakalı bunların dışında değerlendirip etlerini helâl kabul etmişlerdir. Mâlikilerde ise bu tür hayvanları yemek haram değil mekruhtur.
Yırtıcı kuşlar hakkındaki görüşler ise, Hanefilerde akbaba ve karga me
kruh görülürken Malikilere göre bütün yırtıcı kuşlar mekruhtur. Şâfiîler ise zararı dokunup dokunmadığını ölçü almakta ve zararı dokunanları mekruh görmektedir.
At, eşek ve katırEşek ve katırın yenmesi bütün mezheplerde haramdır. Bu konuda Hz. Câbir’den (r.a.) şöyle rivâyet edilir. Resulullah (sas) Hayber gazasında eşek etini yasak etti, at etini yemeye izin verdi”Bu hadis-i şerifi ölçü alan Ebû Yûsuf, İmam Muhammed gibi Hanefî imamlar, Ahmed b. Hanbel ve İslâm hukukçularının çoğunluğu at etini helâl kabul ederken; Ebû Hanife, tenzihen mekruh (helâle yakın mekruh) hükmünü vermiştir. İmam Mâlik ise, “Resulullah; at, katır, eşek etini ve azı dişi bulunan her yırtıcı hayvanın etini yasak etti”hadisini esas alarak at etini haram saymıştır. Ebû Hanife ve İmam Mâlik’in at etini helâl kabul etmeyişlerine diğer bir delilleri de; “O, atı, katırı ve eşeği bunlara binmeniz ve süs için yarattı.”(en-Nahl, 16/ ayet-i kerimesidir. Atın sütünün içilmesinde ise bir mahzur yoktur.
13 Şubat 2010: 12:45 #766453Anonim
Suda yaşayan hayvanlar
Bu konuda kabul edilen genel kriter “insan tabiatının çirkin görmesi”dir. Bu prensipten hareketle, mezheplerin yaklaşımı farklılık arz etmektedir. Hanefiler çerçeveyi dar tutarak suda yaşayan hayvanlardan yalnız balığın yenilebileceği, kurbağa dâhil diğer bütün deniz hayvanlarının yenilmesinin ise helal olmadığı kanaatindedirler. Mâlikîler ise çerçeveyi oldukça geniş tutmuşlardır. Onlara göre, deniz domuzu hariç bütün deniz hayvanları yenilebilir. Şafiîler’de ise, deniz hayvanlarından tabiatları gereği pis olanlar haram, temiz olanlar helâldir.
Hastalık sonucu kendiliğinden veya zehirlenerek ölen deniz hayvanları yenmez. Bunun dışında taş, sopa gibi maddelerle darbe sonucu veya havasız, susuz kalma neticesinde ölenler helâldir. Kara hayvanlarında kanın akıtılması şart olduğu halde su hayvanlarında boğazlama veya yaralamak suretiyle bir kan akıtma şartı aranmaz. Diğer kara hayvanlarından yenmesi haram olanlar ise şunlardır;
• Azı dişleri ve pençesiyle avını tutup parçalayan ve dövüşen vahşî ve yırtıcı hayvanların etleri haramdır, yenmez. Kurt, ayı, aslan, kaplan, sırtlan, pars, sansar, sincap, fil, maymun, tilki, gelincik, kedi, köpek gibi.
• Tırnaklarıyla avını kapıp avlayan ve tab’an kerih görülen kuşların da etleri haramdır veya tahrimen mekruhtur. Bunlar; çaylak, kuzgun, kartal, akbaba, yarasa, atmaca, şahin, alacakarga gibi hayvanlardır.
• Yaradılıştan pis ve iğrenç olan hayvanların etleri de yenmez. Fare, köstebek, kirpi, kertenkele, akrep, yılan, kurbağa, kaplumbağa, salyangoz, solucan, arı, sinek, kurt, böcek, v.s.• Temiz olmayan şeyleri yemiş olan tavuk, koyun, sığır gibi hayvanların etleri de, bir temizlik süresi geçmeden yenilemez. Bunun için böyle necasetle gıdalanan hayvanlar hapsedilir, temiz gıda ile beslenirler. Bu hapis süresi tavukta üç gün, sığır ve deve için on gün, koyun için de dört gündür.
13 Şubat 2010: 12:47 #766454Anonim
Helâl Yemenin ÖnemiAkademi A. Heyeti Allah insanlara rızıkların güzel ve temiz olanlarından yemeyi ve buna karşılık da şükretmeyi emretmiştir. Helâl yemek duânın ve ibadetin kabulüne sebeptir. Haram yemek ise bunların geri çevrilmesine, kabul edilmemesine sebep olur. Allah Rasûlü bu çok hassas ve önemli olan noktaya şu şekilde dikkatleri çekmiştir: “Ey insanlar, şüphesiz Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Şüphesiz Allah, müminlere, peygamberlere emrettiği şeyleri emretmiştir.
Allah şöyle buyurmuştur:
Ey peygamberler, güzel rızıklardan yiyin, sâlih amel işleyin, ben sizin yaptıklarınızı bilirim.”(Mü’minûn, 23/51). Ve yine Allah şöyle buyurmuştur: Ey iman edenler, size rızık olarak verilenlerin temiz olanlarından yiyiniz. “(Tâhâ, 20/81).
Bu ayetleri okuduktan sonra Allah Rasûlü, uzun bir yolculuğa çıkan, saçı başı karışmış, toza batmış, ellerini göğe kaldırmış, ‘Ey Rabbim, ey Rabbim.’ diye dua eden bir adamdan bahsetti ve şöyle dedi: “Bu kimsenin yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, haramla beslenmiş, duası nasıl kabul olsun?”
En Doğru Sözlü’nün sözünden öteye söz olmaz.
13 Şubat 2010: 12:49 #766455Anonim
Zarûret Hali
Akademi A. Heyeti
Yukarıda zikrettiğimiz bütün bu haramlar, normal durumlar içindir. Zaruret hâlinin ise, kendisine mahsus hükümleri vardır. Zaruret hâlinden maksat, açlık ve susuzluğu giderecek, hastalığı tedavi edebilecek helâl bir nesnenin bulunmaması hâlidir.
Açlık ve susuzluk:
Ölmeyecek kadar yiyip içmek her insan için farzdır. İnsan bu sayede oruç tutmaya, namaz kılmaya muvaffak olur. İnsan yiyecek ve içecek helâl bir şey bulamazsa, haram olan şeyden de ölmeyecek kadar yiyip içebilir. Bu yiyişin ve içişin ölçüsü ise, ölmeyecek, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlasını yiyip içmek helâl olmaz. Çünkü zaruretler kendi miktarlarıyla takdir olunurlar. Helâl yiyecek ve içeceklerden ise, kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yiyip içmek mübahtır. Şu kadar var ki, hadiste bildirildiği üzere helâl dahi olsa, bir Müslümanın tıka basa yemesi doğru bulunmamış, midenin üçte birinin yiyecek, üçte birinin içecek ve üçte birinin de nefes için ayrılması tavsiye edilmiştir..
Tedavi zarureti:
Tedavi için temiz olan ilâçları yiyip içmek, kullanmak câizdir. Peygamber Efendimiz: “Ey Allah’ın kulları, tedavide bulununuz. Çünkü Allah Teâlâ, hiçbir hastalık yaratmamıştır ki, onun için bir deva ve ilâç da yaratmamış olsun. Yalnız bir hastalık müstesnadır. O da ihtiyarlıktır.”buyurmuştur. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre helâl ve temiz olmayan şeylerle tedavide bulunmak caiz değildir. Meselâ şarap ve benzeri haram şeylerle tedavide bulunmak haram kılınmıştır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Haram ile tedavi olmayınız”, “Şüphesiz ki Allah sizin şifanızı size haram kıldığı şeylerde yaratmamıştır.”
Peygamber Efendimiz’e, ilaç için şarap yapmanın hükmü sorulduğunda, “Şüphe yok ki o deva değil, bir derttir.”buyurmuştur. Şu kadarı var ki, bazı âlimlere göre başka bir ilaç bulunmadığı zaman, Müslüman ve uzman bir doktorun göstereceği lüzum üzerine câiz olabilir. Ameliyat olacak hastaların bayıltılmasında zaruret olduğundan narkoz gibi uyuşturucu maddelerin kullanılmasında mahzur yoktur. Nitekim, Peygamberimiz erkeklere ipek giymeyi haram kıldığı halde, cild hastalığı sebebiyle Abdurrahman bin Avf ve Zübeyr bin Avvâm gibi bâzı sahabîlerin giymesine müsaade etmiştir. Harâm olan bir şey’i ilâç olarak kullanmanın bâzı şartları vardır: 1. Bu ilâç kullanılmadığı takdirde, insan hayatının ve sıhhatının hakikî bir tehlike içinde olması… 2. Onun yerini tutacak helâl bir ilacın bulunmaması… 3. Bu ilâcı, dindarlığına ve ihtisasına güvenilir bir Müslüman doktorun tavsiye etmesi… Bu üç şartın bulunması hâlinde, haram maddelerle de tedavi câiz olur. Görülen lüzum üzerine bir uzvuna ameliyat yapılacak bir kimseye aklını giderip bayıltacak bir ilâç verilmesinde de (narkoz) bir sakınca yoktur.
13 Şubat 2010: 12:52 #766456Anonim
İçecekler
Akademi A. Heyeti
İnsanı öldüren veya aklını gideren, vücudu zehirleyen veya herhangi bir şekilde sağlığa zararlı olan şeyleri yemek, içmek haramdır.. Bu itibarla İslâmiyet, sarhoşluk veren her çeşit içkiyi haram kılmış, içilmesini yasaklamıştır.
Kur’ân’da şöyle buyurulur:
“Ey iman edenler! Şarap, kumar, putlara kurban kesilen sunaklar, fal okları, şeytana ait murdar işlerden başka bir şey değildir. Bunlardan geri durun ki felah bulasınız. Şarap ve kumarla şeytanın yapmak istediği tek şey, sizin aranıza düşmanlık ve kin salmak, sizi Allah’ı zikretmekten ve namazdan alıkoymaktır. Artık bu habis şeylerden vazgeçtiniz değil mi?”(el-Mâide, 5/90-91).
Bu konuda peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) şöyle buyurmuştur;”Her sarhoşluk veren şey haramdır””Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır”
İslâm dininin emir ve yasakları temelde beş esası korumaya yöneliktir. “Zaruriyat”da denilen bu esaslar şunlardır: Din, can, nesil, akıl ve mal. Aslında dünyadaki bütün hukuk sistemlerinde bu değerler birer esas olarak korunmaya alınmıştır. Dolayısıyla bunlar herkesin korumakla mükellef, yani yükümlü olduğu temel esaslardır.
İçki içmek İslâm’da yasak olduğu gibi, önceki semavî dinlerde de bu konuda bazı yasaklar getirilmiştir. Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ta şu cümleler dikkati çeker. “Rab, Harun’a şöyle dedi: “Sen ve oğulların Buluşma Çadırı’na şarap ya da herhangi bir içki içip girmeyin, yoksa ölürsünüz. Kuşaklar boyunca bir kural olsun bu. Kutsalla bayağı olanı, kirliyle temizi birbirinden ayırt etmelisiniz. (Tevrat, Levililer, 10; 8-10)
İncil’de bu konuda şöyle denir: “Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükran duasını yapıp ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. “Alın, yiyin!”dedi, “Bu benim bedenimdir.”Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, “Hepiniz bundan için!”dedi. “Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır. Size şunu söyleyeyim, Babamın egemenliğinde sizinle birlikte tazesini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim.”(İncil, Matta, bab, 26; 26-29.).
Sarhoşluk veren maddeler, neslin, nefsin, aklın, malın, dinin zararınadır. Bu itibarla, haram kılınan bu maddelerden uzak durmak insanın birçok açıdan yararınadır.
İçkinin akıl, beden ve ruh sağlığına zararlı olduğu, aile ve toplumda derin yaralar açtığı hususunda tıp doktorları, psikologlar ve sosyologlar dâhil herkes görüş birliğindedir. Alkolün, insanın ruhî ve bedenî çöküşüne, giderek toplumdan uzaklaşıp içine kapalı, hastalıklı ve problemli bir kişi oluşuna, ileri yaşlarda bunaklığa ve düşkünlüğe yol açtığı; başta ailenin dağılması, cinayetler, trafik kazaları olmak üzere birçok toplumsal problemin önemli sebebleri arasında olduğu herkes tarafından bilinmektedir.
Yukarıda mealen verdiğimiz âyetlerde, içki ve kumar yasağının hikmetleri apaçık belirtilmiştir. İçkinin insan sağlığına zararları üzerinde, başta tıp olmak üzere değişik ilim dalları ittifak hâlindedir. Yapılan istatistikler ortaya çok vahim sonuçlar koymaktadır. Bazı ülkeler bu yüzden içki ile devletçe mücadele etme yoluna bile gitmektedirler.
Sarhoşluk veren her şey içkidir ve haramdır. Azı veya çoğu sarhoşluk veren her çeşit içki, hangi maddeden yapılmış olursa olsun, âyette geçen hamr mefhumuna dâhildir ve haramdır. (Buna göre bira ve benzeri şeyler de haramdır). Bal, darı, arpa ve benzeri maddelerin mayalandırılmasından elde edilen içkiler de haramdır. Hadiste geçtiği üzere, çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.
Sarhoşluk veren içkilerin, zamanla alışkanlık ve bağışıklık sağladığı, az içenin giderek bağımlı hale geldiği, zamanla vücudun daha fazlasını istediği bilimsel bir gerçektir. Bu sebeple içkiyi önlemenin en kesin yolu, azını çoğunu, hepsini yasaklamaktır. İşte bu ve daha birçok zararlarından dolayı İslâm, çoğu sarhoşluk veren nesnelerin azını içmeyi de haram kılmıştır.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.