• Bu konu 5 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
  • Yazar
    Yazılar
  • #669147
    Anonim

      Allahu Ekber konusunu inşaallah.

      işleyeceğiz.

      risalei nurun ders ışığı altında..

      Bakalım Allahu Ekber in arşına çıkabilecekmiyiz?

      Allahu Ekberi yudumluyunca,zaten namazın her rekatında Allahu Ekber dediğimiz için,burda öğreneceğimiz manalar akla gelerek namaz bambaşka olacaktır.

      Ama o an için.Şayet tekrar tekrar hergün yeni yeni Allahu Ekber kapıları açılınca bu manalar namazda kendini gösterecektir.

      Öyle ise başlayalım.

      #789738
      Anonim

        Bu makam yazıldığı zaman Kurban Bayramı geldi.
        i029.gif (Allahu Ekber,Allahu Ekber,Allahu ekber) ler ile nev’-i beşerin(İnsanların) beşten birisine,

        üç yüz milyon(şimdi 1,5 milyar ) insanlara birden Allahu Ekber dedirmesi;

        koca küre-i arz, büyüklüğü nisbetinde o i030.gifkelime-i kudsiyesini semavâttaki (Göklerdeki) seyyarat(gezegenlere,yıldızlara) arkadaşlarına işittiriyor gibi,

        yirmi binden ziyâde(şimdi 1 milyondan ziyade) hacıların Arafat’ta ve îd’de(bayram namazlarında) beraber birden i030.gif(Allahu ekber) demeleri,

        Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bin üç yüz sene evvel âl ve sahabeleriyle söylediği ve emrettiği Allahu Ekber kelâmının bir nev’i aks-i sadâsı olarak(yansıması olarak) rubûbiyyet-i İlâhîyenin(İlahi terbiyeciliğin,kemalın,mükemmelliğinin) i031.gif(Yerin ve Alemlerin rabbi) azamet-i ünvaniyle(Büyüklük unvanıyla) küllî(Büyük) tecellisine(görüntüsüne) karşı geniş ve küllî (büyük) bir ubûdiyetle(kullukla) bir mukabeledir(karşılık vermektir), diye tahayyül(hayal ettim) ve hiss ve kanaat ettim.

        meyvenin 8.meselesi-asayı musa

        #789739
        Anonim

          14 milyar ışık yılı içindeki evren,kainat(hepsi yıldızlar,gökadaları,gezegenler,güneşler,aylar,sam anyolu var içinde dikkatli bakınız Allahu ekber deyiniz)

          universe.gif

          Meselâ: i030.gifin(Allahu Ekberin) bir vech-i ma’nası(mana tarafı):

          Cenâb-ı Hakk’ın(Allahın) kudreti ve ilmi herşeyin fevkinde büyüktür;

          hiçbir şey dâire-i ilminden(ilim dairesinden) çıkamaz,

          tasarruf-u kudretinden(kudretinin tasarrufundan) kaçamaz ve kurtulamaz.

          Ve korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür.

          Demek haşri(yeniden dirilişi) getirmekten

          ve bizi ademden(yokluktan) kurtarmaktan

          ve saadet-i ebediyeyi (Ebedi saadeti,huzuru,cennet hayatını)

          vermekten daha büyüktür.

          #789740
          Anonim

            Her acib ve tavr-ı aklın hâricindeki herşeyden daha büyüktür ki,
            i034.gif âyetinin sarâhat-ı kat’iyyesi(açık kesinliğiyle) ile

            nev’-i beşerin(bütün insanların) haşri (yeniden dirilişi) ve neşri (hayat bulmaları),

            birtek nefsin(insanın) îcadı kadar o kudrete kolay gelir.

            Bu ma’na i’tibâriyledir ki, darb-ı mesel(atasözü) hükmünde

            büyük musîbetlere ve büyük maksadlara karşı,

            herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der..

            kendine teselli ve kuvvet ve nokta-i istinâd (dayanak noktası,sığınma yeri)yapar.

            #789741
            Anonim

              On Altıncı Söz’ün âhirinde îzah edilen şu:

              Nasıl bir nefer(asker), bayramda bir müşir(general) ile beraber huzuru pâdişâha girer; sâir(diğer) vakitte, zabitinin(subayının) makamı ile onu tanır.

              Aynen öyle de;

              her adam Hac’da bir derece veliler gibi Cenâb-ı Hakk’ı (Allahı)i036.gif(yerin ve alemlerin rabbi) ünvanı ile tanımağa başlar.

              Ve o kibriya(Allahu Ekber) mertebeleri kalbine açıldıkça, ruhunu istila eden mükerrer(tekrarlı) ve hararetli (sıcak) hayret suallerine

              yine i030.giftekrariyle umumuna cevab verdiği misillû;

              On Üçüncü Lem’a’nın âhirinde(sonunda) îzahı bulunan ki,

              şeytanların en ehemmiyetli desîselerini köküyle kesip

              cevab-ı kat’i (kesin cevap) veren yine i030.gifolduğu gibi;

              8.mesele meyve risalesi

              #789742
              Anonim

                “Adeta, harekât-ı salâtiyede tekrarla Allahu ekber, Allahu ekber demekle kat’ı meratip ve terakkiyat-ı mâneviyeye ve cüz’iyattan devâir-i külliyeye çıkmasına bir işarettir ve marifetimiz haricindeki kemâlât-ı kibriyâsının mücmel bir ünvanıdır.” Ne demek?

                Yazar: Sorularla Risale, 08-10-2010

                “İşte, ey tenbel nefsim! Bir nevi miraç hükmünde olan namazın hakikati, sabık temsilde bir nefer mahz-ı lütuf olarak huzur-u şahaneye kabulü gibi, mahz-ı rahmet olarak Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ve Mâbûd-u Cemîl-i Zülcelâlin huzuruna kabulündür. Allahu ekber deyip, mânen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip, kayd-ı maddiyattan tecerrüd edip, bir mertebe-i külliye-i ubudiyete veya küllînin bir gölgesine veya bir suretine çıkıp, bir nevi huzura müşerref olup, İyyâke na’büdü hitabına -herkesin kabiliyeti nisbetinde- bir mazhariyet-i azîmedir. Adeta, harekât-ı salâtiyede tekrarla Allahu ekber, Allahu ekber demekle kat-ı meratip ve terakkiyat-ı mâneviyeye ve cüz’iyattan devâir-i külliyeye çıkmasına bir işarettir ve marifetimiz haricindeki kemâlât-ı kibriyâsının mücmel bir ünvanıdır. Güya herbir Allahu ekber bir basamak-ı miraciyeyi kat’ına işarettir. İşte, şu hakikat-i salâttan mânen veya niyeten veya tasavvuren veya hayalen bir gölgesine, bir şuâına mazhariyet dahi büyük bir saadettir.”(1)

                Namaz müminin miracı olduğu için, Allah ile bir görüşme ve bir sohbet niteliğindedir. Allah, namaz vaktinde insanı huzuruna kabul ediyor. İnsan da bu kabule tesbih, tekbir ve tahmid ile mukabele ediyor. Bu yüzden namazın her hareketinde ve her rüknünde “Sübhanllah”, “Allahu ekber” ve “Elhamdülillah” kelimeleri zikrediliyor.
                Namazın her bir hareketi ve bu harekette zikredilen tekbir; manevi olarak, marifetullahta Allah’a bir adım yaklaşma niteliğindedir. Bu zikirlerin tekrar edilmesi, yerinde saymak anlamına gelen bir tekrar değil, terakki ve yükselişin neşesinden ve şükründen gelen bir ilandır. İnsan namazın ilk girişinde cüzi bir sohbet manası ile başlar, namazın sonunda ise finale ulaşmış bir şekle girer. Namaz içinde böyle sayısız makam ve terakki mertebeleri vardır.
                Tabi namaz içindeki bu külli makam ve mertebelerin manasına ulaşmak her insanda aynı olmuyor. Namazın bu cüzi makamından tut, külli makamlara kadar çok dereceleri vardır.
                Kalbi ve gözü hüşyar, yani uyanık olan bir veli, namazın her bir rükün ve hareketi ile Hakka uruc edip yükselir. Her tekbir onun aleminde bir şahlanış, bir kibraya makamının açılması ve tezahür etmesidir. Her bir tahmid, şükür perdelerinin aralanıp, nihayetsiz şefkatten gelen ihsan ve ikramlara bir mukabeledir. Her bir tesbih, içinde yaşadığımız maddi alemin kayıtlarından sıyrılmak ve Allah hakkında zihinde beliren kusur ve kayıtlardan bir temizlenmektir.
                İnsanın Allah ve onun azameti hakkındaki marifeti, Allah’ın hakiki azametine mücmel bir unvan oluyor. Yoksa, hakiki bir mikyas ve mizan değildir. Yani biz kul olarak Allah’ı ne kadar iyi bilsek de, bizim bilmemiz onun hakiki kibriyasına yetişmez ve onun sonuz büyüklüğünü ihata edemez. Bizim marifetimiz Onun mahlukat alemindeki tecellisinin bir parça ve bir tutam unvanı mesabesindedir.
                (1) bk. Sözler, On Altıncı Söz

                #792295
                Anonim

                  “Şeytanların en ehemmiyetli desiselerini köküyle kesip cevab-ı kat’î veren yine Allahu ekber olduğu gibi,..” bu desiseler nelerdir? Ezan okununca şeytanın kaçması Allahu Ekber ile mi ilgilidir?

                  Yazar: Sorularla Risale, 25-10-2010

                  Mesela; cesedi çürüyen bir insanın, yeniden inşa ve ihya edilmesi meselesinde, akıl ve kalp hayret içinde kaldığında, Allah’ın sonsuz kudret ve ilmi tahayyül edildiği vakit, bu işin böyle bir kudret ve ilim karşısında ne kadar adi ve basit bir mesele olduğu anlaşılır ve o noktadan gelen vehim ve vesveseler uçup gider.
                  Yine “Suhufun nuşirat” yani; insanın bütün amellerini bir sayfada ilan ederiz, ayetinde, şeytan insanları bu nasıl olur, aklen mümkün görünmüyor gibi vehim ve vesveseler ile bocalattığı vakit, Allah hem Zatı hem de isim ve sıfatları ile o kadar büyüktür ki manasında olan “Allahu ekber” manası, böyle gevrek ve esassız vehimleri yerle bir eder. Böylece insan, kudreti sonsuz Allah’a zor ve kolay kavramlarını izafe etmenin doğru olmadığını anlar, o vehim ve vesveseden kurtulur.
                  “Allahu ekber” tabiri; burada Allah’ın azamet ve kibriyasına işaret ediyor. Allah’ın azamet ve kibriyasını ise biz kainattan anlıyoruz, yani eserleri ve icraatları O’nun kudret ve ilminin sonsuzluğunu ispat ediyor. Allah’ı eserleri ve icraatları ile tanıyan birisine vehim ve vesvese yanaşamaz demektir. Öyle ise tahkiki iman, şeytanın vehim ve vesveselerini kökünden kurutan tesirli bir manevi ilaçtır.
                  Ezanın okunmasında, besmelenin çekilmesinde, şeytanın uzaklaştığına dair rivayetler var; lakin şeytan zatı ile uzaklaşıp geri gelir; ama desise ve vehimleri devam eder, bu İlahi bir kanundur. Öyle ise şeytanın hile ve vehimlerinden kurtulmanın köklü çözümü; Allah’ı tahkiki bir surette tanıyıp iman etmektedir. Allah’ın büyüklüğünü tahkiki olarak kavrayan birisi için, O’na taalluk eden meselelerde şüphe ve vehme düşmez.

                7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.