• Bu konu 1 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #638456
    Anonim

      Cevher İLHAN
      “Amerikan belgeleri”yle ABD’nin PKK’ya desteği… (2)
      cilhan.jpg Sekiz bine yakını Türkiye hakkında olan sızdırılan ya da servis edilen 251 bin “gizli belge”nin ancak 200’ü açıklanan kontrollü-plânlı “Wikileaks deşifreleri”nde, ABD’nin PKK’ya desteği belgeleniyor. Irak’taki Amerikan işgal güçlerinin PKK’ya çok büyük silâh yığınını bıraktığı, terör örgütünün Türkiye’deki kanlı eylemlerini, bombalama ve saldırılarını haber vermediği, dahası göz yumduğu, tek tek olayların ispatıyla açık bir biçimde kaydedilmiş…
      Amerikan Dışişleri Bakanı Clinton, her ne kadar “Amerikan yönetiminin bu belgeleri paylaşmadığını” söylese de Washington’un şimdiye kadar “sahte” demediği ve açık bir biçimde “gerçekliğini” onayladığı orijinal gizli diplomatik yazışmaların ifşaatından “utanmak” bir yana, en ufak bir imâ ile bile olsa inkâr etmiş değil…
      Böylece “Öcalan’ın yakalanıp paketlenerek Türkiye’ye teslimi ile başlayan ve Bush döneminde PKK’nın “ortak düşman” ilan edilmesiyle ve “istihbarat paylaşımı ve askerî operasyonlara destek”le propaganda edilen süreçte, ABD’nin iddia edildiğinin aksine, terör örgütünü her yönüyle koruyup kolladığı bir defa daha Amerikan diplomatlarının Washington’a iletilen “diplomatik kriptolar”la açığa çıkmakta. (Gazete.com, 26.11.2010)
      “Kuzey Irak’ta görev yapan Amerikan ve İsrailli subaylarının ve istihbaratçıların PKK ile doğrudan temas kurduklarına dair “belgeler”de yer alan “bilgiler”, bunun itirafı…

      PKK’YA SİLÂH VE EĞİTİM…
      Mesela, Amerikan Dışişleri’nin 1979’daki “PKK terörist bir örgüttür” kararına rağmen, 17 Kasım 2004’te Bakuba ve Tikrit’te Amerikan güçlerince gözaltına alınan PKK’lı teröristler, Amerikan askerî belgelerinde “özgürlük savaşçıları” olarak tanımlanıp serbest bırakılmış.
      25 Şubat 2006 tarihli ve daha sonraki dokümanlarda ise Amerikan güçlerinin Irak’ın çeşitli bölgelerinde teröristleri bile bile yakalamadığı, dahası tutuklanan teröristlerinin serbest bırakılmasına aracılık ettiği yazılmış.
      Bilindiği gibi daha önce Başbakan Erdoğan, ABD’nin işgalle dağıttığı Irak ordusunun tanktan uçaksavara hafif ve ağır silâhlarını PKK’ya vermesinden yakınmıştı. Amerikan ordusunun terör örgütüne ayrıca silâh ve mühimmat verdiği, Amerikalı ve İsrailli subayların başta Kandil olmak üzere Kuzey Irak’taki kamplarda teröristleri eğittiği Amerikan Kongresi’nin kararı ve Amerikan savcılarının kararıyla ortaya çıkmıştı. Wikileaks’in Washington’da resmî işlem gönderilmiş “ifşaatları”nda bunlar da belgeleniyor.
      Kuzey Irak’ta CIA peşmergelerini “koordine” eden ABD’nin Delta Force özel kuvveti bünyesinde, “gayri-nizami harp”, “terör ve karşı-terör” ve “genel kontrol uzmanları”ndan oluşan Amerikan askerî timlerinin, bölgedeki PKK teröristlerine silâhlı eğitim verdiği, daha evvel Frankfurter Allgemaine, Observer gibi Avrupa gazetelerinde ve Londra’da çıkan El Hayat adlı gazetede yayımlanmıştı. “Wikileaks belgeleri”nde bunlar da doğrulanıyor.
      Keza Körfez Savaşı sonunda, Irak depolarındaki ve peşmergelerin elinde bulunan silâhların önemli bir yekûnunun PKK’nın eline geçmesini CIA’nın sağladığı, İncirlik’ten kalkan Çekiç Güç’e bağlı uçakların PKK’ya havadan malzeme attığı, hâlen soruşturulan garip bir “uçak kazası”na kurban giden Jandarma eski komutanı Org. Eşref Bitlis’in hazırladığı ve Genelkurmay eski Başkanı Doğan Güreş’in teyid etiği raporla belirlenmiş. (Aksiyon, 28.10. 1995)
      1980 öncesi ve sonrasında ABD’nin Belçika üzerinden “dekorasyon malzemesi ve lamba ayağı” etiketiyle binlerce İspanyol mavzerinin PKK’ya gönderdiği, 12 Ağustos 1977 tarihli “gümrük müfettişi raporu”nda bildirilmekte. 2001’de ABD’nin kirli işlerini yürüten ve uyuşturucu trafiğinin yönetildiği merkez olarak tanıtılan Hollanda’nın “ABD’nin Irak plânları” kapsamında kışkırtma amacıyla PKK’ya yeniden silâhlı eylemlere girişmesi için silâh ve malzeme vaadinde bulunduğu, askerî uzmanlarca tesbit edilmiş…
      ABD’ye bağlı çalışan NATO’nun Türkiye kolunun 1990 sonrasında PKK’ya silâh sattığı ve İsrail’den alınan silâhların bir kısmının PKK yöneticilerine teslim edildiği ifâde edilmekte.

      UYUŞTURUCU VE FİNANS DESTEĞİ…
      Yine PKK’nın gelir kaynaklarının başında geldiği bizzat Öcalan tarafından itiraf edilen uyuşturucu kaçakçılığının ve nüfuz ticaretinin CIA’nın denetiminde yürüttüğü, CIA’nın uyuşturucu ihâlelerinin önemli bölümünü PKK’ya verdiği, “gizli belgeler”le ortaya dökülmekte.
      Bunların yanısıra ABD’nin terör örgütünün para ve finans kaynaklarını güvence altına alıp çeşitli illegal kanallarla para yardımında bulunduğu yine bu “belgeler”le su yüzüne çıkmakta. 27 Aralık 2002’de CIA’nın ABD’den “Littleford” isimli işadamı tarafından banka havalesiyle “hayali cam sehpa ithalatının ödemesi” perdesinde 125 milyon doların Suriye’deki PKK’lı bir işadamına yollanması, bu konuda Amerikan resmî makamları ve PKK tarafından yalanlanmayan belgelerden biri.
      Kısacası, AKP Genel Başkan Yardımcısı Çelik’in ifâdesiyle “Bu (Wikileaks) işten en çok hoşlanan İsrail”se, “gizli belgeler” ifşa edildikçe, en çok zarardîde olan Türkiye. Ne var ki AKP sözcüleri, hâlâ dünyada en çok “kriptolar”ın Türkiye’den gönderilmesini, “AKP iktidarının aktif politikaları”na yorumlamakla kalıyor; Başbakan, sâdece hakkındaki iddialara cevap vermekle yetiniyor.
      Ve “gizli kriptolar”ı teğet geçme ve geçiştirmeye çalışan siyasî iktidar, ABD’nin AKP’ye desteğine değinmiyor. Garip, çok garip…

      03.12.2010
      #781962
      Anonim

        Cevher İLHAN
        “Amerikan belgeleri”yle ABD’nin PKK’ya desteği… (3)
        cilhan.jpg


        ABD’nin PKK’ya desteğine dair “belgeler”de, Amerikalı yetkililerin PKK ile 1990’ların ortalarından beri görüşmeler yaptığı; 3 Kasım 2002 seçimlerinden hemen sonra ABD-PKK görüşmelerinin yoğunlaştığı kaydediliyor.
        Amerikan Dışişleri Bakanlığı üst düzey strateji uzmanlarından Prof. Michael Gunter’in Şam’da, daha sonra 19 Ocak 1999’da ABD’nin Hırvatistan Büyükelçisi ile CIA Ortadoğu Şefi Graham Fuller’in Roma’da terörist başı Öcalan’la görüşmesi; ve Amerikalı albay başkanlığındaki askerî yetkililerden oluşan heyetin PKK Başkanlık Konseyi ile 11 ve 16 Temmuz 2003’te iki toplantı yapması, bu görüşmelerden birkaçı.
        California Eyaleti Los Angeles Bölge Mahkemesi’nin 5 Ekim 2001’de PKK’nın terörist olmadığına ve faaliyetlerinin engellenemeyeceğine karar vermesi; pasaport sahtekârlığı dolayısıyla yakalanan PKK’nın Kuzey Amerika Temsilcisi Kani Gulam’ın Amerikan yasalarına göre 10 yıl hapis ve ardından sınır dışı edilmesi gerekirken, mahkemece serbest bırakılması, ABD’nin PKK’ya desteğine bir başka örnek.
        Yine ABD’nin katkısıyla PKK’nın KADEK ismiyle Batı ülkelerinde serbest çalışma şartları sağlanıp uzun yıllar “terör örgütleri listesi”ne alınmaması; terör örgütü gündemindeki “Washington Kürt Enstitüsü”nün ABD tarafından resmen korunması, bu desteğin Dışişleri’nin önde gelen stratejistlerinden Prof. Michael Gunter üzerinden yürütülmesi, Nisan 2002’de PKK’nın “Kürdistan Ulusal Kongresi”ni temsil eden heyetin ABD’de resmen kabul edilmesi, ABD’nin terör örgütüyle işbirliğinin bir diğer boyutunu deşifre ediyor…

        “ORTAK OPERASYON”
        REDDEDİLMİŞ…
        Bilindiği gibi, daha önce Başbakan Erdoğan, ABD’nin işgalle dağıttığı Irak ordusunun tanktan uçaksavara hafif ve ağır silâhlarını PKK’ya vermesinden yakınmıştı. Amerikan ordusunun terör örgütüne ayrıca silâh ve mühimmat verdiği, Amerikalı ve İsrailli subayların başta Kandil olmak üzere Kuzey Irak’taki kamplarda teröristleri eğittiği Amerikan Kongresi’ne sunulan raporla ve Amerikan savcılarının kararıyla ifşa edilmişti. Bundandır ki, Amerikan ordusunun hiç de akla mantığa sığmayan “190 bin silâhımızı kaybettik” açıklaması buna yorumlanmıştı.
        Diğer yandan ABD’nin önemli strateji merkezlerince Türkiye’yi parçalanmış gösteren, “Kürdistan haritaları”nın resmî-yarı resmî kurumlarınca yayınlandığı herkesin mâlûmu.
        Ayrıca 2002-2003’te PKK Başkanlık Konseyi’nin Amerikan Dışişleri’ne yazılı müracaatı üzerine, “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin ilk aşamasındaki operasyonuna destek” sözü karşılığında Washington’un idam cezasının kaldırılması için Ankara’ya baskı yaptığı, belgelenenler arasında. (Gazete5.com, 26.11.2010)
        Gerçek şu ki, Irak’taki Amerikan işgal güçleri, PKK’ya çok büyük silâh yığınını bırakmış, terör örgütünün Türkiye’deki kanlı eylemlerini, bombalama ve saldırılarını Türkiye’ye haber vermemiş, gibi göz yummuş. Terörle ortak mücadelede hep yan çizmiş…
        Buna bağlı olarak 9 Ekim 2009 tarihli “belge”de, Amerika’nın Ankara Büyükelçisi James Jaffery’in raporunda, Türkiye’ye gelip Füze Kalkanı konusunda iknaya çalışan Amerikan Savunma Bakanı Müsteşar Yardımcısı Alexandır Vershbow’dan, Ankara’nın ABD’den “ortak düşman” PKK’ya karşı “extra destek (ortak operasyon) talep ettiği, ancak Amerikalıların, “çatışma kurallarımıza uymaz” diye reddettiği, “Wikileaks’ın Türkiye ifşaatları”ndan…

        “İLİŞKİLERE AYNEN DEVAM!”
        İşin ilginci, AKP iktidarında Ankara’nın komşu Irak’taki işgaline her türlü desteği vermesine, Meclis’i by pass ederek, başta İncirlik Üssü olmak üzere, havaalanlarını ve limanlarını işgalcilerin personel, savaş uçağı yedek parçası, silâh, mühimmat ve savaş malzemesinin nakil ve dağıtımına açmasına mukabil, Washington, Türkiye’de son otuz yılda binlerce çocuk, kadın ve yaşlıyı hunharca katleden, 40 bin kişinin kanına giren terör örgütüne pişkince destek vermekle kalmayıp yavuz hırsız misâli Türkiye’yi suçluyor.
        Bizzat Millî Savunma Bakanı’nın ifâdesiyle Ankara’nın İncirlik’ten havalanan Amerikan savaş uçaklarının Irak üzerine—dört yıl önceki rakamlara göre—3995 sorti yapıp Irak şehir ve köylerini bombalamasına verdiği desteği hiçe sayıyor. Yüksünmeden Türkiye’yi Irak’taki El-Kaide’ye ve işgale karşı gelen direnişçilere sınırdan büyük miktarda Irak’a silâh kaçırdığı iddiasıyla töhmet altında bırakıyor.
        Son Mavi Marmara saldırısında görüldüğü gibi uluslar arası zeminlerde Türkiye’nin değil, İsrail’in yanında yer alıyor…
        Ve bütün bunlara karşı Amerikan Dişişleri Bakanı Clinton, “üzüntüsünü” bildirmekle ve kınamakla kalıp örtülü itiraf ediyor. “Gizli olması gereken kriptolar”ın açığa çıkmasından yakınıyor. Irak’ta ve Afganistan’da, ölüm, işkence, suikast, saldırı, işgal, baskın, katliâm ve zulme dair skandal olayların değil, bunları açıklamanın ilişkilere ve Amerikan çıkarlarına zarar verdiği ve ikili ilişkileri riske ettiği çarpıtmasında bulunuyor.
        Neticede, ABD’nin PKK terör örgütünü desteklediği, Türkiye’ye yönelik terörü koruyup kolladığı “belgeler”le ispatlanıyor. Ancak Başbakan, hâlâ “ABD ile ilişkileri” sorgulamıyor. Dışişleri Bakanı, “Bizim için değişmez, ilişkilerimiz aynen sürecek” diyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı Çelik, “ABD ile ilişkilerimiz aynen devam edecek” diye konuşuyor. Özellikle ABD’nin PKK’ya desteğine değinilmeden “teğet” geçiliyor.
        Sormak lâzım; AKP iktidarını, gizli kirli savaşla muallel Amerikan politikalarına bu denli mecbur ve mahkûm eden nedir? Açıklanmayan “şifreli yazışmalar”da bu da var mı acaba?

        04.12.2010
        #781963
        Anonim

          Cevher İLHAN
          “Amerikan belgeleri”yle ABD’nin PKK’ya desteği… (1)
          cilhan.jpg


          Dünyayı sarsan “Wikileaks depremi”ndeki “gizli belgeler”de de ifşa edilen vahâmetlerde biri, ABD’nin PKK terör örgütünü desteklediği bir defa daha belgelenmekte.
          Gerçek şu ki her ne kadar aksi savunulsa da Amerikalı diplomatların şifreli kriptolarla gönderdikleri resmî ve imzalı yazışmaları, gizli Amerikan politikaları ajandasını yansıtmakta. “Gizli belgeler” gölgesinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu’ya görüşen Amerikan Dışişleri Bakanı Clinton’un, yalnız gizli belgelerin dışarıya sızmasını eleştirmekle kalıp “ABD’nin oynadığı küresel rol” çerçevesinde iddiaları reddetmemesi, bunun ikrarı.
          Ve ABD’nin bizzat Bush ve Obama’nın ağzından “stratejik müttefik” ve “model ortak” ilân ettiği Türkiye ile “terörle mücadele” kapsamında “ortak düşman” ilân ettiği PKK terör örgütüne verdiği desteğin deşifresi, vahâmeti ortaya koymakta…
          Hatırlanacağı üzere uzun süre “stratejik müttefik” ABD’nin PKK’yı “terör örgütü” olarak tanıması ve ortak mücadeleye katılmasını bekleyen Türkiye, nihâyetinde Erdoğan’ın 5 Kasım 2007’de Bush’la Beyaz Saray’da başbaşa yaptığı görüşmede, bu “taahhüdü” aldı. Amerikan yönetimi, bizzat Bush’un ağzından PKK’yı “terör örgütü” ve “ortak düşman” ilân etti.
          Ankara “ortak mücadele” amacıyla Washington ve Bağdat’la “üçlü mekanizma” kurdu. Buna göre, bölgeyi termal kameralarla tarayan Amerikan casus uçaklarından ve uydularından elde ettiği bilgileri “anlık istihbarat paylaşımı” anlaşmasıyla Türkiye’ye verecekti. Kuzey Irak’ta ve sınırda tesbit edilip Florida’daki komutanlığa gönderilen terörist sızma hareketleri görüntüleri, anında koordinatlarıyla, eylem ve boylamlarıyla derhal Ankara’ya Genelkurmay karargâhına iletecekti. Keza Kuzey Irak Yerel Yönetimi de kontrolündeki bölgede terörün lojistik desteğini kesecek, tasfiyesine zemin hazırlayacaktı…

          “TERÖRLE MÜCADELE” SÖZÜNÜ TUTMADI…
          Ne var ki “anlık istihbarat paylaşımı”ndan sonra terör daha da azdı. Yüzlerce terörist gruplar halinde sınırdaki ve hatta onlarca kilometre içerideki karakolları bastılar, bölgenin dışındaki askerî üslere ve birliklere saldırılarda bulundular. Şehidlerin sayısı 100’leri aştı.
          Yine Ankara, 248 terörist elebaşının eşkalleriyle ve fotoğraflarıyla yer aldığı listeyi Washington, Bağdat ve Erbil’e resmen iletip terörist elebaşlarının teslimini talep etti. Birinci Körfez Savaşından bu yana Çekiç-Keşif Güç korumasında çeyrek asırdır bölgeyi denetiminde tutan ve son yedi yıldır işgalinde bulunduran ABD, göstermelik üç terörist başının Amerika’daki mal varlığını bloke etmenin dışında, Kuzey Irak’taki ve Avrupa’daki terörist başlarından bir tekinin dahi teslimini sağlamadı.
          Yüzlerce terörist elebaşısı bölgedeki şehirlerde ve köylerde serbestçe dolaşıyor,
          Dahası, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, aynen Amerikan yönetimi gibi güven vermeyen bir politikayla, “Hiçbir PKK yöneticisi topraklarımızda yok, hepsi Türkiye’de” tavrını sergiledi. “Kürt bölgesinde PKK’ya operasyon yapmak için ABD, Irak ve Türkiye arasında anlaşma yapılmadığı”nı iddia etti.
          İsrail başbakanlarından daha fazla -18 kez- ABD’ye giden Başbakan Erdoğan, PKK’nın “taşeron örgüt” olduğunu tekrarlayıp, “uluslar arası bağlantıları”nı nazara verdi. Dışişleri Bakanı, “üçlü mekanizma”nın amacına dikkat çekerek “PKK’nın lojistik desteğinin kesilmesi”nin önemini vurguladı. Davutoğlu’nun “PKK yasadışı yollarla uluslar arası destek alıyor. Müttefiklerimiz Kuzey Irak’ta terör örgütüne finansal destek veriyor. Müttefiklerimizden teröre karşı tavır ve dayanışma bekliyoruz” sitemi ve şikâyetinden de bir sonuç çıkmadı.
          Bu arada ABD’nin “nükleer enerji” bahanesiyle hedef yaptığı İran’ı istikrarsızlaştırıp karışıklığa itme maksadıyla bu ülkeye yönelik terörü yapan PKK’nın İran kolu PEJAK’a her türlü silâh ve lojistik desteği verdiği uluslar arası arenada açığa çıktı.

          “ABD İLE AÇIK VE İLKESEL DIŞ POLİTİKA”!
          Kısacası ABD, kontrolündeki Kuzey Irak’taki ve Kandil Dağlarındaki terörü tasfiye sözünü yerine getirmedi. Üstelik, kaos ve kargaşaya sürüklediği Irak’ta etnik ve mezhebî ayırım kotası kontenjanıyla fitne tohumlarını ekti. Anayasayı bu “fitne kotası” üzerine hazırladı. Hükûmetlerin bu kota üzerine kurulmasını zorladı…
          Gelinen süreçte, Irak’ta PKK bayrağı çekilen terör örgütü büroları kapatılmış değil. Bunun yanı sıra terör örgütünün finans kaynaklarına dokunulmuyor, üstelik lojistik ve finansal destekte bulunuluyor; nüfuz ticaretine, uyuşturucu ve silâh kaçakçılığına resmen göz yumuluyor…
          Özetle PKK bağlantısı son “skandal belgeler”le sırıtan ABD, belli ki sözkonusu silâhları terör örgütüne vermiş. “Wikileaks belgeleri”nde özellikle ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra PKK’nın tamamen CIA ve MOSSAD’ın güdümüne girdiği ifşaatıyla ortaya dökülüyor.
          Ne var ki AKP hükûmeti bunun hesâbını soracak yerde, hâlâ kamuoyunu oyalama ve ötelemeyle örtbasa uğraşıyor.
          Başbakan, hâlâ “Hele Wikileaks eteklerindeki taşları bir döksün” diye fevkalâde ciddî iddiaları savsaklayıp öteliyor, bir tek “İsviçre bankalarında sekiz hesabı olduğu” iddiasını yalanlamakla kalıyor. Dişişleri Bakanı, bunca ifşaattan sonra hâlâ tecâhül-ü ârif yapıp, “ABD’yle açık, ilkesel, küresel ve bölgesel barışı hedefleyen dış politika izliyoruz” diye geçiştiriyor…
          Ne biçim “açık ve ilkesel bir politika” ise…

          02.12.2010
        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.