- Bu konu 4 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
26 Temmuz 2009: 16:02 #655793
Anonim
Anne-baba hukukunun önemini;
her halûkârda onlara itaatin ehemmiyetini;
hangi sebeple olursa olsun onları kırıp, rencide etmenin yasak olduğunu;
onların rızalarını ve memnuniyetlerini tahsil etmenin farz-ı ayn olduğunu
hemen hemen bilmeyenimiz yok gibi…Evlât için Allah’ın rızasının anne-babanın rızasından geçtiğini;
dünya ve ahiret, huzur ve saadetinin tılsımlı anahtarının anne-babanın elinde olduğunu;
ebeveyni incitip rencide etmenin Yüce Allah’ı ve sevgili Resulünü incitme anlamına geldiğini;
anne-babayı şu veya bu şekilde rencide edenlerin her iki dünyasının da tehlikeye gireceğini de her evlâdın bilmesi gerektiğini zannediyorum.“Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın ‘öf’ bile deme (İsra Sûresi: 23)” âyetindeki açık ve kesin emr-i İlâhi’yi tekraren izaha gerek var mı? bilemiyorum. Özellikle buradaki “öf bile deme” ifadesindeki ihtar ve ikazını ciddiye almamanın getireceği sonucu her evlâdın göz ardı edeceğini tahmin ediyorum.
Bu âyet-i Kerime muvacehesinde Bediüzzaman’ın “… Kur’ân nazarında validemin hukukları ne kadar ehemmiyetli ve ukukları ne derece çirkin olduğunu gösterir” yorumunu dikkate almakta fayda var. Sebeb-i vücudumuz olan anne-babaya şefkat ve merhametin sebep ve nedenlerini saymakla elbette bitiremeyiz. Anne karnında iken ölünceye kadar evlâdı için her zahmeti ve meşakkati göze alan, her fedakârlığa zevkle ve şevkle katlanan ve bütün bunları hiçbir karşılık beklemeden yapmayı vazife bilen anne-babanın bu akıl almaz fedakârlığını daha henüz anne-baba olma makamına erişemeyen bir çok genç bilemez. Bir yönü ile anne-babanın bu hali fıtrî bir haldir. Sonradan kazanılmış ve elde edilmiş bir durum değildir.
Bu meyan da Efendimizin (a.s.m); “Allah’ın rızası, babanın rızasını kazanmaktadır. Allah’ın gazabı da babayı kızdırmaktadır” sözü ile evlât üzerinde baba hukukunun önemini göz önünde bulundurmak gerekir. Gerçek ve doğru olan şudur ki; her evlât hiçbir özür beyan etmeden, haklı veya haksız hiçbir sebep öne sürmeden anne ve babanın rızasını tahsil etmenin gayretinde olmakla vazifelidir. Bu yolda azamî şefkatini ve merhametini esirgememelidir. Ve bütün bunları yaparken de hiçbir karşılık beklemeden, Allah için Lillah için yapmalıdır.
Yaptıklarını Allah için yaptığının delilini de Bediüzzaman şöyle tesbit ediyor: “Onlar ihtiyar oldukları ve sana hiçbir faydaları kalmadığı ve seni zahmet ve meşakkate attıkları zaman daha ziyade muhabbet ve merhamet ve şefkat etmektir. (Sözler, S: 583)
Demek oluyor ki anne babayı sevmenin, onlara saygı duymanın ölçüsü, onları Allah için sevdiğimizin delili bizlere ev, araba aldıkları için veya her türlü maddî ihtiyaçlarımızı gördükleri için değil,
tam aksine bize hiçbir faydaları dokunmadığı zaman,
daha da ötesi ihtiyarladıklarında,
hasta olduklarında,
bakıma muhtaç olduklarında,isteyerek, yüksünmeden onların yardımına koşuyorsak, onlara şefkat ve merhametle yaklaşıyorsak, işte o zaman gerçek mânâda onları Allah için sevip sayıyoruz demektir.
Bilhassa gençler tarafından yanlış anlaşılan bir durum anneler ne ise de babalarının kendilerine haksızlık ettiklerini, hatta kendilerini sevmediklerini, bu yüzden aralarında anlaşmazlıkların vukua geldiklerini söylemeleri oluyor. Kayıtsız şartsız hemen her babanın evlâtlarını sevdiklerini, bunun fıtratın bir gereği olduğunu söylediğimizde, tatmin olmayıp itirazlarda bulunduklarını görüyoruz.
Konu ile alâkalı olarak bakın Bediüzzaman neler söylüyor: “Madem peder kimseyi değil yalnız veledinin kendinden daha ziyade iyi olmasını ister; ona mukabil veled dahi pedere karşı hak dâvâ edemez. Demek valideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münâkaşa yok. Zira münakaşa, ya gıpta ve hasedden gelir–pederde oğluna karşı o yok–veya münakaşa haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki pederine karşı hak dâvâ etsin. Pederini haksız görse de ona isyan edemez. Demek, pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır. (Sözler, S: 583)
Hüseyin GÜLTEKİN
26.07.2009
Yeniasya26 Temmuz 2009: 16:52 #751472Anonim
@HuSeYni 146292 wrote:
“Madem peder kimseyi değil yalnız veledinin kendinden daha ziyade iyi olmasını ister; ona mukabil veled dahi pedere karşı hak dâvâ edemez. Demek valideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münâkaşa yok. Zira münakaşa, ya gıpta ve hasedden gelir–pederde oğluna karşı o yok–veya münakaşa haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki pederine karşı hak dâvâ etsin. Pederini haksız görse de ona isyan edemez. Demek, pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır. (Sözler, S: 583)
çok önemli bir mevzu
Allah razı olsun kardeşim1 Ağustos 2009: 16:20 #751995Anonim
Enes bin Malik (R.A)’dan şöyle rivayet edilmiştir:
“Alkame adında bir genç vardı. Şiddetli bir hastalığa tutuldu ve yatağa düştü. Onun hanımı Hz. Peygamber (S.A.V)’e gelerek: “Ya Resulallah! Kocam son nefesini vermek üzeredir.” dedi. Hz. Peygamber (S.A.V), Hz. Bilal, Hz. Ali, Selman-ı Farisi ve Ammar’a: “Gidin, Alkame’nin durumunun nasıl olduğuna bakın!” buyurdu. Bu sahabeler gelip, Alkame’ye: “Ya Alkame! Şehadet getir.” dediler. Alkame, bir türlü şehadet getiremeyince, Hz. Bilal (R.A) gelip durumu, Hz. Peygamber (S.A.V)’e haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V): “Ana-babası hayatta mı?” diye sordu. Hz. Bilal (R.A): “Babası öldü yaşlı bir annesi var.” dedi.
Hz. Peygamber (S.A.V): “Ya Bilal! Alkame’nin annesine git, benim selamımı söyle. Gelebilirse yanıma gelsin. Gelemezse ben onun yanına geleyim.” buyurdu. Hz. Bilal, kadının yanına gelip, durumu anlatınca; kadın: “Onun huzuruna gitmek bana düşer.” diyerek, bastonunu aldı ve Hz. Peygamber (S.A.V)’in huzuruna geldi. Hz. Peygamber (S.A.V): “Alkame’nin durumu nedir?” diye sordu. Kadın dedi ki: “Ya Resulallah! Alkame, çok namaz kılan, sadaka veren biridir. Ama ben ona dargınım. Çünkü hanımını bana tercih ediyor.” O zaman Hz. Peygamber (S.A.V) buyurdu ki: “Annesi Alkame’ye darıldığı için şehadet getiremiyor. Ya Bilal! Git biraz odun hazırla. Gelip onu yakacağım.” Bunu duyan kadın dedi ki: “Ya Resullulah! Oğlumu mu yakacaksın? Hem de benim gözümün önünde. Ben buna dayanamam.”
Hz. Peygamber (S.A.V) buyurdu ki: “Allah’ın azabı çok şiddetli ve süreklidir. Eğer Allah’ın onu bağışlamasını istiyorsan, ona hakkını helal et. Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ona dargın durduğun sürece, namazının ve sadakasının ona bir faydası olmaz.” Bunun üzerine kadın dedi ki: “Ya Resulallah! Allah-u Zülcelal’i, seni ve beni buraya getireni şahit tutuyorum ki, ben Alkame’den razı oldum.”Hz. Peygamber (S.A.V), Hz. Bilal’e: “Ya Bilal! Git, Alkame’nin durumuna bak!” buyurdu. Hz. Bilal (R.A), Alkame’nin evine gelince, şehadet getirdiğini ve vefat ettiğini gördü. Durumu Hz. Peygamber (S.A.V)’e bildirdiler. Yıkanıp kefenlenmesini emretti ve bizzat kendisi namazını kıldı ve kabrin başına gelip şöyle buyurdu: “Ey muhacir ve ensar topluluğu! Her kim hanımını, anasından üstün tutarsa, ona Allah’ın laneti vardır. Onun ne farz ne de nafile ibadeti makbul olmaz.” (R. Nasihin)
Onun için Ebu Derda (R.A) şöyle demiştir: “Bir adam bana gelerek: “Benim bir hanımım var. Annem onu boşamamı istiyor. Ne yapayım?” diye sordu. Ben de ona Hz. Peygamber (S.A.V)’in şu hadis-i şerifini söyledim: “Ana-baba, cennet kapılarının ortasıdır. İster o kapıyı kaybet, istersen muhafaza et.” (Tirmizi)
Musa (A.S), Allahu Zülcelal’den dokuz defa nasihat istedi. Hepsinde de Allah-u Zülcelal, ana-babaya itaat etmesini isteyerek şöyle buyurdu: “Ana-babasına iyilik edenleri, dünyada sevdiklerim arasına alırım. Kabirde onlara arkadaş olur, mahşerde merhamet ederim. Sıratı geçirir, cennette onlarla vasıtasız konuşurum. Ana-babasına âsî olan, peygamberler gibi çok amel etse, amelini kabul etmeyip, onu cehenneme atarım. Ana-babasına itaat edeni de, bana karşı kusurlu olsa da, affederim.”
İşte ana-baba hakkı böyledir. Onun için onların hakkını almak, gönüllerini hoş tutmak ve daima onlara iyilikle muamele edip rızalarını kazanmak için gayret göstermek lazımdır. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “öf!” bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de:
“Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.” (İsra; 23-24)9 Ağustos 2009: 11:56 #752564Anonim
tam aksine bize hiçbir faydaları dokunmadığı zaman,
daha da ötesi ihtiyarladıklarında,
hasta olduklarında,
bakıma muhtaç olduklarında,isteyerek, yüksünmeden onların yardımına koşuyorsak, onlara şefkat ve merhametle yaklaşıyorsak, işte o zaman gerçek mânâda onları Allah için sevip sayıyoruz demektir.
Rabbim her halukarda anasina babasina sefkat ve merhamet eden kullarindan eylesin…AMin…
…………………………….;
“Ey muhacir ve ensar topluluğu! Her kim hanımını, anasından üstün tutarsa, ona Allah’ın laneti vardır. Onun ne farz ne de nafile ibadeti makbul olmaz.” (R. Nasihin)
“Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.” (İsra; 23-24)
ALLAH razi Olsun.
9 Ağustos 2009: 15:07 #752580Anonim
Beli bükülmüş ihtiharlarınız olmasaydı belalar üzerinize sel gibi yağardı hadisi şerifide yaşlılarımıza sahip çıkmamızın önemi bir kez daha anlamamızı sağlıyor.rabbim onlara hayırlı evlatlar olabilmeyi nasip etsin….
12 Haziran 2011: 18:09 #793040Anonim
@ARİF 147514 wrote:
Musa (A.S), Allahu Zülcelal’den dokuz defa nasihat istedi. Hepsinde de Allah-u Zülcelal, ana-babaya itaat etmesini isteyerek şöyle buyurdu: “Ana-babasına iyilik edenleri, dünyada sevdiklerim arasına alırım. Kabirde onlara arkadaş olur, mahşerde merhamet ederim. Sıratı geçirir, cennette onlarla vasıtasız konuşurum. Ana-babasına âsî olan, peygamberler gibi çok amel etse, amelini kabul etmeyip, onu cehenneme atarım. Ana-babasına itaat edeni de, bana karşı kusurlu olsa da, affederim.”
İşte ana-baba hakkı böyledir. Onun için onların hakkını almak, gönüllerini hoş tutmak ve daima onlara iyilikle muamele edip rızalarını kazanmak için gayret göstermek lazımdır. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “öf!” bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de:
“Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.” (İsra; 23-24)
Allah razı olsun…
@nur5 146298 wrote:
çok önemli bir mevzu
Allah razı olsun kardeşim@GuL-i YaReN 148904 wrote:
tam aksine bize hiçbir faydaları dokunmadığı zaman,
daha da ötesi ihtiyarladıklarında,
hasta olduklarında,
bakıma muhtaç olduklarında,isteyerek, yüksünmeden onların yardımına koşuyorsak, onlara şefkat ve merhametle yaklaşıyorsak, işte o zaman gerçek mânâda onları Allah için sevip sayıyoruz demektir.
Rabbim her halukarda anasina babasina sefkat ve merhamet eden kullarindan eylesin…AMin…
…………………………….;
“Ey muhacir ve ensar topluluğu! Her kim hanımını, anasından üstün tutarsa, ona Allah’ın laneti vardır. Onun ne farz ne de nafile ibadeti makbul olmaz.” (R. Nasihin)
“Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.” (İsra; 23-24)
ALLAH razi Olsun.
@GÖNÜLSIZIM 148941 wrote:
Beli bükülmüş ihtiharlarınız olmasaydı belalar üzerinize sel gibi yağardı hadisi şerifide yaşlılarımıza sahip çıkmamızın önemi bir kez daha anlamamızı sağlıyor.rabbim onlara hayırlı evlatlar olabilmeyi nasip etsin….
Amin, cümlemizden…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.