- Bu konu 11 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
11 Eylül 2010: 21:24 #664584
Anonim
Anaları ağlatanlara dur demek için…
Genç nesiller darbecilerin analarını nasıl ağlattığını bilemeyebilirler. O günleri görenler, bildiklerini anlatmalı.
1961 yılıydı. Köye (Konya’nın Seydişehir ilçesine bağlı Kavak köyü) biri gazete getirmiş ve rahmetli Adnan Menderes’in asıldığını gösteren resmi herkese göstermiş. Ben 9 yaşında bir çocuğum. Günlük siyaseti takip etme şansım yok.
O akşam bizim mahallenin kadınları rahmetli halamlarda toplandılar. Annemle birlikte halamlara ben de gittim. O akşam kadınların geç vakte kadar ağladıklarını hatırlarım.
Darbeciler, milletin seçtiği başbakanı ve bakanları astılar, milletvekillerini Yassıada’ya tıktılar, ülkeyi ve anaları ağlattılar.
*
12 Mart 1971 darbesi yapıldığında lise son sınıf öğrencisiydim. Lisedeki öğretmenlerimize “Allah” dedirtmek çok zordu. Bir defasında biyoloji öğretmeni karaciğerin görevlerini anlattı. Vücuttaki şeker oranını dengelemesinden kandaki zehirli maddeleri etkisiz hâle getirmesine kadar…10 görevi tahtaya yazdı, defterlere not ettik.
“Öğretmenim karaciğerin aklı var mı? Bunları yapmak için eğitim almış mı?” diye sormuştum.Öğretmenin rengi değişti. Sınıfı süzdü. Bana bir süre baktı. Beni tesadüf mavalları ile ikna edemeyeceğini bilirdi. Yaratılış-evrim konularında sık sık tartışırdık. Bu sefer:
“Ali, haydi bu sefer Allah diyelim.” deyivermişti.
O yıllarda Allah bilgisi edinmek, tabiatın yaratıcı olmadığını Tabiat Risalesi okuyarak öğrenmek için bir grup arkadaşla Nur dersanelerine giderdik. 1971 darbesinden sonra ülkede atmosfer değişti.
Kur’an tefsiri Risale-i Nurları okuyanlar, “ayin” yaptıkları gerekçesiyle tutuklanarak hapse atılmaya başladılar.
İmanı kuvvetlendiren eserleri okumakla hapis arasında bir tercih yapmak zorunda kaldık.
Pantolonun altına pijama giyerek derse gitmeye başladık. Tutuklanırsak hapishanede pijama ihtiyacımız olmasın diye…
Darbeciler kitap okumayı yasakladı, kitap okuyanları “ayin” mavalları ile hapse tıktı.
1972 yılında Edebiyat Fakültesi öğrencisiydim. Birkaç arkadaşla kiraladığımız Karagümrük’teki Filiz Apartmanına gece yarısı polisler geldi.
Okuduğumuz Sözler, Şualar, Lem’alar adlı eserleri alıp götürdüler. Evimize ayakkabıyla girdiler, arama ve tutanak düzenleme sırasında bir sürü sigara içtiler.
Biz sigara içmez ve sigara içenlerden hoşlanmazdık. Darbe dönemlerinde polis, Risale-i Nur okuyan üniversite öğrencilerini yıldırma operasyonları yapıyordu. Bize de yapılan yıldırma operasyonundan başkası değildi. Alınıp götürülen kitapları, Av. Bekir Berk’in müdafaaları sayesinde mahkeme kararıyla çok sonra kurtarabildik.
Bir eğitimci ve edebiyatçı olarak 34 sene öğrencilerime okuma aşkı vermeye çalıştım. Darbeciler kitap okuyanları tutuklattı, sorgulattı, hapse attı. Millet olarak az okuyoruz, diye şikâyet ediyoruz. Darbeciler okumayı suç sayıyordu. Millet nasıl okusun?
*
12 Eylül 1980’de Çanakkale Eğitim Enstitüsü’nde öğretmen ve müdür yardımcısı idim. Yeni evlenmiştim.Darbeden beş ay sonra bir kış günü, poyraz eserken ve küfür küfür kar yağarken tayinim çıktı. Sivas’a sürgün edildim. Maaşım 10 lira idi, kamyoncu eşyaları taşımak için 20 lira istedi. Altı aylık hamile eşimi İstanbul’a kayınpederin evine bıraktım. Sivas’a öğretmenlik yapmaya gittim. O zamanlar icranın her tayinini durduran bölge idare mahkemeleri yoktu, mahkemeler emir komuta zinciri altında çalışırdı.
12 Eylül Darbesi öncesi sağ-sol kavgasının nasıl körüklendiğini, Alevî-Sünnî kavgalarının nasıl körüklendiğini, 5.000 gencin nasıl darbe zemini hazırlamaya kurban edildiğini anlamak isteyenlere Kader Kapımı Çaldı romanımı tavsiye ederim. 5.000 gencin anası yıllarca yas tuttu.
28 Şubat 1997 sürecinde başörtüsü sürek avı başlatıldı. İmam-hatipler, Kur’an kursları, dindar insanların açtığı yurtlar jandarma postalları altında kaldı. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağının meydana getirdiği dramı HANÇER SAPLI YÜREĞİMDE, imam-hatip liselerindeki başörtüsü yasağının yol açtığı vahşeti ÇIĞLIK romanımda anlattım. Okumanızı tavsiye ederim.
Darbeci generaller Çevik Bir, İsmail Hakkı Karadayı, Güven Erkaya, Çetin Doğan, Vural Bayazıt 27 Mayıs’ta genç birer teğmen idiler. 27 Mayısçı darbecilerden anaları ağlatmayı öğrendiler ve nice anneyi ağlattılar. Okumanızı tavsiye ederim.
Son referandum tartışmaları şu gerçeği ortaya koydu: PKK, DHKP-C, Dev-Sol her türlü sol ve sağ terör örgütü Ergenekon Çetesinin kontrolünde. MHP, CHP ile BDP ve Öcalan’ın nasıl aynı çizgide buluştuğunu görerek bu partilerin yönetim kadrosunun da Ergenekon kontrolünde olduğunu gördük. CIA ve Pentagon patentli, MOSSAD destekli “derin çete”nin daha fazla cinayet işleme gücünü kaybetmesi ve ülkemizin demokratikleşmesi, dindar insanların sürek avına tabi tutulmaması için referanduma “evet” diyeceğim.
Okuyucularımın bayramını tebrik eder, bayramın hayır ve huzura vesile olmasını Rabbimizden niyaz ederim.
Vakit
11 Eylül 2010: 21:34 #776821Anonim
Mehmet Fırıncı,
“Üstad Bediüzzaman hazretleri ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam demişti.
Hakikaten bir kısım maksatlı maddeler konulmuş ve buna da anayasa denilmiş. Dünya anayasalarının hiçbirisinde böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Dünya önünde haysiyetimizi kurtarmak için referandumda “evet” ile bu işi düzeltmemiz lazım.
İnsanların bu referanduma evet demesi lazım. Kararım siyasi değil, sadece hürriyet noktasında düşünüyorum. Biz niye ikinci sınıf demokraside yaşayalım. Almanya, Fransa, İngiltere onlardan neyimiz geri. Başka birisinin benim hakkımda her türlü şeyi yapabilirsiniz diyemeyiz. Hesabı sorulmamak üzere maddeler konulmuş. Bu maddeleri koyanlar bile şu anda bu anayasa değişebilir diyor.”
11 Eylül 2010: 21:37 #776822Anonim
Abdullah YEGIN Agabey
Said Nursi’nin, “Menfaat için çalışan siyaset canavardır.” sözünü hatırlatarak, “Biz milletin, memleketin canavarlıktan kurtulmasını istiyoruz. Kanunsuz hareketler de canavarlıktır, derebeyliktir, cahilliktir. Allah izin verirse 12 Eylül’de yeni bir anayasa için ‘evet’ diyeceğim.” ifadelerini kullanıyor.
Yeğin, yapılacak değişikliğin iyi ve yeterli anlatılması halinde halkın çoğunun referandumda ‘evet’ yönünde oy kullanacağını düşünüyor.
Ülkenin tam demokrasiye geçmesi için mevcut anayasanın mutlaka değişmesi gerektiğini dile getirirken 13 Eylül sabahı ‘evet’lerin çok çıkması halinde Türkiye’nin kazanacağını belirtiyor.
11 Eylül 2010: 21:38 #776823Anonim
bu mesele siyaset değildir.karanlık tuzaklar kuranlara dur demektir ve Allah tan bize altın tepsi ile sunulmuş bir nimettir.kaç kişi farkındadır bilemiyorum ama artık türkiye yeni bi döneme giriyor.gizliden yönetilen değil halkın hür iradesini her alanda kullanabileceği bir ülke olma yoluna giriyoruz.artık türban 411 le biyerlere takılıp kalmayacak.katsayı uygulamasının kalkması alakasız kişilerce engellenemeyecek.
11 Eylül 2010: 21:40 #776824Anonim
Abdulkadir Badıllı Agabey ,
“Bu referandumda evet demek lazım. Desteklememek demek CHP’nin isteğini yerine getirmek demektir. Ve bana göre aklı başında olan herkes Ülkücüler de dahil herkes partilerinin rağmına onlar da bu değişikliği destekliyorlar. Yani burada halkın iradesi ve halkın hakimiyeti öne çıkacaktır. “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” demişler ama hep aksini uygulamışlar. Bana göre halkın hakimiyeti sağlanmalıdır. Doğru olan budur. Halkın ekseriyetinin iradesi öne çıkmalı ve halkın sözü geçmelidir. Kimse imtiyaz sahibi olmamalıdır. Yani bazılarının çıkıp “bizim dediğimiz olacaktır” demelerini önlemek için bu gereklidir. Bana göre bu anlamda bu referandum bir ilk adımdır. Bir başlangıçtır. Bu adımı kösteklememek lazımdır” şeklinde konuştu.
11 Eylül 2010: 21:53 #776825Anonim
VEHBI KARAKAS
Üstad Bediüzzaman, “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” (En’âm, 6 /164; Fatır, 35 / 18) meâlindeki ayetin tefsirinde şunları söylemiştir:
Bir mü’minde bulunan câni bir sıfat yüzünden, diğer mâsum sıfatlarını mahkûm etmek, onu düşman görüp kin bağlamak sınırsız bir zulüm olduğu gibi, bir mü’minin kötü bir sıfatından dolayı ona küsüp, o mü’minin akrabasına da düşman olmak yine son derece büyük bir zulümdür.Şimdi yukardaki yerden göğe kadar haklı olan bu sözü, günümüze uyarlayarak veya güncelleştirerek izah etmeye çalışalım:
Terörist ve bölücü bir Kürt yüzünden, onun akrabalarını veya bütün Kürtleri potansiyel terörist, bölücü ve düşman görmek zulümlerin en büyüğü olduğu gibi, terörist bir Türk yüzünden onun akrabalarını veya bütün Türkleri potansiyel terörist saymak ve hepsini düşman görmek de yine zulümlerin en büyüğüdür. Hiçbir Müslüman, bu zulmü başkasına reva göremez. Görürse en büyük zalim olur.Bu gün maalesef ortak vatanımız olan Anadolu, Türklerin ve Kürtlerin ırkçı zalimleri yüzünden yıllardır anarşi ve terörle boğuşmaktadır. 40-50 bin vatan evladı teröre kurban gitmiştir. Doğu ve güneydoğuyu İstanbul yapacak kadar ekonomik gücümüz, bir hiç uğruna heba olmuştur. İşsizliğin, haksızlığın ve ahlaksızlığın had safhada olmasının önemli sebeplerinden biri de bu zalimler, ve onların ırkçı zihniyetleridir.
Her şeye rağmen Allah, şanlı ecdadımızın bin yıllık İslamiyet’e hizmetini zayi etmedi. Çöküşten sonra, onların torunlarını, Bediüzzaman ve onun dünya çapındaki kudsî hareketiyle ödüllendirdi. Bu ödül, evliyalar otağı, şehitler yatağı mübarek Anadolu’ya Allah’ın bir lutfu ve ikramı oldu.
Üstad Bediüzzaman gibi cihanşümül bir alimin Anadolu topraklarından ve Kürtlerin içinden çıkmış olması, Peygamberimizin misyonunu omuzlaması, uhuvvet ve ihlas risalelerini yazması, menfi milliyeti (ırkçılığı) değil de, müsbet milliyeti (İslam milliyetini) esas alması, ırkçı zalimlerin oyununu bozmuş, yeniden birlik, barış ve kardeşlik seferberliğini başlatmıştır. Her türlü anarşi ve terörün kökünü kazıyacak olan da bu iman ve ahlak seferberliğidir.
Bu harekete kuvvet vermek, bölünmeye karşı olan her Müslüman Türk ve Kürt kardeşimizin ve bütün vatandaşlarımızın boynunun borcudur.
Bizim ve ülkemizin mukaddes değerleri uğrunda koca bir ömrünü harcamış, bu yolda dünya zevki namına bir şey tatmamış, hapse, zindana, zehire, sürgüne, takibe ve tarassuda maruz kalmış bir peygamber varisinin, bir Bediüzzaman’ın bizim üzerimizdeki en büyük hakkı budur.
Referandumda bize “EVET” dedirtecek olan da bu haktır. Ta ki o mübarek Üstad’ın emekleri, acısı, sancısı, çilesi boşa gitmesin!!!11 Eylül 2010: 23:52 #776826Anonim
Dün saat 18:00’de başlamış olan seçim yasaklarını çiğnediğinizin farkındamısınız??
Bırakında insanlar azıcık rahat nefes alsınlar, Ramazan’dan bile yeterince nasiblenemedi millet bu hır gür içinde.
11 Eylül 2010: 23:57 #776827Anonim
Dün saat 18:00 da başlamış olan seçim yasakları Basın ve Yayın organları için geçerlidir. Bizim herhangi bir basın yada yayın kurumuna bağımız olmadığı gibi bilişim hukukunda da buna ilişkin bir yasa bulunmamaktadır. Dolayısıyla bahsi geçen yasakların bizlere herhangi bir dayatması yoktur hukuki boşlukdan ötürü yeni anayasa ile buna ilişkin düzenlemelerde yapılcak inşallah
12 Eylül 2010: 07:33 #776835Anonim
sandık bizi bekliyor biran önce gitmek lazım mutlu sonu görmek lazım
12 Eylül 2010: 08:26 #776840Anonim
Rabbim bu meseleye sahip çıkan hocalarımızın abilerimizin hepsinden razı olsun… onların hassasiyetleri hepimize örnek olmalı…
onların mübarek tesirleriyle inşallah evet çıkacaktır inanıyorum…paylaşım için Rabbim razı olsun…
12 Eylül 2010: 09:12 #776852Anonim
Çok şükür Oyumuzu kullandık
hayırla neticeleneceğine inanıyorum.
Dua ediyoruz inşaALLAH evet çıkacak sandıklardan…12 Eylül 2010: 11:16 #776857Anonim
oyumuzu kullandık hayırlısı olur inşaALLAH…
bende inanıyorum evet çıkacak Rabbimin izniyle… -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.